Hüsn ü Aşk Hakkında ve Hüsn ü Aşk ‘ın Özeti


Esa
3.5.2017
 
 
 
Hüsn ü Aşk Hakkında 
 
Şeyh Galib’in yazmış olduğu tasavvufi mahiyette, sembolik alegorik bir mesnevidir.
Şeyh Galib, 1782 yılında ve henüz 26 yaşında iken yazmış olduğu eser, divan şiirinin  “son muhteşem mesnevisidir.”
 
Hüsnü Aşk, "Mef'û lü Mefâîlün Feûlün"  kalıbı ile yazılmış, 2101 beyitten meydana gelmiştir.  Eserin orijinal el yazma nüshaları Şeyh Galip’in divanlarının arkasında bulunmaktadır.  Eser Şeyh Galip’in  Divanı ile beraber basıldığı gibi ayrıca da basılmıştır. Eserin ilk matbu baskısı Mısır’da Bulak Matbaasında (1836) yapılmıştır. Ayrıca eser Ebüzziya Tevfik (1887), Tahir Olgun (1921), tarafından da yayınlanmıştır.
 
Vasfi Mahir Kocatürk 1961 yılında Hüsn ü Aşk’ı nesre çevirmiştir. Abdülbaki Gölpınarlı eserin açıklamalı metnini 1968 de yayılar. Eser daha sonraki tarihlerde, Prof, Dr. Hüseyin AYAN ve Prof. Dr. Orhan OKAY ve Prof. Dr. M. NURDOĞAN tarafından tekrar nesre çevrilmiştir. Hüsnü Aşk, Turan Oflazoğlu tarafından iki bölümlük müzikal bir oyun olarak da tiyatroya uyarlanmıştır. 1986
 
Galib, bu eserinde tarikatta visalin gayet çetin eziyetlere tahammüllerle mümkün olabileceğini, seyrin bir mürşit tarafından aydınlatılmayı gerektirdiğini, visalden sonra da Hüsn’ün Aşk’tan başka bir şey olmadığını alegorik ve sembolik bir yöntemle dile getirmiştir.
 
Eserdeki kahramanların her biri bir başka kavramı temsil eden semboller şeklindedir. Eserde; Hüsn, Tanrı güzelliğini; Aşk, dervişi; Mekteb-i Edep, tekkeyi; Mollayı Cünun da doğru yolu temsil eden simgelerdir. Eser soyut ve sembolik özellikleri kendisinden önceki mesnevilerden farklı bir özellik taşır.
 
Hüsn-ü Aşk aynı zamanda divan edebiyatında yazılmış mesneviler arasında konusu, içeriği ve şiir kalitesi ile yazılmış en mükemmel mesnevilerden birisi sayılmaktadır.  Şeyh Galip bu eseri Nabi’nin Hayrabad adlı esrinden daha güzel bir mesnevi yazmak maksadı ile yazmış çok genç bir yaşta olmasına rağmen bu eseri hem altı ay gibi çok kısa bir sürede yazmış hem de bu amacına ulaşmayı başarmıştır. [1]
 
İskender Pala, adı geçen eserinde Hüsn-ü Aşkten şu şekilde bahseder. “Sebk-i Hindî'nin düşünce sistemi ile İran edebiyatını dahi geride bırakmış bir şaheserdir. Coşkun bir lirizm ile söylenmiş tardiyelerle de zenginleşen Husn ü Aşk, vahdet-i vücud felsefesi içinde dervişliği, yani mevlevîliği anlatmaktadır. Şâirin de açıkça söylediği gibi eserin tek kaynağı Mevlanâ'nın Mesnevi'sidır.”[2]
 
Hüsn ü aşk' ın yazılmasına sebep olarak şu hadise gösterilmektedir.  Gâlib, divanını tamamladıktan iki sene sonra bir mecliste Nabi  ’nin   Hayrabad Mesnevisi Hayrâbâd’ını haddinden fazla medhetmişlerdi. Ş. Galip  "Bir hırsızın kemâlini irâd" etmekten ibaret olan bu mesneviden daha mükemmel manzum bir hikâye kaleme alabileceğini”  söyledi. Bunun üzerine meclistekiler onunla alay etmişlerdi Bu durum Ş. Galip’in onurunu zedelemiş, bir iddia yüzünden yazmaya başladığı Hüsn-ü Aşk’ı altı ayda bitirmişti. 1197/1782 [3]
 
Hüsnü Aşk Divan şirinin en dikkati çeken mesnevilerinden birisi olmuştur. Eser konu yönünden özgün olduğu gibi Sebk-i Hindi tarzı ile yazılmış en güzel mesnevi örneği de sayılır.  Eserin özelliklerini bizzat kendisi  “Eski şairlerin taze mazmun bırakmayarak hepsini tükettiklerini, zamane şâirlerinin eskilerini taklitten başka bir şey yapmadıklarını, bu eski üstadların hakiki vârisi olarak, yalnız kendisinin kaldığını”[4]  beyan ederek açıklar.  Bu ifadelerinden de anlaşılacağı gibi Ş. Galip bu eserinde kimsenin deyişlerini ve alışılmış mazmunlarını kullanmamaya, eserini tamamen orijinal, kendine has,  benzetmeler, mazmunlar ve mecazlar kullanarak yazmaya gayret etmiştir.  “Divan şairleri arasında  ondan daha çok mazmun  kullanan ve ondan daha çok farklı hayaller bulan ve yeni mazmunlar da üreten başka bir şair yok gibidir.[5]
 
 
 
HÜSNÜ AŞKI’IN ÖZETİ [6]
 
"Hikâye, Arabistan'da Benî Mahabbet (Sevgioğulları) adlı hayalî bir kabile içinde geçer.
Hayatları ızdırap; gönülleri sevgiyle dolu olan bu kabilede olağanüstü tabiat olaylarının yaşandığı bir gecede iki çocuk doğar. Kıza Hüsn, erkeğe de Aşk adını koyarlar.
 
Hüsn'ün beşiğini Kader sallar. Aşk ise ağlayarak büyümektedir. Büyüyünce Mekteb-i Edeb'te (Terbiye Okulu) Molla-yı Cünûn'dan (Çılgınlık hocası) yalnızca aşk ve sevgi üzerine dersler okurlar. Bu dönemde
Niizhetgâhi (mânâ mesiresi) dolanıp Feyz (Bereket) havuzunda kendi güzelliklerini seyrederler. Bir ara yanlarına kabilenin en kalender kabadayısı olan Hayret (Kendinden geçiş) gelir. Hüsn ondan çekinip evine kapanır.
 
 Slihan (Söz), ikisinin mektuplaşmalarını sağlar. Hüsn'e İsmet (Masumluk) dadılık eder. Aşk'ın lalası ise Gayret'tir (Çalışıp çabalama). Aşk, ayrılığa dayanamayıp kabile ulularından Hüsn'ü ister. Onlar da Kalb (Gönül) Ülkesindeki Kimyâ'yı (İksir, tılsım) elde etmesini şart koşarlar. Aşk, lalası Gayret ile birlikte yola çıkar. Bu yol tıpkı masallardaki gibi tehlikelerle doludur. Slihan'ın yardımıyla karşılaştıkları bütün tehlikelerden kurtulurlar. İlk adımda bir kuyuya (çile) düşerler. Buradan kurtulup Harâbe-i Gam'da (Gam Harabesi, dünya nimetlerine karşı nefsi öldürüş) yürürler.
 
Oradaki cadı (cinsel istek) elinden kurtulup Kalp şehrinin bulunduğu Çin diyarına ulaşırlar. Çin'de Aşk'ın karşısına, Hüsn'e çok benzeyen Hoşrübâ adlı bir kız çıkar. Dostlukları artınca birlikte Zâtüssuver (Görüntü yurdu) kalesine girerler.
 
Burası dünyanın temsilidir. Bir zaman sonra Aşk buradan kurtulmak ister. Gayretin öğütleri sonucu Aşkar adlı atına biner. Aşkar bir anda bin yıllık yol aştığı halde bir türlü kalenin dışına çıkamaz. İmdada Slihan yetişir. Yolculuğunun son durağı Kalp, kalesidir. Burası, çekilen bütün sıkıntıları unutturacak kadar güzeldir. Aşk burada harikûlade bir resim görür, ve sevgilisi Hüsn'e kavuşur. Anlar ki Hüsn aslında kendi içindedir. Sonuçta Aşk Hüsn olmuştur;"
 
 
 
 
 
İLGİLİ LİNKLER 
  1.        18. Yüzyıl Divan Edebiyatı Nedim Şeyh Galip Enderunlu Fazıl Koca Rağıp Paşa ...
  2.        Şeyh Galip Seçkin Şiirleri Hayatı Hüsn ü Aşk'tan Örnekler
  3.        Hüsn-ü Aşk Mesnevisi ve Şeyh Galip
  4.        Şeyh Galip'in Tüm Şiirleri 
 
 
[2] İskender Pala, Ansiklopedik Divan  Şiiri Sözlüğü, s. 231
[3] OKÇU, Naci (1993), Şeyh Galib I-II (Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri, Şiirlerinin Umûmî  Tahlîli ve Divânının Tenkidli Metni), Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, shf. 3
[6]Not bu özet “  İskender Pala, Ansiklopedik Divan  Şiiri Sözlüğü, s. 231” den olduğu gibi aktarılmıştır. 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


1 Yorum
17.05.2020 - 05:02
Çok güzel ilk fırsatta okumayi isterim