Başlıca Osmanlı Tarihçileri ve Eserleri 17-18-19 yy


1. Mehmet bin Mehmet (ö.1640) Nuhbetü’t-Tevarih ve’l-Ahbar

İki kısımdan oluşan eser 1087 sülaleden bahseder.

2. Ayni Ali (Müezzinzade) Kavanin-i Ali Osman ve Hülasa-i Mezamin-i Defter-i Divan

I. Ahmet zamanında hazine kahyası iken Murat Paşa’nın emriyle tımar ve zeamet müesseselerine ait kanunları toplamış ve kritik ederek fenalıkların ortadan kalkması çarelerini öne sürmüştür.

3. Mustafa Koçi Bey (ö.1650’ler) Risale-i Koçi Bey

I. Ahmet’ten IV.Murat zamanlarına kadar hükümdarların hizmetinde bulunmuş ve Risale-i Koçi Bey adı verilen eserini Sultan IV. Murat için yazmıştır. Babinger’in tabiriyle Osmanlıların Montesque’sü kabul edilen Koçi Bey, III. Murat’tan başlayarak IV. Murat’a kadar göze çarpan bütün intizamsızlıklardan bahsetmiştir. Ayrıca eski devlet düzenine aykırı hareketleri, bu düzenin ihmal edilmesini yaklaşmakta olan yıkılışın başlıca sebebi olarak göstermektedir. 1630’da yazılmış eser ancak son zamanlarda büyük önem kazanmıştır.

 

Sultan V. Murat'a, diğeri de Sultan İbrahim'e sunulan iki risaleden oluşmaktadır.
İlkini1631 tarihinde Sultan Murat'a sunmuştur. kısa kısa yazılmış yirmi iki bölümden oluşmaktadır. önceki padişahların, vezirlerin, divan ehlinin, nedimlerin, din alimlerinin ahvali.
Tımar sisteminin önemini tımar ve zeamet sistemindeki, , yeniçeriler ve diğer askerler arasındaki bozulmanın sebeplerini ve nasıl başladığını ele alır. bu buhranın nasıl önleneceği çözüm yollarını dile getirir.

İkinci risale Sultan İbrahim'e sunulan risaledir.
On sekiz bölümden oluşan risale, sade bir dille yazılmıştır. Risale öğretici bir nitelik taşımaktadır. Sultan İbrahim'e ders verir gibi devlet görevlileriyle görüşürken nasıl hitap edeceği, kim gelirse ayağa kalkacağı, büyük elçilerden hangisine nasıl davranacağı gibi konular üzerinde de durmaktadır.
Kanuni dönemde muhtelif problemlerin başladığını belirtir. Yönetimde etkinliğini arttıran Enderun görevlilerinin, tımar ve zeametleri kendi adamlarına vermeye başlamasına zamanla rüşvetin ve iltimasın doğmasına kolayca görevden alınmasına, onları itaatkâr hale getirdiğine ve doğruyu yapma ve adil davranma yerine dalkavukluk yapmayı tercih ettiklerini anlatır.. Devlet görevleriyle ilgili memurluk kadroları arttırılmasının, bir yandan rüşvet almayı diğer yandan devlet memurunun itibarını sarstığı belirtilir.

Vezir-i azam ve üst düzey yöneticilerin bütün işleri kendi ellerinde toplama gayretleri Onların alt kademedeki yöneticilerin işlerine müdahale etmeleri, mahallinden uzakta yanlış kararları şikâyet edecek merci kalmadığını belirtir. Bundan dolayı haksızlık ve zulüm ortalığı sardı.
Tımar ve zeametin hak sahibi olmayanlara verilmesi ve devşirme olmayanların yeniçeri olmaya başlamaları, askerlik sistemini bozduğu, bu iki ocağın bozulmasıyla hazinesinin zor duruma düşmesine sebep olduğu. Vergilerin arttırılmasıyla halkın fakirleştiği anlatılır

