Genceli Nizami Mahzen'ül Esrar Hakkında Bilgiler Eserden Alıntılar


 

 

Asıl adı İlyas olan Nizami Gencevi 1141 yılında Azerbaycan’ın Gence’de doğmuş, yine bu şehirde 1209’da ölmüştür.  Doğum tarihini için en güçlü kanıt, Mahzen-i Esrar  adlı eserinde “ Kırk yaşının erginliğini İdrak etmiş olduğunu…” bu eserini “ Hz Muhammet’in ölümünden 570 sene sonra ” bitirdiğini bildiren ifadeleridir.[1]

Kaynaklara göre Nizami‘nin babasının adının Yusuf, annesi ise soylu bir Kürt beyinin kızıdır. Nizami’nin ilk eşinin   Kıpçak asıllı bir köle olduğu ve bu eşinden bir oğlunun dünyaya geldiği bilinmektedir. İlk eşinin adının Afak olduğu ve bu eşinden Muhammet adlı bir oğlunun dünyaya geldiği bilinmektedir. Üç kez evlenen Nizaminin her üç karısı da erken ölümler yaşamıştır. [2]

Küçük yaşta yetim kalmasına rağmen Nizami’nin, astronomi, tıp, hukuk, müzik ve matematik alanlarında mükemmel bir eğitim aldığı, Arapça ve Farsçayı üstün düzeyde öğrendiği ortaya çıkmaktadır.

O’nun farklı ilmi sahalarında; felsefe, edebiyat, astronomi, tıp, geometri gibi alanlarda yazılmış olan  eserleri de olmasına rağmen Hamsesi ile meşhurdur.  Hemse  ya da Beş mücevher   beş mesnevi yazmış olan şaire  Hamse sahibi denmektedir.

İranlı  ve İran şairi olarak kabul edilen Nizami Türk asıllıdır. [3] ve dünyanın ilk büyük beş şairinden biri kabul edilmektedir. Nizami’nin Türk olduğu kabul edildiğinde  Türk edebiyatındaki ilk Hamse yazarı olarak da kabul edilecektir. Pek çok edebiyat tarihçimiz Nizami’yi Fars şairi kabul ettiğinden edebiyatımızın ilk hamse sahibi şairi olarak  Ali Şir Nevai’iyi gösterir. Hâlbuki  Nizami ilk hamse yazarımız kabul edilen  Ali Şir Nevaiden yaklaşık 250 sene önce yaşamıştır. Nizami İran edebiyatının da Hamseli ilk şairlerinden biridir. Henüz hayattayken ün kazanan Nizami en önemli eserini ‘Hamse’ adı altında toplamıştır.

Tasarladım ben evvelce MAHZEN’i

Tutmadı gevşeklik bu işte beni.

Bu suretle yağlı, tatlı topladım,

Hüsrev i Şirin destanına başladım.[4]

 

HAMSESİNİ OLUŞTURAN MESNEVİLER

1. Sırlar Hazinesi (Makhzan al-Asrar; 1176): Erzincan’daki Mangucakların  beyi Bahramşah bin Davud’a armağan edilmiştir.

  1. Yedi Güzel ( Haft Paykar):Sasani Hanedanı’nın V. Behram ve eşlerini anlatan şiir.
  2. Leyla ve Mecnun (Layla o Majunun; 1181) Şirvanşah Aksitan’ın siparişi üzerine yazılmıştır.
  3. Hüsrev ü Şirin ( 1177 – 1181)  Sasani Hanedanı’nın I. Hüsrev ile prensesi Şirin arasında yaşanan aşk anlatan bir şiir. İldenizliler hükûmdarı Cahanşah Pehlevan ve Kızıl Alslan ve Selçukluların son sultanı III. Tuğrul Bey’e övgü sözleri yazılmıştır.
  4. İskendername (Iskandar Nama):“Şerefname” (Sharaf Nama; 1196-1200) ve “İkbalname” (Iqbal Nama 1200-ölüm) olmak üzere iki bölümden olan ve İskender –Zülkarneyn-  in hayatını anlatan şiir.

 

Sırlar Hazinesi (Makhzan al-Asrar; 1176)

 

Eser Nizami’nin hayat görüşünü felsefesini, ahlak, erdem, adalet, hayat hakkındaki görüşlerini dile getirdiği birçok kıssalar halinde yazdığı hayatın sırları hakkında düşündüklerini dile getirdiği bir mesnevidir. Eser bölümler halinde birçok hikâye, övgü ve düşünceler içeren içinde birçok hikâyelerin de olduğu manzum bir eserdir.

“Nizami Gencevi, bilinçli cemiyette asıl olan, içtimai ahenk ile adalet olduğunu belirtiyor. Adalet, Nizami’nin, Tanrısına taptığı gibi, kutsadığı bir idealdir. Adalet üzerine kurulmuş devleti idealize eden Gencevi, bu idealini Türk devleti tipinde buluyor. Nitekim didaktik eseri olan “Mahzen-ül Esrar “ da, zulme uğramış ihtiyar bir kadının ağzıyla, Büyük  Selçukluklar da Sultan Sencer’e hitapla: “Mademki adaletsizliğe tahammül ediyorsun, demek ki Türk değilsin” diyor.”[5]

Mahzen-ül Esrar, Nizami’nin  Farsça mesnevi türünde yazmış  olduğu bir eserdir. Eseri Mengücek Beyliğinin hükümdarı Sultan Behram Şah’a   takdim etmiş, Fahrettin Behram Şah da  bunun karşılığı olarak Nizamiye  -Selçuklu tarihçisi İbn-i Bibi ye göre-  Beşbin altın ile  beş  baş ester  [6] hediye vermiştir.

Mahzen’ül Esrar  ilk yazılmış mesnevilerden biri olmasına rağmen daha sonra klasikleşecek olan  mesnevilerin klasik şeklinde bölümlerine  uygun olarak yazılmıştır. Eser, Tevhid, Münacaat, miraciye Hz Muhammet’e övgüler ve naat gibi bölümleri ile başlar. Daha sonra eserinin sebeb-i telif bölümüne geçer  “Kitabın  nazmı ve tertibi hakkında bir kaç söz, bölümü ile 330 ile 355 nolu beyitleri  arasında eserini neden telif ettiğini, neden Behram Şah’a sunduğunu, eserini nasıl yazdığını, sözlerinin değerini vb  açıklamıştır.

Daha sonra “Huzurda yer öperken söylenmiştir” bölümü ile adlandırdığı bölümde eserinin asıl  bölümüne giriş yapmış, Behramşah’a kendi sözlerinin değeri hakkında  övgüler dizmiştir.  355 ile 390. Beyitler arasında Behramşah’ı överken eserinin değerine de sık sık vurgu yapmıştır. “390 ile 430. Beyitler arasında eserini neden ve nasıl  yazdığını, eserinin ve sözlerinin değerini, Mahzenül esrar adlı eserini tamamen özgün olarak yazdığını hayat, adalet, hükümdarlık, hak, hukuku, dünyanın gelip geçiciliği gibi genel konulardan söz eder.   Asıl bölüm 430 . Beyitten başlar ve bu bölümde Sultan Behramşah’a hitaben  gönül temizliği kalp temizliği, halvetler, âdemin yaratılışı,  umudu kesilen padişah hikâyesi,  adalet ve insafı korumakla ilgili  kıssalar, hikâyeler, Nuşurevan ve veziri hikâyesi,  Süleyman Hikâyesi,  padişahların adaleti yönetimi halka nasıl davranması gerektiği konularında yazılmış bölümler vardır.   Sultan Sancar ile İhtiyar Kör Kadın hikâyesi, kerpiç döken ihtiyarla palavracı delikanlı hikâyesi, avcı ile tilki hikâyesi gibi  ders ve öğüt verici kısa hikâyelerle devam eder.

Genel nasihatler, bölümler, hikâye ve kıssalar ihtiva eden eser.  Hitame bölümü olan  son beyitlerinden sonra  2220 beyitte son bulur.

 

ESERİN NÜSHALARI

Eserin ülkemizde ve ülke dışında birçok yazma nüshası vardır. Eserin Üsküplü Şem’i tarafından Gazanfer Ağa namına  Türkçeye çevirdiği tercüme ve şerhinin olduğu bilinmektedir. Mevlana Celili’nin dee de  eseri nazmen dilimize çevirmiş olduğunu Bursalı Tahir haber vermiştir.

Eseri günümüz Türkçesine çeviren Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu bu eserini Halet Efendi Kütüphanesinin edebiyat kısmındaki 376- 40 numaradaki, Hamideye  Kütüphanesi, edebiyat kısmı 1079 no daki ve aynı kütüphanenin 1180 no daki yazmalarından faydalanarak eseri günümüz Türkçesine çevirmiş ve  MEB yayınları arasında bastırmıştır. [7]
 

ESERDEN ALINTILAR [8]

( Not Mahzen’ül Esrar’dan yapılan bu alıntılar Yücel Başaran’ın MAHZEN-ÜL ESRARDAKİ FAHRETTİN BEHRAMŞAH, https://yclb.wordpress.com/2012/06/18/mahzen-ul-esrardaki-fahrettin-behramsah/  adresindeki yazıdan kopyalanmıştır. Kendisine teşekkür ediyoruz.) 

 

SEBEB-İ TELİF  VE MUKADDİME[9]

( ADALETLİ SULTAN BEHRAM ŞAH’I ÖĞME YOLUNDA BİRKAÇ SÖZ)

Ben ki bu dehri çevreleyen daire içinde, bir nokta gibi düğümlendim, ayağı bağlı kaldım, ayak bağımı çözmeye takatim yok. Huma kuşu gibi gölgem var ama debdebe ve saltanattan uzağım. Vatanım bu toprak ise de, felekle beraber elim terkide-hayalen- dolaştım. Başımı ayakaltına attım, gözümün aynasını(etrafa) çevirdim.

330-Hangi yandan bana bir ışık düşer? Yahut hangi ateşten bir sıcaklık gelir? Diye (düşündüm) çünkü akıl gözü, doğru düşünce ile birleştirilirse bütün cihanın çevresini kavrayabilir. Himmetimdeki bu mertebenin verdiği bir sezişle nimet bağışlayıcı bir padişah olduğunu öğrendim, yüce talihli, savaşta muzaffer bu firuze renkli bahçenin (feleklerin) gül ağacı, İskender mayalı sultan o umutlar kaynağı Hızır “micasi” nin düğümlerini çözen astronomi bilginlerin kutbu.

335-O sultan ki varlığın dileğidir. Maksat ayeti onun vasfına ona indirilmiştir. Felek taclı ve Süleyman mühürlü şah, ufukların kıvancı, Melik Fahrettin o ilimden taze fetihler göstermiş, kalemden yeni yeni ülkeler açmıştır. Davudluğa nispet davası ederse ne çıkar? Onun şerefinde Süleyman ünü var.

İshakın sancağı onun himmetiyle yükselmiştir. Onu istemeyen varsa ancak İsmail “zındık”dır.

340-Altı bucağın, yedi feleğin riyasız padişahı, dokuz dairenin (yedi felek ile arşı ve kürsi) merkez noktası Behram Şah, öyle bir şahtır ki savaş gününde onun kahramanlığından Behram Gur’un kudreti karınca gibi kalır. Yüksek gücüyle şahların başbuğu, geniş bilgisiyle cihanın ünlüsüdür. Cihan mülkünü halka bağışlar , hem “Ermen” hükümdarı hem “Rum” şahıdır.Saltanat tahtının şerefi , hilafet postunun ulusudur. Rum diyarının fatihi “Abhaz”ın galibidir.

…..

Ey şah, insanlık mayasının şerefi . alemin gözünün aydınlığı senin varlığındadır.

355-Sırtı iki büklüm olmuş sema, sana zafer taşımaktır. Dokuz feleğin karnı senin sırrınla gebe kalmıştır. Yerle göğün kulakların, üstünde ve altında kılıcının zafer incilerine sefer oldu.

Geceye oklar atan ay, senin kılıcının ucuna ancak kalkanını fırlatır. Kılıcına su veren kaynak sanki Fırat suyudur, ab-ı hayat sürahisinden süzülmüştür. Senin tufanından uykusu kaçan kimse mesela Nuh bile olsa suya boğulur.

360- Senin kadehin Keyhusrev ve Cemşidi uslandırır. Senin gölgen pervaneyi yakar, güneşi söndürür. Aslan yüreklilik göster ki, sen kahramanlar deviren yiğitsin. Sana Aslan dedim, hayır yanlış söyledim, aslan paralayansın. Çarh, orman aslanlarından daha çok senden sakınmaktadır. Cenk alanında bu yürek ve bu güç kimde var ki, seninle yürekten ve güçten söz açabilsin? Gök kubbe altında  her ne varsa senin muradının eli mutlak onun üstündedir.

365- Senin bu kadar mesnet sahibi vezirlerin var, fakat senin yerini tutacak kimse varsa anca meleklerdir. Zamane sana mühür ve saltanat sundu, rüzgâr, sana Süleyman tahtı verdi. Tanrı sana gençlik ve mülk bağışladı, seni mülkünde bağımsız ve adaletli kıldı. Toprak senin ikbalinle altın, zehir senin hatıranla şeker olur. Feridun mertebesinde olanlar bile seninle mey içmedikçe, Dahhak’ın zulüm yılanını omuzlarında taşırlar.

370- Mey iç Mey ki, mutribin, sakinleri var. Ne gam çekiyorsun? Sonsuz devletin var. Mülk koruyucu ve sultanlar sığınağısın. Hem kılıç, hem külah sahibidir. Her ne kadar kudretli taht kazanmış sultansın. Fakat halifeler gibi hazineler saçıyorsun. Şahlara taç veriyor, sultanları tahta oturuyorsun. Kılıcının ucu taçların üstündedir. Çünkü sultanlardan haraç alamıyorsun.

375- Devlet o başka ki, üstünde senin kudretin, yücelik o gönülde ki, içinde senin yerin vardır. Baykuş senin günlerinde ”Hümalık eder. Katına erişebilen baş ayık olmak ister. Adaletin inayete yaklaşmıştır. Senden, şikâyet etmek, lütfünü görmemiş olanlara düşer. Yerin temeli ( dünyanın düzeni ) atının tırnakları altındadır. Düşmanın nal gibi çarmıha vurulmuştur. Yedi kat gök, cevherin bir hokkası, sekiz cennet bayrağın bir paçasıdır.

380- Başı senin hükmünün altında olmayanların taçları başlarına fazladır. Her fende başlıca fen sahibi sensin. İki âlemin canı, birliğin teni sensin. Feleğin kulağına edep öğret. Söz ışığının neşesini parlat, dünya kaftanını bir köleye giydir. İkbal mertebesini Nizamiye bağışla. Sözlerim her ne kadar parlak ve canlı ise de senin irfanının sofrasına erişince pek arıklaşıyor.

385- Bu deniz ve ocak (nizaminin gönlü) incisiz ve mercansız kalmıştı. Ona elinle cevher, ağzınla inci saç (takdir et) fakat kıskançlıklara karşı da oklarını yakut, kılıcından mercan damlaları eksilmesin. Talihinin felek gibi kutlu, son günün mutlu ve hayırlı olsun. Gönlü hoş ve talihi karanlık olanların hepsi sana yönelmiştir. Hoş gönüllü benim, kara talihliler de senin kötülüğünü isteyenlerdir. Senin fethin başlara bayrak açmış, düşmanların kalem uçları gibi kesilmiştir.

390-Benki bu taze gülün şarkısını besteliyorum. Senin bağında hoş sesli bülbülüm, aşkının yolunda bir nefes üfleyeyim, köyün başında bir çıngırak çalayım dedim, kimseden iğreti söz kabul etmedim. Ancak gönlümün söylediğini söyledim. Taze sihirler, sanat oyunları gösterdim. Yeni kalıba göre bir heykel işledim, bir geçlik boyunca edep öğrendim, seherlerde sihir perdesi diktim.

395- Şahlık ve dervişlik mayası edeptedir. Tanrı sırlarının hazinesi ondadır. Ne onun şekeri üzerine sinek konar,ne de onun sineği (meraklısı)kimsenin şekerini götürür. Nuh bu denizde aciz kalır. Hızır bu çeşmede testi kırar. İki ilham iki kitap yazıldı, her ikisi de iki muzaffer padişah adına tertib edildi. Bu güzel eserden sonra bütün şahlar arasında kura çektim. Falda senin adın çıktı.

400-O (Şehname) eski ocaktan dökülmüş bir altın, bu (Mahzeni Esrar) yeni denizden cıkmış bir incidir. O (Sultan Mahmud) Gazne’de bayrağı dikti, bu Rum diyarında sikkeye adını yazdırdı. gerçi o sikkede söz altın gibidir, fakat benim altınımın sikkesi ondan daha değerlidir. Benim yüküm, bacım daha hafif ise de malımın alıcısı ondan çoktur. Bu şive ve ifade tuhaftır. Ona cevap vermeye kalkışma. Onu okşarsan garip bir hareket sayılmaz.

405- Bağ fidanından filizlenmiş bu taze sözler, çerağ gibi başka ışıklardan yanmış değildir. Sofrana sunulan bu öz nimete el sürülmemiştir. Hemen önüne çek, bunun tadı tuzu varsa afiyet olsun ye. Yoksa hatırandan uzak olsun. Felekle sofraya oturduğun gece benim önümde bir parça kemik at, sana köpeklikten söz açayım, kulluk törelerini anlatayım.

410- Vefa görmüş olduğum sultanlardan daha çok sana bağlanmayı tercih ettim. Bu vazife, nihayet beni vefa tarafına çekti. Dileğim kabul mertebesine ulaştı. Gerçi bu dilek kapısına benden önce meddahlar yüz çevirmişlerdir. Onlar Nizaminin önünde edeplerini takınırlar. Nizami başkadır, ötekiler kim oluyorlar? Ben ki bu sairlik erişmiş ve emsalimden bir kaç merhale daha ileri gitmişlerdenim.

415-Söz elmasından kılıç yaptım, önüne geçmek isteyenlerin başlarını uçurttum. Bu eşsizlik mertebesi, ayağımı en yüce başların üstünde tutmuştur. O makam öyle yüce bir noktadır ki ben ancak orada uçabilirim. Çünkü kendi himmetime layık bir yer isterim. Ancak bu suretle senin aydın fikrinden ışık alır, ayağının yükseldiği yere başımı koyabilirim. Senin ayağının tozu olayım ki feleklere yetişeyim. Fakat sen kendine yaklaştırmazsan sana nasıl ulaşayım?

420-Diledim ki, şu birkaç ay içinde şahın huzurunda yer öpme töresini tazeleyeyim. Her ne kadar bu kapalı halka içinden dışarı çıkacak yol bana kapanmıştı, ama senin katından ayrılmak için kabuğumdan ayrılmak istedim. Sonra gördüm ki bütün yollar aslanlarla dolu, önüm ve arkam kılıçlarla çevrili. Fakat bu kılıçlarla çevrili ülkede sana yüksek sesle hitap edeyim dedim.

425- Söz pınarını kapına akıttım. Fakat kendim, yerinden oynamaz dağlar gibi kaldım. Ey güneş, İşte senin önünde seher vaktini bekleyen bir zerre gibi dileklerim kabul olundu. Gönlüm senin inci saçan denizin gibi dalgalandı. Canımın cevheri kemerime asılı kaldı. Gece ile gündüz yaşadıkça gecelerin gündüz olsun. Şahlık cevherin (karanlık geceleri aydınlatsın. Senin bu başbuğluğun ancak bir tek devletlüye nasip olmuştur, İkbal ve afiyetinde bütün cihandan üstün olsun.

 

Şiirleri

 

KAYNAKÇA 
 

  • [1] GENÇOSMAN, M. Nuri, (1964), Nizami Mahzen-i Esrar, MEB Yayınları, AÜ Basımevi, Ankara, 1964,shf, 6)
  • [2]  Şahamettin Kuzucular    Genceli Nizami Türklüğü Edebi Yönü Hayatı ve Şiirleri ( 12. yy ) https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=399
  • [3]  Şahamettin Kuzucular    Genceli Nizami Türklüğü Edebi Yönü Hayatı ve Şiirleri ( 12. yy )  https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=399
  • [4] Süleyman DOĞAN, NİZAMİ GENCEVİ’NİN ESERLERİNDE EĞİTİM EKSENLİ
  • ADALET, DEVLET VE HÜKÜMDAR ÖĞRETİSİ, https://www.turkishstudies.net/Makaleler/1938453112_14dogansuleyman.pdf
  • [5] Süleyman DOĞAN, NİZAMİ GENCEVİ’NİN ESERLERİNDE EĞİTİM EKSENLİADALET, DEVLET VE HÜKÜMDAR ÖĞRETİSİ,.turkishstudies.net/Makaleler/1938453112_14dogansuleyman.pdf
  • [6] GENÇOSMAN, M. Nuri, (1964), Nizami Mahzen-i Esrar, MEB Yayınları, AÜ Basımevi, Ankara, 1964,shf, 5-7) Önsöz
  • [7] GENÇOSMAN, M. Nuri, (1964), Nizami Mahzen-i Esrar, MEB Yayınları, AÜ Basımevi, Ankara, 1964,shf, 5-7) Önsöz
  • [8] GENÇOSMAN, M. Nuri, (1964), Nizami Mahzen-i Esrar, MEB Yayınları, AÜ Basımevi, Ankara, 1964,shf, 7) Önsöz
  • [9] Yücel Başaran’ın MAHZEN-ÜL ESRARDAKİ FAHRETTİN BEHRAMŞAH, https://yclb.wordpress.com/2012/06/18/mahzen-ul-esrardaki-fahrettin-behramsah/

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış