Rahman'ın suretinde yaratılan insanın "zaman"a karşı duruşu nasıl olmalı?

Haftanın Yazısı
Ekleyen : Zekai Kırıktaş , 27 Şubat 2019 Çarşamba aaa Beğen 3
Kainat'ta her varlık -farkında olsun olmasın- hep bir tahakkuk ettirmesi uygun görülen, sevilip değer kazandıran görevlerle mükelleftir. İnsan hariç diğer canlı ve cansız varlıkların cümlesi kusursuz bir şekilde görevini bilerek, tam bir hikmet ve şevkle dekor olarak şu kainat sahnesine gelir geçer, değişir dönüşür ve gözden kaybolur. Bu enteresan durumu kemal-i haşyet ve hayranlıkla izlemekten kendini alamaz insan. Sessizlik, temizlik, intizam, merhamet ve adaletin hakimdir bu alemde.
 
Lakin sıra dışılık arzeden bir aktör olarak hemen göze çarpan bir tür varsa o da şüphesiz küçücük cirmine rağmen azim inkılaplara muktedir beşerdir. Ademoğlu akıl pusulasıyla kendisinde beklenen maksut ve matlub hedeflerin ne olduğunu, doğru ve güzel gayenin kimden nasıl öğreneceğini, ne zaman hangisini ifa edeceğini, ne zamana kadar çalışacağını başta bilmiyorken, varlık gayesini bulması ve bihakkın yapması gereken en şaşkın varlıktır desek herhalde kimse buna itiraz etmez. Böylesi meçhul ve muğlak durumdaki insan, doğduğu andan öldüğü ana kadar afakı(aile, iş, ülke vs.) ve enfüsü(vicdan, akıl, nefs, ruh, kalp vs.) müşahede ederek bir kalıba girer, soyuttan somuta, vehim ve hayalden söze fiile eyleme geçer, hayat denen zorlu yolculuğuna devam eder. Gerek ilahi gerekse beşeri insiyak ve eğilimle sayısız kimliğe bürünür.
 
İşte tam bu noktada her bir insan için ömür halısının zaman tezgahında örülmesi hakikati tecelli eder. Zaman ilmek ilmek dokur hayatları. Eylemsizlik dahi bir yekün oluşturur onda. Herkes ruhundan misaller aksettirerek teşhir eder, tanımlar kendini. Böylece ruhuna ve benliğine işaret olarak kısa ve uzun vadede sayısız ürün ortaya çıkarır.  Eşsiz bir şaheser olarak el üstünde tutulma da, paçavra gibi bir kenara atılmaya maruz kalır her insan. Her işte kıymet, güzel eser bırakmakla doğru orantılıdır diyebiliriz. Peki hepimizin koynunda doğup büyüdüğü “zaman”a sağlıklı bakış açısı nasıl olmalı? Mazi, an ve istikbalin hangisine odaklanmalı? “Anı yaşa” mottolu “modern hayat!”ın salıkladığı gibi sadece his ve zevk ağırlıklı mı yaşamalı? Yahut hep geçmişin sisli bulanık dehlizlerinde define mi aramalı? Yoksa başını kaldırıp yarınları mı kucaklamalı insan?
 
Tevakkuf yok seninçün, daimi seyre tabisin…
Ne zira hale razisin; ne müstakballe kanisin!
                                               M. Akif-İnsan şiiri
 
Merhum Mehmet Akif’in “İnsan” şiirindeki cami tanımlama ve derinlemesine tetkikler bize çok yardımcı olur.  Ruhi tekamüle aşk derecesinde meyyal, nefsani tedenni(çöküş, alçalış)ye de kapılmaya müheyya olması, kurmaya kudreti pek zayıf, yıkmaya ve yok etmeye büyük yatkınlığı, kısıtlanmaya engellenmeye tavizsizliği, sonsuz yeteneklerini meleki-şeytani kutuplarda kullanabilmesi önümüzde temessül eden gerçeklerdir.
 
Bu son tespitin sahih yorumu ve hayata geçirilme metodu nasıl olmalı sorunsalına çözüm arayalım. Aslında ne maziyi ölü yıkık bir enkaz, anı meçhul ve idrak edilemez, yarını da ele geçmez üstünde tahlil ve terkip yapılıp ihata edilemez yasak bölge olarak görmek sakat bir bakış açısı olsa gerek. Zira “insan Rahmanın suretinde yaratılmıştır” nebevi tanımlamayla anlatıldığı üzre, insan zamandan azade olma istidadına maliktir. Ölüm anı gelinceye kadar geçmişin hatalarından ruhu temizleme her zaman için bahis mevzusudur insana. Dün yapamadıklarına bugünden ele alma, haline yoluna sokma hiç uzak değildir iradesine hakim olanlara. Kırılan kalpler tamir edilip, kaybolan yitik hazine elden yiten yerde aranır, düşen bayrak kaldırılır yine düştüğü yerden. Yeter ki haktan yüz çevrilmeye, nefsin ve gafletin hegemonyasında kalınmaya. Zira 99 kişiyi öldürüp affıma yol var mıdır acep diye derman arayan birisi, kendini rehber addeden bir kişi “affedilmezsin” demesiyle onu da öldürüp 100 kişiyi kanına girmiş olur. Adama sonra arayıp hakiki rehber bir keşişin “evet affedilirsin, lakin falanca memleketteki iyilerin arasında yaşaman lazım” müjdesiyle yola revan olur da ecel yarı yolda ona kavuşur. Ve rahmet melekleri gazap meleklerinden gideceği iyi yurda yakın olduğu için bu zatı kurtarmıştır diye beyan buyurmuştur Muhbir-i Sadık. İmkansızlık nedeniyle yapamadığı, elinin ulaşamadığı zirvelere niyetindeki vüs'at ile bile ne ganimetler avlayabileceği müjdesi, kısıtlı insana arşa kanat çırpma aşk-u şevki verir doğrusu.
 
Nihai olarak ibn-ül vakt olan insan için, yaşadığı devrin çocuğudur. Mazi, hal ve istikbal üçlemesinde hassaten hale kıymet vermesi büyüklerce makbul addedilmiştir. Ahiri düşünmeyenin akıbeti berbad olur sözü mucibince nihai hedefi salahatle belirleyip, yola koyularak aşılan her bir basamağı sağlam sıdk(doğruluk) adımlarıyla tırmanarak ilerlemeli. Zira;
 
                Senin bir nüsha-i kübra-yı hilkat olduğun elbet,
                Tecelli etti artık; dur, düşün öyleyse bir hükmet:
                Nasıl olmak gerektir şimdi ef’alin ki, hempayen
                Behaim olmasın, kadrin melaikten muazzezken?
                                                               M. Akif-İnsan şiiri
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...