Meşâirü’ş-Şuârâ ( Tezkiret’üş Şuara) Aşık Çelebi


tezkireler


Aşık Çelebi 16. Yy ın  hem şairi hem  de münşî olan mühim bir tezkîre yazarıdır. Âşık Çelebi’nin asıl adı Pir Mehmed olup namı Es-seyyid Pir Mehmed bin Çelebi’dir.  Dedesinin babası Mehmet Nattâ, 14. yüzyılın sonunda Emir Sultan ile Bursa’ya gelerek yerleşmiş bir seyyîd ailesindendir.[1] Babası Seyyid Ali, meşhur âlim ve kazasker Müeyyedzâde’nin kızı ile evlenmiş ve Aşık Çelebi bu izdivaçtan doğan çocuklardan biri olarak, babasının Üsküp’te kadılık yaptığı bir tarihte Prizen’de doğmuştur.[2]

Aşık Çelebi’nin hayatı ve serleri hakkında Geniş Bilgi için Bkz:https://edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=906

 

Eserleri

Meşâirü’ş-Şuârâ:

Âşık Çelebi’nin birçok eseri içinden adı günümüze ulaşmış ve en tanınmış eseridir. Bu tezkire, Anadolu’da yazılan dördüncü ve tarihimizde tezkire türünün en güzel örneklerinden biri olan bu eser 1556 yılında tamamlanmış  Meşairü’ş-şuarâ,  Kanunî’ye sunulmak amacıyla yazılmış [3]ancak Kanunî’nin ölümü üzerine 1568’de II. Selim’e  takdim edilmiştir.  Tezkîre nüshalarına göre şair sayısı, 360 ile 324 arasında değişmektedir. Bu eser Meşâirü’ş-Şuârâ, Aşık Çelebi Tezkiresi veya Tezkiret’üş Şuara adı ile de anılır. [4]

Âşık Çelebi böyle bir eser meydana getirmeyi henüz genç biri iken düşünmüştü. Bu amaçla çok öncelerden beri  daha önce bu alanda yazılmış eserleri incelemeye başlamıştı.  Bu amacına ulaşmak için Osmanlı şairleri hakkında  bilgiler toplamaya başlamıştı. Bu arada çağdaşı olan Tezkireci  Latîfî de tezkire yazmak niyetindeydi. Aşık Çelebi ve Latifi  birlikte bir tezkire yazmak konusunda anlaşmışlar ve hazırlıklara başlamışlardı.

Âşık Çelebi  Latifi’ye  o güne kadar hiç denenmemiş olan bir dizin teklif etmişti. Esrini harf sırasına yani alfabetik olarak yazmak istiyordu.. Fakat  Latîfî, bu tekniği kendisi uygulyarak aralarındaki anlaşma ve işbirliğini bozmuş oluyordu.  Latifi Aşık Çelebi’nin tekniğini kendi eserinde uygulamıştı. Bunun üzerine Âşık Çelebi kendi  tezkiresiniLatifi’nin eserine  benzemesin diye ebced usulüne göre tasnif etmek zorunda kalmıştır.

Meşairü’ş-şuarâ, Herat ekolü tezkireleri gibi bir mukaddime ile başlar.  “Ardından İslamiyet’in şiire ve şaire bakışı ve Osmanlı padişahlarının şiirle olan yakın ilişkisi dile getirilir. Tezkirenin yazıldığı tarihe kadar hüküm sürmüş 12 Osmanlı padişahının biyografilerine yer verilir. Mukaddime kısmından sonra tezkirenin asıl kısmını oluşturan şair biyografileri bölümü gelir. I. Murad devrinden tezkirenin yazıldığı tarihe kadar yaşamış 426 şair hakkında bilgi verilir.” Şairlerin hakkında anekdotlara yer verilmesi Aşık Çelebi ile ortaya çıkmıştır.

Verdiği bilgilerin çoğu gördüklerine, bildiklerine ve işittiklerine dayanır. Zaten şairlerin hemen hemen tamamıyla yakın dosttur. Bu yüzden şairlerin hal tercümelerini anlatırken sözlerini fıkra ve hikâyelerle süslemiş, araya ortak hatıralarını katmış böylece eserine ayrı bir renk ve hava vermeyi başarmıştır. “Onların sadece şairliklerinden değil, özel hayatlarından, arkadaşlık ettiği kişilerden, eğlence alışkanlıklarından, müdavimi olduğu meyhanelerden tutun da cinsel tercihlerine kadar kişisel pek çok özelliğinden bahseder. Nitekim tezkire içindeki Hayalî, Gazalî, Figanî, Fevrî, Zâtî, Yahya Bey, Fikrî, Selikî, Cafer Çelebi, Mealî, Gubarî, Sa’di Çelebi, Nihalî vb. biyografileri bu türdendir. “[5]

Ayrıca bu eser zengin bir nesir örneğidir. Çok kez secî, cinas ve süslerle dolu ağır ve ağdalı bir dille karşılaşılır. Fakat bu samimi üslubu, renkli tasvirleri, okuyucuyu sürükleyecek kadar çekici ve canlıdır.[6]

Aşık Çelebi’nin tezkiresi en önemli sair tezkirelerimizden biridir.  Aşık Çelebi şairleri çok genç yaşından itibaren izlemeye başlamış,  içinde bulunduğu çevreden de bizzat tanıdığı , bizzat ahbab olduğu  devrin en buyuk sairlerinin hayat hikayelerini,  yaşadıkları sosyal ortam içinde ve ayrıntılı olarak kalem almıştır. Onların hayatları hakkında detaylı bilgiler verirken onlar hakkında duyulan dedikoduları şairlerin karakter özelliklerini, hayat ve çevresi hakkında  detaylara kadar inerek in bu tür eserler arasında seçkin bir yere sahip olmuştur.

Eserin çok sayıda ve toplam 33 nüshası olmasına rağmen en kıymetli nüshası  İstanbul Millet Kutuphanesi Ali Emiri koleksiyonu’ndaki nushası en değerli olanıdır.  Yazmaların 12 tanesi yurt dışında, diğerleri ise Ankara, İstanbul, Çorum ve Erzurumdadır. [7] Eserinde 12 tanesi osmanli padisahlari olmak uzere toplam 88  biyografik tasvir bulunmaktadır.

Âşık Çelebi tezkiresi tenkitli metni Prof. Dr. Filiz Kılıç’ tarafından en sağlam  5 nüshası üzerinde çalışılarak yapılmıştır.  Bu  çalışma “Tenkitli metin” başlığı  altında  “esas nüsha” eksenli  bir metin kurularak, farkların var-yok cetveli şeklinde belirtilerek, “Âşık Çelebi’nin kaleminden çıkan metni” ortaya koymayı amaçlayacak şekilde hazırlanmıştır.

Meşairü’ş-şuarâ, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından 3 cilt olarak yayımlanmıştır.  Meşairü’ş-şuarâ’nın birinci cildi, Metin kısmından önce, eserin incelenmesine dair 3 ana bölümden oluşur. Prof. Dr. Filiz Kılıç’ın bu eseri Suna-İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından  oldukça kaliteli bir  baskı  ve tekniği ile bastırılmıştır.

 

 

Aşık Çelebi Tezkiresinden Örnekler[8]

 

Ahmed Paşa

Veliyü’d-dîn oğlu Ahmed Paşadır ki babası Sultan Mehmed merhûma kazı asker olmuştur. Bahsibü’l-hab fevâzil ü fezâyil ile mevsûf ü benesibü’l-nesb sıhhat-i intisâb hazrele ma’rûdur. Mehûm Sultan merkûm ki gülşen-i zaman saltanatında nevş ü nemâya kâbil ko nihâl emellerin nesîmat-ı semât karbiyeti reşhât sehâb tenmiyeti ile seyrâb ü şâdâb olmasın zimmet-i himmetlerine lâzım ‘ad iderlermiş merhûm Ahmed Paşa’nın nehâdında kubule kâbiliyet ü hüsn terbiyyete ehliyet-i fehm idüb pertev-i mihr-i sipher nevâzişiyle geliben isti’dâdına nümâyiş ü reşh’-i nisân ahsâniyle sıdf-ı terbiyette güher her merdâne perveriş verübnisâb atfından müsayyibi enva’kemâl ü ma’rifet ü pâye irtekâsı rütbe-i münassib vüzArat oldu belî beyt

“Himmet eli der yrdd-i beyzâ olan

Er nefsi der dem ‘iysâdan

mûcibince nesîm kabûl şâhı ravza-i ahvâline vezân olmağla şukûfe-zâr emeli vezân olmağla şukûfe-zâr emeli tasâvet buldu ve himmet-i bâğbân ikbâl-i pâdişah ile behcet buldu. Ba’de tedrîcile kedilere hoca eylemşler ondan sonra vezîr idüb kaderin yüce eylemişler.münassib vezâretde iken birkaç ehl-i fesâd hased âmin ‘and enfesihim harîm hasda olan üç oğlanlardan birine ‘âşık olub ‘Âşık bazlık vü sevda-yı hâmile beden simitini dem-sâzlık eder diyü isnâd-ı töhmet ederler Sultan Mehmed imtihan için ol galamı Sûyar Ahmed Paşa’yı bile kendiyle hamama koyar ol galâmın zülfünü teraş eyler Ahmed Paşa dahi bedihe bu beyti diyub râz derûni fâş eyler. Beyt:

“Zülfün gidermiş ol sanem kâfir legen komaz henüz

Zenârını kesmiş veli dâhi Müslümân olmamış”

Pâdişah evvelâ katl-i kasd eyler ba’de kapucılar odasına hasb eyler kapucılar odasında iken pâdişâha Kerem Kasîdesin gönderir. Sultan Mehmed mürevved edüb otuz akçe ile berûsede Orhan Vakfına mütevelli eyler ba’de Hazret-i Emir Evkâfına mütevelli eyler ol halde iken Emir Efendi’nin esrâr tayyibesinden istimdâd edüb bu terci-i bendi der. Beyt

“Ey ‘âlim vilayete sultân olan emir

Vey-i melik revme rahmet rahmân olan emir”

Rûhâniye emir Ahmed Paşa’nın hâline rûh kester olub eğlenmeyub Sultan evini sancağın verüb müteselli eyler ba’de Sultan Bayezid serir saltanâtına cülüs edüb Bursa sancağın verüb kaderin ‘âlî eyler oluncıdan ‘örü Bursa’da şi’râ vü zarîfâ müsâhebeti ile güzer edüb evkâtın tevzi’ edüb her fasılda keşiş tağı bayraklarının bir münâsib mekânında ‘ıyş ü ‘iret edüb âhir kasîde ömrüne mukatta‘ erüşüb diyâr-ı âhireti mahlas eyledi. Tarihin eflâtunzâde bu menvâl üzere demiştir. Târih sene esneyn ü tamâh da vâkı’a olmuştur. Hakka ki şi’râyı ruma mukaddim ü kendi zamanına dek olan şi’râdan râcih eydü ki müsellem ü ol zümreye muhattır sâhib tıbl ü ‘âlimdir fi’l-hakika eşârı metin ü kâ’ide nazmı muhkem ü rasîn ‘izleri üstâdâne ü kasâyidi hod latîf ü yekdeset ü hemvâre ü muhakkakâne der ba’zı müverrihin merhûm Necâti’den merhûmu tercîh etmişlerdir. Hattâ Necâti’den söz ü gele Ahmed Paşa’nın mâbeyni nicadır diyenlerinde Necâti ki adı ‘îsa idi ol sebebten kendiden tercihe işâret edüb bu mısra’ ile cevab vermiştir. Mısra’ ulusu yektir. Ahmed’in deriyyesinden müseyyihâ’nın beyt

“Necâti’nin derisinden ölüsü Ahmed’in yokdir

Ki ‘îsa gönüllere agısa yine dem urur ahmed’den”



  • [1]  Prof. Dr. Filiz Kılıç, ÂŞIK ÇELEBİ DÎVÂNI, KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI, KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, www.kulturturizm.gov.tr
  • [2] https://edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=906
  • [3] Ayşe YILDIZ, ÂŞIK ÇELEBİ MEŞAİRÜ’Ş-ŞUARÂ, İSTANBUL ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ YAYINLARI,İSTANBUL 2010, 3 C, 1739 S.https://www.turkishstudies.net/Makaleler/8
  • [4] Prof. Dr. Filiz Kılıç, Meşairüş şura, https://www.tded.org.tr/images/logo/x/asik_celebi.pdf
  • [5] Ayşe YILDIZ, ÂŞIK ÇELEBİ MEŞAİRÜ’Ş-ŞUARÂ, İSTANBUL ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ YAYINLARI,İSTANBUL 2010, 3 C, 1739 S.https://www.turkishstudies.net/Makaleler/8
  • [6] Günay Kut, “ Aşık Çelebi,” İslam Ansiklopedisi,  TDV, İstanbul,  C.3, shf, 549- 550
  • [7] Prof. Dr. Filiz Kılıç, Meşairüş şura, https://www.tded.org.tr/images/logo/x/asik_celebi.pdf
  • [8]  https://tr.wikipedia.org/wiki/A%C5%9F%C4%B1k_%C3%87elebi



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış