HOCA MESUD SÜHEYL Ü NEVBAHAR MESNEVİSİ VE ÖZETİ

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 13 Şubat 2015 Cuma aaa Beğen 1





HOCA MESUD’UN SÜHEYL Ü NEVBAHAR MESNEVİSİ

“Süheyl ü Nevbahar”  1350 yılında adı bilinmeyen İranlı bir şairin aynı adlı eserinden Türkçeye çevrilmiş bir mesnevidir.  Eserin kimi nüshalarındaki beyit sayısı  5568 beyitten oluşurken [1] kimi nüshalarındaki beyit sayısı  5703 [2]beyittir. Eserde şair , İranlı şair Sadi’nin Bostan adlı eserinden seçtiği şiirleri de  Türkçe’ye çevirmiştir.

Hoca Mesud  bu eserini Yeğeni İzzeddîn Ahmed ile birlikte 1350 ( H.751 )  de yazmıştır. ( Köprülü, age. S. 188) Bu esere Hoca Mesut’un yeğeni  İzzeddîn Ahmed başlamış ilk bin beytini İzzeddîn Ahmed yazmış esere Hoca Mesut devam etmiş ve seri tamamlamıştır.  Ancak eserin başında yer alan tevhid, münacat, na’t, medh-i çâr yâr, hikmet ve nasihatten başka telif sebebini anlatan kısım ile hatime kısmının Hoca Mesud tarafından yazılmış olduğu anlaşılmaktadır..

Süheyl ü Nevbahâr   Hoca Mesud’un ilk eseri olduğu gibi   Türk edebiyatında beşerî aşk konusunda yazılmış ilk mesnevi olarak da dikkati çeker. [3]

Eser aşk ve mâcera konuludur.  İlk bin beytini yeğeni İzzeddîn Ahmed, geriye kalan 4661 beyti de Hoca Mesud yazmıştır. Eser, Şehname vezni olarak bilinen faulün / fa’ûiün / fa’ülün / fa’ûl kalıbıyla yazılmıştır ve  eser toplam olarak 5669 beyittir. [4]

Eserde Süheyl ile Nevbahâr ın ağzından söylenilen gazeller de vardır. Bu gazellerin vezni eserin asıl vezni ile aynı değildir. [5] Konusu Fars edebiyatından alınan eserin aslına rastlanılamamış, eserin hangi İranlı şairin, hangi  eserinden esinlenerek yazıldığı tespit edilememiştir.  Süheyl ü Nevbahâr, Farsçadan tercüme edilmiş olmsına rağmen  Fars edebiyatında bu isimde bir eser olmadığı gibi, bu eseri yazan bir başka Fars şairi de yoktur.  Üstelik Süheyli Nevbahar konulu başka mesneviler yazılmış olsa bile elimize geçen , günümüze ulaşan tek eser de budur.

Eser , konusu yönünden  Leyla ile Mecnun Vamuk’u Azra hikayeleri gibi beşeri aşk konusunu ve kavuşmak isteyen iki aşığın  bir birlerine kavuşmak için verdikleri mücadeleleri ele en alalmaktadır. Süheyl i Nevbahar’ın klasik aşk konulu hikaytelerden bazı farkları da vardır. Örneğin  aşıklar birbirlerine kavuşmuşlar, kötüler cezalarını görmüş, iyiler ödülünü almış,  ama hikayedeki olaylar yine de devam etmiştir.

Eserde Yemen hükümdarının oğlu Süheyl ile Çin hükümdarının kızı Nevbahar arasında geçen romantik  bir aşkın  hikâyesi ele alnınmıştır. [6]Hoca Mesud, eserinde kahramanların ağzından gazeller de söyletmiş  ve eserine bir canlılık getirmeye çalışmıştır. Bu gazellerin sayısı on beşi bulmaktadır ve bu gazellerin on birini  Süheyl, dördünü de Nevbahâr söylemiştir. Eserdeki  gazellerin vezinleri mesnevinin vezninden farklıdır.

Bazen didaktik unsurlara değinen bu eserde, masal unsurları da bulunmaktadır.[7]Fakat bunlar eserde pek fazla yer işgal etmez ve göze batmaz. Eserin işleniş şekli eserdeki masal unsurlarının göze batmasını engellemiştir.

Süheyl ü Nevbahâr ın  asıl özelliği içeriğindeki şiirlerden ve yer verdiği masal unsurlarından ziyade, eserin saraylara yer vermesi,  idare sistemi ve tebaayı ele alması, devrine göre bir nevî siyâset tarzını da ortaya koymasıdır. Eser, esas konusunun yanı sıra dini ve ahlaki düşünceleri de  ele alan ,toplum hayatı ile  ilgili kimi konuları,  kimi gelenek ve görenekleri de yansıtmış olması bakımından önem kazanmaktadır.

Eser, dili bakımından mühim,  Eski Anadolu Türkçesini ortaya koyan kelime hazinesi bakımından da oldukça zengindir. Eserde  3300 den fazla eski sözcük ve deyim yer alırken eserde çok sayıda hayvan adı da kullanılmış,   toplamda 96 hayvanın adı da eserde yer almıştır. [8]

 

 

SÜHEYL Ü NEVBAHAR IN NÜSHALARI

Berlin Devlet Kitaplığı nüshası (M nüshası) : Bu nüshayı Mordtmann bulmuş ve 1925 senesinde Almanya’da 13 sahifelik bir mukaddime ile tıpkıbasım olarak yayınlamıştır. 5568 beyit olan bu nüsha 189 yapraktır ve her sayfada 17 satır vardır. Yazı okunaklı bir harekeli nesihtir. Başlıklar(62) Farsçadır ve kırmızı ile yazılmıştır. [9]Nüshanın sonunda istinsah tarihi verilmiştir ancak müstensihin adı yoktur. Yazmanın ilk ve son sayfalarında Bayezid-i Sânî RahmetuIlahi Aleyh’in mührü bulunmaktadır.

Dehri Dilçin nüshası (D nüshası) : Eserin bu nüshası A.Talat Onay tarafından Mordtmann nüshasından bir sene sonra (1926) Çankırı’da bulunmuştur. [10]Bu nüshada 12 yaprak eksiktir. Son yaprağın bir sahifesi eksik olarak görünmektedir. Bu nüsha 5278 beyittir. Kopuk sahifelerde 345 beyit olması gerektiğine göre bu nüshanın beyit sayısı yaklaşık 5623 olacaktır.[11] Yani bu nüshanın ilk istinsah edildiğinde M nüshasından 55 beyit daha fazla olduğu tahmin edilebilir. Nüsha güzel talikle yazılmış hareke yoktur.

SÜHEYL Ü NEVBAHAR IN DİL ÖZELLİKLERİ

Eski Anadolu Türkçesinin bütün ses bilgisi yapı bilgisi ve söz dizimi özelliklerini taşımaktadır. Söz varlığı çok zengin olup yüzlerce kelime ve deyim ihtiva etmektedir.[12]

Hoca Mes’ud eserinde sade bir dil kullanmakla yetinmemiş söze canlılık vermek için bol bol Türkçe deyim ve Arabî-Farisi kelimelerle kurulmuş deyimlere yer vermiştir. (diş bilemek boyun virmek / baha biçmek… [13]

Sözcüklerin gerçek ve mecazlı anlamlarını cinas sanatları içinde büyük bir başarı ile değerlendiren şair dilbilgisi açısından muhtelif yapılardaki ad ve fiilleri ikilemeler biçiminde kullanarak anlatımı güçlendirip zenginleştirmiştir. Süheyl ü Nev-bahar’ın dilinde Arapça ve Farsça sözcüklere çok az rastlanmaktadır. Bu kelimelerin büyük bir çoğunluğu Hoca Mes’ud’un yaşadığı devrin halk dilinde kullanılan sözcükler olmalıdır.

Eserde Arapça ve Farsça tamlamaların çok az olmasına karşın u- ü -vü bağlaçlarına çok rastlanmaktadır. —ki ve çü bağlaçları da vezin doldurmak için sık sık kullanılmıştır. Anlatımda en yaygın olarak görünen geçmiş zaman ve hikâyesi geniş zaman ve hikâyesi istek kipinin üçüncü tekil ve çoğul kişi çekimleri kullanılmaktadır.[14]Eser,”Farsçadan Türkçeye çevrilmiş olmasına karşın Türkçenin işletilmesi bakımından son derece başarılıdır.“

 

ESER ÜZERİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR

  • Mordtmann, J. H. (1925), Suheil und Nevbahâr, Romantisches Gedicht des Mes’ûd b. Ahmed (8. Jhdt. d. H.),Hannover.
  • Banguoğlu, Tahsin (1938), Altosmanische Sprachstudien zu Süheyl ü Nevbahâr, Breslau.
  • Dilçin, Cem (1991), Süheyl ü Nevbahâr İnceleme, Metin,Sözlük, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara.
  • Tezcan, Semih (1994), Süheyl ü Nev-bahâr Üzerine Notlar, Simurg Kitapçılık ve Yayıncılık, Ankara.
  • Taş, İbrahim (2009), Süheyl ü Nevbahâr’da Eskicil Öğeler, Palet Yayınları, Konya.
  • Gaddar, Zeliha (2012), Süheyl ü Nevbahâr’ın Dilbilgisel Özellikleri ve Dizini, Pamukkale Üniversitesi SosyalBilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, yayımlanmamış Doktora Tezi, Danışman: Prof. Dr. Hacı
  • Ömer Karpuz.Cin, Ali (2012), Süheyl ü Nev-bahâr (Kenzü’l- Bedayi) İnceleme–Metin–Dizin, Eğitim Yayınevi, Ankara.
  • Akdemir, Yılmaz (2011), Süheyl ü Nevbahâr’ın Gramatikal Dizini, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
  • Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Dr. Faruk Gökçe,Diyarbakır.
  • Ciğa, Özkan (2013), Süheyl ü Nev-bahâr (Metin Aktarma, Art Zamanlı Anlam Değişimleri, Dizin), DicleÜniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Ana Bilim dalı Türk Dili ve EdebiyatıEğitimi Bilim Dalı Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Prof. Dr. Sadettin Özçelik, Diyarbakır.
  • Kardak, Nesibe (1994), Süheyl ü Nevbahâr’da Fiiller, Çukurova Üniversitesi- Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Şükrü Haluk Akalın, Adana.
  • Ocak, Fatih (2006), Süheyl ü Nevbahâr’daki Kelime Grupları, Niğde Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk
  • Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Dr. Sadi H. Nakiboğlu,Niğde.
  • Ahi, Hatice (1968), Süheyl ü Nev-bahâr ve İndeks (1833-3699. beyitler) (Basılmamış Mezuniyet Tezi), İstanbulÜniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Türkiyat Enstitüsü Ktp. No: T-825, İstanbul.
  • Akman, Ayşe (1969), Süheyl ü Nev-bahâr, Transkripsiyon ve İndeks (1-1832. beyitler) (Basılmamış Mezuniyet Tezi), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Türkiyat Enstitüsü Ktp. No: T-1042,İstanbul.
  • Andiç, Hasan İsmail (1979), Hoca Mesud’un Süheyl ü Nev-Bahar’ından Alınan Bir Bölüm Üzerinde Gramer İncelemesi (1250-1772 arası beyitler) (Basılmamış Mezuniyet Tezi), Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi TürkDili ve Edebiyatı Bölümü, Ankara.
  • Aydoğan, Ali (1980), Süheyl ü Nev-Bahar (Mensur)-Transkripsiyonlu Metin ve İndeks (24a-48a sayfaları)(Basılmamış Mezuniyet Tezi), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, TürkiyatEnstitüsü Ktp. No: T-2071, İstanbul.
  • Bilgen, İpek (1980), Süheyl ü Nevbahâr (Metnin Yazıçevirisi, Yazılış ve Dil Özellikleri (Basılmamış MezuniyetTezi), Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Ankara.

 

SÜHEYL Ü NEVBAHAR DAN [15]

 
Yemen’ de ulu pâdişâh var imiş
Ki akl ile devlet ana yâr imiş (379)
Didi ger benüm oğlanum olmaya
Nice tâc u taht ayruğa kalmaya (390)
Dürüşdügi olmadı hergiz telef
Meger incü kapdı bilinden sadef (400)
Bir oğlan ki benzer yüzi bedr aya
İki kaşı dahı kurulmış yaya (405)
Şâh anı görüp güvenürdi cânı
Dilerdi ki tahta geçüre anı (412)
Vezîri anun elliden çoğ idi
Ki illerde biri bigi yoğ idi (413)
Kamu uslular idi vü pür-hüner
Ara yirde bir kişi vardı meğer (414)
Adı Ristetalis idi ol kişinün
Kolayın bilür idi şâh işinün (415)
Şeh anı meğer bir gice okıdı
Ki katında hîç kimesne yoğidi (417)
Tanışdı kim oğlını şâh eyleye
Anı düşmân işidüp âh eyleye (418)
Didi kim şunun bigi oğlum ola
Ki ilm ü hüner ana ma’lûm ola (419)
Revâdur eger aga ol tahtuma
Zevâl irmeye devlet ü bahtuma (420)
Nicesi görürsin sen işbu işi
Eyit toğrısını iy uslu kişi (421)
Baş urdı yire vü duâ eyledi
Şâhun tapusına bunı söyledi (422)
Ki şehler kamu yılduz u sensin ay
Ne kim buyurursan hem oldur kolay (423)
Didi eylese tanlacak tahtı düz
Kamu müdde înün ümîzini üz (427)
Size oğlumı şâh iderven bugün
Çü ol var durur ben niderven bugün (435)
Pes ağdurdı tahta dutuban elin
Kodı başına tâc u virdi ilin (436)
Meger bir gün atasına vardıdı
Yir öpübenin gitmege turdıdı (440)
Eyitdi ana iy oğul kancaru
Gidersin otur gitmegil gel berü (441)

 

SÜHEYL İ NEVBAHAR  ÖZETİ[16] ( Özet Remzi Soytürk )

Yemen ülkesinin Bahr adında aklı, devleti ve zenginliğiyle ün yapmış bir kral vardır.  Kırk hazinesi, kırk karısı ve  iki yüz cariyesi vardır. Buna karşılık  çocuğu olmamıştır. Tacının ve tahtının başkalarına kalacağıendişesiyle  şikâyetçidir.  Malını mülükünü fakirlere dağıtarak fakirlerin duası ile  sonunda bir çocuk sahibi olur. Bu oğlanın adını Süheyl koyar. Süheyl, “on dadının sütüyle beslenip” yedi yaşına girer. Artık her türlü hüneri, bilgiyi, savaşçılığı öğrenmiştir. Şah, vezirlerinin de uygun görmesiyle  Süheyli tahta geçirip,  kırk hazinesini ve bütün varlığını oğluna verir.

Süheyl bir gün bu kırk odadaki hazineyi görmek ister. Yirmi-otuz oda geçtikten sonra, bir odanın kilitli olduğunu görür ve onu açamaz. Babası  bu odanın anahtarınıvermemiştir. Bu sırrı öğrenmek ister. Babasının hamamageldiği bir gün gizlice  anahtarı alır.  Süheyl doğruca o odaya giderek kapıyı açar. Cennet gibi bir bahçe içinde “kiremitleri altından,direkleri gümüşten” bir köşk görür. Orta yerde de “yakuttan bir havuz” vardır. Altın bir tahtın üzerinde bir kopuz, bir içki ve mezeler durmaktadır. Süheyl, içki içip mezelerden yemeye başlar ve kopuzu çalar. Ansızın havuzun  suyu üzerinde bir hayal sureti görüp, ona aşık olur; kendinden geçip bayılır.

Günlerce bir şey yemez içmez, sürekli ağlar ve bu aşk ile içi yanar. Padişah bu duruma çare aramaktadır.Bütün ülkeye duyurular yapılır ve sureti yapan nakkaş buldurulur.  Bunun kimin sureti olduğu sorulur ve nakkaş  Çin Fagfurunun kızının olduğunu söyler. Sonunda Süheyl ve    nakkaş yanlarına “altı bin silahlı asker, altın kuşaklı bin köle, Rum ve Hıta güzeli iki yüz cariye, iki yüz katar deve yükü altın ve türlü türlü kumaşlar” alarak kızı aramak üzere Çin’e yola çıkarlar.

Gece gündüz hiç durmadan at sürerek Çin’e varırlar. Süheyl, nakkaşın aracılığıyla,kendini tanıtmak ve ilgi uyandırmak için Fagfur Şah’a, adamlarına ve bütün şehir halkına ziyafet çeker. Büyük bir şölen yapılır. Süheyl herkese çeşitli armağanlar verir. Bütün şehir Süheyl’in cömertliği ve iyi ahlakıyla çalkalanır.

Fagfur Şahın kızı Nevbahar, bir gece rüyasında ulu bir doğanın gökten inip, göğsü üzerine konup, pençesiyle yüreğini sarıp onu kaparak tekrar havalandığını görür. Korku ileuyanır, gördüğü rüyanın etkisiyle olumsuz düşüncelere kapılır. Sonunda rüyayı dadısına anlatır. Dadısı rüyayı, “güzel yüzlü, iyi huylu, ulu ve cömert bir padişahın onun resmini görüp ona âşık olduğunu ve onu aramak için yollara düştüğü” biçiminde yorumlar

Nevbahar, Süheyl adlı bir şehzadenin Yemen’den Çin’e geldiğini, amacının bütün dünyayı gezerek uğradığı yerlerde herkese ziyafet çekip armağan veren cömert bir kişi olduğunu, annesiyle konuştukları sırada babasından duyar. Bu arada bir rüya daha görmüştür:   Nevbahar, doğan kılığında göğe yükselir, bir ovada atlı bir yiğit onu görür; o yiğit, Nevbahar’ıçağırır, havadan iner, eline konar, sonra uçup kaçar. Üç kişi onun peşine düşerler, fakat“tozuna bile yetişemezler”. Bu rüyada görebileceği kişinin Süheyl olabileceğini düşünür ve oda ona âşık olur. Fagfur Şah ve Süheyl birkaç kez bir araya gelerek yiyip içip sohbet ederler. Süheyl  kopuz çalıp şiirler söyler. Bu arada bütün halkı yedirip içiren Süheyl herkese büyük armağanlar verir, onların gönüllerini alır. Süheyl’den çok hoşlanan Fagfur Şah, daima birarada olabilmeleri için kendi şehrinde ona bir saray yaptırabileceğini söyler. Nakkaş şehri gezer ve Nevba har’ın sarayına yakın bir yeri seçer. On, on iki günde güzel bir saray yapar.Öyle ki, Nevbahar sarayının damına çıkınca, onun aksi Süheyl’in sarayının içindeki havuziçinde görülebilecektir. Ancak, sırrının ortaya dökülmemesi ve böyle durumlarda ihtiyatın gerekli olduğu düşüncesiyle Nevbahar dama çıkınca, başını kaldırıp bakmamasını nakkaş, Süheyl’e sıkı sıkı tembih eder.

Süheyl bir süre Nevbahar’ın dama çıkmasını bekler, sabrı taşarve aşkı da git gide artar. Süheyl kopuz çalıp, şiirler söyledikçe, sesi işitip Nevbahar damaçıkarsa da, Süheyl başını kaldırıp bakmaz. Nevbahar’ı görmek aşkıyla yanıp tutuşan Süheyl bir gün “Güneş varken gölgeye bakılmaz” diyerek başını kaldırıp bakar. Nevbahar, yüzünden peçesini açarak Süheyl’in “işini bitirir.” Bu arada Nevbahar, elinde tuttuğu  turunç u Süheyl’e atarak, ona karşı olan ilgisini belirtir. Süheyl’in işi o günden sonra ağlamak ve inlemektir. Süheyl, Nevbahar’ı birkaç kez daha gördükten sonra, durumu iyice kötüye girmiştir. Nakkaşın sürekli desteğiyle  ve yardımıyla iradesini kullanabilmekte, aklını başına alabilmektedir.

Günler böyle geçerken, Nevbahar bir gün cariyelerden birini Süheyl’e gönderir,kendisiyle sarayın kapısında buluşmak istediğinin bildirir. Süheyl, bir akşam sözleşilen yere gelir. Nevbahar, saçla rını iki bölük halinde kement edip damdan aşağı salıverir. Süheyl,saçların bir bölüğünü beline dolayarak kendisini yukarı çeker. İki sevgili bütün gece yiyip içip, kopuz çalıp, şarkı söyleyip sohbet ederek sabaha kadar sevişirler. Sabahleyin Süheyl sarayına döner ve akşam olunca tekrar buluşurlar. Bir süre böyle buluştuktan sonra, dahakolay buluşabilmeleri için yer altına tünel kazarak odalarını birleştirmeyi kararlaştırırlar. Birsüre de böylece görüşerek sevişirler

Süheyl bir gün Nevbahar’a anasını ve  babasını özlediğini, artık ülkesine dönmek istediğini söyler. Nevbahar kendisini de birlikte götürmesini ister. Ancak, babasının böyle birşeye rıza göstermeyeceği endişesiyle bu duruma bir çare aramaktadır. Süheyl, nakkaş aracılığıyla Fagfur Şah’tan izin isterse de Şah razı olmaz. Süheyl’in ısrarı üzerine bir ay daha kalmaları koşulu ile gitmelerine izin verir.  Bu arada, Fagfur Şah, Süheyl onuruna büyük bir şölen düzenler. Nevbahar, Yemenli bir köle kılığına girerek bu eğlencede babasına ve iki erkek kardeşine sakilik yapar ve onları sarhoş eder.  Fakar,kardeşleri bu kölenin Nevbahar olduğunu anlarlar ve babalarına odasına gidip yerinde olup olmadığını anlamasını isterler.  Nevbahar bunu sezer ve hemen odasına geri döner. Babası onu odasında görür ve mahcup olur. Fagfur Şah, meclise geri dönünce, Nevbahar da yine eskikılığına girerek, geri dönüp hizmet eder.  Ama, Fagfur Şah,  yine şüpheye düşer ve bu köleninkızı olup olmadığını sesini duyarak öğrenmek ister. Ona adını sorar; ancak cevap alamaz.

Süheyl aray a girerek “onun Arap, ilinin Yemen olduğunu ve Moğol dilini bilmediğini söyleyerek” onu bağışlamasını diler.  Daha sonra Nevbahar, babasının ve kardeşlerininiçkilerine ilaç koyarak onları sarhoş eder. Bu arada Süheyl ile kaçmayı tasarlamışlardır.

Nevbahar , iki at hazırlar ve Süheyl’in birine binip, birini de yedeğine alarak şehrin kapısında bir yerde kendisini beklemesini söyler. Süheyl, Nevbaharın dediğini yapar; ancak beklerken  yorgunluktan uyuya kalır.Fagfur Şah’ın, Saluk adında haydutlukla geçinen zenci bir düşmanı vardır. Şehrin çevresinde dolaşırken uyuyan Süheyl’in yanına gelir.  İki atın yanında bir kişi gören Saluk meraka kapılır ve orada beklemeye başlar. O arada Nevbahar gelir, karanlıkta Saluk’ı  Süheyl sanarak hiç konuşmadan atlara binip yola koyulurlar. Önde Saluk, arkada Nevbahar yola devam ederler. Tanyeri ağarmaya başlayınca Nevbahar, peşinden gittiği kişinin Saluk olduğunu anlar. Saluk’un Süheyl’i öldürmüş olabileceğikaygısına düşer. Elinden kurtulmak için, onun bahadırlığını ve yiğitliğini işittiğini, bu nedenle teslim etmek bahanesiyle, erkenden yelkenleri düzerek denize açılırlar. Bunların kaçtığını gören Kaytas perişan durumdadır.

Yahudi yolda, Nevbahar’a sırnaşmaya başlar.. Ancak, Nevbahar karaya çıkıp bir pınar suyuyla yıkanıp temizlendikten sonra isteklerine boyun eğeceğini söyler. Nevbahar, otlatmak bahanesiyle atını da yanına alır. Nevbahar’ın yıkanacağı pınarın üzerine bir çadır gerilir. Gerekçe su başındaki perilerden korunmak ise de, Nevbahar Yahudi’ye görünmeden kaçmayı tasarlamaktadır.  Yahudi, Nevbahar yıkanırken ona kavuşmak hayaliyle uyuya kalır. Bunu fırsat bilen Nevbahar, atına atlayıp kaçar.

Yine üç gün aç susuz yol aldıktan sonra denizkıyısında bir yere varır. Burada Cinnîlerin şahının karısı olan Kaytas’ın kızkardeşiylekarşılaşır. Kız ona iyi davranır, Nevbahar başından geçenleri ona anlatır, fakat ağabeyi Kaytas’tan söz etmez. Onlardan yol sorarak ayrılır. Cinnîlerin şahının karısı Nevbahar’a eşsizdeğerde iki tane elmas vermiştir.  Nevbahar türlü sıkıntılar içinde giderken yolu büyük birşehre uğrar. Bu şehrin adı Tûfandır. Şahları ölen şehir halkı, birbirine düşmüşlerdir ve kendiler ine bir şah aramaktadırlar. Yolda karşılaştıkları ilk kişiyi şah yapacaklardır. Nevbahar’ı görünce onu tahta oturtup şah yaparlar. Nevbahar Tufan halkından kendisini ikiyıl gizleyerek saltanat sürer. Ancak, Süheyl’i bir an bile aklından çıkarmamıştır

Birgün usta bir nakkaş çağırarak sırrını ve nikabını ona açar ve şehrin dört kapısına dört “saka-hane” veher birine büyük birer havuz yapmasını, kubbeye çizeceği suretini, havuzun suyundayansıtacak biçimde resmetmesini buyurur. Böylece kendini tanıyanların yolu buraya düşerseonlardan haberi olabilecektir. Eğer resminin önünde ah edip ağlayan, düşüp bayılan olursa buyruğu gereğince yanına getirilecektir.

Saluk, Nevbaharı aramak için dağ taş dolaşırken yolu tufan şehrine ulaşır. Sakahanelerden birinde su içe rken sureti görür ve feryat eder. Nevbahar’ın adamları Saluk’uyakalarlar ve zindana atarlar. Nevbahar güvendiği bir kölesini Saluk’a göndererek onun ağzınıaratır ve Süheyl’in hayatta olduğu haberini alarak sevinir.

Kaytas da babasının öğütlerini dinlemeyerek, Nevbahar’ı bulmak ümidiyle yollara düşer. Cinnîlerin şahının karısı olan kız kardeşiyle deniz kıyısında karşılaşır. Kaytas durumukız kardeşine anlatır. Kız kardeşi de Nevbaharla neler konuştuklarını ve onun Süheyl’isevdiğini söyleyerek, ondan vazgeçip babasının yanına dönmesini öğütlerse de Kaytas dinlemez ve kız kardeşinin görevlendirdiği bir peri yardımıyla Tufan şehrine ulaşır. Kardeşi buna da Nevbahar’a verdiği elmaslardan birini vermiştir.

Sevdiğini söyleyerek, ondanvazgeçip babasının yanına dönmesini öğütlerse de Kaytas dinlemez ve kız kardeşiningörevlendirdiği bir peri yardımıyla Tufan şehrine ulaşır. Kardeşi buna da Nevbahar’a verdiğielmaslardan birini vermiştir.

Şehre ulaşınca sakahanelerden birinde su içerken sureti görür vedurumu araştırmak için şehirde bir oda bulur ve oraya yerleşir.Yahudi de, Nevbahar’ı kaçırdıktan sonra gemisini bir hısmına emanet ederek, bir ataatlayıp Nevbahar’ı  aramaya koyulur. Türlü sıkıntılarla tehlikeler atlattıktan sonra Tufanşehrine gelir. Sureti görünce o da ah edip inler ve sonunda onu da yakalayarak Nevbahar’In katına çıkarırlar. Yahudi başından geçenleri anlatır. Nevbahar, Yahudinin durumuna uygun nasihatler ederek, sarayda bir odaya yerleştirilmesini buyurur.

Süheyl, uykudan uyanıp Nevbahar’ı göremeyince Çin şehrine geri döner, sarayında arar, bulamayınca aramak için yollara düşer. Gece gündüz, on gün yemeden içmeden yol alır.Onuncu gün büyük bir kaleye ulaşır. Bu kalenin hakimi Calus adında yiğit bir kişidir.  Calus,Süheyl’i ağırlar ve ona durumunu açıklamasını söyler. Süheyl bütün olanları anlatır. Calus, Nevbahar’ın ne olduğunu anlamak için Çin şehrine casus göndermeyi kararlaştırır. Calus, Nevbahar’ın Çin’den kaçtığı haberini getirir.

Bir gün Calus, Haveran şehrine doğru gitmekte olan bir Çin kervanını vurmak ister.Bu savaşa Süheyl de katılır. Zorlu bir savaştan sonra,Süheyl’i yakalarlar ve Haveran Şahı, Süheyl’i ağırlar. Bir gün avlanmak için çıktıklarında,deniz kıyısında ansızın birgemi görürler. Süheyl, gemide bezirgân kılığındaki nakkaşı görürve tanır. Süheyl ve nakkaş birbirlerine sarılıp ağlaşırlar. Bir süre sonra gitmek için şahtan izin isteyerek denize açılırlar. Adadan adaya uğrayarak Nevbahar’ı ararlar. Sonunda karayaçıkarlar ve on gün gittikten sonra Yûn şehrine ulaşırlar .

Ancak Yûn şehrinin hakimi, bunları bezirgan kılığında casus sanarak zindana attırır. Zindancıya dert yanarlar ve onun yardımıylazindandan kaçarlar. Onlar da gide gide Tuf an şehrine varırlar. Süheyl, sakahanedeki suretigörünce ah eder ve düşer bayılır

Nakkaşonu ayıltmaya çalışır. İkisi de yakalanarak, Nevbahar’ın katına çıkarılır. Nevbahar, nakkaştan bütün maceralarını dinler, onlar için üzülür,ağlar. Nevbahar, tellal çağırtarak bütün şehir halkını bir alana toplar. Nevbahar altından ikitaht kurdurmuştur.

Birine kendi oturur, sağındakine Süheyl’i oturtur. Kaytas’ı da sol yanına oturtur. Saluk ve Yahudi de karşılarında ayakta durur. Şehir halkına başından geçenleri bir bir anlatır ve diğerlerine de anlattırır. Nevbahar, böylece bakire kaldığını kanıtlar. Süheyl, Nevbahar’ın yerine tahta geçer. Nakkaş da veziriolur. Nevbahar, Nakkaş’tan adaleti yerine getirmesini ister. Suçuna ceza olarak Saluk’un başıkesilir. Yahudi’ye iki yüz kırbaç vurdurulur, ayrıca bin kızıl altın verilerek bir daha kendisiniilgilendirmeyen işlerle uğraşmaması öğütlenerek salıverilir. Kaytas’a da Nevbahar’dan ümidikesmesi, babasının yanına dönmesi, yoksa sonunun hiç iyi olmayacağı anlatılır.

Yedi gün, yedi gece düğün yapılır ve Süheyl gerdeğe girer ve muratlarına ererler. Süheyl, Nevbahar’ın babası Fagfur Şah’a, Haveran şahına ve Calûs’a mektuplaryazdırarak durumları bildirir.

Yûn şehri hâkimine de bir el çi göndererek, onu katına getirtir ve boynunu vurdurtarak cezasını verir. Zindancıyı buldurarak, yaptığı iyilikten dolayı onuödüllendirir ve Yûn şehrinin başına geçirir. Süheyl, son olarak babası Yemen padişahına damektup yazarak onun da gönlünü alır.

Süheyl ile Nevbahar’ın o yıl bir oğulları dünyaya gelir ve adını Hümâm koyarlar.Bir gün babasından mektup alan Süheyl, onun ısrarı ve sitemi üzerine artık delikanlılıkçağına gelmiş olan Hümam’a tahtınıve Tûfan şehrini bırakarak, Nevbahar ile birlikte Yemen’ e gider. Süheylin dönüşü herkesi çok mutlu eder, bunu yiyip içerek kutlarlar. Yemen padişahı, oğluna yaptığı iyiliklerden dolayı nakkaşa büyük ödüller verir.  Bir süre sonra Yemen padişahı hastalanır, oğlu Süheyl’e vasiyetini bildirerek ölür. Süheyl tahta geçer ve babasının vasiyeti doğrultusunda adaletli bir padişah olur.



KAYNAKÇA 



  • [1] K.Rıfat Bilge Süheyl ü Nev-bahar’a Dair, Türkiyat Mecmuası.
  • [2] Zeliha GADDAR, Ömer KARPUZ, SÜHEYL Ü NEVBAHAR’DA HAYVAN ADLARI, http://jllesite.org/sayilar/4/4karpuzgaddar.pdf
  • [3] Özkan Ciğa, SÜHEYL Ü NEV-BAHAR ÜZERİNE DÜZELTMELER, Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 2/4 2013 s. 230-239, TÜRKİYE
  • [4] K.Rıfat Bilge Süheyl ü Nev-bahar’a Dair, Türkiyat Mecmuası.
  • [5] İ.Bilgen: Süheyl ü Nev-bahar(Metnin yazı çevirisi yazılış ve dil özellikleri)Hacettepe Ünv. Edb. Fak. Türk Dili ve Edb. Mezuniyet Tezi,1980.
  • [6] Mustafa Erkan, Mustafa Özkan,  Hoca Mes’ud, TDV İA, İst. 1998, C.18. shf187-189
  • [7] Selami Ece, Mensur Süheyl ü Nevbahar İnceleme Metin Sözlük, Aktif Yayınevi; İst, 2003
  • [8] Zeliha GADDAR, Ömer KARPUZ, SÜHEYL Ü NEVBAHAR’DA HAYVAN ADLARI, http://jllesite.org/sayilar/4/4karpuzgaddar.pdf
  • [9] ehmet CAN: Süheyl ü Nev-bahar(Mensur)Transkripsiyonlu Metin ve İndeks. İst. Ünv. Edb.Fak.Türk Dili ve Edb. Mezuniyet aaai 1980Türkiyat Mecmuası
  • [10] İ.Bilgen: Süheyl ü Nev-bahar(Metnin yazı çevirisi yazılış ve dil özellikleri)Hacettepe Ünv. Edb. Fak. Türk Dili ve Edb. Mezuniyet Tezi,1980
  • [11] İ.Bilgen: Süheyl ü Nev-bahar(Metnin yazı çevirisi yazılış ve dil özellikleri)Hacettepe Ünv. Edb. Fak. Türk Dili ve Edb. Mezuniyet Tezi,1980
  • [12] K.Rıfat Bilge Süheyl ü Nev-bahar’a Dair, Türkiyat Mecmuası.
  • [13]  İ.Bilgen: Süheyl ü Nev-bahar(Metnin yazı çevirisi yazılış ve dil özellikleri)Hacettepe Ünv. Edb. Fak. Türk Dili ve Edb. Mezuniyet Tezi,1980.
  • [14]  Mehmet CAN: Süheyl ü Nev-bahar(Mensur)Transkripsiyonlu Metin ve İndeks. İst. Ünv. Edb.Fak.Türk Dili ve Edb. Mezuniyet aaai 1980Türkiyat Mecmuası
  • [15] Timuçin AYKANATGRİMM MASALARI VE KLÂSİK AŞK MESNEVİLERİ ÜZERİNE MOTİFLERARASI BİR KARŞILAŞTIRMA,.jasstudies.com/Makaleler/1088624028_
  • [16] Remzi Soytürk, DİVAN EDEBİYATI LİSANS ÖDEVİ: SÜHEYL Ü NEVBAHAR ve SEVMEK ZAMANI’NDA RESİMDEN ÂŞIK OLMA MOTİFİ, http://www.academia.edu/10101894/D%C4%B0VAN




Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Merve Savcu
10 Aralık 2017 Pazar 00:11:59
Önce yazının hepsi için üye olmanız gerekir diyor sonra vip olmanız gerekir diyor bundan sonra ki asama da böbreklerim herhalde

Şahamettin Kuzucular
26 Ekim 2018 Cuma 11:09:22
Eski edebiyat için de çok önemli bir kaynak sitesiyiz. Bu okunma sayıları geçmişten kopamayacağımızı gösterdiği gibi, kopmaya çalışmanın da ne kadar anlamsız olduğunu ne güzel ortaya koymaktadır.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...