Şeyhoğlu Mustafa Edebi Kişiliği ve Hurşitname Özeti


EDEBİ YÖNÜ

 

Şeyhoğlu Mustafa’nın edebi kimliğinde İran edebiyatı şairlerinden Ferîdüddîn  Attar  ve Hâkim Senâî ’nin, önemli rolü vardır. Türkçeye oldukça hâkim olan şair, Arapçayı, Farsçayı ve eski kültürün beslenme kaynaklarını oldukça iyi bilmektedir.  Firdevsî Tusi ve Şehname ’den,  Kelile ve Dimne ve Mesnevî-i Ma‘nevî’yi  hatmetmş bilgisi ve “Farsça ana kaynaklara olan hâkimiyeti eserlerine de yansımıştır.” [1] Şeyhoğlu’nun eserlerinde öğretici taraf ağır basar. Öncelikle bi tercüme yazarı olmasına rağmen eserlerine kendi kişiliğin vuracak kadar çok şey katmaya çalışmıştır. [2]

Türkçeye ve  eserlerine kendinden çok şey katmaya gayret eden yazarın dili bir hayli ağır ve sanatlıdır. Bu bakımdan onun eserleri ve dil anlayışı süslü nesrin ve  Sinan Paşa Hayatı Tazarruat Süslü Nesir ’nin öncüsü olmuştur. “Eserlerinde Türkçe kelimelere, özellikle halk tabiri ve atasözlerine geniş yer veren, Türkçe yazmakla övünen, gayretli ve başarılı bir şair ve yazar olan Şeyhoğlu, gerçek bir söz ustasıdır. Şeyhî, Ahmed Paşa, Fuzûlî ve Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya kadar çok sayıda şaire tesir ettiğini söylemek mümkündür.”[3]

 

HURŞİTNAME

Kenzü'l Küberâ , Marzubân-nâme ve  Hurşitname gibi eserlerin müellif olan Şeyhoğlu Mustafa’ya ün kazandıran eseri Hurşid-name, Süleyman Şah zamanında yazılmaya başlanmış, ancak eser I387 yılında tamamlanabilmiştir.  Şeyhoğlu Mustafa, Hurşid-name’de eserinin Yıldırım Bayezıd tarafından beğenildiğini söyler ve kendisinin Yıldırım’a olan yakınlığını dile getirir. Âşıkane konulu olun Hurşıd-name 7640 beyit olup, aruzun mefa’ilün/ mefa’ilün/ fe i lün kalıbıyla yazılmıştır. Mesnevi tarzında yazılan eserde beyit aralarına eserin kahramanlarının ağzından söyletilen 19 Gazel ile 1 Terci-i Bend eklenmiştir. Mesnevi arasına sıkıştırılmış olan bu gazellerde 9 ayrı aruz kalıbının kullanılmış olması, Şeyhoğlu Mustafa’nın  sanat zevkine sahip, usta bir  şair olduğunun göstergesidir.  Şeyhoğlu Mustafa  , eserinde Türkçenin kaba ve işlenmemiş bir dil olduğunu ve diğer diller arasında tanınmamışlığını belirtir. Ancak bu gerçekte  Şeyhoğlu Mustafa’nın  Hurşid-name’yi yazarken harcadığı çabayı anlatmak içindir. Şeyhoğlu eserde, Anadolu insanının Türkçe konuşması nedeniyle eserini  Türkçe yazdığını da belirtir. Şairin Hurşid-name’deki anlatımının yalınlığı, atasözleri ve deyimlerle anlatımı güçlendirmesi ve  hikâyelerinin tahkiye gücü nedeniyle Hurşid-name, döneminin başarılı mesnevilerinden sayılır. ( bkz Şeyhoğlu Mustafa Hayatı Edebi Kişiliği )

Hurşîd-nâme’nin konusu, Firdevsî’nin  Şehnâme’sinden alınmıştır. Eser, kuruluş ve vakaların tertibi bakımından da Şehnâme’nin tesiri altındadır. [4] Hurşidnâme’nin kahramanlarından Hurşid, İran Şahı Siyavuş’un kızı, Ferahşâd ise batılı bir şehzadedir

Hurşitname, Prof dr.Hüseyin Ayan tarafından incelenmiş, değerli ilim adamı Hüseyin Ayan, eserin tenkitli metnini hazırlayıp inceleyerek ilim âlemine sunmuştur. Hurşîd-nâme’den bir hayli alıntıların yanında Elvan Çelebi, Gülşehrî, Hâs, Hoca Dehhânî, Hoca Mesud, Celâleddîn-i Rûmî ve Yûsuf-ı Meddâh gibi şairlerden alınmış şiirler de vardır.

Hüseyin Ayan, İnceleme kısmının ilk cümlelerine, Hurşîd-name’nin şekil itibarıyla mükemmel bir mesnevi olduğunu belirterek başlar ve şu değerlendirmeyi yapar: “Şair, Hurşîd ü Ferahşâd’da, o zamana kadar bir mesnevide bulunması belirlenmiş hususların hiçbirisini ihmal etmemiştir. Şeyhoğlu Mustafa, Şehname’den aldığı dilim ve motiflere başka kaynaklardan ve özellikle Türk tarihi ve geleneklerinden ilâveler yaparak bunları yerli yerine koymuş, olayın bütün inceliklerini nazımla söylemiş ve bu uğurda büyük emek harcamıştır. Eserin hacmi (7903 beyit) yanında, her beytine gösterilen itina ve ihtimam da bizim bu yargımıza hak verdirecek niteliktedir.” (s. 31). [5]Bu cümlelerden sonra “Hurşîd-name’deki Nazım Şekilleri” alt başlığıyla eserdeki Nazım Türleri üzerinde durulmuştur. Buna göre, eserde asıl Nazım  Türleri olan mesnevinin yanında, tercî-i bend ve gazeller de yer almaktadır. [6]

Şeyhoğlu Mustafa’da 1387’de yazdığı 7640 kayıtlı büyük mesnevîsi Hurşid-nâme’yi de Germiyan Beyi Süleyman Şah adına yazmıştı. Candaroğullarından İsfendiyar Beyin adına Cevâhirü’l-esdâf adıyla Kur’an çevirisi yapılmıştır.

 
HUŞİDNAME ÖZETİ 

ÖZETİN HAZIRLANMASI İÇİN FAYDALANILAN ESER  :[7] İsmail, Avcı, ŞEYHOĞLU MUSTAFA: HURŞÎD-NAME (HURŞÎD Ü FERAHŞÂD) A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı

İran şahı Siyâvuş’un, Hıtâyî Ay Hatun’dan bir kızı dünyaya gelmiş ama Padişah erkek beklediği için buna çok üzülmüştür.  Sarayın müneccimleri kızın talihine bakarlar ve “İlk altı günde bu kız için çok tehlike var, altı günü atlatırsa on altı yaşında bu kızın güzelliği yüzünden ülkede bir fitne kopacak, taht tehlikeler geçirecek, çok insan ölecek.”  Diye kehanet yaparlar.

Bunun üzerine Siyavuş,  kızı öldürtmek ister. Ancak annesi yeni ölmüş bir çocuğu Hurşîd’in yerine mezara koyup kızı Hurşîd’i gizlice Dârü’l-Melek kalesine gönderir.

Hurşid bu kalede büyür.  Pîr Muallim bu kıza öğretmen tayin edilir. Hurşîd dokuz yıl boyunca Pîr Muallim’in elinde eğitim görür.  Ama bir gün Siyavuş olanı biteni öğrenip adamları ile kaleye gider. Muhafızlarını Hurşîd’i getirmeleri için ancak hiçbirinden haber alamayınca içeri kendisi girip Hurşid’in yanına kadar gider. Hurşîd uyanınca kılıcı ile başında bekleyen babasını görür. Babası kızının güzelliği karşısında baygın hâlde yerde yatan muhafızları görmüş, kendisi de kızının güzelliği karşısında hareketsiz kalmıştır.

 En sonunda kızını öldürmeye kıyamaz ve onu da Cemâbâd’a getirir. Hıtâyî Ay Hatun, kızını görünce bayılır. Padişah da kızının sağ kalmasına sevinmeye başlamıştır.   

Padişah ile kızı çok iyi anlaşmaya başlamıştır.  Babası Hurşîd için sarayda bir köşk yaptırır.  Bu arada Hurşid’i öldürmek için kaleye gidip bayılan muhafızlar da ayılıp feryatlar ederek yollara düşerler. Cemâbâd yakınlarında içlerinden biri kızın aşkına dayanamayarak ölür. Diğer üçü ona bir mezar yaparak üzerine Hurşid’in aşkından dolayı öldüğünü not düşerler.  Muhafızlar birbirlerinden ayrılır ve biri doğuya, biri batıya, biri de Mısır’a doğru gider.

Bir gün Hurşîd dışarıda dolaşmak ister. Dadısı onu gizli bir geçitten çıkarıp dışarı yollar. Hurşid yolda dolaşırlarken aşkından ölen muhafızın mezarına rastlamıştır. Hurşîd, bu âşık için bir türbe yaptırmaya karar vererek rüyasında Hızır ve İlyas’ı gördüğünü ve buraya bir türbe yapılmasını istedikleri hikâyesini anlatır.  Babası bunu gerçek zannederek oraya türbe yaptırıp bu türbeye Hızır İlyas adı verilir.

 

Mağrip’e giden muhafız yaşadığı macerayı Mağrip’te anlatınca bu hikâye saraya kadar ulaşır. Mağrip sultanının oğlu Ferahşâd ‘da bu olayı duyarak işin aslını öğrenir.  Hemen o muhafızı bulup onunla yola koyulur.  Ferahşad ile muhafız yolda giderlerken kurtla, kuşla ve vahşi hayvanlarla arkadaşlık eden Mecnun’a rastlarlar. Mecnun, onlara aşkını dile getiren şiirlerini söyler.

Ferahşâd ile Muhafız Âzâd tekrar yola çıkar Ama erzakları biter ve aç kalırlar ama en sonunda Hızır İlyas türbesine gelirler. Ferahşâd mezardaki yazıları okuyunca türbeyi yaptıranın Hurşîd olduğunu anlar.  Türbenin bekçisine derviş olduklarını, rüyalarında boz atlı Hızır’ı gördüklerini ve Hızır’ın da onları Cemâbâd yakınlarında bu makama yolladığı hikâyesini anlatır.  

 Bu hikâye Hurşîd’e de ulaşınca Hurşîd bunu duyar duymaz Ferahşâd’a âşık olur. Onlara yemek gönderir.  Bunun üzerine Ferahşâd, şiir söylemeye, Âzâd da söylenenleri yazmaya başlamıştır. Bu şiirleri de alarak Hurşid’e gönderirler. Hurşîd de şiirleri okuyup  Ferahşâd’a âşık olduğunu ilan eden şiirler yazarak Ferah’ad'a göndermiştir.  

Hurşîd, köşkünde eğlenceler tertip etmeye yüzündeki peçeyi de çıkarmaya başlar.  Bunu gören Ferahşâd düşüp bayılır ve onu gülsuyuyla ayıltırlar. Hurşîd ile Ferahşâd bu sefayı sürerlerken Maşrık’a giden Siyâh adlı muhafız Hıtây ülkesine varmış saz çalan bir köseyle tanışmıştır. Siyah adlı Köle, bu köseye yalvararak kendisine saz çalmayı öğretmesi için yalvarır.  Siyâh, kısa zamanda ıklık - saz -  çalmayı öğrenmiş ünü bütün ülkeye yayılmıştır.  Onun şöhretini Hıtây ülkesinin padişahı Boğa Han da duymuş ve Siyâh’ı sarayına getirtmek istemiştir. Ancak Siyahın yanına giden herkes saza mest olup bayılır. Bunun üzerine Boğa Han’ın kendisi gidip Siyâh’ı ıklık çalarken bulur. Siyâh başından geçenleri ve sazı niye bu kadar güzel çalabildiğini anlatır.

Boğa Han, bunları dinleyince Hurşid’i görmeye karar verir. Veziri Turumtay’ı Hurşîd’i istemesi için Acem mülküne gönderir. Bunun üzedrine Turumtay, Cemâbâd’a gelir ve  Boğa Han’ın mektubunu  Siyâvuş’a iletir.

Ama Siyavuş,  kızını Boğa Han’a vermez. Bunun üzerine Boğa Han,  300.000 atlı ile İran üzerine yürür. Siyâvuş ise ordusunu hazırlamak ister.  Boğa Han, tekrar elçi gönderir. Siyâvuş’un askerleri Boğa Han’ın öncü kuvvetini bir gece gafil avlar. Bunun üzerine Boğa Han, Cemâbâd’a saldırır.  Siyâvuş’un en ünlü savaşçısı Zaygam, Boğa Han’ın askerlerince ele geçirilir. Siyâvuş, Hurşîd’in verilmesi ve savaşın bitirilmesine razı olmak zorunda kalır.  Bu kararı duyan Hurşîd, bir rüya gördüğünü ve ertesi günü yapılacak savaşta Boğa Han’ın öldürüleceğini söyleyip babasını oyalar.  Sonra da Boğa Han’a bir mektup yazarak, bir savaşçı gibi zırh giyip ona geleceğini söyler. Ertesi günü Boğa Han’ın yanına gelir ve ona yüzünü gösterir.  Onu gören Boğa Han bayılıp yere düşer ve Hurşid’ de baygın düşen Boğa Han’ı öldürür.

Ferahşâd’ a da ” Boğa Han’ı ben öldürdüm “ demesini tembih eder. , Boğa Han ölünce askerleri ülkeye döner. Âzâd ile Ferahşâd da Turumtay’ı yakalarlar. Siyâvuş, Turumtay’ın asılmasını, ele geçirilen hazinenin de onu yakalayana verilmesini emreder. Boğa Han’ı öldüren Ferahşâd, Siyâvuş’un gözünde kahraman olur ve Hurşîd ona layık görülür. Ancak vezirler “Cemşid aslından gelen birine Hurşîd verilir mi?” deyip karşı çıkarlar. Ferahşâd bunu öğrenince aslını ortaya koyar ve Mağrip sultanının oğlu olduğunu açıklar.

Ancak ona inanmayanlar “Mağrip sultanının oğlu isen şebçerağlardan birini getir” diye şart koşarlar. Ferahşâd, yola koyulur ve memleketine varır. Ferahşâd, babasına olanları anlatır. İran şahının kızını alabilmek için şebçerağlardan birinin çehiz olarak istendiğini söyler. Ancak bu defa da babası razı olmaz ve  Ferahşâd’ı hapse atar. Ferahşâd hapiste  iken Hurşîd de  Ferahşâd’ın yolunu gözlemektedir.

Siyâvuş’un muhafızlarından üçüncüsü olan Kâfûr da Nigâristan-ı Çîn adındaki şehre varır. Şehri süsleyen resimlere bakınca Hurşîd’i hatırlar ve bu resimleri yapan ressamın yanına gider. Bu ressamın adı Mani’dir. Kısa zamanda,  resim yapmayı öğrenip onun kadar şöhretli bir ressam olur.

 Bir beze Hurşîd’in resmini çizer ve ona bakarak kendisini avutmaktadır.  Bir gün bir rüzgar çıkar ve bu resim elinden uçar. Bu resim uça uça  Mısır sultanı Tûs’un oğlu Behrâm’ın önüne düşer. ,Bu resmi gören Behram da düşüp bayılır. Behrâm, “Kimine mektubu Hüdhüd, kimine yel getirir, bugün Süleyman benim, Belkıs’ı bulmam gerekir.” Diyerek olanı biteni öğrenir. Padışah Tûs  daoğluna “Niyetin Siyâvuş’un kızı Hurşîd ise babası onu sana vermez, verseydi Boğa Han’a verirdi.” Diyerek karşı çıkar.

Ama oğluna laf anlatmaz. Bunun üzerine oğlunun yanına akıllı kişiler ve Kârûn hazinesi kadar hazine verip yollar. Kafile Cemâbâd’a gelip Tûs’un yazdığı mektubu Siyâvuş’a verirler. Hurşîd’i Ferahşâd’a vermek istemeyenler kızı Behrâm’a vermek için ellerinden geleni yapmaya başlamışlardır.   Siyavuş,  “Verilmiş sözümüz var, olmaz.”  Dese de onu ikna ederler. Hurşîd bu duruma çok üzülmüş ağlamaya başlamıştır.  

Ferahşâd hapiste iken Mağrip sultanı hastalanmış Oğlunu hapisten çıkarıp herkesin ona biat etmesini emrettikten sonra da ölmüştür. Padişah olan Ferahşâd, Âzâd’ı kendisine vezir yapar.  Hacca gidiyorum diyerek 7.000 yüklü deve,  12.000 atlı ile şebçerağı da alarak Cemâbâd’a gelirler.

Bu sırada Behram ile Hurşid’in kırk gün kırk gece sürecek olan düğünleri olmaktadır. Ferahşâd ve yanındakiler Hızır İlyas civarında konaklayıp Siyavuş’a haber salarlar.  Gelenler ve gidenlerden de her şeyi öğrenirler. Düğünün 37. Gecesi olmuş, üç gün sonra da Hurşif ile Behram dünya evine girecektir.

Bu arada Siyavuş bir elçi salıp durumu öğrenmiş, Ferahşad ise düğüne geldikleri haberini salıp elçi ile değerli hediyeler yollamıştır. Ferahşâd, bu arada Hurşîd’e de mektup gönderip “ Behram ile evlenmeye niye razı olduğunu” sorar.

Düğünün 38. günü Siyâvuş, Ferahşâd’ı çağırtır ve büyük bir törenle karşılama yapılır. Ferahşâd diğer hediyeleri ve şebçerağı Siyâvuş’a takdim eder. Şebçerağ her yeri gündüz gibi aydınlatır. Siyâvuş, Behrâm için düğün yaparken Ferahşâd’ın gelmesi sonrasında Kadıyı ve müftü ile vaziyeti konuşur.  Ferahşâd’a da neden geç kaldığını sorunca Ferahşâd da başından geçenleri anlatmıştır.  Toplanan meclis “Kız kimi istiyorsa ona verilmeli, şeriatın hükmü budur.”  Diye bir karar alır.

Karar, Hurşîd’e bildirilir Hurşid ise zekice bir cevap verir.  “Taliplerimden hiçbirini tanımıyorum, mademki babam beni evlendirmek istiyor, Boğa Han’ı öldüren ve tahtı yıkılmaktan kurtaranı seçtim.” der.  Böylece Hurşîd’le Ferahşâd’ın nikahı kıyılır.

 Siyâvuş, Behrâm’ın gönlünü alır, türlü hediyeler verir ve memleketine gönderir

 

Şiirleri

KAYNAKÇA

 

  • [1] Prof.Dr. Kemal YAVUZ , T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2434 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1414 XIV.-XV. YÜZYILLAR TÜRK EDEBİYATI, shf, 42
  • [2]  Şeyhoğlu Mustafa Hayatı Hurşitname ve Özeti, https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Edebiyat.aspx?id=391
  • [3] Prof.Dr. Kemal YAVUZ ,agy. Shf, 42-45
  • [4] smail AVCI,  ŞEYHOĞLU MUSTAFA: HURŞÎD-NÂME ), A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009, Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı~ 101 ~ 111
  • [5] Hüseyin Ayan, Şeyhoğlu Mustafa, Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd), İnceleme-Metin-Sözlük-Konu Dizini, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., Erzurum 1979, IV+533 
  • [6] Hüseyin Ayan, Şeyhoğlu Mustafa, Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd), İnceleme-Metin-Sözlük-Konu Dizini, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., Erzurum 1979, IV+533 s.)
  • [7] İsmail, Avcı, ŞEYHOĞLU MUSTAFA: HURŞÎD-NAME (HURŞÎD Ü FERAHŞÂD) A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı

 

 
Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış