Ahmet Eflaki Dede ve Ariflerin Menkıbeleri 14. yy.

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 30 Mayıs 2012 Çarşamba aaa Beğen
Mevlana müzesindeki Mezar taşı 
 

AHMET EFLAKİ

 

 
AHMET EFLAKİ
 
13.Yüzyıl sonları ile 14. Yüzyıl ilk yarısında yaşamış olan doğum ve ölüm  tarihleri, tam olarak bilinmeyen, Menakıb'ul Arifin adlı eseri ile tanınmış olan büyük mutasavvıflardandır. [1] Doğum tarihi tam olarak bilinmediği halde ölüm tarihi kaynaklara göre 1360 olarak kaydedilmektedir. Ölüm tarihinden hareketle doğum tarihinin 1290- 1291 yıllarında olabileceğine dair tahminler de bulunmaktadır. 
Asıl adı Ahmet olan müellif tam olarak Ahmet Eflaki el Arifi adıyla anılır olmuştur. Daha çok Eflaki adıyla tanınmış olan yazarın Arif adı Mevlana’nın oğlu Ulu Arif Çelebi’ye intisap etmesinden gelmektedir. [2] Tüm kaynakların hiç birinde ailesi, doğum yeri, konusunda bir bilgi bulunmamaktadır.


Doğum yerinin neresi olduğuna dair kaynaklarda belli bir yer belirtilmemiş olsa da Harezm  Altınorda Hanlığı Sahasında yetişip, Saraylarda eğitim gördüğü ve Konya'ya geldiği  yazılan bilgiler arasındadır. Zengin ve kültürlü bir ailenin çocuğu olduğunu belli eden bazı işaretler vardır. Esasında hayatına dair bilgilerin tümü eserlerindeki kendisi ile ilgili dolaylı bilgilerden çıkartılabilmiştir. Prof. Dr. Mehmet Demirci, bir yazısında "Altın Ordu Devleti' nin başşehri Saray' da iken eğitimine başladı. Daha sonra, o devrin kültür merkezlerinden olan Konya'ya  geldi ve tahsilini burada tamamladı. Muhtemelen astronomi dersleri alıp, gök cisimlerinin gözlemleriyle uğraştığı için kendisine "Eflakî" denildi." diye bir bilgi sunmaktadır.[3]  İslam Ansiklopedisindeki Ahmet Eflaki maddesini yazan Tahsin Yazıcı'ya göre  “ Sarayda görevli olan babası ona büyük bir kitaplık ve yüklü bir Servet bırakmıştır”.[4] Ayrıca Tahsin Yazıcı aynı yazısında: Konya’ya geldiği Siraceddin Mesnevi han’dan eğitim aldığı, Abdül'mümin Tokadi ve Nizameddin Erzincani'nin öğrencisi olduğu  astronomi ile uğraştığı için ona Eflaki dendiğine dair bilgiler sıralamıştır. [5] “Ancak gerek hissesinden, gerekse eserindeki bir kayıttan, hey’et ilmi ve attarlıkla uğraştığı, gerçeğe yakın bir şekilde tahmin edilebilir. Erzincanlı Nizameddinden de üstadım olarak bahsetmektedir”[6]

Bu bilgilere göre Eflaki Dede'nin de Altınorda -Harezm - sahasında yetiştiği, saraya yakın bir aileden geldiği, sarayda eğitim aldığı kaydedilmiş olmaktadır.  Eflaki mahlasını kullanmasıyla ilgili olarak Prof.Dr. Mehmet Demirci'nin görüşlerine ilaveten Prof. Dr, Mine Mengi  " Eflaki  mahlasını gençliğinde büyü, simya ve ilm-i heyetle ilgilenmiş  olduğundan dolayı almış olduğunu ifade etmektedir. " [7]


Hakkında bilgiler veren kaynakların hiç birisinde doğum yeri, yılı ve ailesi hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Hayatı doğumu ve ilk gençlik yılları hakkındaki ulaşılan tüm bilgiler Menakıb'ul Arifin adlı eserinde serpiştirilmiş bölük pörçük ve dolaylı bilgilerden ibarettir.  İlk eğitimini Altınorda Devleti sarayında aldığı daha sonra Konya’ya geldiği, Konya’da iken Siraceddin Mesnevihan’dan ders aldığı, Abd’ül Mümin Tokadi ve Nizameddin Erzincani’nin öğrencisi olduğu, büyük bir ihtimalle ünlü bir astronomi bilgininden ders aldığı hayatı hakkında çıkarılabilen bilgiler arasındadır.[8]


Eflaki Dede'ye verilmiş diğer bir san ise ARİFİ dir. Bu adı ise Sultan Veled, (13.yy) 'in oğlu Ulu Arif Çelebi'ye intisap etmesinden dolayı almış, [9]Esas isimi Ahmet olan mutasavvıfımıza bu yüzden hem Eflaki Dede, hem de  Arifi diye hitap edilmiş, kendisi de şiirlerinde bu mahlasları ve lakapları kullanmıştır.
Onun hakkında bilgiler Sakıp Dede onun hakkında kısaca şunları yazmaktadır.” Ahi Natur’un oğlu ve Bedreddin-i Tebrizi’nin öğrencisidir. Ahmed Eflâki, zamanının birçok ilimlerini öğrenmiş ve özellikle yıldızlar ilminde (Felekiyat) büyük bir şöhret sağladığı için halk arasında Eflâkî mahlası ile tanınmıştır. Birçok seyahatler yapmış Moğol hükümdarlarından Keygatu’nun Konya’ya geldiği sırada (690 h./129İm.) o da buraya gelerek Sultan Veled’i ziyaret etmiş” [10] diye yazmaktadır. Fakat bu bilgileri nerden aldığını da belirtmez. Tahsin Yazıcı ise Sakıp Dede’nin eserinde yer verdiği bu bilgilerin gerçeği yansıtmadığı düşüncesindedir.

Eflâkî Dede, Mevlana'dan 90 sene sonra 1360 yılında Konya' da vefat etmiştir. Mevlevılik'te bir manevı rütbe olan Dedelik seviyesine çıktığı için "Dede" denilmiş, Mevlana' nın  Oğlu Ulu Arif Çelebi’den, manevi eğitim almış yakın çevresinde bulunmuştur. Ulu Arif Çelebi'nin vefatına kadar (1316) yanından ayrılmayan Eflaki Dede, Mevlana 'nın torunu Mevlevi Şeyhi Ulu Çelebi ile birlikte AZERBAYCAN' a gitmiş, Yolculuk sırasında Kayseri, Sivas, Bayburt, Ahlat ve Tebriz' e uğramışlardır.
Eflakı, Ulu Arif Çelebi'ye candan bağlı olmuştur. Onun her sözünü hikmet bilir, her işini keramet kabul etmiştir. Eflaki Dede Menakıb'ul Arifin ve Meratib'ül Kâşifin adlı eserlerini  Ulu Arif Çelebi'nin isteği üzerine kaleme almıştır. [11] Ulu Arif Çelebi'nin  vefatından sonra Eflaki Dede'nin Türbedar Abid Çelebi'ye, onun ölümünden sonra da Vacid Şehzade ve Emir Adil Çelebi'ye intisap ettiği görülmektedir.[12]
Hayatının son zamanlarında “Ariflerin Menkıbeleri “ adlı eserini genişletmekle uğraşmış, 1360 yılında vefat etmiştir.[13]

Eflaki Dede Menakıb'ul Arifin ve Meratib'ül Kâşifin adlı eserlerinin yanı sıra elimize ulaşan dört tane Türkçe gazeli vardır. Bu gazelleri Kilisli Rıfat ve Sultan Veled tarafından yayımlanan Divan'ı Türkî  Sultan Veled, adlı eserde yer almıştır. Abdülbaki Gölpınarlı bu şiirleri günümüz Türkçesine ve alfabesine çevirmiştir.[14]


Eflaki'in elimize geçen az sayıdaki şiirlerine bakarak Yunus Emre 'nin yolundan gittiğini ve Yunus'un şiirlerinin etkisinde kaldığı söylenebilir. Dört tane Gazelinin yanı sıra rubaileri de olan Eflaki Dede'nin bu şiirleri  Divan'ı Türkî Sultan Veled'e eklenmiş durumdadır. 


Bir gün Konya'ya bir yabancı gelir ve onların dergâhının misafirhanesinde konuk olur. Bu zat Kudüs'te uzun müddet Halllürrahman, yani Hz. İbrahim makamında hizmet ettiğini söyler. Her inanmış insanda kutsal yerlere karşı bir özlem vardır. Eflâki de oraları görmek ve Halilürrahman' da bizzat hizmette bulunmak hevesine düşer. O gece rüyasında türbeye bir cenazenin girdiğini görür. Kim olduğunu sorar: 
     "İbrahim Halil peygamber.", derler ve onu dergâhta üzerine Mesnevi kitabı konan rahlenin altına gömerler. [15]
                                   
     Eflaki Dede'nin en önemli eseri   "Menakıb'ul Arifin ve Meratib'ül Kaşifin " dir. Ariflerin Menkıbeleri adıyla anabileceğimiz bu kitap Farça kaleme alınmış ve Ulu Arif Çelebi'nin isteği ile yazılmıştır.  Menakıbü'l Arfiîn iki çilt halinde Farsçadan dilimize çevrilerek yayımlanmıştır. 


Bu kitap Mevlana ve ailesi için en önemli kaynakların başında gelir. Burada Mevlana' nın babası, kendisi, Şemsi Tebrızi, çok yakınları olan Selahaddin Zerkûb ve Çelebi Hüsameddin ile oğulları olan Sultan Veled ve UIu Arif Çelebi'ye ait değerli bilgiler vardır. Eserde, bu kişiler ve çevrelerinde olup bitenler hakkında pek çok olay, hikâye, menkıbe anlatılır. Ayrıca, devrin sosyal, kültürel ve günlük yaşayışına ait birçok malzeme de yer alır. Bu arada çok miktarda olağanüstü hadiselere yer verilir. Bunlara menkıbe denir. MENKIBEler, halkın sevip saydığı kimselerde görmek istediği fevkaladeliklerle dolu, idealize  edilmiş, yarı tarihi yarı efsanevi özellik taşırlar.[16]  Mevlana ailesinin dışında bu kitap diğer Mevlevi Şeyhleri, büyükleri ve Mevlevi tarikatına dair çok sayıda bilgilerle doludur. Mevelevi büyükleri ve tarikatı ile ilgili çok önemli bir kaynak olmasının yanı sıra,13. 14 yy  Anadolu tarihi, dini sosyal yapısı hakkında da çok önemli bilgiler sunmaktadır. Bu eser Celement Huart tarafından Fransızcaya da çevrilmiştir.[17]

 
Ariflerin MENKIBEleri adlı eserinden bir bir örnek;
Mevlana oğluna şöyle öğüt verir:
"Düşman bildiğin kimseyi sevmen ve onun da seni sevmesi için kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle; o düşman sana dost olur. Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır. Allah'ın sevgisini de O' nun güzel isimleriyle elde etmek mümkündür. Kalbin arınması için, O' nu çok anmak gerekir. Nitekim ekmekçinin fırını ne kadar sıcak olursa, o kadar çok ekmek alır. Soğuk olunca ekmek çıkmaz." [18]
                              *** 
         Eflâki Dede'ye ait bir şiir: [19]


Zehi gözler ki gözler O'nu gözler O'na benzer güzel görmedi gözler.
Bizim gizli işimiz O'na malum Katında aşikâre kamu razlar.
O'nun birliğine binler tanıktır O'na getirdi yüzler nice yüzler.
Çelebi Ulu Arif' e Efiaki kuldur Nasib iltür cana gaybi uruzlar 


Mevlevi mukabelelerinde okunan Hüseynî Ayıni'nde besteli olarak söylenen şu güfteler de Eflakı'ye aittir:[20]


Ey ki hezar aferin bu nice sultan olur Kulu olan kişiler hüsrev ü hakan olur.
Sen malına tapmagıl, köşk ü saray yapmagıl Şol çalışıp yaptığın son ucu viran olur.
Sana derim ey Dede sanma devi dünyada Nefsi devin zapt eden dinde Süleyman olur.
Bir kişi kim mal bulur sanma ki devlet bulur Devleti bulan kişi Allah 'ı bulan olur.
 
 

KAYNAKÇA 
 
[1] Prof.Dr. Mine Mngi, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara, 1977
[2] Tahsin Yazıcı Ahmet Eflaki Maddesi TDV İslam Ansklop.,  C. 2,  shf, 63 İst 1989
[3] Prof.Dr.Mehmet Demirci,Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar, dertlidolap.com/index.php?option=
[4] Tahsin Yazıcı Ahmet Eflaki Maddesi TDV İslam Ansklop.,  C. 2,  shf, 63 İst 1989
[5] Tahsin Yazıcı Ahmet Eflaki Maddesi TDV İslam Ansklop.,  C. 2,  shf, 63 İst 1989
[6] http://www.semazen.net/show_text_main.php?id=1325&menuId=247, son erişim, 02-17-2014
[7] Prof.Dr. Mine Mngi, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara, 1977
[8] Tahsin Yazıcı Ahmet Eflaki Maddesi TDV İslam Ansklop.,  C. 2,  shf, 63 İst
[9] Prof.Dr. Mine Mngi, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara, 1977
[10] Tahsin Yazıcı Ahmet Eflaki Maddesi TDV İslam Ansklop.,  C. 2,  shf, 63 İst
[11] Tahsin Yazıcı Ahmet Eflaki Maddesi TDV İslam Ansklop.,  C. 2,  shf, 63 İst
[12] Tahsin Yazıcı Ahmet Eflaki Maddesi TDV İslam Ansklop.,  C. 2,  shf, 63 İst
[13] Tahsin Yazıcı Ahmet Eflaki Maddesi TDV İslam Ansklop.,  C. 2,  shf, 63 İst
[14] Tahsin Yazıcı, Ahmet Eflaki, İslam Ansiklopedisi, C.I , shf. 62
[15] Prof.Dr.Mehmet Demirci,Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar, dertlidolap.com/index.php?option=
[16] Prof.Dr.Mehmet Demirci,Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar, dertlidolap.com/index.php?option=
[17] Prof.Dr. Mine Mngi, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara, 1977
[18] Prof.Dr.Mehmet Demirci,Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar, dertlidolap.com/index.php?option=
[19] Prof.Dr.Mehmet Demirci,Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar, dertlidolap.com/index.php?option=
[20] Prof.Dr.Mehmet Demirci,Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar, dertlidolap.com/index.php?option=

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...