FATMA BARBAROSOĞLU’NUN PEYAMİ SAFA’NIN HİKÂYELERİYLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMESİ ÜZERİNE

Haftanın Yazısı
Ekleyen : Musa Serin , 16 Ocak 2019 Çarşamba aaa Beğen 2
FATMA BARBAROSOĞLU’NUN PEYAMİ SAFA HİKÂYELERİYLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMESİ ÜZERİNE
 
 
“KÜLTÜREL YOZLAŞMANIN PEYAMİ SAFA HİKÂYELERİNE YANSIMASI VE GÜNÜMÜZ OLAYLARIYLA MUKAYESESİ” başlıklı yazımı, sosyal paylaşım sitelerinde yayınladıktan sonra “YENİ ŞAFAK” gazetesinde Fatma BARBAROSOĞLU: “PEYAMİ SAFA’NIN HİKÂYELERİNDE ERKEKLERİN DÜNYASI” başlığıyla güzel bir yazı yayınlandı. Basını takip ettiğim kadarıyla konu hakkında başka kalem oynatan yazar-çizer de olmadı. Fatma Hanım diyor ki: “İstanbul Hikayeleri kısa kısa hikayenin 1920’li yıllardaki temsili olarak özellikle sosyolojik açıdan son derece önemli.”
Hikâyelerin önemini anlatması bakımından bu tespiti yerinde buluyorum. Hikâyeler 1920’li yılların, belki de daha ileriye giderek 1920’li yıllara gelinceye kadarki zaman diliminin aynası görünümünde benim için. “Belki de daha ileriye” gitme isteğimin sebebi ise hikâyede anlatılan “kadın- erkek” münasebetleri hemencecik 1920’li yıllarda meydana gelen şeyler değildir. Kültür yozlaşması olarak gördüğün bu gibi olaylar uzun zaman dilimi içinde meydana gelmekte ve topluma mal olmaktadır.
 Fatma Hanım, Peyami SAFHA’nın 1899 doğumlu olduğunu belirtip şöyle diyor: “Ötüken Yayınları Peyami Safa’nın Server Bedii adıyla imzaladığı kitapları seri olarak basmaya başladı. Server Bedî’lerin yanı sıra, Peyami Safa’nın İstanbul Hikayeleri de, Serhat Hamişoğlu tarafından1924 yılında Suhulet Matbaasında yapılan ilk baskı esas alınarak hazırlandı ve okuyucunun dikkatine sunuldu. Kitap 190 sayfa ve içinde 36 hikaye var. Dolayısıyla an Peyami Safa’nın 25 yaşında yayınlamış olduğu hikayeler bendeniz için altın kıymetinde. Balkan Harbi’nden I. Dünya Savaşı’na, Mütareke Yılları’na kadar toplumun en çalkantılı zamanlarına tanık olmuş henüz 25 yaşındaki yazarın kaleminde, zamanın izi, “erkeklerin hikayesi” olarak akıyor daha ziyade. Kadınların anlatıldığı hikayelerde bile metinlere daima “erkek yazar” bakışı hakim.”
Fatma Hanım hikâyelerde “erkek yazar bakışı hâkim”  tespiti yerinde bir tespit. Ben de yazımda “ Önce erkeklerde başlayan, daha sonra kadınlara sirayet eden” diye belirtmişim yozlaşmayı. “ÇILGIN BİR GECEDEN SONRA” hikâyedeki intihar olayına( bu hikaye kitabın ilk hikayesi) dikkat çekiyor ve : “ Depo taburu zabitlerinden; genç, güzel bir delikanlı...İntiharın sebebi anlaşılamamıştır. Yalnız “kadın için” diyorlardı.” Belirtikten sonra, komutanın konuyu araştırdığın belirttikten sonra: “Kumandan kendisine aktarılan bu kısa bilgi ile yetinmez en yakın arkadaşından merhumun hikâyesini dinler:
“Kadri benim çok sevgili, çok samimi, çok candan arkadaşımdı. Birbirimizin hem arkadaşı, hem mahrem-i esrarı hem de akıl hocası idik...Esasen adi zenperestlikten çok kaçardı. Beyoğlu kadınlarından hiç hoşlanmadı. Tepebaşındaki bara, Galatasaray’daki çalgılı kahvelere bir kere bile ayak basmadı. Randevu evlerinden daima nefret etti. Hayır! Onun bir tek mefkuresi vardı. Daima onu arıyor onu bulmak istiyordu ki yüksek alemlere mensup, kibar, asil bir kadın tıpkı romanlarda olduğu gibi ona aşık olsun ve onu yanına alsın.”
“Tıpkı romanlarda olduğu gibi” ibaresine dikkat çekip “ genç kızların erkeklerden daha önce romanları okuya okuya kendilerini geliştirdiğini Fatma Hanımın ifadesiyle “etkilendiğini”, erkeklerin ise daha sonra romanlardan etkilendiğini” belirtiyor.
“Kadın, genç subayı önce arabasına sonra evine davet eder. Subay derhal “davete” icabet eder.” Alıntısı benim dikkatimden kaçmış olmalı ki bugünün olaylarıyla nasıl da örtüşüyor. Anne ve babaların yavrularına, yeni yetişen genç kızlarına ve erkeklere sıkça tembihledikleri “aman yavrum tanımadığınız, bilmediğiniz birisinin arabasına binmeyin, sakın ha verdikleri şeyleri alıp yemeyin” öğütlerinin ta… o zamanlardan yapılması gerektiği düşüncesi hasıl oldu bende. Ama genç bir zabit, çocuk değil ki, aklı başında nasıl anlatır annesi öyle bir durumu…
“Yazar kahramanının çelişkili dünyasına dair bize hiç fikir vermiyor.” Elan doğru.  “Beyoğlu kadınlarından hiç hoşlanmadı” ibaresini düşmüş ama yukarıda günümüz olaylarında anne ve babaların yavrularına öğütlerinde belirttiğimiz gibi genç zabit bir çocuk gibi hemen kadının ağına düşüvermiş.
“ Hikayenin sonunda önce arabasına sonra evine davet eden kadının harp zenginleri sayesinde zengin bir fahişe olduğunu öğreniyoruz. Zengin fahişe “küçük asker” ile oyuncak gibi oynamış sonra onu bir daha “eline almamıştı”.
 Zabit olmuş, mürekkep yalamış birisi kadının teklifi karşısında biraz düşünmeli, temkinli hareket etmeliydi. Kadının “zengin bir fahişe” olduğunu tahmin edebilmeliydi.
Fatma Hanım, günümüz hoca efendilerine de bir sitemi var ve Fatma Hanım çok haklı:
“YouTube’a girerek “kanaat önderi hoca efendilerin”, evlilik konusunda sadece genç kızlara, kadınlara hitap eden “söylem”lerine şöyle bir kulak verin. Mikrofon önünde konuşan hocalar, içinde yaşadıkları cemiyetin erkekleri hakkında, onların değerler dünyası hakkında hiçbir fikre sahip değil mi?
Ya da sahip oldukları için mi, erkekleri muhatap alınamayacak özneler olarak görüyorlar?
Erkekler, niye erkekler hakkında konuşmuyor da sürekli kadınlar hakkında konuşuyor?”
Cemiyeti yaşanmaz hale sokan, suç fabrikası olarak üretim yapan üçüncü sayfa haberlerinin erkekleri, niye ilahiyatçıların gündeminde değil?” Hoca efendiler varsa yoksa “kadınlar şöyle giyinsin, aman şu şekilde hareket etsin” vs anlatımlarında cemiyetin bozulmasında erkeklerin hiç kabahati yokmuş gibi (sanki cemiyetin bozulmasında tek suçlu kadın) verdikleri vaazlarına hala da devam etmektedirler.
 “Balkan Harbi’nden I. Dünya Savaşı’na, Mütareke Yılları’na kadar toplumun en çalkantılı zamanlarına tanık olmuş henüz 25 yaşındaki yazarın kaleminde, zamanın izi, “erkeklerin hikâyesi” olarak akıyor daha ziyade.” Fatma Hanımın bu cümlesinde geçen “zamanın izi” öneme haiz bir ifade. Fatma Hanımın ifade etmek istediği Peyami SAFHA’nın hikâyelerinin yaşadığı devirin aynasıdır. Hikâyeler yaşanılan zaman diliminin nasıl bir ahlaki çöküntü içinde olduğunu belirtmesi bakımından “zamanın izi” olma özelliğini taşıyor.
Fatma Hanımın hoca efendilerle ilgili söylediklerine sanki cevap gibi İhsan ŞENOCAK cemiyetin bozulmasıyla ilgili dikkat çekici şeyler söyleyip kabahati kendilerinde buluyor. Bir bakıma Fatma Hanımı haklı çıkarıyor. Diyor ki İhsan ŞENOCAK:"Evet efendim. Ateizm artıyor, neden? Bizden dolayı… Yani hocalardan dolayı. Hocanın bir yaşantısına bakıyor. Adam, Hz. Peygamber'in (S.AV) Taif’te taşlandığını anlatıyor. Ama TV’nin müseccel dinsizleri onu taşlar diye Allah’ın ayetlerinden o an duruma göre söylemesi gerektiğini söylemiyorsa o gençler gider işte… Derler ki; ‘Bu nasıl bir İslam?” **
Fatma Hanım’ın değerlendirmelerini okuduktan sonra; “keşke diğer hikâyeleri de değerlendirseydi de ufkumuzun genişlemesine, erkeklerin birazcık olsun bakış açılarının değişmelerine sebep olsaydı” diye de hayıflandım.
Kaleminize, yüreğinize sağlık Fatma Hanım. Kaleminiz dert görmesin.
Selam ve dua ile
Allah’a emanet olasınız.
Musa SERİN, 12.01.2019,ERZURUM
 
Not: Fatma BARBAROSOĞLU’nun yazısı için (11.01.2019 YeniŞafak)
** Milli Gazete, 09.01.2019
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...