ARPAEMÎNİ-ZÂDE MUSTAFA SÂMÎ (Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ )


Esa
21.7.2017
ARPAEMÎNİ-ZÂDE MUSTAFA SÂMÎ  
 
(  YAZAN: Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ )
 
ARPAEMÎNİ-ZÂDE MUSTAFA SÂMÎ  d.  İstanbul- ?- ö. 1734

 
Babası Arpaemîni Osman Efendi’dir.. Babasının görevinden dolayı Arpaemîni-zâde olarak tanınan şairin asıl adı Mustafa’dır. İsmâil Belîğ bir adının da Mehmed olduğunu yazmıştır.
Divanında bulunan tarihlerden Afîfe ve Zeliha isimli iki kızı olduğu ve bunların genç yaşta vefat ettiği anlaşılmaktadır. Sâmî’nin aynı zamanda hat sanatçısı olduğu Hattat Hâce-zâde Mehmed Efendi’ den sülüs ve nesih öğrendiği, icâzet alarak özellikle ta‘lik ve şikeste ta‘lik yazıda maharetiyle tanındığı anlaşılmaktadır.

İl görev yerinin Istabl-ı âmire-i evvel ambarı ikinci kâtipliğidir. Ardından rikâb-ı hümâyunda başmuhasebeci vekilliğine tayin edilmiştir. 20 Zilkade 1127’de (17 Kasım 1715) iki ay kadar sürecek olan küçük evkaf muhasebeciliğine getirilerek hâcegân zümresine katılmış, 20 Muharrem 1128’de (15 Ocak 1716) şehreminliğine tayin edilmiştir. 27 Cemâziyelâhir 1130’da (28 Mayıs 1718) küçük rûznâmçeciliğe nakledilmesine kadar bu görevde kalmıştır. Küçük rûznâmçecilikte iki ay çalıştıktan sonra azledilmiş, 3 Rebîülevvel 1132’de (14 Ocak 1720) ikinci defa şehremini olmuş ve Şevval 1133’e (Ağustos 1721) kadar bu görevini sürdürmüştür. Bu tayinle ilgili belgelerdeki “sâbıkan haslar hâcesi” ifadesi aradaki dönemde haslar mukataacılığı yaptığını düşündürmektedir. Mustafa Sâmî Bey 6 Şevval 1134’te (20 Temmuz 1722) cebeciler kâtipliğine, 17 Şevval 1136’da (9 Temmuz 1724) ikinci defa küçük rûznâmçeciliğe tayin edilmiş ve 8 Şevval 1138’de (9 Haziran 1726) piyade mukabelecisi olmuştur. 11 Şevval 1140’ta (21 Mayıs 1728) üçüncü defa küçük rûznâmçeciliğe getirilmiş ve bu 17 görevi bir yıl kadar sürmüştür. 14 Şevval 1142’de (2 Mayıs 1730) ikinci defa piyade mukabeleciliğine tayin edilmiştir. 15 Cemâziyelevvel 1143’te (26 Aralık 1730) arpaemînliğine getirilmiş ve dört buçuk ay bu görevde kalmış, bu sırada Çelebi-zâde Âsım Efendi’nin yerine vak‘anüvis tayin edilmiştir. 26 Ramazan 1144’te (23 Mart 1732) üçüncü defa piyade mukabelecisi olduğunda vak’anüvislik görevini de sürdürmektedir. 15 Şevval 1146’da (21 Mart 1734) getirildiği maliye tezkireciliği son görevi olmuştur (Afyoncu 1999: 235-239). Fatin Efendi’nin ve Müstakim-zâde Süleyman Sâdeddin’in kaydettiği “mezâhir” kelimesinin ebced hesabındaki karşılığı olan 1146’da (1734) muhtemelen Şevval (Mart) ayı sonlarında İstanbul’da vefat etmiştir. Kimi kaynaklarda ölüm yılı olarak gösterilen diğer tarihler doğru değildir. Mezarı Ali Paşa-yı Cedîd Camii hazîresindedir.
 
 
Eserleri
 
1. Dîvân. Otuz iki yazma nüshasını tesbit ettiğimiz Sâmî Dîvânı Mısır’da basılmıştır (Bulak H.1253). Üzerinde iki doktora ve bir de yüksek lisans tezi hazırlanmış olan eserin çevriyazılı metni tarafımızdan yayımlanmıştır (Ankara 2004). Altı nüshanın karşılaştırmasıyla hazırladığımız bu metne göre Sâmî Dîvânı’nda, “ikisi Farsça otuz beş kaside (altısı tarih), kırk bir kıt‘a-i kebîre (hepsi tarih), bir murabba, altı şarkı, iki müseddes (biri tarih), iki terkib-i bend, altı mesnevi, beşi Farsça yüz kırk dokuz gazel, biri Farsça on altı rubâî (biri tarih), on iki kıt’a (ikisi tarih), dokuz nazm, altısı Farsça 128 matla, beşi Farsça on üç müfred (üçü tarih)” yer almaktadır.
 
2. Târih. Sâmî’nin vak‘anüvis sıfatıyla 1143-1146 (1730-1733) yılları arasındaki olayları anlattığı tarihi Çelebi-zâde Âsım Efendi’nin eserine zeyil olarak yazılmış, ancak müstakil bir eser olarak tanınmamıştır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki nüsha 1143- 1144 (1730-1731) yıllarını içine aldığından müellifin sadece bu yılların olayları üzerinde durduğu belirtilmektedir. Zira vak’anüvis Şâkir Hüseyin eserine 1145 (1732) olaylarıyla başlamıştır. Subhî Mehmed Efendi, Sâmî’nin ve diğerlerinin (Şâkir, Râmîpaşa-zâde, Hıfzî Mehmed) kaleme aldığı bölümleri kendi yazdığı bölümün başına eklemiştir. Sâmî ve Şâkir’in telif ettiği kısımlar aynen aktarıldığından 22 eser Târîh-i Sâmî ve Şâkir ve Subhî ismiyle tanınmış ve bu isimle 1198’de (1784) İstanbul’da Beylikçi Râşid ve vak‘anüvis Vâsıf Efendilerin yeniden açtıkları matbaada basılmıştır. Subhî Târihi olarak da tanınan kitabın 1a-71b yaprakları arasındaki kısmı Sâmî ve Şâkir’e aittir. Hanîf-zâde, eserin adının Târîh-i Vekâyi’ olduğunu ve 1143- 1147 (1730-1734) yılları arasındaki olayları kapsadığını belirtmekteyse de ele geçen yazmalarının hiçbirinde olaylar 1146’dan (1733) ileriye gitmez.
 
3. Muhtelif Nesirler: Sâmî’nin Râzî’nin gazeline yazdığı bir takrîz, Örfî-i Şîrâzî’nin kıtalarından biri için yaptığı şerh, İzzet Paşa’ya sunduğu arz-i hâl ve içindeki bilgilerden yakını olduğu anlaşılan Süleyman Çelebi’ye hitaben kaleme aldığı iki mektuptan ibaret nesirleri Dîvân’ın Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki nüshasında yer almaktadır (Yahyâ Tevfik Efendi, nr. 300, vr. 110b-113b). Takrîz’i, Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi’ndeki nüshada da mevcuttur (Ulucami, nr. 6075, vr. 156a-157a) (Kutlar 2004: 13-82; 2006: 354-356).

KAYNAK : Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ, ARPAEMÎNİ-ZÂDE MUSTAFA SÂMÎ DİVANI, https://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10592,arpaeminizade-samipdf.pdf?0
 

Şiirleri

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış