HÜSREV Ü ŞİRİN'LER VE GENEL ÖZETİ


 
 
 

HÜSREV Ü ŞİRİN MESNEVİLERİ HAKKINDA 

 

Hüsrev ü Şîrin adlı mesnevilerde anlatılan Hüsrev ile Şirin’in hikâyesi, 15 yy ve sonralarında Ferhat ile Şirin’e dönüşmüştür.  Ferhat ile Şirin Hikâyesinin temelini oluşturan bu hikâye, bir biyografik hikâye özelliği taşımaktadır.  Bu hikâyelerde, biyografisi halk hikâyesine dönüşen kişi ise Sasanilerin meşhur hükümdarı II. Hüsrev’dir.

Sasani Hükümdarı II. Hüsrev’in hayatı romanlaştırılırken, Ermeni Prensesi Şirin ile olan aşkı öne çıkartılmış, fakat Hikâyelerde II. Hüsrev’in hayatı etrafında meydana gelen diğer olaylardan da söz edilmiştir.  Bu nedenle Hüsrev ile Şirin Mesnevileri büyük ölçüde II. Hüsrev’in tarihte yaşadığı ve yaşattığı olayları anlatmaktadır.

Tarihe ve edebiyata adı Hüsrev-i Perviz olarak geçen   II. Hüsrev, 6. Yy. da yaşamış olan,  Nüşirevan’-ı Adil ( I. Hüsrev’in ) torunu Hürmüz’ün oğludur. II. Hüsrev, Bizanslılarla yaptığı savaşları, yedi meşhur hazinesi ile anılan Büyük büyük dedesi I. Şapur ve Nuşirevan’ı Adil’in yaptırdığı Tak-ı Kisra saraylarında oturan, sevgilisi Şirin için Kısra-ı Şiirin köşkünü yaptırtan Hüsrev’dir.

Kısaca, Hüsrev-ü Şirin hikâyesi, hayatı boyunca Doğu Roma ile savaşan, Roma’nın doğu ve güneydeki kanadını Mısır’a kadar işgal edip, başkenti İstanbul’a kadar sokulmayı başaran;  Romalılarla, Gürcistan ve Azerbaycan topraklarında savaşırken Ermeni Kralının kızı Şirin’e âşık olarak, Şirin’le de evlenen II. Hüsrev’in hayatı bu hikâyenin konusu olmuştur.  Bu hikâyeden ilk söz eden kişi ise Firdevsî ’dir.  

Firdevsi' Husrev ü Şirin hikâyesinden II. Hüsrev’in hayatını anlatmak maksatlı olarak söz etmiş, aslında Firdevsi' (öl. 1021) Şehnamesinde hikâyeyi değil Hüsrev’in hayatını anlatmıştır.  Fakat II. Hüsrev’in Şirin ile aşkı ve hayatı Senaî (öl. 1150)  ile birlikte mesnevi konusu haline dönüşmeye başlamış, Nizamî'nin (öl. 1203) kalemi ile  “Edebî mükemmeliyete ulaşan bir mesnevi” olmuş ve  “en olgun şeklini bulmuştur.  (ö. 1175).[1]

Nizami, bu eseri Firdevsi ve Senai’den etkilenerek ve klasik mesnevi düzenine uyarak Tevhit, münacat, nat ve medhiye bölümleri ile birlikte tam ve klasik bir mesnevi haline dönüştürmüştür. II. Hüsrev’in hayat hikâyesi bu sayede Arap, İran, Türk, Urdu hatta Hint edebiyatında dahi işlenen çok meşhur bir hikâye haline gelmiştir. Nizamî,  bu eserini aruzun "Mefâîlün Mefâîlün Feûlün" kalıbıyla ve 6500 beyit halinde yazmış, daha sonra değişik yüzyıllarda ve değişik şairler tarafından yazılan ve İran edebiyatında 31[2], Türk edebiyatında ise sayısı 35 e ulaşan  ( Ferhat u Şirin adı ile yazılanlar da ilave edilince bu sayı 52 ye çıkmaktadır.  [3] ) diğer tüm Hüsrev ü Şirin Mesnevileri de aynı şekilde yazılmıştır.[4]

 Bu hikâyenin Ferhat ile Şirin’e dönüşmeden evvel yazılan tüm mesnevilerde başkahraman Hüsrev’dir. Nizami’nin yazdığı Hüsrev ü Şîrîn mesnevisinde  üçlü bir aşk hikâyesi varken  hikâyenin sonraki türevlerinde Ferhat öne çıkmış,  Nizami’de Ferhat üçüncü derecede bir karakter iken;  Hüsrev geriye düşmüş,  Ferhat hikâyenin başkahramanı olarak öne çıkmıştır.[5] Hâlbuki Nizami’nin hikâyesinde  Ferhâd,  Şirin’i Husrev’den ayırmaya dahi uğraşamayan bir âşık halindedir. 

 

HÜSREV ü ŞİRİNLERİN GENEL ÖZETİ

NOT BU ÖZET^TE “ İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şirii Sözlüğü “adlı eserinden Faydalanılmıştır.

Acem şehinşahı Hürmüz'ün adı Hüsrev Perviz konulan bir oğlu olu.  Hüsrev, 15 yaşlarındayken rüyasında dedesi Nûşirevân'ı görür.

Rüyasında dedesi Nuşirevân, ona Allah tarafından Şebdîz adlı bir at, Barbed adlı bir müzisyen, taht ve Şîrîn adlı bir sevgilisi olacağı söylenir.  Bunun üzerine Hüsrev, Ermen melikesi Mehin Bânû ve onun güzel yeğeni Şîrîn hakkında bilgi edinir.   Şebdîz adlı atın da hakkında bilgi sahibi olur.

Hüsrev, Şîrîn'e âşık olur ve adamı Şâvur'u, Şîrîn'i istemesi için gönderir. Şâvur, Ermenistan’a gitmeden önce Hüsrev'in bir resmini yapar ve oraya gittiğinde Şîrîn’e  Hüsrev’in resmini gösterir. Şîrîn de bu resmi görünce Hüsrev'e âşık olur. Hüsrev’e aşık olan Şirin’in Gülgûn adlı bir atı vardır ve bu atına binerek Hüsrev’i armaya koyulur. Yola çıkmadan evvel de ava çıktığını söyler.

Hüsrev de ava çıkma bahanesi ile Şirin’i aramaya çıkmıştır.  Aslında Şîrîn'in ülkesine doğru gider.  Hüsrev ile Şirin tesadüfen bir çeşmenin başında rastlaşırlar ama ikisi de bir birlerini tanımaz.. Şîrîn, Hüsrev'in kasrı önüne gelince olan biteni öğrenip Medayin’e döner. Burada kalmaya karar vererek kendisi için bir kasr yapılmasını ister. Bunun üzerine Medayin’de onun için bir kasr yaptırılır. Şirin, burada bazen avlanarak bazen de eğlenceler düzenleyerek yaşamaya başlar.

Şirin’i bulmaya giden Hüsrev ise Ermen ülkesinde Mehin Bânû tarafından karşılanır. Şirin’i bulamadığı için çok üzgündür.  Bu nedenle Mehene Banu onu içki âlemleri ile oyalamaktadır.  

Hüsrev, adamı Şâvur'u, Şîrîn'i getirmesi için Medâyin'e göndermiştir.   Fakat kendisi Mehene Banu’nun yanında iken babasının gözlerine mil çektirilerek tahttan indirildiğini öğrenir. Bunun üzerine Medâyin'e gelir. Fakat babasını tahttan indiren Behrâm-ı Çûbîn adlı kumandan Hüsrev’in tahta çıkmasına engel olur. Bunun üzerine Hüsrev tahta geçemez ve geri döner. Şavur ise Medayin’e giderek Şirin’i bulmuş, Şirin’i alarak birlikte Ermen’e doğru yola çıkmışlardır.  Bu sırada Hüsrev’de  Ermen’e dönmektedir. Bu nedenle Hüsrev ile Şirin yolda karşılaşırlar. Şavur, olanı biteni anlatır. Hüsrev ile Şirin kavuştukları için çok mutlu olmuşlardır.

Bir müddet sonra Hüsrev,  Şîrîn'den ayrılıp tahtı için mücadele etmesi gerektiğini anlatır. Bunun üzerine Şirin karşı çıkar ve Hüsrev’e sitem eder. Buna rağmen Hüsrev, Şebdîz adlı atına binip Rum'a doğru yola çıkar. Rum Kayser'i İran şahının kendi ülkesine gelişine sevinir ve onu kızı Meryem ile evlendirir.  Daha sonra Hüsrev’e yardımcı olmak için ona 50.000 kişilik bir ordu temin eder. Bunun üzerine Hüsrev bu ordunun başına geçip Medâyin’e yola çıkar.

Medâyin'e gelen Hüsrev babasını tahtından indiren ve kendisinin tahta geçmesine engel olan komutan Behram Çupin’i yener ve tahta çıkar.  Bu arada Ermeni hükümdarı Mehin Bânû ölmüş ve kızı Şîrîn, Ermen melikesi olmuştur. Şîrîn, olanı biteni öğrendikten sonra Hüsrev’i bulmak için Medâyin'e gelir. Fakat Hüsrev'in Meryem ile evlendiğini mutlu olduklarını görüp öğrenince tekrar geri dönüp kasrına yerleşir.

Şîrîn, çocukluğundan beri hep taze süt içmeyi sevmektedir.  Ama yaptırdığı bu kasrında her zaman taze süt bulamamaktadır. Bu nedenle Şavur’dan bu derdine çare olması için bir akıl vermesini ister. Şâvur da  Ferhâd adlı bir mimar mühendis bulur. Ferhad’ın görevi  Şîrîn’in kasrı  için bir suyolu, çeşme ve havuz yapmaktır.  Yapılan bu yerlere taze süt akacaktır. Bunun üzerine Ferhat işe koyulur. Fakat Ferhat , Şirin’i görünce ona aşık olmuştur. Yaptığı güzel işleri görünce de Şirin ona birçok hediye verir.

 Fakat Ferhat aldığı bu hediyeleri Şirin’in önüne saçarak Şirin’e olan aşkını ilan eder.

Karısı Meryem ile yaşayan Hüsrev, her şeye rağmen Şirin ile ilgili olan bitenleri uzaktan takip etmektedir. Ferhat’ın Şirin’e ilanı aşk etmesi hadisesini öğrenince Şirin’i kıskanır. Bunu duyan Hüsrev, Şîrîn'i kıskanır. Hemen olaya müdahale ederek Ferhat’ı oyalayacak bir plan yapar. Ferhad'ı çağırarak ordunun geçmesine yarayacak bir tünel yapılmasını emreder. Tünel, Bîsütûn adlı dağdan geçecektir. Ferhâd bu tüneli bitirirse Şirin’e kavuşacaktır. Bunun üzerine Ferhat bu dağı delmeye başlar. Şîrîn de Ferhâd'ın yaptığı bu işi görmeye gider. Ama bunu kıskanan Hüsrev bunu bir kocakarı ile Ferhad 'a haber gönderip Şirin'in öldüğünü söylettirir. Şîrîn'in öldüğüne  inanan Ferhâd, kendini dağdan atıp canına kıyar.

Bu sırada Rum Kralının kızı ve Hüsrev’in diğer eşi Meryem de ölür. Meryem ölünce Hüsrev ile Şîrîn yeniden birlikte olmaya başlar. Böylece Hüsrev'in gördüğü rüyâ gerçekleşmiş ancak  bu defa da Meryem'in oğlu Şirûye, Şîrîn'e göz koymuştur.

Şiruye bir suikastçı yollayıp Hüsrev'i hançerletir. Şîrîn'e de bir hafta yas tutmasını, sonra da kendisiyle evlenmesini emreden bir mektup gönderir. Bu haber üzerine Şîrîn de intihar eder.

Kaynakça

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış