Aşık Paşa ( 14 yy ) Hayatı Garipnamesi Eserleri ve Örnekleri

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 18 Haziran 2011 Cumartesi aaa Beğen
 
HAYATI 
 
Kırşehirli Âşık Paşa’nın hayatı ve eserleri hakkında pek çok şey biliyoruz.  Bunca şeyi bilmemizin nedeni oğlu Elvan Çelebi’nin yazmış olduğu “Menâkıbü’l-kudsiyye fi menasıbi’l-ünsiyye”adlı eserinde[1]babası hakkına pek çok bilgi vermiş olmasıdır.
 
Türbesindeki kitabe de de yazdığı gibi 1271 yılında Kırşehir yöresindeki Arapkir’de [2]doğmuş, 1373’te ölmüştür. Asıl adı Ali’dir. Ali adı  mutasavvıflar arasında “Hak aşığı”  şeklinde anlaşılır. Dedesinin adı Eb’ül Beka Şeyh Baba İlyas b. Ali Horasani’dir ve dedesi Horasan’dan Anadolu’ ya gelerek Amasya’ya yerleşmiş, Eb’ül Vefa Hrizm’i tarikatına bağlı bir şeyhtir. Bu Şeyh’in müritlerine Babai denmektedir.[3] Baba İlyas Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiş, Sünnî bir mutasavvıftır. Zamanla öğrencileri gitgide çoğalmış, Sultan I. Alâeddin Keykubat’ı bile endişeye düşürmüştür.[4] Hıristiyanlar bile bu öğrenciler arasına girmiştir. Baba İshak’da bu çocuklarından biridir.  Karamanlı bir Rum çocuğu veya Kefersudlu (Malatyalı) bir Hristiyan olan Baba İshak, Baba İlyas’ın öğrencisi gibi görünüp bir Rum Devleti kurmak amacında birisidir. [5] Baba İlyas’ın öğrencilerini kandıran Baba İshak İsyanı başlamıştır. Şeyh Baba İlyas’ın  “ İsyanı durdurun” diye haber göndermesine rağmen kıyım devam etmiştir. Hıristiyanların da dâhil olduğu bu İsyancılar “ bellerine zünnar” bağlayan kimselerdir.
 
Bilindiği gibi Babai İsyanı Anadolu Selçuklu devletini çok uğraştırmış, hatta bastırılabilmesine rağmen devletin yıkılmasına ve Anadolu’da pek çok beyliğin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.  Ebu’l Bekâ Baba İlyas bin Ali el-Horasânî ve müridi Baba İshâk Kefersudî’nin çıkardığı Bâbâ’î isyanı, bugünkü Alevî-Bâtınî yerleşim yerlerini belirleyen ve Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasına da sebep olan Anadolu Selçuklu Devleti tarihindeki en büyük Türkmen ayaklanmasıdır. 1237 Ebû'l-Bekâ Baba İlyâs bin Ali el-Horasânî'nin müritlerinden olan Baba İshâk Kefersudî'nin öncülük ettiği ayaklanma. Anadolu Selçuklu ordusunca paralı Frank askerleri de kullanılarak güçlükle de olsa bastırılmış bu isyan sonrasında isyana katılmadığı halde isyan sebebi ile Baba İlyas Horasani de öldürülmüştür.
 
Baba İlyas’ın Ömer, Yahya, Mahmud ve Muhlis adında dört oğlu olmuştur.[6] Âşık Paşa bunlardan Muhlis Paşa’nın oğludur. Âşık Paşa’nın babası olan Muhlis Paşa ise Baba İlyas’ın en küçük oğludur. Menakıplardaki rivayete göre Muhlis paşa, isyanın bastırılması esnasında Çat köyündeki Şerefeddin adındaki bir köylü tarafından ateşlerin içinden çıkarılıp kaçırılmış ve Mısır’a götürülmüştür. Ateşe verilen Çat köyünden kaçırılan Muhlis Paşa o yıllarda yedi yaşındadır  [7]ve ancak yedi yıl sonra Mısır’dan dönmüştür.  Anadolu’ya dönünce hapsedilen Muhlis Paşa’nın 1273 yılında Konya’yı ele geçirdiği ama altı ay sonra Karaman oğullarına devretmek zorunda kaldığı aktarılır.  Bu bilgiler Elvan Çelebi’nin eserinde Oruç Bey ve Şikari tarihlerinde de geçmektedir. [8]Kaynaklardan verilen bu bilginin doğru olduğunu kabul edersek babasına neden Muhlis Paşa dendiğini de anlamış oluyoruz. Böylece de Muhlis Paşa’nın Osman ve Orhan Gazi zamanında yaşamış olduğu ortaya çıkmaktadır. Âşık Paşa’ya “paşa” denemesinin sebebi ise başkadır. Paşa askerlikle ilgili bir rütbe olmayıp "ağabey, ileri gelen " gelen anlamındaki "beşe, peşe" kelimelerinden bozmadır. Türkmenler ilk oğul anlamına gelecek şekilde ilk erkek çocuğa“ Paşa”, “Beşe”, “Başağa”  adı vermektedirler. Buna göre Âşık Paşa babasının ilk oğludur.
Muhlis Paşa, babasının öğrencilerinden Şeyh Osman’a Aşık Paşa’yı emanet edip, kızıyla da evlenmesini vasiyet ederek 1274 yılında vefat eder. [9] “Şeyh Osman, Âşık Paşa’nın en iyi şekilde yetişmesini sağlamıştır. Böylece o zahirî ve batınî ilimlerde yetişmiştir. Âşık Paşa’ bir kültür merkezi olan Kırşehir’de Arapça ve Farsça, Ermenice ile İbranice’yi de öğrenmiştir”. [10] “Süleyman-ı Türkmânî’den tasavvuf dersleri aldığı gibi Kayınpederi Şeyh Osman’ın derslerinde yetişti. Devrinin siyasî şahsiyetleri yanında âlim ve şeyhleri ile temas kurdu; Hacı Bektaş-ıVeli’nin öğrenim halkasında bulundu ve onun halifesi oldu.” (Kemal YAVUZ, agy. Shf.30- 31)
 
Aşık Paşa, Hacı Bektaş-ı Veli'nin çağdaşıdır.  Âşık Paşa'nın iyi bir öğrenim gördüğü, İslami bilgileri ve tasavvuf iyi öğrendiği sofiyane şiirler yazdığı,  “iç ve dış güzelliğe sahip bulunduğunu; güler yüzlü, iyi ahlâklı ve iyiliklerde herkesten önde olduğu, ilmiyle müşkülleri çözen biri olarak kabul edildiği” kaynakların verdiği bilgiler arasındadır. Latifî (ö.1582) onun Sultan Orhan devrinde yaşadığını, arif, veli ve tarikat yolunda önde gelen bir âlim olduğunu belirtmiştir. Müstakimzade Süleyman Sadeddin Efendi ise Aşık Paşa ve ceddinin Hanefi mezhebinden olduğunu yazmaktadır. Ayrıca Âşık Paşa’nın 1332/733 yılında 63 yaşında vefat ettiğini, Veli’nin halifesi olduğunu ve bu yolun Nakşilik’in Yesevî’ye dayanan bir kolunu teşkil ettiğini, Mecdi’ye dayanarak vermiştir.[11]
 
Âşık Paşa, Osman ve Orhan Beylerle iyi ilişkiler kurmuş, Kırşehirde bir zaviye açmış, devrin alimi, ideoloğu ve önemli bir siyasetçisi gibi davranmıştır. Kırşehir’in Osmanlı idaresi altına girmesinde önemli bir ol oynamıştır.  Anadolu Valisi Timurtaş Paşa ile çok yakın olduğu Mısır’a elçi olarak gittiği, Mescidi aksa ve Kudüs’ü gezdiği verilen bilgiler arasındadır. Osmanlının kuruluş yıllarında elinden geleni yaparak buna hizmet vermiş, Kırşehir’i bir ilim ve irfan kenti haline getirmiştir.
 
Aşık Paşa, Gülşehri gibi Kırşehir’in kültür ortamında büyümüş sonra da bu ortamı beslemiş önemli bir şahsiyettir.  Âşık Paşa’nın babası Muhlis Paşa’nın, Muhlis Paşa’nın Eskişehir’e giderek Ertuğrul Gazi ile görüştüğü, büyük iltifat gördüğü, bu görüşmede Osman Beyin’de bulunduğu, torunu Ahmet Aşık’ı Aşık Paşazade Tarihi adlı kitabında yazılıdır. Osman Bey’in kaynatası Şeyh Edebali, Kırşehir ahilerinin büyüklerindendir. 

Aşık Paşa’nın Orhan Gazi devrinin büyüklerinden olduğu, Ahmet Aşık’ın şu mısralarından anlaşılmaktadır. 

Ne geyse yakışır Orhan Gazi, 
Aşıkpaşa zamanında idi gazi. 

Aşık Paşa’nın yaşadığı devirde Fars dili, ilim ve şairler arasında çok yaygın olarak kullanılmakta iken, Garipname isimli eserini Türkçe olarak yazmış, Türk ve Tacik dillerini gaflet uykusundan uyandırmak için şu süri yazmıştır: 

Türk diline kimse bakmaz idi, 
Türklere her giz gönül akmaz idi. 
Türk dahi bilmez idi el dilleri, 
İnce yolu ol ulu menzilleri. 

Türk dilinde yeni manalar bulalar, 
Türk, Tacik cümle yoldaş olalar, 
Yol içinde birbirini yermiye 
Dile bakıp manayi her görmiye. 

Aşık Paşâ’nın Garipname isimli eseri 12.000 beyittir. Türkçe yazılmıştır. Âşık Paşa ömrünün son yedi senesini Orhan Beğ devrinde geçirmiş ve 3 Kasım 1332 (13 Safer 733) tarihinde vefat etmiştir. Türbesi Kırşehir’de ve şehre hâkim bir tepedir.
 
EDEBİ YÖNÜ  VE ESERLERİ
 
Âşık Paşa, hem hece hem aruz ölçülerinde şiirler yazmış dîvân ve halk şiirine örnek ürünler vermiştir.  Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde Yesevi ve Yûnus’un etkileri gözükür.  Çok iyi Farsça ve İbranice bildiği hâlde Türkçeye sadık kalmış devrindeki “Türkçeyle eser yazılamaz” anlayışına rağmen eserlerini Türkçe yazmıştır.  Mevlid ve Miracnâme türünün edebiyatımızdaki ilk örneklerini Âşık Paşa vermiştir.
Devlet açısından dilin ve Türkçe’nin önemini bilen, devlet yönetimi hakkında fikirleri olan Kutadgu Biliğ’i okumuş ve sindirmiş, Süleyman Çelebi üzerinde etkisi olmuş ve  Vesilet’ün Necat’ın yazılmasında pay sahibi olmuştur. Anadolu da Yusuf u Züleyha ve Leyla ile Mecnun gibi hikâyelerin ilk yazarıdır. Gül Bülbül konusunu ilk işleyenlerden biri olduğu için Kara Fazlı ve  ve mesnevisi üzerinde de tesiri vardır.
“Âşık Paşa, devrinde en büyük mesnevi yazarıdır. Ayrıca gazeller de yazmıştır.”
 
 
GARİPNAME
 
Aşık Paşa'nın  en önemli ve eseri Garib-name'dir. 10613 beyitten meydana gelen Garib-name dini-tasavvufi konulu bir Mersiye olup halka tasavvufu öğretmek amacıyla yazılmıştır.  Garipname, Mevlana’nın Mesnevisinin etkisinde Mevlana’nın   mesnevi'sinde yaptığını Türkçe olarak Garibname'de yapmıştır. Mesnevi'nin hem biçim, hem de içeriği Garib-name' üzerinde etkilidir. 1330 yılında yazılmış olan  Garip-name, aynı zamanda Türk edebiyatının ilk büyük te'lif mesnevisidir. Eser, yüzyılın diğer mesnevilerinin kalıbıyla; fa'ilatün / fa'ilatün / fa'ilün kalıbıyla yazılmıştır. Mesnevi, bab denen on bölüme ayrılmış ve her babda da o babın sayısına uygun konular anlatılmıştır. Bu bakımdan eserin geometrik bir düzene sahip oluşu dikkat çeker.
 
Garib-name, konusu bakımından dini-tasavvufi ve ahlaki bir eserdir. Tasavvufu tanıtıcı ve öğretici bilgiler vermesinin yanı sıra, "insan-ı kamil" olmayı öğütleyen ahlaki, didaktik bir hüviyete sahiptir. Ayrıca, mesnevi 14. yüzyıl Anadolu Türkçesinin özelliklerini taşıması bakımından dil çalışmaları için önemlidir. Daha da önemlisi, Aşık Paşa 14. yüzyıl Anadolu'sunun siyasi ve ideolojik birliğinin sağlanmasında ve halkı eğitmekte anadilinin gücüne ve yararına inanmış bir aydındır. Bu nedenle Garib-name'de Türkçeye önem verilmesi gerektiğini belirtmiş ve eserini bilinçli olarak Türkçe yazmıştır. Kısacası Garib-name, bilgilendirici, öğretici yanıyla önemli olduğu kadar, yazıldığı dönemin dil özelliklerini taşıması ve Anadolu'da gelişen edebi dilin Türkçe olması konusunda, Aşık Paşa'nın duyarlılığını göstermesi bakımından da dikkate değer bir kaynaktır.
 
Devrin bilgin ve şairleri başka dillerle şiirler yazar, kitaplar yazarken Aşık Paşa'nın Çağlar ötesi bir görüşle Türk ve Tacik cümle yoldaşlarını gaflet uykusundan uyarmak için Garipname'sini öz Türkçe ile yazışı ve:
 
Gerçi kim söylendi bunda Türk dilli 
İlle masum oldu mani menzili 
Çün bulasın cümle yol menzillerin 
Yirme gel pes Türk ve Tacik dillerin
Kamu dilde var idi zabt-u usul 
Bunlara düşmüş idi cümle ukul 
Türk diline kimesne bakmaz idi 
Türklere her giz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi ol dilleri 
İnce yolu ol ulu menzilleri 
Bu kitap anunçin geldi dile 
Kim bu ehli dahi mani bile
Türk dilinde yeni manalar bulalar 
Türk-Tacik cümle yoldaş olalar 
Yol içinde birbirini yirmiye 
Dile bakıp maniyi hor görmiye
 
Diye haykırışı bugün bile derin derin düşündürecek bir olaydır. Bu ruhu yabancı baskılar altında Türkün asil benliğini korumak amacıyla kurulan Babailer kuralının feyizli ve aydınlık bağrından aldığı kuşkusuzdur.

Eser, “tıpkıbasım, karşılaştırmalı metin ve aktarma” olarak Kemal Yavuz tarafından Türk Dil Kurumu Yayınlarınca 2000 yılında 4 cilt olarak yayımlanmıştır. 


ŞİİRLERİ 
 
Şiirlerinde "Aşık, Aşık Paşa, Muhlisoğlu Aşık" mahlaslarını kullanmış olan Aşık Paşa'nın bir divanı oluşturacak sayıda olmamakla birlikte manzumeleri de bulunmaktadır. Aşık Paşa'nın bazı manzumelerinde mahlas bulunmamaktadır. Çoğu aruzla, kimileri de heceyle yazılmış olan bu manzumeler Yunus Emre'nin şiirlerine benzemekle birlikte, Aşık Paşa'nınkiler lirizm yönünden daha fakirdir. Garib-name ve sözünü ettiğimiz manzumelerinden başka Aşık Paşa'nın Vasf-ı Hal-i Herkesi, Fakr-name adlı kısa mesnevileriyle, manzum-mensur karışık bir Kimya Risalesi ve bir de 59 beyittik küçük hikayesi bulunmaktadır.
 
Fakrnâme: 161 beyitlik bir mesnevidir. Roma ve Manisa kütüphanelerinde iki nüshası bulunan bu tasavvufî yapıtta, bir kuş olarak tanımlanan “fakr”, sonunda Hz. Muhammed’i seçerek onda karar kılar. Eser, Agâh Sırrı Levend tarafından 1953’te yayımlanmıştır. 
 
Vasf-ı Hâl: 31 beyitten oluşan bu küçük mesnevinin bilinen iki nüshası Roma ve Manisa kütüphanelerindedir. Garibnâme’nin sonunda yer alması, yapıtın Âşık Paşa’ya ait olduğunu doğrulamaktadır. 
 
Hikâye: Müslüman, Hristiyan ve Yahudi üç kişinin başından geçenlerin anlatıldığı 59 beyitlik bu mesnevî, Raif Yelkenci’ye ait bir Garibnâme nüshasının en son bölümünde bulunmuştur. 
 
Kimya Risalesi: Çorum İl Halk Kütüphanesi’ndeki bir yapıtın üçüncü risalesidir. “Risale-i Âşık Paşa der Hakk-ı Kimya” adını taşıyan bu eser, anlatımının çok karışık olması nedeniyle Âşık Paşa’ya ait olduğu şüphelidir. 
 
Risâle fî beyâni’s-semâ: Osmanlı Müellifleri’nden başka hiçbir kaynakta, Âşık Paşa’ya ait olduğu belirtilmeyen bU risale, mensur olup içinde yer yer manzum parçalar bulunmaktadır.

 
 
 
 
KAYNAKLAR:
 
[1] ] Prof. Dr., Günay Kut,” Aşık Paşa”, TDV İA. İst. 1991, C. I, shf.1-2
[2] Prof. Dr., Kemal YAVUZ, ÂŞIK PAŞA , http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s13/yavuz.pdf, son erişim, 11-08- 2013
[3]  Günay Kut,” Aşık Paşa”, TDV İA. İst. 1991, C. I, shf.1-2
[4] Elvan Çelebi, Menâkıbü’l-Kudsiyye , haz. İ. Erünsal-A. Yaşar Ocak, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1995, s. 52,54,139’dan naklen
[5] Prof. Dr., Kemal YAVUZ, ÂŞIK PAŞA , http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s13/yavuz.pdf, son erişim, 11-08- 2013
[6] Prof. Dr., Kemal YAVUZ, agy. Shf.30
[7] Günay Kut,” , agy )
[8] ( Günay Kut agy.)
[9] Kemal YAVUZ, agy. Shf.30- 31)
[10] Kemal YAVUZ, agy. Shf.30- 31)
 
[11] Müstakîm-zade Süleyman Sadeddin Efendi; Mecelletü’n-Nisâb, Kültür BakanlığıYayınları/2355, Tıpkıbasım, Ankara/2000, v.177b/19-23, 308a/16-21, 458a.
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...