F.Attar ve Gülşehri'nin Mantıku't Tayr'ı Özetler Alıntılar

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 19 Haziran 2011 Pazar aaa Beğen
 http://kaknus.com.tr/new/files/node_images/mantikut_tayr.jpg
 

GÜLŞEHRİ VE F. ATTAR'IN MANTIK'UT TAYR ADLI ESERLERİ HAKKINDA BİLGİLER

 

Mantık’ut Tayr edebiyatımızda yazılan ilk mesnevilerden biridir. Aynı zamanda tasavvufi düşünceleri açısından ve sembolik ifadeleri bakımından da Divan Şairleri üzerinde oldukça tesirli oluş, Divan Şiirimize ve Divan Şairlerinr kaynaklık etmiş başlıca eserlerden biridir. Bu bakımdan bu eser divan şairlerimizi, divan şiirimizi anlayabilmek ve Tekke ve Zümre Edebiyatı ile  Tasavvuf edebiyatımızdaki düşünceleri idrak edebilmemiz açısından hayli önem taşımaktadır.

Mantıku't-Tayr (Farsça: Kuşların Diliyle veya Kuş Dili) İranlı sufi şair Ferîdüddîn-i Attâr tarafından kaleme alınmış bir manzum eserdir. Feridüddin Attar Nisabur’da 1120’da doğmuş ve muhtemelen 1194’da vefat etmis ünlü bir sair ve mutasavvuftir. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attar olarak anılmaktadır. Tac’ül Ârifin Necmettin Kübrevi’ye bağlı olmakla birlikte; benimsediği tasavvuf anlayışı bir sistemden ziyade İsrâki’dir. Hz. MEVLANA, Şeyh Galip, ve diğer mutasavvıflar tarafından yüceltilen Attar, çoğu günümüze kadar ulasan pek çok eser bırakmıştır. Adı Muhammed'dir. 6 Şubat 553' te Nişâbur' a bağlı Kedken 'de doğmuş, 10 Cemâziyel âhir 627' de Moğollar tarafından şehit edilmiştir.

Şiirlerinde "Attâr" ve "Ferîd" mahlâslarını kullanmıştır. Yirmi-yirmi beş yaşlarında Tasavvufa intisap ettiği bilinen Attâr, aklî ve naklî ilimlerde yetişmiş büyük bir âlimdir. Mantıkut'tayr adlı eserinin dışında Divanı, Muhtarnâme, Esrarnâme, Hüsrevnâme (İlahinâme), Musibetnâme ve büyük sufilerin hayatlarının anlatıldığı Tezkiretü'l-evliya'sı vardır. Eserde Gazali'nin XII. yüzyılda yazdığı Risaletü't-tayr adlı eserden yararlanılmıştır. Attar’ın bu eserini Türkçeye tercüme eden tercüme ederken de kendisinden de pek çok şey katan ilk Şairlerden biri de Gülşehri dir.[ Kemal Yavuz, Gülşehri’nin Mantık’ut-Tayrı,e-posta: yayimlar@kulturturizm.gov.tr]]

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/ea/Conference_of_the_birds.jpg/200px-Conference_of_the_birds.jpg 

  Selcuklu devri sonu ile Osmanlı devri başlarında yazılan eser, dil bakımından Eski Anadolu Türkçesinin ilk örneklerini temsil eder. Garib-name’den on üç yıl önce yazılan Mantıku’t-tayr, telifi Gülşehri'nin bu eseri ile Aşık Paşa ( 14yy)'nın Garipnamesi ve Hoca Mesud 'un Yazdığı Süheyl ü Nevbahar  adlı Mesnevileri sonraki dönemlerde yazılacak olan mesnevilere öncelik eden ilk önemli eserlerdir. 14. Yüzyıl dan itibaren Anadolu ve  Divan Edebiyatı sahasında yazılacak olan mesneviler için örnek ve başlangıç teşkil etmektedirler. Feridüddin-i Attar’ın aynı adı taşıyan eserinden almış ve tercüme etmiştir. O bu tercümede serbest davrandığı gibi eserin yapısını da değiştirmiştir. Hemen hemen kendi gönlünce yaptığı bu değişikliklerde içyapı asıl olarak değişmese bile, özellikle Hikayelerde farklı bir tutum izlemiştir. Şair, Attar’daki Hikayelerin yerine başka Hikayeler koymuştur. O bu hikâyeleri çeşitli kaynaklardan aldığı gibi, kendisi de bizzat hikâyeler yazmıştır. Bu bakımdan Gülşehri Türk edebiyatının ilk hikâye yazarı olarak karşımıza çıkar. Ayrıca  Mevlana Celâleddin-i Rumî’nin Mesnevî-i Manevî’sinden aldığı ve tercüme ettiği hikâyeleri göz önünde bulundurursak o, Türk edebiyatında Mesnevî’den tercümeler yapan ilk şair olarak görülür.

Gülşehri'den sonra mantık'ut Tayrı kaleme alan diğer bir şairmiz Ali Şir Nevai’dir. Ali Şîr Nevaî, Attar'ın eserine nazire olarak Lisânü't-Tayr eserini kaleme almıştır.

Gülşehri, Feridüddin-i Attar’ın aynı adı taşıyan eserinden almış ve tercüme etmiştir. O bu tercümede serbest davrandığı gibi eserin yapısını da değiştirmiştir. Hemen hemen kendi gönlünce yaptığı bu değişikliklerde içyapı asıl olarak değişmese bile, özellikle hikâyelerde farklı bir tutum izlemiştir. Şair, Attar’daki hikâyelerin yerine başka hikâyeler koymuştur. O bu hikâyeleri çeşitli kaynaklardan aldığı gibi, kendisi de bizzat hikâyeler yazmıştır. Attâr’ın eserinin tercümesi olduğu sanılsa da aslında, Gülşehrî’nin de bizzat belirttiği gibi, eser aynı adı ve temel hikâyeyi barındırmakla birlikte bir tercüme değildir ve orijinal Mantık et-Tayr’ın içeriği eserde yoğun biçimde değiştirilmiş ve farklı kaynaklardan yeni içerikler eklenmiştir; Bu bakımdan Gülşehri Türk edebiyatının ilk hikâye yazarı olarak karşımıza çıkar. Ayrıca Mevlana Celâleddin-i Rumî’nin Mesnevî-i Manevî’sinden aldığı ve tercüme ettiği beş adet hikayeyi de göz önünde bulundurursak Türk edebiyatında Mesnevî’den tercümeler yapan ilk şair olarak görülür. (edebiyadvesanatakademisi.com/divan-siiri/ gulsehri-i-)

Gülşehrî XIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIV. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Bu itibarla  Yunus Emre (1241?-1320) ve Sultan Veled, (13.yy) (1226–1312) ile paralellik gösteren bir hayatı vardır. Prof. Dr. Amil Çelebioğlu ’nun da belirttiği gibi, Gülşehri Aktar’ın eserini aynen tercüme etmez. Kendine göre konuyu işler ve bu işlemede keyfince seçmeler yapar. Tespitimize göre Gülşehri’nin 186 civarında hikâyeye yer veren Attar’ın eserinden aldığı hikâyelerin sayısı yedi tanedir. Gülşehri'nin eserinde Hayvan hikâyelerine de yer verilmiştir. Bu bakımdan Gülşehri Fabl yazan ilk Şairidir. Tasavvuf edebiyatının başlıca eserlerinden olan Mantık-ut Tayr'da kuşlar ile ilgili bir hikâye kullanılarak, çeşitli semboller aracılığıyla tasavvufun temellerini, önemli prensiplerini ve Tasavvufi yaşam ile inancı anlatılmaktadır. Attar'ınMantık-ut Tayr adlı Eseri,4724 beyitten oluşur. ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Mantıku't-Tayr) Gülşehri'nin eserinde ise 4437 beyit bulunur.


 

F. ATTAR'IN MANTIK'UT TAYR'ININ ÖZETİ

Kitapta Tasavvufun temel prensipleri, özellikleri, kavramları ve inanç yapısı açıklanmıştır. Hüdhüd sırtında tarikat elbisesi ile tasvir edilirken Simurg Tanrı için bir sembol olmuştur. Kuşların her birinin zaafı kişinin Tasavvuf yolunda o zaafa sahip olmasının kötülüğü ve sonuçları ile açıklanmıştır.

Hüthüt adli kus onların önderleri, kılavuzları, yani mürşitleridir. Aradıkları SİMURG (ZÜMRÜD-Ü ANKA) adli efsanevî kus, Allah’ın zuhur ve taayyünüdür. Eserde zengin bir sembolik dil kullanılmış ve Hakikat’i arayanlar, yani Hakikat Yolunun Yolcuları kuşlarla simgelenmiştir. Mantık-ut Tayr Allah'ın birliği, İslam dininin son peygamberi Muhammed'in methi gibi konulara sahip olan uzunca bir girizgâhın ardından kuşların kendilerine bir padişah seçmek istemelerinden bahseden bir giriş bölümü ile başlar. Kuşlar biraraya gelip her ülkenin padişahı olduğu kendi ülkelerinin de bir padişahı olması gerektiğini tartışırlar.( http://tr.wikipedia.org/wiki/Mantıku't-Tayr)

Toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyik, şahin ve diğerleri vardır Daha sonra içlerinde en bilge kuş olan Hüdhüd onlara padişahlarının ancak ve ancak Simurg kuşu olduğunu aktarır. Herkesin padişahının daima SİMURG  olduğunu belirtir. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakin, bizimse uzak” olduğumuzu anlatır. Bu nokta ile birlikte Hüdhüd hikâye içerisinde önemli bir semboldür Gerçeğin peşine düşen otuz kuşun hikâyesidir. Kuşların yolculuğu ile insanın hakikati bulma yolundaki engelleri ve çabalarını sembolize eder. Her bir kuş farklı bir insan karakterini ifade etmektedir. Amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmektir. Giriş kısmında kuş topluluğundaki Hüdhüd şu şekilde betimlenir: "Sırtında tarikat elbisesi, başında ise hakikat tacı vardı." Eserde Tanrı'yı sembolize eden Simurg kuşuna yapılan betimlemelerden biri ise şudur: "Kuşkusuz bizim de bir padişahımız vardır. O da Kaf Dağı'nın ardındadır.""Adı Simurg'dur, kuşların padişahıdır. O bize yakındır lakin biz ona oldukça uzağız." ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Mantıku't-Tayr)

Simurg- Çiniciler sokağı-İznik,- Topkapı Sarayı, Sünnet Odası panosundan detaylandırma

Buradan sonra yol hazırlığı içerisindeki kuşlar tek tek tanıtılır fakat öncelikle Simurg'u daha detaylıca tarif eden bir bölüm yer alır. Sonrasında farklı kuşların hikâyeleri anlatılır ve her bir kuşla bir zaaf veya özellik ilişkilendirilir. Böylece o zaafın veya özelliğin tasavvuf bağlamındaki yerine değinilir. Örneğin papağanın hikâyesinde papağan kendisinin Simurg'un dergâhına varacak takati olmadığını belirtir ve tek arzusunun içmekte olduğu ab-ı hayat olduğunu dile getirir. Hüdhüd ise canını önemsemenin yanlışlığı ile ilgili bir cevap verir ve canın canana feda etmek için olduğundan bahseder. Kitabın tek tek kuşlardan bahseden bu bölümünden itibaren anlatımda aralara bahsi geçen özellik, kavram veya genel olarak konu hakkında çeşitli hikâyeler, kıssalar anlatılır. Bu kıssaların bir kısmı tarihte yaşamış önemli kimselere atfedilir veya içlerinde karakter olarak bu kişileri barındırır.

Kuşların tek tek gelip kendilerine dair konuşmalarından ve bunlardan çeşitli özelliklerin tasavvufî tahlilinin yapılmasından sonra kuşlar Hüdhüd'e başka sorular yöneltirler. Cevaplardan sonra kuşlar yola düşmek isterler öncelikle Hüdhüd onlara açıklayıcı bir konuşma yapar. Fakat bu konuşmanın ardından bahane getirmeye başlarlar. Hüdhüd tek tek bahaneleri cevaplar. Bahanelerin sonunda bir kuşun yolu anlatmasını istemesi üzerine Hüdhüd Simurg'a ulaşmak için gidilecek yolu anlatır; aşılması gerekilen yedi vadi vardır, hepsi de çetindir. Vadilerin adları sırasıyla: Talep, Aşk, Marifet, İstiğna (ihtiyaçsızlık), Tevhid, Hayret, son olarak da Fakr ve Fena'dır. Hüdhüd bu vadilerin her birini anlatır, daha sonra etkilenen kuşlar yola koyulurlar. Binlerce kuş olarak çıktıkları yoldan sadece otuzu Simurg'un dergâhına varabilir. Sonunda Simurg'u gördüklerinde ise Simurg'un kendileri olduğunu fark ederler; dergâh aslında bir aynadan ibarettir. Bu eserde şöyle açıklanır:

"O dergâhtan hal diliyle bir nida geldi: 'Güneşe benzeyen bu dergâh bir aynadır'."[http://tr.wikipedia.org/wiki/Mantıku't-Tayr] Simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşerler. Ama yol çok uzun ve menzil uzak olduğundan; kuşlar yorulup hastalanırlar. , Simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varinca “kendilerince geçerli çeşitli mazeretler söylemeye” başlarlar. Çünkü kuşların gönüllerinde yatan asil hedefleri çok daha basit ve dünyevî’dir. Bülbülün isteği gül; dudu kuşunun arzuladığı abıhayat; tavus kuşunun emeci cennet; kazın mazereti su; kekliğin aradığı mücevher; hümânin nefsi kibir ve gurur; doğanın sevdası mevki ve iktidar; üveyikin ihtirası deniz; puhu kuşunun aradığı viranelerdeki define; kuyruksal anin mazereti zafiyeti dolayısıyla aradığı kuyudaki Yusuf; bütün digerlerinin de baska baska özür ve bahanelerdir. Ama yol, yine uzun ve zahmetli, menzil uzaktır… Yolda hastalanan veya bitkin düsen kuslar çesitli bahaneler, mazeretler ileri sürerler. Bunların arasında, nefsanî arzular, servet istekleri, ayrildigi köşkünü özlemesi, geride bıraktığı sevgilisinin hasretine dayanamamak, ölüm korkusu, ümitsizlik, şeriat korkusu, pislik endişesi, himmet, vefa, küskünlük, kibir, ferahlık arzusu, kararsızlık, hediye götürmek dileği gibi hususlarla; bir kusun sorduğu “daha ne kadar yol gidileceği” sorusu vardir. Hüthüt hepsine, bıkıp usanmadan tatminkâr cevaplar verir ve daha önlerinde asmalari gereken “yedi vadi” bulunduğunu söyler. Ancak, bu “yedi vadi”yi aştıktan sonra Simurg’a Ulaşabileceklerdir. Hüthütün söylediği, “yedi vaadi” şunlardır.( http://edebiyatsever.blogcu.com/mantiku-t-tayr-feriduddin-attar-turkcesi-gulsehri/2825334 )

 

VADİLER /MERHALELER

1.Vadi : İstek

2.Vadi : Ask

3.Vadi : Marifet

4.Vadi : İstinga

5.Vadi : Vahdet

6.Vadi : Hayret

7.Vadi : Yokluk (Fenâ) , BEKA

Kuşlar gayrete gelip tekrar yola düşerler… Ama pek çoğu, ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolur, ya aç susuz can verir, ya yollarda kaybolur, ya denizlerde boğulur, ya yüce dağların tepesinde can verir, ya güneşten kavrulur, ya vahşi hayvanlara yem olur, ya ağır hastalıklarla geride kalır, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılır.( Feridüddin Attar. Mantıku't-Tayr. Tercüman: Sedat Baran. Antik Şark Klasikleri; Lacivert Yayıncılık. İstanbul, 2007.)

Bu saylan engellerin hepsi de Hakikat yolundaki zulmet ve nur hicaplarıdır. Bu hicaplardan sadece otuz kus geçer. Bu sırada, Simurg tecelli eder… Fakat otuz kus, tecelli edenin (!) bizzat kendileri olduğunu; yani, Simurg’un mana bakımından otuz kuştan ibaret olduklarını görüp şaşırırlar. Çünkü kendilerini Simurg olarak görmüşlerdir. Kuşlar Simurg, Simurg da kuşlardır. Bu sırada Simurg’dan ses gelir:“Siz buraya otuz kus geldiniz, otuz kus göründünüz. Daha fazla veya daha az gelseydiniz o kadar görünürdünüz. Çünkü burası bir aynadır!”Hâsılı, otuz kus, Simurg’un kendileri olduğunu anlayınca; artik, ortada, ne yolcu kalır, ne yol, ne de kılavuz...( http://edebiyatsever.blogcu.com/mantiku-t-tayr-feriduddin-attar-turkcesi-gulsehri/282533 )

Çünkü hepsi BİR’dir. Aradan zaman geçer, “fenada kaybolan kuşlar yeniden bekaya dönüp”,yokluktan varlığa ererler…”Kuşlar böylece fani olduktan uzunca bir süre sonra onların tekrar kendilerine (varlık âlemine) gelmelerine izin verilir. Bu noktada kuşların geldikleri makamın beka olduğunu ifade eden ve beka makamından söz eden beyitler bulunur.


 

Mantıku't-Tayr ve tasavvuf

Tasavvuf edebiyatının başlıca eserlerinden olan Mantıku't-Tayr, tasavvufî bir temaya sahip olmasının yanı sıra kişinin tasavvufa dair ve tasavvuf yoluna dair bilgi edinmesi açısından da önemlidir. Zira kitapta tasavvufun temel prensipleri, özellikleri, kavramları ve inanç yapısı açıklanmıştır. Hüdhüd sırtında tarikat elbisesi ile tasvir edilirken Simurg Tanrı için bir sembol olmuştur.

Kuşların her birinin zaafı kişinin tasavvuf yolunda o zaafa sahip olmasının kötülüğü ve sonuçları ile açıklanmıştır. Simurg'a ulaşmanın yolu olarak saydığı vadiler tasavvufta sıklıkla kullanılan kavramlardır ve bireyin tasavvuftaki yolculuğunun çeşitli kademelerini, makamlarını belirlerler. Her vadiyi açıklanırken aslında o makamın özellikleri ve zorlukları açıklanır.

Yolun sonuna varıldığında tasavvuftaki her şeyin Tanrı'nın bir yansımasından ibaret olduğu inancına dayanan bir şekilde dergâhın bir ayna olduğu ve Tanrı'yı sembolize eden Simurg'un da oraya varabilmiş (böylece Tanrı'da fena olmuş mutasavvufları sembolize eden) kuşlar olduğu görülür. Nitekim burada Attar bir kelime oyununu vurgulamak istemiştir: Simurg sözcüğünün başındaki si sesini Farsça "otuz" anlamına gelen si ile ilişkilendirerek vurgulamıştır. Bununla birlikte bu Simurg sözcüğünün doğru etimolojisi değildir. Sözcüğün kökeni Pehlevi dilinden "kartal" ve murg "kuş"tan oluşmuştur. Ayrıca Attar eserin sonunda kendisi hakkındaki bölümde kendini ve durumunu şöyle anlatır:

"Ey Attar! Her an âleme yüz binlerce sır miskleri saçıp durdun."

Aynı kısımda eseri için de şu tip ifadeler kullanır:

"Kitabıma dert gözüyle bak ki bendeki yüz dertten birine inanasın."

"Bu kitaba dert gözüyle bakan kimse, devlet topunu kapıp Hakk'ın huzuruna kadar gider."

"Bu kitap zamanın ziyneti ve süsüdür. Hem seçkinlere ve hem de avamdan insanlara Hakk' yolu görmeyi nasip eylemiştir."

Feridüddin Attar'ın bu eserini Mevlana’ya hediye ettiğine dair bir hikâyecik vardır: "Henüz küçük bir çocukken babası ile beraber Feridüd’din-i Attar’ın evinde misafir olan Mevlana Celaleddin-i Rumi, rüyasında nur yüzlü bir pirin, kendisine altı dallı bir gülfidanı verdiğini görür. Rüyasını anlattığında babası; "altı dallı gül, senin altı ciltlik bir kitap yazacağına işarettir” der. O anda orada hazır bulunan Feridüd’din-i Attar da; “Altı dallı güle kavuşuncaya kadar bu kitap ile meşgul olursunuz” diyerek Celaleddin’e, Mantık-ut-Tayr’ı hediye eder."( Mantıkut-Tayr Kuşların Diliyle, Feridüddin Attar, Çevirmen Mustafa Çiçekler, Kaknüs Yayınları, 2006)

 

MANTIK’UT TAYRDAN ALINTILAR ( F.ATTAR )

Dosya:Conference of the birds.jpg
Mantık Ut Tayr, Farid ud-Din Attar



Padişahın Acı Meyvesi

Güzel huylu bir padişah bir gün kölelerinden birisine bir meyve verdi. Köle meyveyi öyle güzel, öyle iştahla yemeye başladı ki sanki daha önce hiç öyle bir şey yememişti.! Kölenin ağzını şapırdatarak yemesine padişah da imrendi, yemek istedi. Dedi ki: ''Bir parçacık da bana ver, pek iştahlı yiyorsun, imrendim doğrusu!''

Köle padişaha da o meyveden bir parça sundu. Ama padişahın meyveyi ısırmasıyla kaşlarını çatması bir oldu: Meyve öyle acıydı ki! Dedi ki: ''A köle, bu işi başka kim yapar? Böyle acı bir meyveyi başka kim yer?''

''Şimdiye kadar elinden yüzlerce armağan aldım, yedim padişahım'' dedi köle. Hepsi de birbirinden lezzetliydi. Bir kerecik de elinden böyle acı meyve geldi diye hemen elimi eteğimi çekip suratımı buruşturamam ki! Hep senin nimetlerinle beslenip sana şükreden bana senin elinden gelen bir nimet nasıl olur da acı gelir?''

 

Meczup

Üstü başı çıplak bir meczup yolda acıkıverdi. Hava yağmurlu, pek de soğuk tu. O meczup yağmurdan kardan ıslandı. Ne sığınacağı bir yer, ne de bir evi vardı. Nihayet gide gide bir viraneye vardı. O viranenin içine adımını atar atmaz, damdan başına bir kerpiç düştü. Başı yarıldı, oluk gibi kanlar boşaldı. Meczup yüzünü semaya çevirdi,

Dedi ki: Daha ne zamana dek padişahlık davulunu vuracaksın? Kerpiçten daha iyi başımıza bir şey atman mümkün değil mi?

(Attar 268. sayfa)

 

Kurdun Yediği Eşeğin Parası

Kariz'de yoksul bir adam vardı. Komşusunun eşeğini ödünç aldı. Değirmene gitti, güzelce uyudu. Adam uyuyunca, eşşek de başını alıp gitti. Kurt o eşeği parçaladı ve yedi. Ertesi gün oldu. Adam eşeğin değerini istedi. Her ikisi de yola düşüp, Kariz emrinin yanına vardılar. Durumu Emire anlattılar. Ona, 'bu bedeli kim ödeyecek'? Diye sordular Emir dedi ki: O kurdu aç bir halde ovalara başıboş salan. Her ikinizin de bedeli ondan istemesi gerekir.

 

SAKA

Bir saka, elinde su, yürüyordu, önünde giden başka sakayı gördü. Elinde su kırbası olduğu halde diğerinin yanına gitti ve ondan su istedi. Adam ona dedi ki: Ey hakikatten habersiz, şaşkın! Sende de aynı su var, güzelce içsene. Saka, Ey akıllı, sen bana bir su ver, çünkü gönlüm kendi suyumdan usandı, bıktı! Dedi.

Âdem cennetteki tek düze yaşamdan sıkıldı, yeni bir şey elde etmek için buğday yemeye cesaret etti. Bütün o eski nimetleri bir buğdaya sattı. Nesi var nesi yoksa buğday uğruna yaktı. Çırılçıplak kaldı, yine gönlüne bir derttir düştü. Yeni bir aşk geldi, kapısındaki halkayı çaldı. Aşk ayrılığına düşüp adeta yok olunca, eski de, yeni de gitti, o da yok oldu. Hiç bir şeyi kalmayınca, hiçlikle uzlaştı. Elinde ne varsa, hepsini bir hiç uğruna kaybetti. Varlıktan bıkıp usanmak ve ondan vazgeçmek, ne bizim işimizdir, ne de başkalarının.

 

GÜLŞEHRİ'NİN: Mantıku't Tayr'ından beyitler
 

Böyle giç irmeye ahşama seher
Bu gice rûzı kıyametdür meğer.

Bu gicenün yok mudur yâ Rab güni
Böyle uzun görmedim her giz düni.

Çok riyazetde geçirdüm giceler
Görmedi bu gice gibi kocalar.

Uşbu od kim gönlüme düştü benüm
Mûm gibi yandı kamu canûm tenüm...( http://www.gozlemci.net/2167-gulsehri.html )


FAYDALANILAN KAYNAKLAR:
  • Mantıkut-Tayr, Feridüddin Attar, Çevirmen Mustafa Çiçekler, Kaknüs Yayın., 2006
  • http://edebiyatsever.blogcu.com/mantiku-t-tayr-feriduddin-attar-turkcesi-gulsehri/2825334
  • Gülşehri; Mantıku’t-tayr (Haz. Agâh Sırrı Levend), Ankara 1957, s.12–15.
  • Kemal Yavuz,Gülşehri’nin Mantık’ut-Tayrı,e-posta: yayimlar@kulturturizm.gov.tr]
  • http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/divan-siiri/gulsehri-hayati-edebi-yonu-eserleri
  • http://heraheram.blogcu.com/feridu-d-in-attar-mantiku-t-tayr-dan-hikayeler/5881404
  • http://www.gozlemci.net/2167-gulsehri.html
  • Feridüddin Attar. Mantıku't-Tayr. Tercüman: Sedat Baran. Antik Şark Klasikleri; Lacivert Yayıncılık. İstanbul,
 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...