NEYZENLİK YOLU


15.06.2021


           

         Ney kelimesi dilimize Farsçada "kamış" manasına gelen "nay" kelimesinden geçmiştir. Yine Farsçadaki "o işi yapan, icra eden" manasında kullanılan "nayi" kelimesinin dilimizdeki karşılığı da "neyzen" olarak şekillenmiştir. Bu yazımızda bir çoğumuzun aklına takılan: "Neyzen kime denir? Bir Neyzen nasıl olmalıdır? Ney üflenir mi? Yoksa çalınır mı? Neyzenliği sadece "neyi icra eden kişi" olarak tarif etmek yeterli midir?" gibi soruları geniş bir çerçevede irdeleyerek anlamlandıracak ve kendimizce bir cevap bulmaya çalışacağız.

            Dilsiz bir enstrüman olarak kullanılan ney, bin yıllardır insanoğlunun ilgisini çekmiş ve özellikle çeşitli dini ritüellerde kullanılagelmiştir. Belki bundaki en büyük etken, oldukça iptidai olan yapısı olsa da aslında bir başka ve kanaati acizaneye göre daha da önemlisi, nefesle oluşup şekillenen sesidir. Çünkü "ney"in sesi, başka hiçbir enstrümanda olmayan özelliği gereği, herhangi bir mekanizmaya ihtiyaç duymadan tamamen neyzenin nefesi ile oluşmaktadır. İşte "ney"in bu özel yapısı sebebiyle de ortaya, insanoğlunun öz benliği ve fıtratı ile oldukça uyumluluk arz eden; bilinmezlik, doğallık ve içtenlik çıkmaktadır. Bu manada "ney"in sesini duyan insanların kulaklarında, hatta neyzenin kendisinde dahi kendi ruhundan bir şeyler bulması, bir alışılagelmişliğin dile getirilmesinden başka bir şey değildir. Bu yüzdendir ki Hazreti Mevlana:

"Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend.

Ez nefîrem merd ü  zen nâlîdeend"

(Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.) demektedir.

            Gerçi bu noktada insanların "ney"i ne kadar duydukları ve ne derecede algılayabildikleri de soru işaretleriyle doludur. Bu hususun teferruatına fazlaca girmeden giriş bölümümüzü bu noktada bırakarak esas konumuza geçmek istiyorum. 

***

           Öncelikle "Neyzen kime denir?" sorusuna bir cevap arayalım. Bunun için de evvelce ney üstadım Ömer Erdoğdular'a yönelttiğim "Neyzen kime denir" sorusuna verdiği cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hocamın verdiği cevap şöyleydi: "Ney'den ses çıkarana neyzen denir. O, adeta dünyaya henüz teşrif etmiş bir bebek gibidir. Zamanla büyüyüp gelişecek, ayağa kalkıp yürüyecek ve sonra da koşmaya başlayacak..." Hocam, ney ile insan benzerliğini bu şekilde kurarak en yalın hali ile "ney"den ses çıkarana neyzen denir" demişti. Malum ki vatanından (neyistan) ayrı düşmüş olan "ney" bu hikayeyi "neyzen"in nefesiyle şikayetperver bir dille anlatıp durmaktadır. İnsan da şu dünya hayatında aynı ney gibi gurbettedir. İnsanın asıl yurdu Hak'kın divanıdır.

            Neyzen, Aşık Veysel'in dediği gibi: "Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece. Bilmiyorum ne haldeyim, gidiyorum gündüz gece." diyerek "ney"inden ses çıkarabildiği ilk andan itibaren üflemeye başlar ve hayatının bir parçası haline getirdiği sazını son nefesini verinceye kadar bir dert ile üfler durur. Bunun neticesi olarak da insanların yaşadıkları hayattan edindiği tecrübelerle belirli bir olgunluğa ulaşmaları gibi, neyzenler de zaman içerisinde olgunlaşarak ustalık mertebesine ulaşırlar. Tabi bu anlattığımız işin maddi boyutudur. Neyzenler sazıyla hemhal oldukça, bu süreç içerisinde ayrıca manevi olarak da mesafe kat etmektedirler. 

            Hammamizade İsmail Dede Efendi: "Musikî ahlakı beşeri tasfiye eden bir ilmi şeriftir." (Musıkî insan kişiliğini düzeltip geliştiren, onu belirli bir olgunluğa ulaştıran bir ilimdir.) diyerek müziğin müspet yönünü öne çıkarmıştır.  Görüldüğü üzere neyzenlere düşen görev, öncelikle sazına işte bu bakış açısıyla bakabilmek olmalıdır. Buradaki nüans tamamen "olgunlaşma" ile alakalıdır. "Bir 'neyzen' nasıl olmalıdır?" sorusu da aslında daha doğru bir ifadeyle "Bir 'insan' nasıl olmalıdır? şeklinde sorulmalıdır. Çünkü belirli bir olgunluğa ulaşamamış her insan, hangi statüde olursa olsun, hangi işi yaparsa yapsın yine "çiğ" kalacaktır. Yani statüler kişiliğin belirleyicisi değil, ancak tamamlayıcısı olduğu zaman anlam ve değer kazanabileceklerdir.

            Peki ya her ney üfleyene neyzen denilebilir mi? Kıymetli dostlar aslında böyle bir soru sormanın bile manası yoktur. Fakat biz yine de bu hususu da sebep sonuç ilişkisi içerisinde ve dilimiz döndüğünce ifade etmeye çalışalım. Öncelikle bilinmelidir ki ney bizim coğrafyamızda "tekke" menşeli bir sazdır. Hazreti Mevlânâ'nın Mesnevi'sinde "ney"e verdiği rol, onun tasavvufi bir anlam kazanmasına ve sonraki zamanlarda bir zikir aracı olarak kullanılmasına yol açmıştır. Zaten ondan sonraki dönemlerde de çeşitli makamlarda "ayin"lerin bestelenmesiyle birlikte bu, sistemsel bir hale gelmiş ve musıkî eşliğinde "sema" edilmeye başlanmıştır. Bu ayinlerde ise saz heyetinin (mutrıban) baş sazı da çoğunlukla "ney" olmuştur. Hatta diğer sazlar, sabit akortlu olması nedeniyle akortlarını dahi özellikle "ney"den ses alarak yapmışlardır. Ney'in özellikle tekke içerisinde ve bir zikir aracı olarak kullanılıyor olması "hürmet" gereği tekke dışında kullanılmasına engel olmuş ve bu yüzyıllardır böylece süregelmiştir. Ayrıca bu bağlamda "neyzen" sıfatı da bir anlam ve hüviyet kazanmıştır. Fakat her şeye rağmen en nihayetinde "ney" de bir müzik enstrümanıdır.

            Günümüzde değişen konjonktür gereği ve ayrıca insan ruhuna hitap eden hoş tınıları, onu tekkenin dışına çıkararak her türlü müziğin içerisinde kendisine yer bulmasına yol açmıştır. İşte bu sebepledir ki ney ve neyzen; klasik ve yenilik arasında doğan bu ikilemin içerisinde varlığını sürdürmeye çabalamaktadır. Aynı zamanda malum ki her enstrümanda olduğu gibi "ney"in de bir sesi ve notaları oluşturan perdeleri vardır. Örneğin yaylı bir çalgı olan Klasik Kemençede ses, at kılından yapılan "yay"ın belli kalınlıktaki tellere sürtünmek suretiyle ortaya çıkan titreşimler neticesinde oluşmaktadır. Tanbur, Ud gibi telli sazlarda ise sesler, "mızrap" ya da tırnak vasıtası ile yapılan vuruşların telleri titretmesi neticesinde oluşmaktadır. Nasıl ki Tanbur icracısına "Tanburi" Ud icracısına "Udi" deniliyorsa bir enstrüman olarak kullanılan "Ney" icracısına da "Neyzen" denilmesinin ne gibi bir mahsuru olabilir ki? Yani bu saza gönül vermiş birinin bu ifadeyle tanımlanması, neyzenliğin şanına gölge mi düşürecektir? Aslında bundan imtina edenlerin maksadının biraz da o "neyzen" için tenzili rütbe yapmak olduğunu sezinlenmek hiç de zor değildir. Bu şekilde davranılması, yani amaç ve araç kurgusunun birbirine karıştırılması, maalesef bir anlam yitimine sebebiyet vermektedir.

            Unutmamalıdır ki musıkî bir lisandır. O lisanı en güzel, en anlamlı ve en doğru şekilde konuşmayı öğrenebilmek her şeyden önce kişinin kendi kişiliği üzerinde müspet yönde etki gösterecektir. Yeri gelmişken bu noktada "ney üflenir mi? Yoksa çalınır mı?" sorusuna da açıklık getirmeye çalışalım. Yukarıda da değindiğimiz üzere ney, içerisine nefes verilerek icra edilen bir enstrümandır. Geleneksel tekke usulünde kullanılan "üfleme" tabirine günümüzde tekke harici bir çok alanda kullanıldığı için "çalma" ifadesi de dahil olmuştur. Herhangi bir enstrüman icra eden kişiye bir istekte bulunulacağı vakit "Bir zahmet şu eseri çalar mısın? veya ses sanatçısına "Şu eseri okur musun / Seslendirir misin? Şeklinde sorulur. Neyzenlere böyle bir istek yapıldığında ise bazen "Üfler misin?" Bazen de "Çalar mısın?" diye sorulmaktadır. Yukarıda ifade ettiğimiz üzere "ney"deki sesin oluşumunda hiçbir aracı olmadığından bahsetmiştik... Bu yüzden de ney ile neyzen arasında gönül bağı olması bir yana aynı zamanda güçlü bir nefes bağı da vardır. Bu anlamda kanaati acizaneye göre "ney üflemek" tabirinin daha doğru bir kullanım olduğu aşikardır. Bununla birlikte "Ney üfleyerek çalınan bir enstrümandır" demek de rahatsız edici bir ifade olmayacaktır diye düşünmekteyiz. Bu konuda bazen genç neyzenlerin "Ney çalar mısın?" sorusuna girdiği bu dünyanın ona verdiği heyecanla "Ney çalınmaz, üflenir!" diyerek sert ve abartılı bir şekilde tepki gösterdiklerine şahit oluyoruz. Onlar için tavsiyemiz ise bu konuda biraz daha müsamahakar davranmaları yönünde olacaktır. Çünkü bu, muhakkak ki daha doğru ve yapıcı bir yaklaşım olacaktır.

            Yazımızı "Neyzenliği sadece 'neyi icra eden kişi' olarak tarif etmek yeterli midir?" sorusuyla bir sonuca bağlamak istiyorum. Her ne kadar bir enstrüman bağlamında buna verebileceğimiz cevap "evet" olsa da yeterli olacağı kanaatinde değiliz. Çünkü "ney"in ses tonları içerisinde; psikoloji, felsefe, sosyoloji, sanat, edebiyat ve hakikat vardır. Ancak bu unsurlarla bütünleşebilmiş bir ney icrası, hem icra edende hem de dinleyende tam anlamıyla bir karşılık bulabilecektir. Talebelerimize sık sık "neyzen 'ney'i öğrenemez, ney 'neyzen'e öğretir." deriz. Son söz olarak; bu saza gönül vermiş veya verecek olan her neyzen aslında sadece ney üflemeye değil aynı zamanda "ney"den ders almaya da talip olmalıdır. 

Varsa kusurlarımız affola. Hatalarımız hakikate tevdi ola.

Selam saygı ve muhabbetlerimle.

Cemil Baştürk

15.06.2021

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış