Meryemce (Yıldız Savaşçıları)


 

   Geceyi bekledim, yüreğimdeki yıldızları dizmek için göğe...İyice biledim, parlasın diye, karanlığı yaran sözlerim...Her hücreme, bir yıldız giydirdim. Hepsi de tanıdık anılardan...Küçükken, herkesin gizli bir ağacı olmuştur, dibine oturup hayal kurduğu. Benim bir kaç tane ağacım vardı; kızınca, üzülünce, sevinince ve hayal kurunca dibine ya da dalına sığındığım...Kiminin yakınından su sesleri gelirdi, kimisinde çocuk neşesi eksik olmazdı. Evde bir sakarlık yapmışsam, kızgınlık ağacımın dalına çıkar, yapraklarının arasında uzun süre saklanırdım. Ta ki, suçluluk duygum hafifleyinceye ve ailemin bana olan özlemi artıp, herkesin duyguları normale dönünceye kadar...İçimi bir özlem ya da sınırsız hayaller sarmışsa, su sesi eşliğinde hayal ağacımın dibine oturur ve orada iyice düşüncelerden geçip, serin selamet, içimdeki sıcak yuvaya dönerdim yine...Aslında, hayal ağacını bir arkadaşımla birlikte tutmuştuk...Kimsenin olmayan bu ağacı, hayallerimiz için kiralamıştık bir nevi...Hatta dallarına, bize tanıdık gelecek bir kaç şey asmıştık. O ağaç artık maddi alemdeki hayal evimizdi ve kimse o evi bizim kadar bilemezdi...Uzaktan bakıldığında, su kenarında bir sürü ağaç içindeki sıradan bir ağaçtı o da. Ama öyle değildi işte. O, bir ağaçtan daha fazlasıydı, çocuk yüreklerimizin sırdaşı, iç sıkıntılarımıza oksijendi...
 
   Ne kadar karanlık, o kadar yıldız demekti, her yıldız bir armaydı, kazanılmış savaşların ardından. Ama bu, kendimizle yaptığımız savaştı...Köyde geceleri, yapay bir ışık yoksa, göğü daha net görürdünüz. Görüşünüz ne kadar net ise, düşünceleriniz de bir o kadar parlak olurdu...Geçmişi her düşündüğümde, bir yıldız topluyorum, ağaç diplerine dağılmış hücrelerimden. Her hücremde, bir yıldız taşıyorum istemli, istemsiz. Ve iyice telkin ediyorum yüreğime. Karanlık kadar, yıldız! Demek ki benim, çok yıldızım var, çocukluğumun dehlizlerine dair. O ağaçlar kalem olmuş, hücrelerimden taşıyorsa harfler, demek ki yazacak çok şeyim var, ağaç dibindeki çekingen çocuğa dair...
   
   Çayın dumanı üstünde, yeni yağan kar taptaze. Çocukluğumun izbelikleri neden paslı, küflü olsun? Kir pas içinde, ruhuma bakmasını istemiyorum, o çekingen çocuğun...Bu zamana kadar hem ruhumuzu, hem bedenimizi aynı anda taşıyabilmişsek demek ki hepimiz, birer yıldız savaşçısıyız. Herkesin ruh cepkeninde bir miktar üzüntü, biraz travma, küçümsenmeyecek ölçüde gözyaşı olduğu muhakkak. Önemli olan, bunun ayrımında olabilmek ve anılarından bir korku imparatorluğundan âzâde, bir sevgi, hoşgörü, yaşanmışlık ağacı inşâ edebilmek... O zaman o ağaç, milyon kere yapraklanacak, dökülüp yeniden toparlanacak ve dallarında kuşlar ötecek, bundan eminim. Çünkü bunu, inanarak yazıyorum...
 
Gök tespih, yürekler tespih, k/özlenmiş bulutlar, yer gök ateş.
Ben sadece yazmak istedim, olduğu gibi yalın...
Anne! Yine şiire kaydı ellerim...
...
Karların üstünde hayat kızağım,
Ne zaman ki kaymaktan korktum,
artık çocuk değildim anladım,
...
Anne! Bak ellerime,
hiç olmadığı kadar, kir pas içinde
Ne zaman korktuk bu kadar, yaşamaktan?
Hatalar işleyip, sonra, Allah' a yalvarmaktan?
...
İple çekilmiş bir geceydi...
Her yer gurbet, her yer çileydi
Meryem'in rabbi ile söyleştim
Bütün hallarımı atıp, gecenin koynuna
Rabbimle halleştim
...
Şükür ağacımdan baktım son defa göğe
Milyonlarca yıldız savaşçısı, işte orada!
'Meryemce...' (Yıldız Savaşçıları)
16/01/2021

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


1 Yorum
Değerli Edebiyat ve Sanat Akademisi ekibi ve ailesine sonsuz teşekkürlerimle...:)