Veysi’nin Hâbnamesi ve Özeti


Esa
9.4.2017
 
Veysi’nin Hâbnamesi ve Özeti
 
Farsça uyku anlamına gelen “hâb” ve kitap anlamına gelen “nâme” kelimelerinden oluş an ve  “Rüya kitabı”  manasına gelen bir kelimedir. Bu birleşik kelime eski edebiyatta rüyada görülen olayları anlatan eserlerin terim anlamı olmuştur.
 
Hâbname, eski edebiyatta rüyalarda görülen olayları, düşünceyi veya konuyu sanki rüyada i görmüş gibi anlatan eserdir.  Şeyhi'nin Habname, Veysî'nin Habname, Ziya Paşa ile Namık Kemal'in de Rüya isimli eserleri bu tip eserlere örnek olarak verilebilir.[1] Veysî'nin Habname,  adlı eseri bu türde yazılmış en başarılı eser olarak kabul edilir.
 
 Habnamelerin manzum, nesir veya manzum ve nesir karışık olarak yazılmış çeşitleri de vardır. Örneğin Veysi’nin Habnamesi manzum, nesir karışık bir eserdir.
 
Veysi’nin Hâb-nâme’si,  Vakıa-nâme adıyla da bilinen bu eser 1608 yılında yazılmıştır.  Hâbnâme,  süslü nesirin öenmli ismi Veysi’nin kaleminden çıkmış olan tipik bir Divan nesri yazısıdır. . Eser "nazım" ve "şiir" başlıkları altında verilen beyitler ile düz yazı karışık yazılmış bir eser özelliği gösterir.   Veysi’in Sultan Ahmet’e söylmek istediklerini rüyada görmüş gibi anlattığı bu eser bir yandan devrin sosyal sorunlarına da yer verirken diğer yandan Sultan Ahmed'e öğüt vermek teselli etmek amacını da taşımaktadır. Hatta bu eser Sultan Ahmet’in Veysi’ye bir dünya tarihi kitabı yazmasını emretmesini temin etmek maksatlı yazılmış gibi de gözükmektedir.
 
Zülkarneyn, iskender'in ağzından, gelmiş geçmiş 25 büyük peygamber ve hükümdar devrinde cereyan etmiş hadiseler rüyada görülüyormuş gibi anlatılmıştır.  Veysi bu eseri ile  devrin padişahlarına   bir takım mesajlar vermeye çalışmış, eserini de Sultan I. Ahmet'e ithaf etmiştir.[2]
 
Veysi’nin Hâb-nâme’si Türk nesrinin başarılı bir örneği olmuş,   etkileri üç asır sonra dahi görülmüş, Veysi’nin bu eseri Ziya Paşa ve Namık Kemal’in de Hâbnâme’ye çok benzeyen "Rüya" adlı eserlerini yazmalarına da vesile olmuştur.
Veysi’nin Hâb-nâme’si Osmanlıca harflerle Bulak Matbaasında  (1836) ve üç defa da İstanbul'da (1847, 1867-Münşeat-ı Aziziye sonunda 1868 Siyer- i Veysi ile birlikte) basılmıştır.[3]
 
Veysi, bu eserinde padişah I. Ahmet ile İskender-i Zülkarneyn’i rüyasında görmüş gibi anlatır.  Padışah I. Ahmet İskender’e devrindeki hallerden dolayı duyduğu sıkıntıları dile getirmiş ve hükümdarlığı esnasında yaşanan kötülüklerden duyduğu rahatsızlıkları ona şikâyet etmiştir.  İskender ise Âdem’den bu yana dünyanın hiç değişmediğini,   dünyadaki kötülüklerin iyi, ahlaklı ve yetenekli insanların önemli görevlere getirilmesi ile ortadan kalkacağını anlatır.
 
 
İSKENDER PALA’NIN ANSİKLOPEDİK DİVAN ŞİİRİ SÖZLÜĞÜNDEN HÂB-NAME ÖZETİ
 
“Yazar bir gece kendisini, yolda karşılaşmışlar da Padişah I. Ahmed'in huzuruna çıkmış gibi düşünür. Ona memleketin içinde bulunduğu karışık durumu ve buna karşı ne gibi önlemler alacağını soracaktır. Bu düşünceler içinde uyuyakalır. Rüyasında seçkin bir topluluğa rastlar. Her birisi altın tahtlar üzerinde oturan bu nur yüzlü kişilerin nedimleri de vardır.
 
Veysî de bunlar arasına karışır. Meğer en başta oturan kişi İskender-i Zülkarneyn, iki yanında oturanlar ise sırasıyla Osmanlı padişahları imiş. Biraz sonra Sultan Ahmed içeri girer ve tam İskender'in karşısındaki tahta oturur. Sonra ona memleket işlerindeki bozukluklardan dolayı üzüldüğünü, eski devirlerde durumun daha iyi olduğunu ve geçmiş zamanların padişahlarına özendiğini, özellikle yeniçerilerden şikâyetle kendisinden yardım dileğinde bulunduğunu söyler. İskender, padişahın anlattıklarına güzel ve hikmet dolu cevaplar verir. Onu teselli için de dünyanın Hz. Âdem’den bu yana asla tam anlamıyla düzelmediğini ve kimseye yâr olmadığını söyler. Fikirlerinin ispatı için de tarih boyunca yaşanan fitneleri anlatır.
 
Bunlar arasında sırasıyla, Hâbil ile Kâbil'in maceraları, Nuh tufanı, İbrahim'in ateşe atılması, Nemrut ve kavminin Tanrı'ya isyanları, Musâ ile Firavun hikâyeleri, Şuayb ile Âd kavmi vs. peygamber kıssalarına önemli yer verilmiştir. İslamiyet’ten sonra da Haccâc-ı Zâlim, Benî Ümeyye, İbn Alkam, Mu'tasım Billah ve Cengiz ile Hülagu’dan özetle bahsedilir.
 
 İskender, Âl-iOsman'ın başarılı idarelerini överek sözlerini tamamlar. Sultan Ahmed ona teşekkür eder ve hatırında olan üzüntü ve sıkıntıları giderdiğini hürmetle söyler. Ancak konunun çok kısa geçildiğini, anlatılanları geniş şekilde yazmak gerektiğini de sözlerine ekler. O zaman İskender, orada anlatılanları can kulağıyla dinlemekte olan Veysî'yi gösterir ve onun âlim bir kişi olduğunu, anlatılan ibretli hikâyeleri ve ince noktalarına dek bildiğini ve bunları canla başla yazacağını, bunun için ferman buyurulmasını söylerken Veysî, sabah namazı için uyanır.” [4] ( İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü,  shf.  191 )
 
[1] İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü,  shf.  191
[3] Dr. Mustafa Altun, VEYSİ’NİN HÂB-NÂME’SİNDEN BİR BÖLÜM, https://www.dilbilimi.net/maltun_veysi_habname.pdf
[4] İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü,  shf.  191

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış