İBRAHİM TENEKECİ’NİN “TABİATI DUYGUYA ÇEVİRMEK” DENEME YAZISI ÜZERİNE BİR DENEME ÇALIŞMASI

Ekleyen : Musa Serin , 21 Ocak 2019 Pazartesi aaa Beğen 1
İBRAHİM TENEKECİ’NİN “TABİATI DUYGUYA ÇEVİRMEK” DENEME YAZISI ÜZERİNE BİR DENEME ÇALIŞMASI

İbrahim TENEKECİ’nin “ GELDİK SAYILIR” kitabını okudum bir solukta. Deneme türüne güzel bir örnek GELDİK SAYILIR. Profil yayıncılık tarafından yayınlanmış. İki bölümden oluşan kitabın, GELDİK SAYILIR( Kitaba da adını veren bölüm) bölümünde 36, GÜZEL SERİNLİK adını taşıyan bölümde ise 16 olmak üzere 50 deneme bulunmaktadır. Kitap 197 sahife, pırıl pırıl bir baskı, akıcı bir dil…
Akıcı bir dil dedim de: Bazı İslamcı yazarçizerler yeni-modern denilen dili kullanmayı çok severken İbrahim Tenekeci yaşayan Türkçe ile halkın anlayacağı dili kullanmış. İyi de etmiş. Denemeler daha çok yazarın gezdiği, gördüğü yerlerdeki tabiatın güzelliklerini anlatmış. Anlatırken tasvirler güzel ve anlaşılır üslup içinde kaleme alınmış.
Kitabın birinci denemesinin adı da “TABİATI DUYGUYA ÇEVİRMEK” adını taşımakta, yazarçizer insanlara seslenirken özellikle şairlere seslenmektedir. Tabiattan ilham almak, tabiatın dinlendirici atmosferinden faydalanmak, şehrin sıkıcı havasından bunalan ruhu dinlendirmek… İşte tabiatla iç içe olamayan şairlere seslenerek, “ Kiraz ağacı ile vişne ağacını birbirinden ayıramayan çok sayıda şair tanıyorum. Ayağı topraktan kesilen şair, şiiri de dört duvar arasına hapsetmiş oluyor. Hal böyle olunca da yaşayan ve ikna eden şiirden bahsedemiyoruz.”( sy.13)  Ne kadar güzel ve yerinde bir uyarı, yerinde bir ikaz.  “Günümüz şiirinin inandırıcılık sorunu var” diye de Ahmet Murat’tan bir alıntı yapmış.
“Şiirimiz hava almalı. Fakat bunu, pencereyi açarak değil; şehir dışına çıkarak, dünya yolculuğumuz esnasında bize eşlik edenleri yakından tanıyarak yapmalıyız. Canlı ve samimi bir şiirin peşindeysek eğer, hayatın en diri olduğu yerlere gitmeliyiz. Gerçek hayatı ve samimiyeti şehirlerde veya dört duvar arsında değil, tabiatta bulabiliriz, diye düşünüyorum. Elbette iyi bir şiir için masa başı çalışması ve iyi bir kütüphane şart. Şiiri odaya hapsetmek derken, işçilik, disiplin ve şiir görgüsünün önemini hafifletmeye çalışmıyorum. Bunları ‘elde var bir’ olarak gördüm, görüyorum.”(sy.13)
İbrahim TENEKECİ, kendisi bir tabiat aşığı olduğu için sık sık dağlara, vadilere gezi düzenleyip temiz havayı teneffüs ederken, dağlarda “şırıl şırıl” akan temiz ve berrak suları yudumladığı gibi şiirin de dağlara çıkıp hava almasını, “şırıl şırıl” akan pınarlardan su içmesini istiyor.”Ve bilgi, çoğu kez tabiat üzerinden akar. Tabiat, insanın aslıdır.” “Tabiat insanın aslıdır” derken, topraktan geldik yine toprağa dönecek olmamızı mı hatırlatmak istiyor diye de düşündüm.
“Şair, yaprağın neşesini görebilmeli, taşların sesini duyabilmeli, suyun akışını yazabilmelidir. “Şırıl şırıl” derseniz, suyun akışını yazmış olamazsınız.”
 İşte burada bir öğretmen arkadaşımın başından geçen bir macerayı anlatmanın, tam yerinde olacağını düşünüyorum. Arkadaşım diyor ki: “Eskiden öğretmen okullarına girişte yazılı imtihanlardan sonra sözlü imtihanlarda yapılırdı. Ortaokulu bitirip öğretmen okulunun yazılı imtihanlarını kazandım ve beni sözlü imtihana çağırdılar. İmtihan sırası bana geldiğinde usulca içeri girdim ve gösterilen sıraya oturdu. Benim heyecanlı olduğumu düşünmüş olacaklar ki, önce nereden geldiğimi, hangi köyden olduğumu, kaç kardeşimin olduğunu, köyde beslediğimiz hayvanların olup olmadığını sordular. Tabii ben bütün sorulara cevap verdim ve köyümüzde buluna bütün hayvanların adlarını da saydım. Hayvanların adlarını saydım da; imtihan heyetinde bulunan öğretmenlerden birisi: “de bakalım horoz nasıl öter? Diye bir soru yöneltiverdi. Bütün gözler üzerimde, pür dikkat bana bakıyorlar. Tabii ben horozun ötmeden önce hemen yüksekçe bir yere sıçrayarak çıktığını bildiğim için bir çırpıda sıranın üzerine çıktım ve ellerimi bacaklarıma doğru horozun kanat çırpması taklidini yaparak yanlara vurup, kafamı yukarı doğru uzatarak “üüüürüüüü” diye ötünce bütün heyette bulunanlarca bir kahkaha ve yüzlerinde daha sonra beliren tatlı bir tebessüm gördüm.”  İşte İbrahim TENEKECİ’nin de anlatmak istediği bu olmalıydı. Kuru kuru sözlerle suyun akışını taklit etmek, suyun akarken böyle ses çıkardığını yazmakla suyun akışını yazmış olamayacağımız belirtiyor olmalı. İddiasını daha da inandırıcı olduğunu belirtmek içinde Mustafa KUTLU, Nurettin TOPÇU, Süleyman ÇOBANOĞLU, Ahmet MURAT gibi yazar ve şairlerden tabiat sevgisiyle ilgili örnekler de veriyor. Mustafa KUTLU ile yaptığı baş başa ikili sohbette, Mustafa KUTLU’nun “Şiir sözün bittiği yerde başlar” cümlesinden anladığı şeyin, “Söz iki türlü biter, bunlardan biri, insansız yerlerdir. Tenha bir ağaç altında veya su kenarında söz biter, duygu başlar.” Duygular başladı mı ilham perileri şairin yakasına yapışır ve en güzel şiirler terennüm edilip, dökülür dudaklardan. Belki de en güzel şiir olan türkülerimizi mırıldanıverirsin irticalen “Hüma kuşu yükseklerden seslenir” diye de tabiatın ıssız havasını bozarcasına “çığırıverirsin” türküyü. Türküyü çığırırsın da dağlarda, sık ağaçlı yerlerde yankılandığı zaman da kendi “çığırdığın” türküyü kendin dinlersin.
İbrahim TENEKECİ, “Tabiattaki her canlının, her ağacın, çiçeğin ve kuşun bir tarihi vardır. Bu tarih, insanla beraber ilerler. Sözgelimi saka kuşu, sadece saka kuşu değildir. Yeniçerilerin günlük yaşamını yazacaksanız eğer, saka kuşunu asla bunun dışında tutamazsınız.” Diyor. Acaba, saka kuşu ile yeniçeriler arasında ne gibi bir bağlantı vardır. Bunu araştırmak ve yeni bilgileri bilgi küpüne doldurmaya değmez mi? Ne dersiniz, değmez mi? Bence değer.
Musa SERİN, 15.01.2019, ERZURUM
 
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...