SONSUZ MERHAMET

Ekleyen : Eyyup Akmetin , 28 Temmuz 2019 Pazar aaa Beğen

Haklıysanız Hak Teala size her daim yardım eder,
Müslümansanız yolunuz cennete gider,
Haksızsanız iblis size severek yardım eder,
Yolunuz her daim Cehennemlere gider. 

İblis cehennem yolunda size ısrar eder,
Gönülden tövbeleri, Hak Teala kabul eder,
İblis tövbenin kabulünden nefret eder.
Hak Teala kullarına, her daim merhamet eder.



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Seferi (Nurcan Bedir Ören)
28 Temmuz 2019 Pazar 23:27:04
Bu tip bilgiler için ilmî bir mskale yazamadanız da orijinal belgeleri göstermenizi bekleriz. Zaten yıkılmış olan , hiç bir varlığı kalmamış ve 30 Ekim 1918’den sonra işgal edilmeye başlayan topraklarımızda şanlı bir direniş gerçekleştiren ve milletin hatta Osmanlı’ nın bile onurunu kurtaran atalarımızı bir çırpıda kötüleyince, ne düşünmemizi bekliyorsunuz. Bırakalım da galip devletler hüküm sürseydi de bağımsız bir devletimiz olmasa mıydı?

Eyyup Akmetin
29 Temmuz 2019 Pazartesi 13:03:37
HAKARET DEĞİL HAKİKAT..! KEMALİSTLERDEN BU SORULARA CEVAP BEKLİYORUZ. 1- Okuduğu ilkokulda (şimon zwi mektebi) sadece yahudilerin okuyabildiğini biliyormusunuz..?? 2- soyu belirsizdir.. dedesi nenesi amcası dayısı teyzesi veya kuzenleri NEDEN yoktur..?? 3- kimliğinde mustafa yazmaz.. kAmal atatürk yazar.. mustafa ismini neden red etmiştir.. kemal yerine NEDEN kAmal yazdırmıştır..?? 4- cenazesi NEDEN yahudi masonik nizam töreni yapılmıştır..?? 5- anıtkabiri yapan mimar NEDEN yahudidir..?? 6- anıtkabir NEDEN mason tapınaklarına benzetilmiştir...?? 7- israilde neden büstü bulunur ve büstün altında NE yazar..?? israile anıtın hangi gerekçe ile dikildi..?? 8- son meclis konuşmasında kur'anı kerim için NEDEN gökten indiği sanılan kitap demiştir..?? 9- peygamber efendimiz için NEDEN arap uşağı diyerek hakaret etmiştir..?? 10- ingiltereye NEDEN sizin valiniz olmaya hazırım diye mektup yazmıştır..?? 11- NEDEN hilafeti kaldırarak ingilterenin lozanı kabul etmesini sağlamıştır..?? 12- pakistandan kurtuluş savaşı için gelen 500.000 liranın 180.000 lirasını savaş için 320.000 lirası ile işbankasını kurarak partisi chp'yi bu bankaya NEDEN ortak etmiştir..?? 13- 1923 den 1938 e kadar edinmiş olduğu ve saymakla bitmeyen malvarlığını NASIL kazanmıştır..?? 14- trabzon milletvekili şükrü beyi adamı topal osmana NEDEN öldürtmüştür..?? 15- istiklal mahkemelerini kurarak 500.000'e yakın insanı NEDEN asmıştır..?? 16- çanakkale savaşında bütün askeri şehit düşen 57. alayda bir tek kendisi NASIL yara almadan kurtulmuştur..?? 17- NEDEN harf inkilabı yaparak bir milleti cahil bırakmıştır..?? 18- 1933 e kadar üniversitelerden temizlenen osmanlı müderrislerin yerine, sadece istanbul üniversitesine NEDEN yahudi 22 profesör ve yahudi 90 asistan yerleştirmiştir..?? 19- NEDEN halk aç iken tekel bira fabrikası kurdu ve fuhuşu genelev olarak resmileştirdi..?? 20- NEDEN kur'anı kerimi toplattırıp ezanı türkçeleştirdi.. NEDEN camileri satıp ve ahıra çevirdi..?? 21- istanbulun fetih sembolü ayasofyayı NEDEN müze haline getirdi..?? NEDEN fener rum patrikhanesini müzeye çevirmedi..?? 22- latife hanımdan boşanma sebebi NEDİR..?? ve latife hanımın hatıratları hala NEDEN açıklanamıyor..?? 23- vedat uşaklıgil'in hayatındaki yeri NERESİDİR..?? 24- annesi zübeyde hanım selanik mahkemelerine başvurarak NE talep etmiştir..?? 25- annesinin cenazesine NEDEN katılmamıştır..?? 26- tüm devrimleri NEDEN islama aykırı..?? 27- milli mücadele kahramanı halit paşayı 9 şubat 1925 de meclis koridorunda NEDEN öldürtmüştür..?? 28- 1918 de biten çanakkale savaşından sonra 1953 senesine kadar biz türklerin ziyareti NEDEN yasaklanmıştır..?? 29- halk açlıktan kırılırken sadece yahudilerin taktığı şapkayı NEDEN kanun haline getirmiştir ve NEDEN karşı gelenleri asmıştır..?? 30- kur'anı kerimin ayetleri için NEDEN safsata demiştir..?? 31- sabetay sevi denilen kişiye NEDEN hayranlık beslemiştir..?? 32- NEREDE sarhoşken yahudi olduğunu ağzından kaçırmıştır..?? 33- 1928 de ''devletin dini islamdır'' ibaresi NEDEN çıkartmıştır..?? 34- 1924 de medreseleri kapatırken, NEDEN azınlık okullarına dokunmadı..?? 35- filistin cephesinde ingilizlerle NEDEN anlaştı..?? 36- bediüzzaman NEDEN atatürke süfyan dedi..?? 37- Abdülhamidhanın yahudilere vermediği filistin toprakkarında kurulan israili NE yaptıda atatürk ilk tanıyan müslüman ülke türkiye oldu..?? 38- ''olmasaydı olmazdık, vatanı düşmanlardan kurtardı diyorsunuz ya'' peki 1936 senesine kadar istanbul NEDEN ingiliz işgali altında kaldı..?? 39- 4.000.000 metrekare toprağımızı, lozanda 780.000 metrekareye düşürülmüştür.. bu ülkeyi lozanda temsil etmeye bizzat NEDEN kendisi gitmemiştir..?? 40- güya denize döküp kovduğumuz ve yendiğimiz yunanlılara batı trakya, egedeki adaları verip üstüne savaş tazminatını NEDEN vermiştir..?? 41- 5816 sayılı kanunla korunarak NİÇİN gerçeklerin saklanma gereği duyuluyor.. ve 5816 sayılı koruma kanunu NEDEN bir yahudi avukat tarafından hazırlamıstır..?? 42- NEDEN mason olmayı tercih etmiştir..?? ve masonluktan NEDEN kovulmuştur..?? 43- ittihad ve terakki cemiyetinin kuruluşunda jön türklerle birlikte NEDEN yer almıştır..?? 44- cumhuriyet rejimini kurduktan sonra NEDEN hiç dış bir ülke ziyaretine gitmemiştir..?? 45- dersim katliamını NEDEN yaptırmıştır.. ve şeyh saidi NE karşılığında affedeceğini teklif etmiştir..?? 46- osmanlı arşivlerini bulgarlara hurda kağıt olarak NEDEN satmıştır..??Murat Ayaz Müslümanların Dikkatine?! “” “Sizden Müslümanları Hıristiyan yapmanızı istemiyoruz. Sizin asıl göreviniz Müslümanları islam dininden uzaklaştırmaktır. Doğumlarından ölümlerine kadar haç takmasınlar, kiliseye gitmesinler vaftiz olmasınlar ama Hıristiyan gibi yaşasınlar bunu çağdaşlık adı altında yapın. Allah’ı ve Peygamberi tanımayan bir nesil, büyük işlerle idarelerle uğraşmaz; İdealsiz, dinsiz, mefküresiz yaşarlar. Rahatı, tembelliği, parayı ve nefislerini sever; Arzu ve şehvetlerini tatmin için uğraşırlar. Müslümanları vaftiz etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Başka yollar, başka çareler deneyelim. İslam memleketlerinde girişeceğimiz faaliyetlerde onlara, Hıristiyan adetlerini, Hıristiyan bayramlarını, Hıristiyan kültürünü, Hıristiyan ahlakını aşılayalım. Bir Müslümanın doğumundan ölümüne kadar kimliğinde Müslüman yaza bilir, fakat bir Hıristiyan gibi yaşayarak cami önündeki teneşire yatmalıdır. Kiliseye gelmesine gerek yok, varsın camiye gitsin. Ama bir Müslümanı hayatı boyunca Hıristiyan gibi yaşatmalıyız.””””” Rahip Samuel Zwemer Misyonerlik Konferansı ***************************************************** Evet! Bizler neden yaşadığımızı bilmediğimiz için, çoğu zaman yanlışları doğru, doğruları yanlış sayıyoruz. Nefsimize, Şehvetimize, en önemlisi de dünyadaki en büyük düşmanımız Şeytanı ve onun dünyadaki Bedeni Siyonist Yahudileri hiç kale almıyoruz. Hatta onları masumlaştırmayı kendimize amaç edinenlerimiz dahi çok…. Şeytanın en önemli amacı nedir? Siyonist Yahudileri neden kullanır? Şeytan onların dosttu mudur? Bilmeyiz Araştırmayız. Yüce Yaradanımızın en büyük ibadet saydığı düşünme anlama yeteneğimizi kullanmamakta ısrarlıyız. İlle ezilmemiz, zulümlere maruz kalmamız, çöplerden nimet aramamız mı bizi düşünmeye zorlaması gerekiyor. Bunu yaşayan insanlar. Bizim memleketimizde yaşamaya çalışıyorlar. Ön yargıları bırakıp onların başına bu olayların neden geldiğini bire bir öğrenmeye çalışın. Bakın Yüzlerce kitap okuyarak anlayamadığınız gerçekleri onlardan bir veya iki saatlik konuşmanın sizlere neler kazandıracağını gördüğünüzde. Ne kadar anlamsız, amaçsız yaşadığımızı, anlayacak belki de onların bizi başımıza gelecekleri görün diye Yüce Yaradanımızın bize bir uyarısıdır. Anlamak için Yaşamak şart değil, Yaşayanları bizzat dinlemek çoğumuza yetecektir. Kolay yaşam diye bir şey yoktur. Her şeyin bir bedeli var. Ödemek istemesekte öyle ödettirirler ki pişmanlık kimseyi kurtarmaz. Yukarıdaki yazıyı okuyunca ölçtük biçtik bizce çok dersler alınacak kısa ve özlü bir yazı. Ancak bir dosttan değil, acımasız, zalim düşmanlardan. Dostlardan artık fayda yok, Düşmanlardan onların yaptıkları acımasızlıklardan ders almaz isek. Düşmanlarımız bu dersi bize acımazsızca öğretirler. Yapılanlar etrafımızda, içimizde görmeyen, duymayan yok. Ancak düşünüp anlamak isteyenlerimiz çok az. Bu zalimlikler en çok kör şeytanı sevindiriyor. Bu dünyada şucu, bucu yok, ya ilahi emirlere uyup Şeytanı ve onun askerlerini yeneceğiz, ya da dünyadaki diğer zulümler gören milletlerin durumuna düşeceğiz. Kör Şeytanın askerleri hayata tek gözle yönlü baktıkları için işin hep bir yönünü görürler. Biz iki gözümüzle bu yanlışlıkları fark etmezsek bedelini öderiz. Yüzlerce kitap okuyacağımıza dinimizin Hak kitabını bir kez mealini okusak, anlayamadığımız konuları araştırıp öğrensek inanın çok şeyler kazanacağız. Akıllı insan dostunu da, düşmanını da iyice araştırıp ona göre hareket eden insandır. Yalancının dini olmaz. Başkalarına senin yanında Yalan söyleyen, sana da yalan söyleyeceğini ısbatlamıştır. Yalancıya inanan Şeytanın kölesi olmuştur. Yaşamanın amacını, düşünen, aklını, vicdanına danışarak kullananların günleri bereketli ve daim olsun. Güzellikleri isteyenler güzelliklere, kötülükleri ısrarla isteyenlere ya tövbe nasip olsun yada istedikleri kötülüklere kendileri kavuşsun… Her kes hak ettiği yerdedir. İslam şuuru, islam cesareti gönülden isteyenlerindir İnşa Allah.

Mete Han
29 Temmuz 2019 Pazartesi 21:46:45
Sen önce dinini öğren. Kuran gökten mi indi.? Ne Allah göktedir ne kuran gökten inmiştir. Kuran ayetleri vahiy yoluyla gelmiştir peygambere. Vahiyin ne olduğunu bilmeyecek kadar cahilsin anlaşılan. Kadir palavralarının durmadan papağan gibi tekrarlaman cehaletinin göstergesinden başka bir şey değil. Tekkeli şalvarlı Taliban ve iŞİD uzantısı feto artığı meczup şeyhlerinden, kaçık kadir ve türevlerinden öğrendiğin saçma sapan yazıları kes yapıştır yaparak ülkenin kurucu liderine çamur atma acizliğini göstereceğine biraz Gerçek tarih oku da gerçeği öğren. İslam nedir , kuran nasıl inmiştir nasıl kitap haline getirilmiştir Emeviler abbsiler Osmanlılar zamanında hangi süreçlerden geçmiştir. Oku da öğren Ama Taliban özentileri gerçeği öğrenmekten ürkerler. Ezberledikeleri üçbeş yalanı bir şey biliyormuş gibi satarlar. Bu ülke hainleri alt etmeyi her zaman başarmıştır . Cumhuriyet, demokrasi medeniyet düşmanlarına papuç bırakmayacaktır. Fetonun postuna saman tıktığı gibi feto benzeri tarikatların gölgesine sığınıp Atatürk ve Cumhuriyet değerlerine saldıran yobalarında postunda saman tıkması yakındır. Saçma sapan iddalarının cevabı Prof. Halil İnancık, prof. İlbert Ortaylı, Sinan Meydan Cemal kutay ın eserlerinde var.Okuma cesaretin ve özgürlüğün varsa öğrenirsin. Saçma sapan kaçık kadir palavralarına kimsenin inandığı yok üç beş kendini bilmez irtica kafalı meczup dışında. Türkiye Cumhuriyeti Atatürk ilke ve inkılaplarıyla muhasır medeniyete doğru hızla yürümeye devam edecktir. Üç beş irtica kafalının hırlamasıyla tökezleyecek değildir. TC kurucu liderine yapılan hakaretleirnde mutlaka bir bedeli olacaktır. Feto gibi onların sonu da yakındır. Bu ülke Taliban uzantısı İŞİD kafalılara teslim edilecek değildir. Her ihanetin bir bedeli vardır.

Eyyup Akmetin
30 Temmuz 2019 Salı 10:49:16
İsim Türk ismi olanca bizim gibi cahiller de olur mu öyle şey. Hem Türk, hem Haham, hemde diyanet işleri başkanı. İnanmak hakikaten çok zor. Bizler millet olarak biraz değil, bayağı safız her halde. Gelen aldatıyor giden aldatıyor. En iyisi kendin araştıracaksın. Herkesi kendin gibi bil, öyle davran ancak, gereğinden fazla güvenme demişler. Bir gözü kör Şeytan her zaman her an tetikte aldatmak. yoldan çıkarmak için bekliyor.. Bizler Müslümanlığımızın gereğini yapmıyoruz. Dinimizi öğrenmek için hiç bir çabamız yok. Felan hoca söyle dedi. filan hoca daha mantıklı söyledi. Kulaktan kulağa dedikodu yaparak dini bilgi öğrenilmiyor. Kuran-ı Kerim Ana yasamız, Peygamber Efendimiz(s.a.v.)in sünnetleri kanunlarımızdır. Müslümanım diyenlerin bunları bilmesi şart. Anlamadığınız ayetleri, sünnetleri Özü sözü bir, din Alimlerine sorarak öğreneceğiz. Din Alimleri peygamberlerin halifeleridir. Bazıları diyorlar ki Kura-ı Kerim bize yeter. Sünnetlere gerek yok, Alimlere hele hiç gerek yok bizler akıllı insanlarız. Anlarız biliriz. Doğru ise çocuklarımızı okula niye gönderiyoruz? Devlet kitapları dağıtıyor. Bizler okur öğreniriz öğretiriz, sınavlara girerler sınavı kazananlar diplomalarını alırlar. Milyonlarca öğretmene ne gerek var. Fuzuli masraf. Bu günlerde her kesler din Alimi, Yalan yanlış bilgiler aktarılıyor. Bilinçsizce değil, maksatlı. Dinimizi insanlara yanlış aktarmakla görevliler. kanaatimizce. Dinini iyi bilmek her Müslümanın görevi bilecek araştıracak araştıracak. Müslümanlara saldırılar her alanda her zaman var idi olacak ta. Bunlar hiç önemli değil, Yeter ki biz Baş Düşmanımız Şeytan ve ona hizmet edenleri tanıyalım. Düşmanını tanımayanlar yenilmeye mahkumdurlar. Düşmanlarımız bir çalışıyorsa birler en az iki kat çalışmak zorundayız. Bu dünya düşmanlarımızın cenneti, Bizlerin sınav alanı. Onlar kötülük yapmak peşinde cehenneme koşarlar. Bizler dinimizin dışına çıkamayız. O yüzden çok bilgili, güçlü ve çalışkan olmalıyız.. İnanın cehenneme koşanlar bizlerden daha gayretli, Bizler sanki Yüce Yaradanımızın rızasını, cennet misafirhanesini istemiyormuşuz gibi davranıyoruz. Rızkımızı yanlış yerlerden, hatta kişilerden ister olmuşuz. Bizleri maalesef uyutmuşlar, cehaletimizden, tembelliklerimizden faydalanmışlar. Dinimize hurafeler sokulmuş... Haramın yeri ayrı, Helalin yeri ayrı. Sanki iki mideleri var. Haramın yeri, şeytani fikirleri besler. Helalin yeri rahmani fikirleri besler.. Haramlar hayırlara götürmüyor. Elin namusuna art niyet besleyenlerin, namuslarına yine art niyetli yoldaşları art niyet beslerler. Hainlik edenler hainlik bulur. En son yerleri cehennemdir. Müslümanlığımızın kıymetini bilelim. Düşmanlar çok, Ancak asıl düşmanımız Cehaletimiz ve Şeytanı unutmamız. Yolumuz olmasın şeytani yol, Yolumuz her daim hak yol İnşaAllah.. Dini bilgiler din adamlarının değil, Her Müslümanın farzı. Dinimizi düşmanlarımız bizlerden iyi biliyorlar. Bunun kanıtı dinimizi düşmanlık için öğrenenlerin bazıları Müslüman oluyorlar. Takip edin. Onlardan öğreneceğimiz çok güzel bilgiler olacaktır. Şuurlu Müslüman düşmanını en iyi bilen ve tedbir alandır. Düşmanları suçlamak zayıf imanın belirtisi. Oku, Oku, Oku, düşün, alını kullan. Aklını kullanmayanları kullanırlar.... Şuurlu, uyanık, çalışkan, Rızkını yanlış yerlerden istemeyen günleriniz daim olsun. Hayırlı günler Aşağıdaki bilgiler internetten alınan bilgilerdir. Mehmet Rıfat Börekçi • Önem : Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Diyanet İşleri Bakanı • Doğum : 1860 - Ankara Vilayeti (Osmanlı İmparatorluğu) • Ölüm : 5 Mart 1941 - Ankara (Türkiye Cumhuriyeti) • Görev süresi : 1 Nisan 1924 - 5 Mart 1941 • Yerine gelen : Mehmed Şerafeddin Yaltkaya Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Diyanet İşleri Bakanı olan Rıfat Börekçi, Ankara’da dünyaya geldi. Asıl adı Mehmed Rıfat’tır. İlk eğitimini sıbyan mektebinde alan Börekçi, daha sonra ise Ankara Rüşdiyesi’ni tamamladı. Eğitimini tamamlamasının ardından İstanbul’a gitti ve Beyazıt dersiamlarından Atıf Bey’in derslerine katılarak icazet aldı. İlerleyen dönemlerde Ankara’ya dönen Börekçi, açılan bir imtihanı kazanarak Fazliye Medresesi’ne müderris oldu. Takvimler 22 Ekim 1898 gününü gösterdiği sıralar ise Ankara İstinaf Mahkemesi üyeliğine tayin edildi. Yaklaşık altı yıl sonra bu görevi sona eren Börekçi, kısa bir süre sonra tekrardan aynı göreve getirildi ve 18 Mart 1907 yılına karar bu vazifeyi sürdürdü. Aynı yıl içerisinde Ankara müftüsü oldu. Görevleri esnasında kendisine sırasıyla mûsıle-i sahn ve mûsıle-i Süleymâniyye Bursa müderrislikleri, İzmir pâye-i mücerredi ve mahreç pâyeleri verildi. Son olarak bir de nişân-ı Osmânî aldı. Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’daki Kuvayi Milliye’yi hareketini destekleyen ve Milli Mücadele’nin meşru olduğuna dair fetva vererek Ankara’nın meşruluğu noktasında önemli çalışmalarda bulunan Börekçi, Milli Mücadele’nin ilk yıllarında Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kuran ve bu cemiyetin başkanı olarak aktif çalışmalarda bulundu. 23 Nisan 1920’de Menteşe’den (Muğla) mebus seçilerek ilk meclise katıldı. Bu arada Şeyhülislâm Dürrîzâde’nin İngilizler’in baskısıyla Milli Mücadele aleyhinde verdiği fetvayı reddeden bir fetva verdi. Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde neşredilerek yurdun her tarafına dağıtılan bu fetva halkın Milli Mücadele etrafında toplanmasında son derece etkili oldu. Bunun üzerine İstanbul hükümeti tarafından 25 Nisan 1920’de müftülük görevinden azledildi. Ayrıca I. Örfî İdare Dîvân-ı Harbi tarafından Milli Mücadele’ye destek olduğu gerekçesiyle idamına ve mallarının müsadere edilmesine karar verildi. Ancak Ankara hükümeti Rıfat Efendi’yi derhal müftülük görevine iade etti. Altı ay Manisa mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çalışan Rıfat Efendi müftülük görevini tercih ederek 27 Ekim 1920’de mebusluktan ayrıldı. Diyanet İşleri Bakanlığı’nın kurulması üzerine ise 31 Mart 1924 tarihinde ölümüne kadar sürdüreceği Diyanet İşleri Bakanlığı görevini sürdürdü. SİYASET Cumhuriyet dönemi ve din anlayışı’nı çarıklısı bilir de Kavuklu’su da eksik kalmasın! 24/11/2013 canmehmet 4 Comments Önceki Yazı Sonraki Yazı Bu kadim milletin en güzel tanımlarından birisi de herhalde, “Sağır duymaz uydurur!” ifadesidir. Okumayı sevmeyenler için meramımızı birkaç cümlede açıklıyoruz. ”..Îlk Diyanet İşleri Reisi olarak da gerçekte Mason (*) Biraderlerden olan Mehmet Rıfat Börekçi (**) atanmıştır. Diyanet bugünkü Statüsüne 14 Haziran 1935’te çıkardan 2800 sayılı kanunla gelmiştir. Aradaki yıllarda temelde değil, bazı kazai konularda yeni yönetmelikler çıkarılarak işlevselliği güçlendirilmiştir. Günümüzde yaklaşık yüz bin kişilik bir kadrosu vardır ve çok ilginçtir ki, Türkiye’de toplam nüfusun yaklaşık 120 de biri Diyanet’ten doğrudan veya dolaylı olarak nemalanmaktadır. Diğer bir anlatımla, toplam nüfus içinde çalışan ve emekli olarak yaklaşık beş yüz bin vatandaş bu kurumdan doğrudan veya dolaylı olarak nemalanmaktadır. (1) .. Dini ve ahlakı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar, dediler. Kendisini hilafet ve saltanat makamına layık gören ve bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla latife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen M. Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce şu izahatı verdi: Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur..” (2) … Özetlersek… Diyanet İşleri Başkanı “Mason” olan teşkilatın İmamları da …..! olacaktır. Resim; dunyagerceklerim.blogspot.com/2012/03/papyonlu-frakl-diyanet-isleri-baskan.html Açıklamalar; (Fazlasını okuyanının araştırmasına bırakmak için alıntılar vikipedi’den yapılmıştır.) (*)“Masonluk, kökleri her ne kadar 16. yüzyılın sonu ve 17. yüzyılın başlarına kadar dayanıyor olsa da, 24 Haziran 1717 tarihinde Londra’da bir araya gelen dört locanın girişimiyle Londra Büyük Locası’nın kurulması ile başlar. Masonlara göre masonluk akılcılık, bilimsellik ve insanlığın oluşumundan bu yana ortaya çıkarak, insanlığın gelişimine ve bilgi birikimlerine katkıda bulunmuş bir kültür ve fikir üst yapı kurumudur. Ezoterik ve sadece üyelerine açık olan örgüttür. Dünyanın birçok ülkelerinde 5 milyon üyesi ile değişik biçimlerde mevcuttur. Sadece İngiltere, İskoçya ve İrlanda’da 480.000; Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 2 milyona yakın üyesi bulunmaktadır.” (Vikipedi) (*) Mehmet Rifat Börekçi; Börekçizade Mehmet Rifat Efendi (d. 1860 – ö. 1941), (veya, Soyadı Kanunundan sonra, Mehmet Rifat Börekçi, Ankara’nın yerlisi ve müftüsü sıfatıyla, Kurtuluş Savaşı’na ve Mustafa Kemal Paşa’ya önemli destekte bulunmuş bir din adamıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Diyanet İşleri Başkanlığı’nı üstlenmiştir. Kısa bir dönem milletvekilliği de yapmıştır. Milli Mücadele’de Şeyhülislam Dürrizade’nin fetvasına karşı Ankara Fetvası’nı ilan etti. Fetva 153 müftü tarafından imzalanarak dağıtıldı. Bunun üzerine 24 Nisan 1920 tarihinde padişah imzasıyla Ankara Müftülüğünden alındı ve Divan-ı Harb-ı Örfi tarafından Kuva-yı Milliye’cilere katılmaktan ölüme mahkûm edildi. 1860’ta Ankara’da Beynam köyün’de doğmuştur. Babası Börekçizadelerden Ali Kazım Efendi’dir. Mehmet Rifat Efendi, ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra yüksek öğrenim için İstanbul’a gitmiştir. Burada Beyazıt Medresesi müderrislerinden Atıf Efendi’nin derslerine devam edip dini yüksek ilimleri tahsil ederek icazetname (diploma) almaya hak kazanmıştır. Mustafa Sabri Efendi’nin Kuvay-i Milliyecilerin katline ilişkin fetvasına karşı fetva yazarak Milli Mücadeleyi desteklemiş ve Mustafa Sabri Efendi’nin fetvasını geçersiz kılmıştır… Mehmet Rifat Efendi, 23 Nisan 1920’de toplanan TBMM 1. Dönem’e Menteşe (Muğla) mebusu olarak girdi. Ancak Müftülük görevini tercih ederek, daha sonra milletvekilliğinden istifa etti. Bu arada 23 Aralık 1922-30 Mart 1924 tarihleri arasında Şer’iye Vekaleti Heyet-i İftâ azalığında bulundu. 4 Nisan 1924’te de yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilk başkanı oldu. Soyadı Kanunuyla Börekçi soyadını alan Mehmet Rifat Efendi, vefatına kadar (5 Mart 1941) bu görevde kaldı…” (Vikipedi) Kaynaklar; (1)”DEVLET VE KİMLİK” AYTUNÇ ALTINDAL, 1.Baskı: Nisan 2010, Sahife;94 Paragraf;1 (2) “Kazım Karabekir anlatıyor” Uğur Mumcu, 25. Baskı: Aralık 2009, Ankara, Sahife;75 ve sonrası) Resim; dunyagerceklerim.blogspot.com/2012/03/papyonlu-frakl-diyanet-isleri-baskan.html

Mete Han
30 Temmuz 2019 Salı 14:23:28
Atatürk'ün yanındaki müftü: M. Rıfat Börekçi / Sinan MEYDAN Tarihçi - Yazar SİNAN MEYDAN Cumhuriyetimizin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, hep Atatürk'ün yanında durmuş, saraya başkaldırmış, halife padişah tarafından idama mahkûm edilmiş, yurtsever, cesur ve aydın bir kişiydi. Yeni Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, göreve gelir gelmez “sekülarizm kıskacında debelenen insanlığın” dertlerine çare bulmaktan söz etti. Bugün neredeyse tüm İslam dünyasının “bağnazlık” ve “geri kalmışlık” kıskacında “debelendiğini” göremeyen Prof. Ali Erbaş, dünyanın seküler toplumların omuzlarında döndüğünün de farkında değil. Oysaki teknoloji, bilim… hepsi seküler debelenmenin eseri… Prof. Ali Erbaş, “din” üzerinden Atatürk Cumhuriyeti'ne saldırmayı da ihmal etmiyor: İnternette dolaşan bir videosunda, Cumhuriyetin ilk yıllarında Karadeniz'in bir dağ köyündeki bir Kuran Kursu'nda Kuran okumanın yasak olduğunu, gizli gizli Kuran okunduğunu (!) 1921 doğumlu babasından dinlediğini aktarıyor. Son Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş'a en güzel cevabı, ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi veriyor. Şimdi gelin, 1920 Ankara'sına gidelim ve Mehmet Rıfat Börekçi'yle tanışalım! Image resized to : 56 % of its original size [ 880 x 393 ] İlk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi (Solda) -Atatürk ve Rıfat Börekçi (Atatürk'ün manevi kızlarından Rukiye'nin nikâh töreninde 22 Mayıs 1930) PARASIZ DİRENİŞ 1919 Aralık ayının sonları… Atatürk'ün başkanlığındaki Temsil Heyeti, Erzurum'dan Sivas'a giderken yaşadığı yoksulluğu, şimdi de Sivas'tan Ankara'ya giderken yaşıyordu. Bütün paraları, yol için 20 yumurta, 1 okka peynir ve 10 ekmeğe yettiğinden ancak bunları alabildiler. Allah'tan, Ankara'ya hareket etmeden kısa bir süre önce Osmanlı Bankası'ndan senet karşılığı 1000 liraya yakın bir para buldular. Ayrıca Sivas Amerikan Okulu Müdiresi bir araba, birkaç lastik ve biraz benzin verdi. Atatürk, bunların parasını ödemek istediyse de müdire kabul etmedi. (Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber, C.2, s. 484- 487). Atatürk ve beraberindeki heyet 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldiğinde sadece 1200 liraları vardı. (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, s. 286, Selek, Anadolu İhtilali, C.1, s. 136). Ankara'da yine parasızlık baş gösterdi. O soğuk Ankara günlerinde yaşanan parasızlığı, o günlerin tanığı Mazhar Müfit Kansu şöyle anlatıyor: “Ekmekçiye bile verecek paramız kalmamıştı. (…) Bankalardan ve kurumlardan ödünç para almayı Paşa'ya bir türlü kabul ettiremedim. Ne yapacaktık? Benim bir kürküm vardı. Erzurumlu Nafiz Bey'e müracaatla sattırılmasını rica ettim. Nafiz Bey, ‘Ocak ayı içindeyiz, ne giyeceksin' diye satmamakta ısrar ettiyse de, bu ısrar ne olursa olsun kulağıma giremezdi. Aç mı kalacaktık? Nihayet onu da sattık. Kimse de satılacak bir şey kalmadı. Paşa ile bu konuda bir çare bulamayarak, ‘Hele bakalım, sabah olsun, yine düşünürüz' sözü ile odalarımıza çekildik. Ankara'ya geldiğimiz zaman hemen bir hafta bizi belediye besledi. Fakat bu aylarca devam edemezdi. Velhasıl çaresizlik içinde (…) mustarip bir halde idik…” (Kansu, age, s. 506). RIFAT HOCA HIZIR GİBİ YETİŞTİ O gece Mazhar Müfit uyuyamamış, yatağında istirahat ediyordu. Kış güneşi Ankara'yı yavaş yavaş aydınlatmaya başlamıştı ki kapı vuruldu. “Müftü Efendi geldi” dediler. Mazhar Müfit telaşla yatağından fırlayıp giyindi. İlk aklına gelen, şeker yokluğu oldu. Hoca, ya kahve isterse? Peki ya sigara içiyorsa! Ne şeker ne sigara vardı. Kısa bir süre sonra Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, Mazhar Müfit'in odasına girdi. Ortadaki yuvarlak ve küçük masanın yanındaki bir iskemleye oturdu. Selamlaşmanın ardından Mazhar Müfit, “Müftü Efendi, zannıma göre kahve içmezsiniz, değil mi?” diye söze başlayınca, Rıfat Efendi, “Evet içmem!” dedi. “Sigara?” “Onu da kullanmam…” Aslında Rıfat Efendi kahve içerdi. Ancak yokluğun farkındaydı. Rıfat Efendi tebessüm ederek “Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az da olsa yardımda bulunmayı vazife bildik” dedi. Mazhar Müfit, yatağın yanındaki kasayı göstererek “Paramız var!” dedi. Oysaki kasada sadece 48 kuruş vardı. Rıfat Efendi, Mazhar Müfit'i dinlemedi bile. Ayağa kalktı. Cübbesinin altından bir torba çıkardı. Torbanın içindeki kâğıt paraları saymaya başladı. Bu sırada Mazhar Müfit, “Teşekkür ederiz, ama bu konuda önce Paşa ile bir görüşseniz iyi olur” deyince Rıfat Efendi, Atatürk'le görüştüğünü söyledi. Bu sırada saydığı paraları tek tek masanın üzerine koyuyordu: 100, 200, 300, 500… derken tamı tamına 1000 lira saydı. Mazhar Müfit, sevincini belli etmemeye çalışarak paraları alıp kasaya koydu. Sonra hemen emir erini çağırdı. Masanın gözünden çıkardığı iki şekeri verip “Bize birer kahve pişir” dedi. Başından beri durumun farkında olan Rıfat Efendi gülümseyerek “Şeker pahalı, hesap lazım, size de gelen giden çok, başa çıkılmaz, değil mi?” diye latife yaptı. Kahveler içildi. Hoca gidince Mazhar Müfit de hemen Atatürk'ün yanına gitti. Atatürk, “Ne kadar?” diye sorunca, Mazhar Müfit, “1000” dedi. Atatürk, “Gördün mü akşam ne kadar sıkılmıştık. Bu akla gelir miydi? Allah bize yardım ediyor” dedi. Bunun üzerine Mazhar Müfit, “Kul sıkışmayınca hızır yetişmez” deyince Atatürk biraz tebessüm ederek “Şimdi hızırı filan bırak bakalım, masraf ve geliri düzenle…” dedi. (Kansu, age, s.506-508). Uluğ İğdemir, “Yılların İçinden” adlı eserinde o gün Müftü Rıfat Efendi'nin Atatürk'e verdiği paranın 1200 lira olduğunu yazıyor. (Uluğ İğdemir, Yılların İçinden, s.29). Cemal Kutay ise o gün Müftü Rıfat Efendi'nin 1000 lira Mazhar Müfit Bey'e, 800 lira ise Cevat Abbas Bey'e verdiğini belirtiyor. (Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, s. 190). Image resized to : 56 % of its original size [ 880 x 1057 ] Elmalılı Hamdi'nin 'Hak Dini Kuran Dili' adlı tefsirinin ciltleri 1935. KEFEN PARASI VE ESNAF DAYANIŞMASI İddiaya göre o gün Müftü Rıfat Efendi, kendisi ve eşi Semiha Hanım için ayırdığı “cenaze parasını” bir torba içinde Atatürk'e teslim etmişti. Hoca ayrıca Atatürk'ün yokluk ve yoksulluk içinde bir ölüm kalım savaşını örgütlemeye çalıştığını görünce Ankara esnafından 46.500 liralık bir yardım toplamıştı. (Neşit Hakkı Uluğ, Hemşerimiz Atatürk, s. 85. Bayram Sakallı, Ankara ve Çevresinde Milli Hareketler, s. 72. Ali Sarıkoyuncu, Atatürk Din ve Din Adamları, s. 172.) Falih Rıfkı Atay ve Sabahattin Selek, Müftü Rıfat Efendi'nin Ankara esnafından toplayıp Atatürk'e verdiği paranın 6.000 lira olduğunu belirtiyorlar. (Atay, age, s. 286, Selek, age, C.1, s. 136). Sabahattin Selek, bu bilgiyi bizzat Milli Mücadele'nin maliye vekillerinden Hasan Fehmi Ataç'tan aldığını yazıyor. (Selek, age, s. 136) Kısacası, miktarı tam olarak bilinmeyen bu yardım, 23 Nisan 1920'de açılacak TBMM'nin ilk bütçesini oluşturacaktı. Ayrıca Ankara Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin TBMM hizmet binası için harcadığı 5.068 liranın önemli bir bölümünü de yine Rıfat Efendi toplamıştı. (Sakallı, age, s. 95, Sarıkoyuncu, age, s. 174). Image resized to : 56 % of its original size [ 880 x 1286 ] HALİFEYE İSYAN EDEN MÜFTÜ 5 Eylül 1919'da Ankara'nın ileri gelenleri Padişah Vahdettin'e telgraf çekip hem Kurban Bayramı'nı tebrik etmek, hem de Ankara Valisi Muhittin Paşa'yı şikâyet etmek istemişlerdi. Ancak Sadrazam Damat Ferit, “Padişahla doğrudan doğruya görüşülemeyeceği” gerekçesiyle telgrafı kabul etmemişti. Buna çok kızan Müftü Rıfat Efendi ve Ankaralılar, İstanbul'a çektikleri başka bir telgrafla “Padişah ve onun hükümetini tanımadıklarını” bildirmişlerdi. (Sarıkoyuncu, age, s. 168. Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, s. 352.) Bu olaydan sonra Rıfat Efendi, bir anlamda padişaha isyan edip tamamen Kuvayı Milliye saflarına geçmişti. Nitekim 29 Ekim 1919'da kurulan Ankara Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin başkanı seçilmişti. Ayrıca Ankara'da bir gönüllü alay kurulmasına öncülük etmişti. O sırada Milli Mücadele'ye karşı çalışan Ankara Valisi Muhittin Paşa 28 Ekim 1919'da Kuvayı Milliyecilerce tutuklanıp İstanbul'a gönderilmişti. İstanbul Hükümeti, onun yerine Ziya Paşa'yı Ankara'ya vali tayin etmişti. Ancak Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, bu yeni valiyi bir mektupla tehdit etmişti. Eskişehir'e kadar gelen Ziya Paşa, hocanın tehdidi üzerine oradan geriye dönmek zorunda kalmıştı. (Sakallı, age, s. 63, 64. Şapolyo, age, s. 353). Atatürk, Nutuk'ta Ankara Müftüsü Rıfat Efendi'nin bu direnişinden övgüyle söz eder. Atatürk Ankara'ya gitmeden önce, Rıfat Efendi'ye haber vermişti. 27 Aralık 1919'da Atatürk Ankara'ya geldiğinde Rıfat Efendi, “Hoş geldiniz, safa geldiniz. Kademler getirdiniz. Memleketimizi aydınlattınız. Canla başla sizinle beraberiz” diyerek Atatürk'ü karşılamıştı. (Şapolyo, age, s. 353, 371, 372 Kansu, age. C.2, s. 498). Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, daha sonra I. TBMM'de Menteşe (Muğla) milletvekili olarak görev alacak, sonra da halkı aydınlatmak için kurulan “irşat heyetine” seçilecekti. Bu sırada Beypazarı ayaklanmasının bastırılmasını sağlayacaktı. İHANET FETVASINA KARŞI DİRENİŞ FETVASI İstanbul Hükümeti'nin, 11 Nisan 1920'de Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımladığı ihanet fetvası türlü yollarla; örneğin Yunan ve İngiliz uçaklarıyla yurda dağıtıldı. Fetva etkisiyle Anadolu'nun pek çok yerine Kuvayı Milliye'ye karşı isyanlar çıktı. Bunun üzerine Atatürk, bir an önce karşı fetva hazırlanmasını istedi. Ankara Müftüsü Rıfat Efendi başkanlığında 5 müftü, 9 müderris ve 1 medrese müdürü ile 6 kişilik din bilgini heyetinden oluşan toplam 21 kişilik bir kurul, Ankara'nın “direniş fetvasını” hazırladı. Bu fetva, Milli Mücadele yanlısı 155 müftü ve din bilgini tarafından da onaylandı. Fetva, 16 Nisan 1920'de bütün müftülüklere tebliğ edildi. Kuvvacı gazetelerde yayımlandı. İstanbul Hükümeti'ne göre Rıfat Hoca da artık bir asiydi ve katledilmesi caizdi. 8 Haziran 1920'de İstanbul Birinci İdare-i Örfiye Divani Harbi, Ankara Müftüsü Rıfat Efendi'yi idama mahkûm etti ve mallarının müsadere edilmesine karar verdi. Rıfat Hoca'yla birlikte aralarında İsmet Paşa'nın da olduğu 16 kişi daha idama mahkûm edildi. Aynı mahkeme, daha önce de Atatürk ve arkadaşlarını idama mahkûm etmişti. Bu idam kararlarını Padişah Vahdettin, 15 Haziran 1920'de onayladı. (Şapolyo, age, s. 353, Sarıkoyuncu, age, s. 190, 191). İlk kez bir Osmanlı halife/padişahı (Vahdettin), bir müftü hakkında ölüm fermanı veriyordu. (Kutay, age, s. 189-190, Sarıkoyuncu, age, s. 191). Image resized to : 56 % of its original size [ 880 x 1468 ] CUMHURİYETİN DİN POLİTİKASI VE RIFAT BÖREKÇİ 3 Mart 1924'te 429 sayılı kanunla Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırılıp yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. 1924'te Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat Börekçi, 1941'de ölümüne kadar bu görevde kaldı. 3 Mart 1924 tarihli 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu'yla Medreseler kapatıldı. Bu kanunun 4. maddesine göre 1924'te İstanbul Darülfünunu'nda bir İlahiyat Fakültesi'yle ülkenin değişik yerlerinde 29 imam-hatip okulu açıldı. İmam-hatipler, 1930'da öğrenci yetersizliği nedeniyle kapatılacak ancak 1949'da yeniden açılacaktı. İlahiyat Fakültesi ise 1933 Üniversite Reformu sırasında İslam Araştırmaları Enstitüsü'ne dönüştürülecekti. Ancak o da 1936'da öğrenci yetersizliği nedeniyle kapatılacaktı. Cumhuriyet'in ilk Kuran Kursu, 1930'larda Süleymaniye Camii'nde açıldı. (Mustafa Kemal Ulusu, Atatürk'ün Yanı Başında, s. 190.) 1932-1937 arasında Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı resmi 59 Kuran Kursu vardı. (Gottard Jaschke, Yeni Türkiye'de İslamlık, s. 75, 76). TBMM, 25 Şubat 1925'te, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir Kuran tefsiri ve tercümesi ile bir hadis kaynağı hazırlayıp halka dağıtmasını kararlaştırdı. (Bu iş için Diyanet'e 20.000 liralık ek bütçe verildi). Cumhuriyetin ilk 15 yılında Rıfat Börekçi'nin başkanlığındaki Diyanet İşleri Kuran, hadis, hutbe vb. dinsel konularda 9 önemli eser hazırladı: 1. Elmalılı Hamdi Yazır, “Hak Dini Kuran Dili” (9 cilt), 1935. 2. Ahmet Naim-Kamil Miras, “Tecrid-i Sarih” (12 cilt), ilk 4 cilt 1932-1938 arasında çıktı. 3. Ahmet Hamdi Akseki, “Ahlak Dersleri”, 1924,1926. (Diyanet'in ilk yayını). 4. Ahmed Hamdi Akseki, “Askere Din Dersleri”, 1925. (Bu eser genişletildi ve yeni harflerle 1945'te “Askere Din Kitabı” adıyla basıldı). 5. Rıfat Börekçi-Ahmet Hamdi Akseki, “Türkçe Hutbe”, 1927,1928. 6. Ahmed Hamdi Akseki, “İslam Dini”, 1935. 7. Ahmet Hamdi Akseki, “Kuvvet ve Tayyare-Dini Öğütler ve Vaizlere Vaaz Numuneleri”, 1935. 8. Ahmet Hamdi Akseki, “Yeni Hutbelerim I”, 1936. 9. Ahmet Hamdi Akseki, “Yeni Hutbelerim II”, 1937. 1924-1950 arasında, tek parti döneminde Diyanet İşleri toplam 352.000 takım dinsel içerikli kitap bastırıp halka dağıttı. Bunların 45.000'i Kuran'ı Kerim tefsiri, 60.000'i Buhari hadislerinin tercümesi, 247.000'i ise değişik din kültürü eserleriydi. (Abdullah Manaz, Atatürk Reformları ve İslam, s. 147). Bu çalışmaların amacı, toplumu dinselleştirmek veya dinsizleştirmek değil dinin anlaşılmasını sağlamaktı. Anlamak “seküler” bir çabadır. Dini anladıktan sonra çok inanmak, az inanmak veya inanmamak tamamen kişisel bir tercihtir. Atatürk, akla, bilime dayalı çağdaş bir ülke kurmak istedi. Ancak bunu yaparken asla din düşmanlığı yapmadı; laikliğin gereği olarak din ve vicdan özgürlüğünden yanaydı. Nitekim camiler açıktı, isteyen ibadetini yapıyordu. Dini bayramlar kutlanmaya devam ediyordu. Yasak olan din değil dincilikti, yobazlıktı. Yeni Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş bunları bilmez mi? Yoksa bilir de işine gelmez mi? ATATÜRK VE RIFAT BÖREKÇİ Atatürk dincilere, hoca kılıklı din simsarlarına karşıydı; yoksa gerçek din adamlarına saygılıydı. Mesela Rıfat Börekçi'yi çok sever ve saygı duyardı. Rıfat Börekçi anlatıyor: “Ata'nın huzuruna geldiğimde beni ayakta karşılardı… ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz' dediğim zaman ‘Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır' buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi.” (Ercüment Demirer, Din Toplum ve Atatürk, s.10). Mazhar Müfit Kansu da şöyle diyor: “Müftü Efendi'yi Mustafa Kemal Paşa çok severdi… Paşa, Rıfat Efendi'ye, Diyanet İşleri Başkanı iken her hafta yaver gönderir, bir arzusu olup olmadığını sordururdu; resmi otomobili yokken bir otomobil tahsis etmişti.” (Kansu, age, s. 508). Uluğ İğdemir de “Her bayram Rıfat Börekçi'ye bir hediye gönderir ve buna 1200 liralık bir çek eklerdi” diyerek Atatürk'ün Rıfat Börekçi'ye çok değer verdiğini belirtir. (İğdemir, age, s. 29). Sinan MEYDAN, 2 Ekim 2017 https://twitter.com/smeydan ---------------------- Bu kadar hizmeti olan bir muhtereme vatan millet Cumhuriyet düşmanı irtica odakları iftira atacak taşlayacaklardır. Bunlarda ne din ne iman ne Allah korkusu var. Varsa yoksa menfaatları. Çünkü onların ülkeyi ABD ye İngilizlere manda etmelerine engel olunmuş, Halk kula kulluktan kurtularak Allah'ın kulu olmuş, ilk defa kutsal kitapları kuran da ne yazdığını öğrenme şansları oluşmuş ne idüğü belirsiz cahil softaların tahakkümü bitmiştir. Mason localarını kurduran Abdülmecit, Abdülaziz Abdülhamit, Vahdettin masum değilmiş de mason localarını kapatan M.Kemal masonmuş. Neymiş efendim bu masonluğunu gizlemek için bir numaraymış. Bir gecede millet cahil kalmışmış. Bu milleti boş verin imparatorluğun merkezi Babaialide sarayda bile doğru dürüst okuduğunu anlayacak dış ülkelerden gelen yaıları anlayacak cevap verebilecek adam yoktu. Saraydakiler bile Osmanlıcayı anlayamıyorlardı. Ne okur yazarlığından bahis ediliyor. Nüfusun ancak % 7-8 i okur yazardı bunların %95 ide ermeni rum, Yahudi ve Arnavut tu. Kadınlarda okur yazarlık binde 0,1 di. Eline arapça ilmihalini alıp papağan gibi tekrarlayanlar mı alimdi okur yazardı. Bu tayfa ellerindeki arapça parçalarda ne yazdığını bile bilmezlerdi. Bu halk ancak Atatürk ün emriyle Elmalinin hazırladığı mealle anladı kuranda ne yazdığını tabi yobazların irtica kafıların işine gelmedi. Yok kurtuluş savaşı denen bir şey yokmuş, yok lozanda Osmanlı topraklarının 3 milyondan 780 000 m kareye düşmüş mimişta miş mış. Londra, Bükreş, atina İstanbul edirne anlaşmalarını Mondoros mütarekesini sevri bilmeyenler kelaynak kuşları gibi zevzek zevzek anlatıyorlar. Nasıl olsa yutacak cahil cuhal çok. Artık bu devirde kimse yutmuyor İŞİD kafalı feto bozuntularını. Kendi pisliklerinde kazdıkları kuyuda boğulacakları gün yakındır.

Eyyup Akmetin
30 Temmuz 2019 Salı 20:59:35
kleyen : Eyyup Akmetin , 27 Şubat 2019 Çarşamba aaa Beğen 1 BİR MASONUN İTİRAFI "Müslümanların her şeyini bozduk, yok ettik. Dinleri inançları, dine bağlılıkları ve insani duyguları yok oldu. Onların milli ve manevi değerlerine, Batı medeniyeti posasında eriterek kendimize benzettik. İslamiyet’i öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı, Kur’an öğrenmeyi suç ve gericilik(irtica) olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu hiçbir şeye tam olarak inanmıyor. 14 asırlık dinlerini, itikatlarını, ibadetlerini, tartışılır hale getirdik. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha dolay kolaylaştı. Maaş bağlayarak, vize vaadi, yurt dışı imkanları ve cinselliği kullanarak Müslümanları Hıristiyan yapın"(Louis Massignon) Kaynak: Su- Dergisi, Yıl:1.sayı:3 Mayıs-Haziran 2005 Bu yazıya hiçbir şey eklenmedi. Okuyup, bol, bol düşünmemiz gerektiği düşüncesindeyiz. Nereden nereye sürüklenmişiz.. Dinimizi öğrenme zahmetinde bulunmuyoruz.. Ondan sonrada hocalar sahtekar deyip kurtulacağımızı sanıyoruz.. O iş öyle kolay değil. Her Müslüman Kendinden eşinden Ailesinden sorumlu kaçış yok. Başkalarını bırak kendini Aileni kurtar memleket kurtulur. Ailesi sağlam olmayan milletler istedikleri kadar modern silahlar yapsın neye yarar. Onu kullanacak yürekler gerek.. Hatta o silahlar 15 Temmuzdaki gibi bize döner.. Maalesef Aileler kendilerine vatana, millete hayırlı evlatlar yetiştirmenin peşinde değil. Şeytan ve ona aldananlar çok çalışıyor.. Cehennem için, Müslümanların çoğu uyutulmuş, uyanmak istemiyor, sanki. Yüce Yaratanımızın rızasını, cenneti istemiyor.... Yukarıdaki yazı uyanmamıza birazda olsa sebep olur. Belki. Çıkmayan candan ümit kesilmez... Paylaşmak güzeldir. Müslüman işi, Paylaşmamak cimrilik Şeytan ve ona aldananların işi.. Hayırlarda kalın. Dinini iyi bilmeyen başkalarının oyuncağı olur.. Hatayı kendinde arayan, kolay düzelir, Hatayı başkalarında arayan çok zor düzelir.."" Özünü kaybeden şuur gözünü kaybetmiştir".. Anlamak isteyene dünyadaki bütün Yaratılanlar ibret. Anlamak istemeyene ömür boyu anlat boş.. Bereketli günlerimiz daim olsun. İNŞAALLAH. Tüm Müslümanlar kardeştir.. Vicdanı olan insanlarda Müslüman olmaya adaydır...

Mete Han
31 Temmuz 2019 Çarşamba 11:50:12
Onlarca şalvar sakal takkeyi islam sanana tarikatlarıda mı masonlar kurdu. Sülemancısı, nurcusu, iskenderefendicisi, ışıkçısı, tillocusu, aczenedicisi, menzilcisi. Bunlar din tacirlerinden başka bir şey değil. Asıl Müslümanlığı karalayan kirleten bu meczublar. Tek dertleri keselerini doldurmak işkembe ve apış aralarını doyurmaktan başka bir marifetleri olmayan yüzlerce tarikat cemmat mendrese isamı aslından çıkarmış kendilerine hizmet eden bir ucubeye çevirmişler. Hepsi kadını çarşafa sokmayı 5-10 kadınla harem kurmayı düşlerde Al-Baqara suresinin 219 ayetini hiç biri görmez, dikkkate almaz çünkü işine gelmez. ''Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür". Ne sarfedeceklerini sana sorarlar, de ki: "Artanı". Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar. (219) D.İşleri/Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz. (219) Elmalı Bu ayet sosyal adaleti emir eden ayettir. İhtiyacından artanı olmayan vereceksin diyen ayeti kırkta bir zekata dönüştürenler dir asıl islamın bel kemiğini kıran. İslamda karun olmak yoktur. Eşitlik, adalet, merhamet , özgürlük vardır ve vicdan vardır. Saraylarda oturmak, harem kurmak yoktur. Sen sarayda köşkte otururken çöpten beslenen çadırda yaşayan olamaz. İnsanlar açlıktan ölürken altın kaplamalı eşyan olamaz lüks yayamazsın. İnsanlar ekmeğe muhtaçken sen kuzu çeviremezsin. İslamda Bölücülük ayrımcılık fırka yaratmak yoktur. Mezhepcilik tarikatçılık yoktur. Bunlar hep Hz Muhammed' ten sonra uydurulmuş nifak öğretileridir. Hz. Muhammed ''Mümin elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kimsedir '' demiştir. Müslümanlık nedir diye soran sahabeye '' Allah'a inan dostdoğru ol Müslümanlık budur'' demiştir. Onda sonra uydurulan hurafeler dine sokularak özellikle emeviler döneminde Muaviye ve yezit tarafından islam merhamet adalet eşitlik özgürlük dini olmaktan çıkarılmış, hakim güçlere hizmet eder vasıta haline getirilmiştir. Başına takke sarık tak göbeğine kadar sakal uzat şalvar, çarşaf giy beş vakit imamın arkasında saf tut, sonra çık çal çırp yalan söyle , onun bunun namusuna göz dik , büyüğü sayma küçüğü sevme fakiri kollama 4 karı onlarca cariye ile harem kur el etek öptür ahlaksızlık diz boyu , 6 yaşında kız 60 yaşında erkekle evelenebilir de, istediğin kadar cariye alabilir kullabilirsin de al sana Müslümanlık. Bu mu Hz. Muhammedin İslamı Elbetteki değil. Hz. Muhammed'in dini tektir. O da Allahâ iman etmek dosdoğru olmak, ahlaklı yaşamak kimseye kötülük yapmamak topluma faydalı birey olmaktır. Allahtan başkasınakulluk yapmamaktır. Hak hukuk helal haram bilmektir. Beş vakit mi kılarsın elli vakitmi haca bir i gider binmi o kişinin iradesine bağlı. Toplu ilgilendiren dürüstmü adaletlimi,, merhametlimi vicdanlımı topluma faydalımı zararlımı? Topluma ne vermiş. İlim bilim yapmış mı? İnsanlığa faydalı bir şey üretmiş mi hiç olmazsa üç beş ağaç dikmiş mi? Aç doyurmuş çıplak giydirmiş mi? Gönül almış mı Gönüllere girmiş mi? Hastaya yaşlıya bakmış mı? Çocuklara bakmış mı eğitmiş mi topluma faydalı evlatlar yetiştirmiş mi? Önemli olan bunlar. Hayyam ne güzel demiş. İçin temiz olmadıktan sonra Hacı hoca olmuşsun, kaç para! Hırka, tespih, post, seccade güzel: Ama tanrı kanar mı bunlara? Ömer Hayyam (S. Eyüboğlu çevirisi )

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...