Mevcut has, zeamet ve tımar sahibi olanların, devlet memurlarının, yeniçeri ve kapıkulu askerlerinin, ilmiye sınıfı mensuplarının sahip oldukları mal, mülk, makam ve mevki gözden geçirmeli, kuralına uygun olmayan her şey iptal edilmeli bunu da vezirlerin değil, beylerbeyinin yapmasının gerektiği beylerbeyi ve kazaskerlere yetkiler yeniden devredilmesinin gerektiği yazılır.. Böylece artan merkeziyetçilik ortadan kalkacak ve problemler çözümlenecektir. Rüşvet, iltimas mutlaka önlenmelidir. Saray halkının bu yöneticilerin işlerine karışmasına ve onların hakkında konuşmalarına fırsat vermemelidir.
.
Koçi Bey, Osmanlı'daki eski sultanlar devrinde uygulanmış ve faydaları sınanmış kanun ve kaideler, rüşvetin ve iltimasın artması, makamları ehline vermemek, erkân-ı Erbaa ve toplum hiyerarşisindeki bozulma, hazinenin dengesindeki bozulma ve ahlaki çürüme olgularını inceleyerek analiz etmeye çalışmıştır. Koçi Bey'in Osmanlı ülkesinin dışındaki gelişmelere ve bunun yansımalarına hiç değinmemesi bir eksiklik olarak görülebilir. Bu gelişmelerin Koçi Bey'in çözülme analizinde değerlendirilmemiş olması onun meseleyi içe dönük bir bakış açısıyla ele almasının bir sonucu olarak görülmelidir.

 

İlk baskısı Ahmet Vefik Paşa tarafından yapılmıştır. Almanca, Macarca, Fransızca ve Rusça tercümeleri vardır. Yazma nüshaları Berlin, Viyana, Münih, St. Petersburg, Kahire ve İstanbul Esat Efendi Kütüphanesinde bulunmaktadır.

 

4. İbrahim Peçevi (1574–1650) Tarih-i Peçevî

1574’te Macaristan’ın Peçu kentinde doğmuştur. Anne tarafı Sokullu ailesine mensuptur. Sinan Paşa’nın Macaristan seferinde, Gran kuşatması, Eğri seferi ve Petervaradin kuşatmasında bulundu. Tokat’ta ve Temeşvar’da defterdarlık yaptı. 1641’de emekliye ayrılarak görevi bıraktı.

Daha gençliğinde tarih incelemelerine aşırı bir eğilim gösteren İbrahim Peçevi 1520–1639 yılları için en önemli kaynaklardan biri kabul edilen tarih kitabını yazmıştır. Özellikle 1593’ten sonraki olayları bizzat yaşamış olması, padişah ve sadrazamlarla görüşmesi sebebiyle, birinci el kaynak sayılabilir.

Eserini kaleme alırken yerli kaynakların yanı sıra Macar tarihçilerin eserlerine de bakmış ve böylece herhalde yabancı kaynaklara da bakan ilk Osmanlı Tarih yazarı olmuştur. IV.Murat’ın İran seferinden dönüşünün anlatılması eserin son bölümünü oluşturur.

 

5. Kâtip Çelebi (Haci Halife Kalfa) (1609–1657) Fezleke-i Tarih

1609’da İstanbul’da doğan Mustafa b.Abdullah birçok memuriyetlerde bulunmuş 1657’de ölmüştür.

Kâtip Çelebi Osmanlıların en büyük Polihistor(çok bilen)’larındandır. Yirmiden fazla eseri bulunmaktadır.

  • Fezleke-i Tarih: 1592-1654 seneleri olaylarını içeren, yaratılıştan yaşadığı döneme kadar gelen Arapça bir dünya tarihidir.
  • Keşfü’z-Zünun, büyük bir bibliyografya kamusudur. Katip Çelebi’nin en büyük eseridir. 1653’te ikmal edilen bu eserde okuduğu ve bildiği 14.500 kitap ismini alfabe sırasıyla teskip etmiştir.
  • Tuhfetü’l-Kibar fi Esfari’l-bihar:1656 yılında yazılmış olan eser Osmanlı deniz gücü hakkında bilgi verir.
  • Takvimüt Tevarih; 1648
  • Cihannüma; 1648’de yazmaya başlamıştır. Bitmemiş olan bu eser ilk ve tek dünya coğrafyasıdır.
  • Sultanü’l-Vusul-ila Tabakatü’l – Fühul ; meşhur adamların biyografisi.
  • Mizanü’l-hak fi İhtirarü’l-ahak; 1656’nın dini tartışmalarını anlatır.

6. Kara Çelebizade Abdülaziz Efendi (1591-1658) Ravzatü’l-Ebrar Süleyman-name

1591 yılında İstanbul’da doğmuş,medrese tahsilini bitirdikten sonra müderris olmuş ve kadılığa kadar yükselmiştir. Ravzatü’l-Ebrar adlı eseri dünya yaratılışından 1646 senesine kadar gelen genel bir tarih olup 4. kısmı yalnız Osmanlı tarihine aittir. Ayrıca yazarın II. Süleyman’ın hayatını anlatan Süleyman-name adlı bir eseri daha vardır

7. Solakzade Mehmet Hemdemi (ölm.1657) Fihrist-i Şahan veya Solakzade Tarihi

IV.Mehmet’in saltanatı zamanında (1648-1687) Fihrist-i Şahan ismiyle bir Osmanlı tarihi kaleme almıştır. Bu eser sonradan kısaca Solakzade Tarihi ismiyle tanınmıştır. Bu eser özellikle IV. Murat (1623-1640) devri için başlı başına önemlidir.

8. Evliya Çelebi (1611-1682 ?) Seyahatname

9. Müneccimbaşı (Ahmet b. Lütfullah) Sahayifül-Ahbar.

Arapça bir genel tarih yazmıştır. Sahayifül-Ahbar adli bu eser 1672’ye kadar olan olaylardan bahseder.

10. Mustafa Naima (1655 - 1716) Ravzatü’l Hüseyin fi Hülasat-ı Ahbarü’l-Hafikin (Tarih-i Naima)

Şârihu'l-Menârzade Ahmet Efendi'nin yazdığı, fakat henüz düzene konulmamış, müsvedde halinde bir tarih kitabı vardı. Bu kitap, 1591 ila 1659 yılları arasındaki olayları naklediyordu. Hüseyin Paşa, bu kitabın derlenip toplanması ve yeniden kaleme alınması işini Nâimâ'ya verdi. Nâimâ, çalışmalarını çok sıkı tuttu. Çeşitli kaynaklara dayandı, Uzun araştırmalar yaptı ve kitabın daha ilk bölümlerini henüz tamamlarken Hüseyin Paşa'nın büyük takdirini kazandı. Bu eser tamamlandığı zaman, artık eski müsveddelerle ilgisi kalmamış, baştanbaşa Nâimâ'nın araştırması ve usta kaleminin bir ifadesi olmuştu, Bu yüzden büyük eser NaimâTarihi olarak bilinir. Nâimâ saraydaki olayları da cesaretle dile getirmiş, hatta III. Ahmet'in, tahta geçer geçmez 19 erkek kardeşini nasıl idam ettirdiğini bile açık açık anlatmıştır: Onun renkli ve çekici bir üslûbu vardı. Olayları, bunları doğuran sosyal çevre ile beraber görüp anlattı. Halkın ve memleketin bu devirdeki hayatı Nâimâ'nın eserinde canlandı. Padişah ve vezirlerin eksik yönlerini, hatalarını güçlü bir ifade tarzıyla yazdı ve eleştirdi.
Nâimâ, tarih olaylarının ve bunları meydana getiren şahısların iç dünyalarına da sızarak yepyeni bir tarih edebiyatı ve sanatı ortaya koydu Nâimâ'nın bu düzenli eserini ilk kez İbrahim Müteferrika iki cilt olarak bastı. Daha sonra eser altı cilt olarak yeniden yayınlandı. Nâimâ Tarihi, Osmanlı tarihleri içinde önde gelen tarih kitaplarından biridir.

11. Fındıklılı Mehmet Ağa Silahtar Tarihi

Katip Çelebi’nin Fezleke’sinin devamı olarak bir Osmanlı tarihi yazmış ve 1654 ile 1695 senelerine tasvir etmiştir. Özellikle İmparatorluğun iç durumu hakkında kıymetli bir kaynak niteliğindedir.

12. Bostan-zade Yahya Efendi Târîh-i Sâf (Tuhfetü'l-Ahbâb) Vak'a'-i Sultân Osmân Hân

Fâtih dönemi ilim ve devlet adamlarından Bostan Mehmed Efendi'nin üç oğlunun en küçüğü olan Bostân-zâde Yahyâ Efendi, I. Ahmed döneminde kazaskerlik ve Divan kâtipliği görevlerinde bulunmuştu. En meşhur eseri, yakın zamana kadar Taşköprîzâde'ye ait olduğu zannedilen Târîh-i Sâf (Tuhfetü'l-Ahbâb)tır. Eser, I. Ahmed'e kadarki ilk on dört padişahın şemâillerini ve özelliklerini, geçmişteki İslâm hükümdarlarıyla karşılaştırarak anlatır. Genç Osman döneminde de devlet hizmetini sürdüren Yahyâ Efendi, II. Osman (Genç Osman)'ın tahttan indirilişi ve devamında gelişen, bizzat kendi müşahadelerine dayanarak kaydettiği olayları ise Vak'a'-i Sultân Osmân Hân adlı eserinde tafsilatlı olarak anlatmıştır.

Târîh-i Sâf (Tuhfetü'l-Ahbâb) eseri Terakkî Matba'ası tarafından basılmıştır.

18. yüzyıl Osmanlı tarihçileri

1. Mehmet Raşid (ö.1735) Tarih-i Raşid

1714-1721 yılları arasında sarayda vakanüvislik yapan Raşid,Halep ve Mekke kadısı olmuş,sonra da İstanbul kadılığında bulunmuştur. 1734’te Anadolu Kazaskerliğine (Osmanlı’da en yüksek ilmi rütbe, günümüzün adalet bakanı-Kadı ve müderrislerin atama ve tayin işleri ile ordu mensupları ile ilgili davalara ve devleti ilgilendiren davalara bakmaktan sorumlu olan kişi) tayin edilmiştir. 1735’te vefat etmiştir.

Naima’nın devamı niteliğinde 1660 ile 1721 yıllarına kadar olan zaman için esas kaynak teşkil edilen ve genellikle Tarih-i Raşid ismiyle anılan bir eser bırakmıştır.

2. Süleyman b.Şemdanizade (Fındıklılı Süleyman) Müri't-Tevarih

Müri’t-Tevarih(Müriyyü’t-Tevarih) isimli genel bir tarih olan eserine Osmanlı tarihini de ilave etmiştir.

Şemdanizade’nin özellikle birçok kaynaktan yararlanarak yazmış olması eserine ayrıca bir kıymet vermektedir. En önemli kısmı kendi yaşadığı devri teşkil eder.

3. Ahmet b. İbrahim Resmi (1700-1783) Hülasatü’l-itibar

Birçok memuriyetlerde bulunmuş ve diplomatlık da yapmıştır. Viyana ve Berlin’e elçi olarak gönderilmiş ve bu münasebetle gördüğü işleri kaleme almıştır. Küçük Kaynarca anlaşmasını müteakip (1774) Rus harbi ve sulh müzakeresine ait Hülasatü’l-itibar unvanıyla bir risale (kitapçık, broşür) ile Osmanlı devletinde, toplumdaki ve devletin işleyişindeki aksamaların nedenlerini ve çözüm yollarının konu edildiği yazılarını yazmıştır. Bu risale daha çok saraya sunulmak üzere hazırlanmıştır edebi dilin kullanıldığı eserdir..

4. Mehmet Said (Yirmi Sekiz Çelebi)

1720-1721’de Fransa kralı XIV. Louis’e elçi olarak gönderilmiş ve buna ait bir eser bırakmıştır.

5. Ahmet Vasif (ö.1806) Mehasinü’l-Asar ve Haka’ikü’l-Ahbar

Bağdatlı Ahmet Vasıf, Türk-Rus harbinde Ruslara esir düşmüş, fakat Katerina’nın sulh müzakeresine ait mektubu ile geri gönderilmiştir. O müzakere esnasında epey rol oynamış ve 1772’de Ruslar ile yapılan Bükreş Andlaşmasında vakanüvis vazifesini ifa etmiştir. 1783’te devlet vakanüvisliği makamına gelmiş, ertesi yıl Madrid’e elçi olarak gönderilmiştir. 1791’de Ruslarla yapılan sulh müzakeresinde önemli rol oynamıştır. Bir süre için gözden düşen hatta sürgün edilen Ahmet Vasıf tekrar yükselerek baş defterdar olmuştur.

Ahmet Vasıf’ın eseri Mehasinü’l-Asar ve Haka’ikü’l-Ahbar ismini taşır. 1752-1774 senelerini içerir. 1788’e ait ikinci cildin büyük kısmı Enveri’ye aittir.

6. Ahmet Asim Burhan-i Kat'ı (Türkçe çevirisi)

1789’da Antep’ten İstanbul’a gelerek yedi senelik bir çalışmadan sonra herkesçe bilinen Farsi Kamus olan Burhan-ı Kat’ı Türkçe’ye çevirmiştir. 1807’den itibaren devlet vakanüvisliği vazifesine getirilmiştir. Telif ettiği (yazdığı) tarihi Sistov anlaşmasının akdi (sözleşme) ile başlar. II. Mahmut’un tahta cülusu ile 1808’de biter.

7. Halim Giray Gülbün-i Hanan

Kırım Hanının neslindendir. Çatalca’da oturtulmuş ve burada şiir ve edebiyat ile meşgul olarak yaşamıştır. Bundan başka bir de Gülbün-i Hanan adlı mufassal (ayrıntılı) bir Kırım tarihi de yazmıştır. Eser 1466’da başlar ve 1801’de Midilli’de ölen Bahıt Giray’a kadar gelir.

8. Kefeli İbrahim b. Ali Tevarih-i Tatar Han ve Dağıstan ve Moskov ve Deşt-i Kıpçak Ülkeleri

Kırım Hanı Fatih Giray’ın divan kâtipliğini yaptı. Eserini 1736’da yazmıştır.

9. Mehmet Said (Faraizci Zade) (ö.1835) Gülşen-i Ma’arif

Bursalıdır. Ulemadan olup 1835’te vefat etmiştir. Eseri iki kısımdan ibaret bir genel tarihtir. Bunun ikinci kısmı Osmanlı tarihine ait olup Küçük Kaynarca anlaşmasına kadar gelir.

 

19. yüzyıl Osmanlı tarihçileri 

1. Hayrullah Efendi (d.1817) Tarih-i Devlet-i Aliyye-i Osmaniye

1817’de İstanbul’da doğmuştur. Meşhur tıp ve ilahiyat âlimi Abdülhak Molla’nın oğludur. İyi bir medrese tahsili görmüş ve müderris olmuştur. Sonra özellikle eğitim işleriyle meşgul olmuştur. Şair-i azam Abdülhak Hamit Tarhan’ın babası olan Hayrullah Efendi ilk defa olarak Batı kaynaklarından da yararlanmak suretiyle Osmanlı tarihini yazan bir Türk tarihçidir.

Hayrullah Efendi, Osmanlı tarihini dünya tarihinin bir parçası gibi almış ve yalın bir dille aynı devirde yaşayan İslam ve Hıristiyan hükümdarları hakkında bakış açısı ve tefsirler bulunmuştur. Hayrullah Efendi’nin yararlandığı başlıca batı kaynakları Fransızca idi. Hammer’in Osmanlı tarihini de Fransızcadan okumuştur. Eseri III. Ahmet devrine (1603–1617) kadar gelir.
2. Atabey (1810–1880) Ata Tarihi

Asıl ismi Tayyarzade Ataullah Ahmet olan müellif büyük memuriyetler işgal etmiş olan Ata’nın kaleminden Ata Tarihi ismiyle bilinen beş ciltlik Osmanlı tarihini yazmıştır.

Bu eser özellikle tasnif (düzenleme) özelliği ile ve bu zamana kadar belli olmayan bazı eski kaynaklardan yararlanılarak yazılmasından dolayı kendisinden önceki tarihlerden çok farklıdır. Saray hayatında teşrifat (protokol), sadrazamlardan, Osmanlı siyasetinde rol oynayan diğer büyük şahsiyetlerden ve âlimlerden bahsedilmektedir.

Özellikle II. Mahmut ve Abdülmecit devri için çok önemlidir.

3. Mustafa Nuri Paşa Netaicü'l-vuu'at

Asıl adı Seyyid Mustafa Nuri Paşa’dır. Mısır’dan yahut Tunus’tan İzmir’e gelen Mansur zade ailesine mensup olup 1814’te İzmir’de doğdu. Defter-i Hakani (Osmanlı yönetiminde tapu ve kadastro genel müdürlüğü'nün karşılığı olan kuruluş- Osmanlıca hukuk terimi, meali: tapu sicili.) nazırı (bakani) iken Osmanlı tarihine ait Netayicü’l-Vuku’at adlı bir eser yazmıştır. O, eski vakanüvisçilerin yazış tarzını bırakarak vakaları tenkitçi (eleştirel) gözüyle görmek ve anlayışlı bir dil kullanmak yolunu seçmiştir. Eser 4 cilttir.

4. Ahmet Vefik Paşa (1823-1891) *Fezleke-i Tarih-i Osmani

XIX. asrın en büyük Türk bilginlerinden olan Ahmet Vefik Paşa, Türk dilinden başka Osmanlı tarihi ile de meşgul olmuş ve bir tarih el kitabı hazırlamıştır. Sultan Abdülaziz’e kadar Osmanlı tarihini içeren eseri Fezleke-i Tarih-i Osmani’dir.

5. Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895) Mecelle (Tarih-i Cevdet)

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış