Ebu'l Gazi Bahadır Han Secere-i Türk ve Secere-i Terakime


 turkun_soy_agaci_2009_3_6_85499

 

Ebu'l Gazi Bahadır Han

Ebu'l Gazi Bahadır Han ya da I. Ebül Gazi Bahadur Han (Farsça: بهادر خان ابوالقاضى, Bahādur Khān Abū al-Gāzi), (d. 1603, Urgenç - ö. 1663, Hive) 1643-1663 yılları arasında Hive Hanlığı yapan, Hive Hanı, tarih yazarıdır.

Örgenç’te doğan Ebu'l Gazi Bahadır Han, Hıve Sultanı Mehmed Han’ın oğlu ve CENGİZ HAN’ın torunlarındandır.  Hıve Hanlarının 13.sü olan[1] Ebu'l Gazi Bahadır Han 1641 yılında Hıyve Hanı olarak tahta çıkmış 1662 yılına kadar yirmi bir yıl Hive Hanı olarak hükümdarlık yapmıştır.

Han olmadan önce İran'da on yıl, çok iyi öğrenim görmüştür. [2] Arapça ve Farsça bildiği, bu dillerden yaptığı tercümelerden anlaşılmaktadır.  Onun hükmü altında Hive altın çağını yaşamıştır. [3]Önemli kaynak olan, Ana Asya'nın tarihi çağdaş bilgiyi içeren iki " Türkmen soyağacı" ve " Türk soyağacı" gibi kitap yazmıştır. [4]Hive Hanları, CENGİZ HAN soyundan gelen KıpcakTürkçesi konuşan Türk-Moğollardır.[5]

Ebu'l Gazi Bahadır Han, köken olarak Moğollardan geldiği halde Cengiz Han’ın soyundan gelen Moğolların Türkleşmesi sonucu Türk milletinin tarihini şuurlu olarak öğrenmiş, Türklüğü benimsemiş ve Türk Dünyasına çok önemli iki eser bırakmıştır. Ebu'l Gazi Bahadır Han, tarihçi olduğu kadar edebiyata da düşkün bir devlet adamıdır.  Bu yüzden Şiir ile de uğraşmış, birçok  Şiirler yazmıştır. Ebu'l Gazi Bahadır Han, Arapça ve Farsçayı Rubai ve Gazel yazacak kadar iyi bilen bir şairdir

Hive Hanlığı ÇAĞATAY Türkçesinin devamı olan bir dili kullanmış olduğundan Ebu'l Gazi Bahadır Ha,  ÇAĞATAY Türkçesi ile eserler vermiştir.

 

Hayatı

 

1603'te Urgenç'te doğan Ebu'l Gazi Bahadır İyi bir öğrenim gördü, Arapça ve Farsça’yı öğrendi, 1619'da babası I. Arap Muhammet Han tarafından Kat'a vali olarak atandı. Kardeşleri İlbars ile Hubeş'in ayaklanmaları sırasında babasının tarafını tutan Ebu'l Gazi Bahadır, babası kardeşleri tarafından öldürülünce, 1620'de Buhara Hanlığı'na sığındı. Bu hâdise üzerine Ebü’l-Gâzî, Buhara hanı İmam Kuli Hana sığınarak iki yıl yanında kaldı.[6]

EŞah Abbas'a sığınan Arab Muhammed Hanın büyük oğlu İsfendiyar Han, babasının yerine  Harezm Hanlığına geçince, 1623’te Urgenç’i has olarak Ebü’l-Gâzi’ye verdi.

Ağabeyi İsfendiyar Han'ın hükümdarlık mücadelesine yardım etti ve 1623'te tahta çıkan İsfendiyar Han, ona Urgenç'i vererek onu ödüllendirmiş oldu. Burada üç sene kalan Ebü’l-Gâzi, Harezm’e tek başına hâkim olmak niyetinde olduğundan, ağabeyi ile harbe girişti.

 İsfendiyar Han'dan memnun olmayan Özbekleri çevresinde toplayarak ağabeyine isyan etse de, ağabeyi bu hareketi bastırınca Kazakistan'a kaçtı. Daha sonra Taşkent hanının dâveti üzerine Taşkent’e gitti ve iki sene orada misafir kaldı. Buradan tekrar Buhara hükümdarı İmam Kuli Han’ın ülkesine giderek, ordu toplamaya başladı. Ağabeyinin bir seferde olmasından faydalanarak Hive Kalesini ele geçirdi. 1628. Ancak İsfendiyar Han dönünce, yakalanarak 1629'da Safevilerin hâkimiyetindeki bölgelere ( Yurd’a ) sürüldü.

