Mor Çimenler


Akıl ormanında rastladım, paytak yürüyüşlü o penguene. Yavaş yavaş ilerliyordu mor çimenler içinde. Gagasını, bir sağa, bir sola çeviriyordu, anladım ama anlamadım, der gibi. Duyduklarını duymamış, bildiklerini unutmuş gibi...

 

   Bir penguen imparatorluğu, kaç yıldır diye düşündüm içimden? Yirmi, kırk, altmış, fark eder mi? Mor ormanın çimenleri, herkese yetecek kadar morarmış, gök alabildiğine mavi, akıl etmek yani düşünmek, düşünceli olmak dediğimiz kavram, herkese eşit olarak verilmemiş olsa da az çok hepimizde mevcut.

   

   Düşüncenin evrimi ya da düşüncelilik bir kültürse eğer, bir kazanımsa, buna sahip kişiler kendisini her yönden yetiştirmiş kişilerdir diyebiliriz. Yoksa, karşımıza elli, altmış hatta yetmiş, seksen yaşında bile, bir ergen gibi düşünen bireyler çıkması, olası. Maddi birikimlere önem veren bizler, kumbaramızda düşüncelilik ya da empati gibi şeyler de biriktirebilseydik, belki de toplum olarak çok ileri yerlerde görebilirdik, ülkemizi...

   

   Artık hepimiz şunu çok iyi biliyoruz ki; okuduklarımızı, öğrendiklerimizi, içselleştiremediğimizde, hayatımızda uygulamadığımızda, iyi bir mesleğimizin olması, çok çocuklu ebeveynler olmamız, iyi paralar kazanmamız, iyi yerlerde gezip, iyi yemekler yemiş olmamız, iyi arabalara biniyor oluşumuz ya da iyi giyimli olmamız, bizi düşüncesizlikten kurtarmıyor.

   

   

   Gecenin içinde, mor çimenleri fark etmek, herkesin kârı olmasa gerek. Çünkü, sakız çiğnemek ve akıl çiğnemek, farklı şeyler. Ne dersiniz, akıl tutulması dediğimiz şey, belki de akıl yutulmasıdır, olamaz mı? İnsan hiç, aklını sakız niyetine çiğneyip, sonra da yutar mı, yutmaya kıyar mı? Kıyabiliyor demek ki. Hem, neyi çiğnediğini düşünemeyen, düşünmek istemeyen için, çimenlerin mor, yeşil, kırmızı olması bir şey ifade eder mi? Ot gibi yaşayıp gitmek diye tabir ettiğimiz bu hâlin tercümanı, ot ya da paytak yürüyüşlü penguen olsa da ota ve penguene yazık olmaz mı? O penguen ki, yüzmek gerektiğinde korkusuzca atlar suya ve cesurca yüzer kilometreleri. Ya ot sandığımız çimenler, nice hayalimize, neşemize, pikniğimize, sohbetimize, gözyaşımıza, âhımıza, duâmıza, ilânı aşkımıza şahit oldular ve olacaklar...Bir yatak gibi uzandık serince, belki bir ağacın gölgesinde, ses etmedi çimenler. Rüzgarla sallandılar, dalga dalga oldu saçları, bize bir şeyler anlattılar. Rüzgara bırakmak gibi hüzünleri, neşe ile sallanmak gibi belki...

 

   Ot sandıklarımız, ne çok şey anlattılar ve insan saydıklarımız ne çok hendek atlattılar, empati yorgunu yüreklerimize. Efelâ ta'kılûne? diyordu sözün gerçek sahibi. Hâlâ düşünmüyor musunuz? Hâlâ düşünmeyecek misiniz? Hiç düşünmediniz mi? Zaman kavramı, düşünce evrimini sabitleyenler için, düğmesine basılıp kapatılmış çalar saat gibi, artık hiçbir düşünce işlemiyor, işlemeyecek de sanırım...

 

   Bir penguende, azıcık gurur olmalı dedi, fok balığı. Akıl olmayanda, gurur neylesin, diye ekledi diğer fok. Foklar ve hızla koşan atlar üzüldü sadece, penguenin gurursuzluğuna. Kuşlar ıslık çaldı, düşüncesizlik denilen girdapta, okyanus şarkı söyledi. Kuru bir ıslık, dalgasız bir şarkı yayıldı kumsalda... 

 

   "Akıl ormanında, zihnimi yüzdürdüm gecelerce. Düşünüp durdum, durup düşündüm. Düşüncemi salladım en çok, düşünceyi sallamayanların aksine. Bir kere daha, sonsuza kurdum saatimi ki saat, şaşmaz..." #morçimenler

Şule Meryem Canpolat Şimşek

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış