HÜZÜN İÇİMİZDE


11.5.2017

 


Hüznün o kayıp adresini bilir misiniz?

Ben bilirim.

Ben bilirim ki hüzün, bir uzun cümledir bitmeyen. Sonu gelmeyen bir gece, dinmeyi bilmeyen bir uzun yağmurdur hüzün. Karanlıklara düşen gözyaşında, boşluğa karışan uzaklarda saklıdır belki de hüzün.

Suskunluğa bulaşan bir kadındır ya da hüzün; yanağını otobüsün camına yaslayıp içinden içine bir yolculuğa uzanan o mahzun bakışlarda gizlidir hüzün. Elinde kalın bir kitap, parmaklarıyla saçlarında bir garip gezintiye çıkan ve onun uzaklara akıp giden gözlerinde duyumsatır kendini bize hüzün.

Evinin penceresinden dışarıya sarkan kız çocuklarının saçlarına yapışan meraklı bir bekleyiştir belki de hüzün. Kuşların kanadına rengarenk uçurtmalar takan bir uçarı bakış, o masum yanaklardan akan bir mahcup gülüştür ya da hüzün.
 
Şiirdir hüzün, şairdir. Ahmet Haşimler, Turgut Uyarlar, İsmet Özeller ’de kendini bulur belki de hüzün. Onların şiirlerine, acılarına, hayatlarına yapışan, damarlarından akan acı bir gerçektir hüzün.

Hüzün romanlardır aslında. Bizi çepçevre kuşatan, yoran, düşüren ve tekrar ayağa kaldıran romanlarda saklı bir hazinedir hüzün. Peyami Safa'dır hüzün; Yalnızız romanında Samim’dir, Necile’dir. Ahmet Hamdi Tanpınar’dır hüzün; bir türlü kavuşamayan Mümtaz’dır, Nuran’dır, Huzur’dur yani hüzün. Sevmektir ama, kavuşamamaktır; aşktır hüzün. Sabahattin Ali’nin o ölümsüz romanlarında birleşemeyen dünyalardır belki de hüzün.

Hikâyenin kendisidir asıl hüzün. Mustafa Kutlu’da vücut bulmuş halidir. Beyhude Ömrüm’dür, Yoksulluk İçimizde’dir hüzün… her biri ayrı ayrı alıp püskürtür çünkü üzerimize hüznü. Ve… Tirende Bir Keman. Orada Kenan ve oğlu Sado… hüzün değildir de nedir?

Sadri Alışık’ın gülüşünde, siteminde, duruşunda hayat bulur bazen hüzün; Türkan Şoray’ın kapkara gözlerinin tiril tiril titreyişinde, ya da Yılmaz Güney’in kıtalar boyu o upuzun susuşunda. Ve Şener Şen’in Muhsin Bey olup çiçeklerle konuşmasında birdenbire ekranda büyüyüverir bir hüzün, gelir başköşeye oturuverir.

Her gün bizi sabahın koynuna sokup ötelerden akıp gelen Farid Farjad’dır bazen hüzün. İstanbul’dan gelir bazen tınısı, bazen Tahran’dan. Onun soylu ve yoksul ve yetim kemanından boşanan sestir işte hüzün. Nefestir. Ve bazen Sezen Aksu olur bu hüzün; onun buğulu sesine karışır kelimeler, harf harf dünyalara dökülür, akıp gider… türkü olur, şiir olur, bakış olur, söz olur… 

Hüznün o kayıp adresini bilir misiniz?

Ben bilirim / ama anlatamam.

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


6 Yorum
11.05.2017 - 18:23
Sayın Muhittin Bulut, yazmış olduğunuz denemenin anlam derinliği gerçekten çok güzel. Hüzün ancak bu kadar ayrıntılı ve dolu dolu anlatılabilirdi. Sevdiğim bir söz vardır hüzünle bağdaştırdığım onu da eklemek isterim. "Hissettiğin kadar kalbinde, söyleyemediğin kadar dilindedir.." Saygılarımla.

12.05.2017 - 01:54
Hüzün gideceğin yola davettir,gitmek istediğin yola çıkman için davettir,hüzün Rahmandan bir misafirdir gönüle gelen...Rasûlullah (s.a.v.)’den şu hadîs-i şerifi rivayet etmektedir: "Mümine isabet eden ve onu üzen hastalık, sıkıntı, hüzün ve elem gibi şeylere karşılık Allah Teâlâ kulunun günahlarını siler. Bu nevi musibetler günahlara kefaret olur." o nedenle anlatılmaz yaşanılır,güzel bir yazıydı tebrikler ederim kardeşimi,selam ve dua ile.

12.05.2017 - 18:30
Güzel bir yazıydı... gönlünüze sağlık...

12.05.2017 - 23:52
hüznü çok güzel anlatmışsınız...tebrikler...

13.05.2017 - 22:28
''Hüzün ki en çok yakışandır bize'' demiş şair büyüğümüz Hilmi Yavuz... Hayatın içinde iki kardeş gibidir mutluluk ve hüzün. Şairler çokça beslenir hüzünden... Bazen yürekten düşen bir sevgili hüzün verir, bazen vatanın zora dara düşmesi, şair duru mu yazar hemen. Hüzün katıktır şairin dizelerine ... Güzel bir yazı kutlarım içtenlikle...

14.05.2017 - 08:54
Hüznü başarıyla ve duyarlılıkla gözlemlemiş, dolu dolu yaşamış ve özgün cümlelerle tanımlamışsınız. Adeta hüznün izini sürmüş ve hüznü keşif yolculuğuna çıkmışsınız. Okuru da bu keşif yolculuğuna çıkartmışsınız. Ben kendi adıma bu yolculuktan çok keyif aldım. Hüzün ancak bu kadar özgün anlatılabilir. Hayatın içinden kesitlerle ( çoğumuzun görebileceği kesitler) ve başarılı tahlillerle hüznün fotoğrafını çekmişsiniz bir anlamda. Resmini de çizmişsiniz diyebilirim. Hani betimleme için yapılan klâsik tanımda olduğu gibi; "sozcuklerle resim çizme sanatı "na güzel bir örnek olmuş yazınız. Bu arada hüznün adresi bana göre, insandan yola çıkarsak, önce gözlerdeki bakıştır. Sararan yapraklar da hüzün taşır renginde. En derin hüznü, ölümün ardından yaşanan anlarda duyarız. Her ayrıntı hüznün en keskin en ağır halidir. Ama insanoğlu o ağır hüznün de altından kalkabilmeyi başaracak güçle donatılmış çoğu kez. Kalkabilmeli de... Hüznünün onu sürükleyip götürmesine izin vermemeli. Hüzün, peşinden fazla sürüklenmeden yaşanırsa güzel ve yararlıdır da. O ince çizgiye dikkat etmek koşuluyla. Muhittin Bey, "hüzne " dair yazılmış bu özgün yazınızdan dolayı sizi kutluyorum. Bu vesileyle ben de "hüzün"le ilgili duygularımı paylaştım. Buna da vesile olduğunuz için teşekkür ederim. Yorumumun uzun oluşuyla sürç- i lisan ettiysem hoşgörün. Saygılar. Selamlar.