Safevi hükümdarı Şah Safi'den yakın ilgi gördü. Oradan İsfahan’a geçen Ebü’l- Gâzi, İran’da iken Şah tarafından hüsnü kabul gördüğünü, kendisine dirlik olarak maaş bağlandığını ve on yıl orada kaldığını kendi tarihinde anlatır. Tarihe büyük bir ilgisi olan Ebü’l-Gâzi, gittiği yerlerin tarihini tetkik ettiği gibi, İsfahan’da iken de, Türk tarihi üzerine yazılmış Fars kaynaklarını tetkik etme imkânını bulmuştu.

İsfahan'dan kaçtıktan sonra, bir süre Kalmukların yanında kalan ve Moğol dilini ve geleneklerini öğrenen Ebu'l Gazi Bahadır Han,Isfahan’dan kaçarak, önce Ersari Türkmenleri, sonra Balhan’daki Teke Türkmenlerinin yanına gitti. 1642’de ağabey İsfendiyar Hanın ölümü ile boşalan Harezm Hanlığına 1643 yılında çıkıp, Hive’yi kendine merkez edindi

 1642'de Urgenç'te Han ilan edildi. İsfendiyar Han'ın ölümü ve hanlığını tanımayan Buhara Özbeklerinin çekilmeleri üzerine Hive'ye gelerek 1645'te tahta çıkan Ebu'l Gazi Bahadır Han, Türkmenlerin başkaldırılarıyla uğraştı. 21 sene hanlık yapan Ebü’l-Gâzi, en çok Türkmenlerle mücadele etmiştir. Ayrıca komşuları olan Buhara Özbek hanlarının yurtlarına da birkaç defa akın düzenleyerek yağma etti.[7]

Ölümüne kadar Buhara Özbekler’i, Safevî şahları, Kalmuk hanları ve Ruslar’la savaştı. Yerini oğlu Enüşe'ye bıraktıktan kısa bir süre sonra öldü.

 

Eserleri

 

 

Şecere-i Türk (Sagara-i Turki) 1661

1663’te ölmesi ile yarım kalan ve vasiyeti üzerine oğlu Enûşe tarafından tamamlanmıştır. Şecere-i Türk , 15. asrın ikinci yarısından başlayıp Harezm’de hükümet süren Yâd-gâroğlu Şıban-Özbek hanlarının tarihini ve ensâbını (soyunu)tespit maksadıyla kaleme alınmış ve bu sülâlenin 1663’e kadar ki tarihi için esas kaynak olmuştur. Bu eser, Türk ve Moğol tarihine ait bilinen ilk kaynak olduğundan, yalnız Özbek hanları tarihi için değil, aynı zamanda Moğol ve Türk tarihi için başlıca kaynaklardan birisi olarak kabul edilir. Eseri ilk tanıtan kişi İsveçli Subay Talbett’ir.  Eser Rusca’ya, Kont Estralenburg tarafından Almancaya tercüme olunmuş, Fransızca tercümesi de 1726’da Leiden’de basılmış ve yayınlanmıştır. 

Eserin Petersburg Asyaî Müzesi’nde “Dahil” ismiyle bilinen bir nüshasıyla Kazan, Berlin ve GÖtengin’de bulunan ve bu adlarla bilinen birer nüshası daha vardır.

 

Ebu'l Gazi Bahadır Han bu eserin mukkadime bölümünde kitabı hakkında şöyle bahseder “Hiç kimse zannetmesin ki, ben bu kitabı kendi neslimi yükseltmek için, hakikati bozarak yazdım. Zaten Hakk beni mümtaz yaratmıştır, buna ihtiyacım yoktur. Ben bütün hakikati olduğu gibi yazdım. Tanrı bana özel olarak üç şey verdi: 1-Askerlik fenni, kanun ve nizamları, orduya kumanda etmek sanatı, bir orduyu yürütmek ve harp nizamına sokmak, dostlar ve düşmanlarla söyleşmek; 2-Her türlü şiir ile Türk, Arap ve Acem dillerini; 3-Moğolistan, Turan, İran ve Arabistan’da hüküm süren padişahların tarihini bilmek. İran, Irak ve Hindistan’da benim kadar şair yok dersem yalan söylemem; fakat gezdiğim ve ahvalini işittiğim yerlerin hiç birisinde Müslüman veya kâfir, benim gibi asker görmedim ve duymadım”[8]

Şecere-i Türk 1864'te Ahmet Vefik Paşa tarafından Osmanlıcaya aktarılarak Tasvir-i Efkâr'da tefrika edilmiş, sonra basılmıştır. 1925'te Rıza Nur Türkiye Türkçesine aktarmıştı. En son Muharrem Ergin her iki kitabı bir arada Türklerin Soy Kütüğü adıyla yayınladı. (1974, 1001 Temel Eser).

Eserin içindekiler kısmı ve bölümleri şu şekildedir.

  • Adem’den Moğol Hana Kadar
  • Moğol Han’dan Çingiz’in
  • Doğusuna Kadar  .
  • Cengiz Han’ın Doğumundan
  • Ölümüne Kadar
  • Cengiz Han’ın Üçüncü Oğlu Ögeday Kaan’ın, Onun Oğullarından ve Cengiz Neslinden Diğerlerinden Bütün Moğolistan’da Hüküm Sürenlerin Tarihi
  • Cengiz Han’ın İkinci Oğlu Çağatay Han ve
  • Evladından Maveraünnehr ve Kaşgar’da Padişahlık Edenler
  • Cengiz Han’ın Küçük Tuli Han Evladından İran
  • Yurdunda Hüküm Sürenlerin Tarihi
  • Cengiz Han’ın Ulu Oğlu Cuci Han
  • Neslinden Kıpçak’ta Hüküm
  • Sürenlerin Tarihi.
  • Cuci Han’ın Beşinci Şeyban Han Evladından Turan’da, Kazan’da, Kırım’da, Maveraünnehr’de Hüküm Sürenlerin Tarihi.
  • Seyban Han evladından Harezm’de
  • Hüküm Sürenlerin Tarihi
  •  

SECERİ  TÜRK’TEN BİR BÖLÜM

 

Adem’den Moğol Han’a Kadar

 

" İlk insan Adem, bin yıl yaşadı. Sağlığında zürriyetinden kırk bin kişi gördü. Vefatında Adem yerine oğlu Şis’i (Cheis) bıraktı. Şis peygamber oldu. Dokuz yüz on iki yıl yaşadı. O da ölürken oğlu Anouşi bıraktı. Anouşi dokuzyüz on iki sene yaşadı. Ölürken oğlu Kaynan’ı yerine bıraktı. Kaynan 840 yıl yaşadı. O da, ulu atası Adem’in yolunda yürüyüp oğlu Mehlail’i yerine bıraktı. Bu zamanda Adem oğulları çoğaldığından Mehlail Babil ülkesinde Sus (Sous) ismiyle bir şehir kurdu. Üstü örtülü evler ve etrafında köyler yaptırdı. Ondan evvel ev yoktu. İnsanlar dağlarda, mağaralarda ve ormanlarda otururlardı. İlk hüküm verip ahaliye yeryüzüne yayılın, uygun yerler buldukça ekin ekip köyler yapın dedi. Mehlail 920 yıl bu dünyada kaldı. O da ölürken oğlu Yared (Yard)’i yerine kodu. Bu da 960 yıl yaşadıktan sonra oğlu Ahnoh (Akhnokh)’u yerine bıraktı. Süryanice’de adı (Akhnokh) idiyse de insanlara din, hikmet ve tıp öğrettiğinden Araplar ona İdris dedi. Tanrı, Akhnokh’u o zamanki halka peygamber yaptı. Seksen iki yıl peygamberlik edip halkı doğru yola çağırdı ve nihayet Tanrı’nın emriyle Azrail gelip onu kanadının üstüne koyarak cennete götürdü. İdris’ten sonra oğlu Matuşalah yerine geçti. Halka adaletle muamelede bulundu. Çok uzun yıllar yaşa… "

 

 

Şecere-i Terakime,

1663-1664 yılları arasında yazmıştır. Türkmenlerin tarihi hakkında bilgi veren bu eser yine Türkmenler arasında sevilerek okunmuştur. Bu eseri Reşideddîn’in târihinden aldığı Oğuznâme ile Türkmenler arasında ele geçirdiği diğer 20 kadar Oğuznâme rivâyetlerini karşılaştırarak tasnif etmiş ve yazmıştır. Eser, ilk Rus müsteşriki Tumansky tarafından 1892’de Aşkaabad’da Rusça olarak yayımlanır. 1937’de Türk Dil Kurumu tarafından Çağataycası faksimile olarak neşredilmiştir.  Bu eser hakkında önce Muharrem Ergin bir çalışma yapmıştır.  Şecere-i  Terâkime (Türkmenlerin Soy Kütüğü) Zuhal Kargı Ölmez  tarafından ise  1996 yılında gramer açısından incelenmiş ve yayınlanmıştır. [9]

 

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Hive_Hanlar_listesi

[2], Vasily, Bartold. Four Studies on the History of Central Asia1. Leiden: E. J. Brill, 1956.Shf 65.

[3] Sinor, Denis. Inner Asia: History, Civilization, Languages; A Syllabus. Bloomington: Indiana University, 1969, shf, 215

[4] Sinor, Denis. Inner Asia: History, Civilization, Languages; A Syllabus. Bloomington: Indiana University, 1969.shf, 59.

[5] Svat Soucek, A History of Inner Asia, sayfa 327

[6] https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=4973

[7] https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=4973

[8] https://www.birazoku.com/turkun-soy-agaci-turk-seceresi/

[9] Mustafa TOKER,  “ŞECERE-İ TERÂKİME” YAYINI ÜZERİNE”,turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s10/toker.pdf, shf, 190

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış