ŞAİR ÜSTÜNE


6.9.2020


    Aziz nesin, bu ülkenin yetiştirdiği en değeri mizah yazarlarından biridir.
Yazar Murat Belge kendisine sorulan bir soruyu, Aziz Nesin’den alıntı yaparak; “Macaristan fıkrasındaki dibi…  ‘Bizde her üç kişiden biri şairdir’ diyorlar, Aziz Nesin de ‘O da bir şey mi’ diyor, ‘Bizde her üç kişiden dördü şairdir’ dedi” diyerek cevaplar
    Macarlar da Aziz Nesin de aslında şair olduklarını zannedenlerin çokluğuna ironik bir dille im koymaktadırlar. Bence de çok haklılar.
    “Şair var bostanda kelek / Şair var hep yel yepelek /
Şair var davul dümbelek / Şair var yolunda ölek.”
    Bu dizelerimi okuyan okurlarımın, “Tahir Eker sen de şiir yazıyorsun, sen hangi gurup içindesin?” Sorularınızı duyar gibi oluyorum. Bu sorularınıza, “Ben şair değilim(!)” iki yüzlülüğüne sapmadan cevap vereyim: Bir şairin, şair olup olmadığına, şairse, nerede durduğuna insanların tanıklığına da başvurarak zaman denen yargıç karar verir. Zaman denen yargıç, şair olamayanları unutulmaya terk ederken, şair olanları da ayıklayarak ölümsüzleştirir.
    Genellikle şairler, şiirlerini ne zaman, nerede yazdıklarını belirtirler. Benim şiirlerimde zaman ve mekân yoktur. Yayınladığım şiirlerimden her hangi birini, kim defterine ya da belleğine alırsa, kim sevgilisinin kulağına fısıldarsa, kim besteler, kim okursa bilinsin ki; o şiir, o mekânda, o zamanda, o kişi tarafından yazılmıştır diyerek, konuya dönelim.
    Dil ve düşünce yazıya geçirilmeden çok önce, belki de insanların toplu yaşama geçtikleri dönemden başlayarak gelişen bir anlatı biçimidir şiir. Bu anlatı yeteneği de her toplumda çok az kişide vardır. Böyle şiirsel bir anlatım ile toplum içinde ilgi, saygı, hayranlık uyandırmaktadırlar. Onları, atalarının ruhlarının sözcüleri olarak kutsayarak, toplum içinde büyücü, otacı (doktor) hatta yönetici sıfatlarıyla ödüllendirip görevlendirmişlerdir.
    Geçmişin bu şairleri, söyleyeceklerini; genellikle çalgı ve müzik eşliğinde ritmik hareketlerle (dans) trans (kendinden geçme ‘ipnoz’) durumuna geldiğinde mistik (Gizemli) ve ruhlar âlemi ile ilgili sözler söylediği kabul edilmiştir. Bu şairlerin anlatıları nesilden nesil e aktarılarak, yazının bulunmasıyla  da Mezopotamya (Sümerler, Babil’ler vs.) toplumları tabletlere, Orta Asya’da Türkler, taşlara işlemişlerdir. Şairlerinin adı bilinmese de Gılgamış destanı, Oğuz destanı gibi destanlar ve şiirler bu yolla günümüze ulaşmışlardır.    
    Geçmişten günümüze, adı bilinen ilk Türk şairi, Aprın Çor Tigin’dir.  
    “Sevgili” başlıklı lirik şiirinden dizelerle anıyorum.
1. Dörtlük Uygurca,
    “Kasıçığımın öyü kadgurar men/ Kadgurdukça / Kaşı körtlem/ Kavışıg sayur men.”  
Bu günün Türkçesiyle,
    “Yavuklumu düşünüp dertleniyorum / Dertlendikçe kaşı güzelim / Kavuşmayı özlüyorum.”
 2. Dörtlük Uygurca,
    “öz amrakımın öyür men / öyü evirür men ödü/…/ çün /öz amrakımın / öpüg seyür men”
Bu günün Türkçesiyle,
“Kendi sevgilimi düşünürüm ben / Düşünürüm, düşünürüm de /   / Kendi sevgilimi / öpmek isterim ben.”
     Şair olabilenler,  çağlar öncesinden günümüze toplum içinde saygın yerini korumaktadır. Bu da günümüzde şiir sanatıyla uğraşanlara sorumluluk yüklemektedir. İlk sanat dalı olarak kabul edilen şiir sanatı, bazılarına kolay gibi görünse de sorumluluğunun farkında olan şair için, edebi sanatlar içerisinde belki de en zor olanıdır. Bir duyguyu, bir düşünceyi, bir hareketi, belki de bütün bir hayatı bir ya da birkaç dizeyle anlatmanın zorluğunu bedeni uyurken; zihni, tamamlamaya çalıştığı şiirle, cebelleşen şair bilir.
    Şair Ahmet Dinç dostum, dizelerinde ne güzel anlatır bu zorluğu,
    “Naçar kaldım / Kalem defter elimde / Geceler boyu kıvrandım da / Seni anlatamadım.”
    Bir başka şiirinde,
    “Şairsen / yolun hep yokuş
……………………
    Ve kendi nefesin / Yâr olmazda sana / Bir imgecik yer ararsın / Geceler boyu / soluklanmak için kıyısında”
     Evet, şair, şiirin girdabına düştüğünde geceler boyu o girdaptan kurtulabilmek için, bir sözcük, bir imge, tutunacak dal arar. Elbette bu arayışta şairin, bilgi ve birikimi yolunu açar.
     Nazım Hikmet (15 Ocak 1902 - 3 Haziran 1963 Türkiye, şair ve yazar):  “Şairin iç âlemi gerçekte dış âleminin insiyakından (yansıma, iç güdü) başka bir şey değildir. Bundan dolayı dış dünyası dar olanın iç dünyası da daracık olur” der. Devam eder;  
“ Şairin Âlim olması şart değil ama cahil olmaması şarttır.” (Sanat ve Edebiyat üstüne/ Evrensel basım yayın) der.
    Şennur Sezer (12 Haziran 1943- 7 Ekim 2015 Türkiye, şair yazar) ise: “Şairin, tüm öteki sanatlarla tanışıklık, bilimle barışıklık zorunluluğu”/ na işaret ederek, devamla; “Şair, felsefe gibi toplum bilimle de Matematikle de estetikle de tanışık olmak, bu bilimlerden kendi bakış açısını oluşturmak zorundadır.” ( Şiir Gündemi/ İnsancıl Yayınları) demektedir.
    Bu ustaların sözlerini nasıl okumalı?
    Bana göre, Şiir yazmaya yeni başlayan Şair’in şiirleri öykünme bile olsa hoş görülmeli, dilerse, şiir tekniği açısından destek verilerek, yazmaya teşvik edilmelidir. Bu hevesliler hamdır. Olgunlaşmaları beklenmelidir. Şennur Sezer’in de söylediği gibi: “Tüm dantellerin temeli de küçücük bir ilmiktir.” Hevesleri kırılmamalıdır.
    Bu şiir heveslilerinden bazıları, şiir olup olmadığına bakmadan aceleyle (yel yepelek)  özensiz yazarlar. Yazdıklarını haykırarak, höykürerek okurlar. Kendilerini yenilemez, uyarılara aldırmaz, eleştiriye de katlanamazlar.
    Yazının konusu şairler, “İnsanlaşma yolunun yolcularıdır.” Bu yolun giriş kapısı da (zorluk anlamında) sırat’tır. Homeros’tan günümüze dizeleriyle yaşayan şairler,  İnsanlaşma yolunda hala yolumuzu aydınlatıyorlar. 
     Şair, “Toplumun nabız atışlarını kendi nabzında duyandır” diyerek, yazıyı bir şiirimden, üç dörtlükle sonlandırmak istiyorum.
“Kimi halkı için, kavgaya durur / Saz ile söz ile dil ile vurur
Egemen tepinir öfke kudurur / Gönüllerde yaşar, ecel utanır
            -----------------------
Kırılır zincirler, yıkılır bentler / Şairin dilini, yürek denetler
İnsanı insana, şair kenetler / Gönüllerde yaşar, ecel utanır
           --------------------------
Dadaloğlu söyler, ‘dağlar bizimdir’/ Gönülden gönül e, bağlar bizimdir
Homeros’tan beri, çağlar bizimdir / Gönüllerde yaşar, ecel utanır.”

------------------------------------------------- Tahir Eker  6.9.2020



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
07.09.2020 - 19:41
Kuru kuru kafiye takırtılarından ibaret, veya ne anlattığını şairinin de bilmediği abuk subuk şiirlerin böbürlenme şairlerini gördüğümde şiirin niye güzelmiş diye sorasım gelir. Bu tip" belediye şairleri" ile nerede mikrofon görürse oraya koşturan kişilerin hiç olmazsa üstat havalarına girmemesi gerekmez mi. Şiir ile iştagal etmek ayrı, üstat olmak ayrı şey. Bunların sınırlarını bilmek ve nerede olduğumuza başkalarının takdirleriyle karar vermek önemli. Sitemizde bu tip yazıların olması Arzu ettiğimiz bir şey. Elinize sağlık Tahir Bey.

08.09.2020 - 23:47
Şehammettin Kuzucular öğretmenim şairler insanlaşma yolunun yolcularıdır. Bu yolun giriş kapısı da (Zorluk anlamında) Sırattır. Bu kapıya yığılmış sayısız şairler var ama tamda sizin tespit ettiğiniz nedenlerden dolayı kapı açılmıyor. Kişi, kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın; "insan, kirlerinden arındığı kadar temiz, kusurlarından (zaaflarından) arındığı kadar insandır" yolcu9901 Sevgiyle kal.