Günebakan


 

      Filtre kahvenin dibinde yaşam tortusu aramak gibi, alakasız bakıyorum, hayatın üzerimde ördüğü duvarlara. Kiremit kiremit üstüne, süzülerek geldiğim nice yaştan yaşanmışlıktan sonra, günebakan çiçeğimle konuşuyorum hayalimde, geçen yazdan kalma...Günebakan çiçeğimin bir insan boyunda dimdik, her sabah önce güneşi, sonra bizi selamlayışı hiç aklımdan çıkmıyor...Günlük telaşlardan uzak, tek meşgalesi büyümek ve güneşe yüzünü döndürmek olan bu endamlı sarı çiçek heybetiyle gözümü dolduruyor...

 

      Adana' da bazı tarlaların sırf günebakan çiçeği olduğunu hatırlıyorum sonra. Geçmişin tortusu yazdıkça kayboluyor ve günebakan çiçeğim rüzgarla sallanıyor. Belki istediğim, hayal ettiğim kadar çekirdek vermeyecek bana mevsimin sonunda, ama olsun. Yüzünü güneşe dönmüş ya, bu çabası bile görülmeye değer...

 

      Bütün mesele, güneşe bakmak dedim sonra kendi kendime, gölgede bırakmamak duyguları, hayalleri, küflenmiş ne varsa işte, bizi biz yapan her şeyi. Eskiler, yatak yorganı, kilimi, minderi bile günletirdi, yani güneşte bekletirdi. Küflenmesin, havalansın, arınsın diye, kışın rutubetinden, bezginliğinden...

     

      "Pamuk şekeri yemek için, şekercinin yolunu bekleyen çocuklardık hepimiz, hangi ara ellerimiz nasırlaştı, zihnimizin pamuk tarlalarında, pamuk toplamaktan?"

     

      Hayatın, üstümüze yapıştırdığı dikenlerle, bir kirpi gibi yuvarlanıyoruz. Hatta, kimseler bizi üzmesin diye, tor top olmuş, içimizde saklanıyoruz. Ne ara, güneşi unuttu, pamuk yüreklerimiz? Umudu, duayı, karşılıksız, ön yargısız, hile yapmadan, oyunlar kurmayı?

     

      "Şehirleri betonlaştıran zihinlerimiz, buz gibi artık ve kime güveneceğimizi değil, kendimize nasıl güveneceğimizi bilmiyoruz!"

     

      Günebakan çiçeğimin dibine oturdum neden sonra... Çocukluğumda biriktirdiğim koleksiyonları saçtım, göğün yüzüne. Kartpostal, peçete, pul, gazoz kapağı, çikolata kağıtları, misket, ilginç taşlar ve daha neler neler! Hepsi de paha biçilmez koleksiyonumun birer parçası. Çocukluğumda hiç küf biriktirmediğim için sevindim. Öfke ya da kin, kıskançlık ya da nefret de...Çocuk olmak hiçbir şeyi enine boyuna düşünmeden, sadece akışta kalmak sanırım. Bakkal duvarının arkasına saklanıp, gazoz içen müşterilerin, şişelerinden kalan içeceği içmek. Duvarlarda, çatapatın dansına bırakmak hayallerini. Tehlikeli sayılacak şeyleri, hiç düşünmeden yapmak...O zamanki rahatlığımızın yerini fazla düşünmek aldı, her detayı. Akışı unuttuk. Fotoğraf çekerken, ânı kaçırmak gibi biraz...

     

      Günebakan çiçeğim tam da o anda konuştu benimle! Eteğimdeki hayalleri toplayıp, ruhuma çekidüzen verdim, işte tam da o anda. Şöyle bir dik dur önce! dedi, hemen dağılma dört yana. Kaldır başını! dedi, uzatırsan yüreğini, işte güneş hep orada! Bir sevda idi günebakan çiçeği için yaşamak. Güneşi seyredişinden anladım. Mütevazı ve sabırlı, çekirdeklerini kargaların yemesini umursamayacak kadar da güçlü gördüm onu. O, güneşe baktı, ben ona. Günebakan d/oldum...

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


4 Yorum
09.03.2021 - 00:04
Şule Hanım merhaba. Gönülden kutluyorum. Akıcı, insanın ruhuna işleyen etkili bir diliniz var. Hem öykü hem deneme türünün özelliklerini yazınızda başarıyla harmanlamışsınız. Yazınızı keyifle ve duygulanarak okudum. Kaleminize sağlık. Selam ve sevgilerimle.

Sevim hocam, çok teşekkür ederim, çok mutlu ettiniz beni, yüreklendirdiniz! Bütün kadınlarımıza gelsin, "Günebakan" isimli yazım. Sizin vesilenizle "Edebiyat ve Sanat Akademisi" aileme, ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum. Daha nicelerine inşallah, hep birlikte...Benden de selamlar, sevgiler...:)

09.03.2021 - 08:42
Ne güzeldi hayat ne kadar saf ne kadar temiz duygularimız vardı. Herkesi kendimiz gibi bilirdik doğru dürüst çıkar düşünmeyen. Arkadaşlık dostluk çok değerliydi. Belki de sokaklarda ki son nesildik bizler Şimdi çocukları bilgisayarlar esir aldı. Ama hayat bu işte bir çok şey yaşanarak öğreniliyor. Kutlarım içtenlikle Şulecan...

Doğru diyorsun Ahmet ağabey! Geçmiş, bir özleme dönüştü içimizde. Ama umut olmalı daima ve inanç, bir de güzel bir nesil hayali. Onlar da evlatlarımız olacaklar inşallah. Teşekkür ederim geldiğin için. Sosyal medyada, beni daima destekleyen, ağabey gibi ağabeysin! Rabbim, sağlık, güzellik versin. Kalemine, ömrüne bereket! :)