Filibeli Dervişzâde Abdurrahman Vecdi ( Ö. 1599)

Ekleyen : ESA , 02 Ağustos 2017 Çarşamba aaa Beğen
VECDÎ
 
Filibeli  Dervişzâde Abdurrahman Vecdi
(d.?/?-ö.1008/1599)
 
Türk Edebiyatında Vecdî mahlaslı çok sayıda şair vardır. Yazımızın konusu olan Vecdi ise önceleri “ Bezmî”  mahlasını kullanan daha sonra Âşık çelebi tarafından”  Vecdî  “mahlası verilen Kâdî Dervîş Çelebi’nin oğlu olduğu için Dervişzade olarak da anılan Filibeli Abdurrahman Vecdî’dir.
 
Âşık Çelebi, Bezmî mahlasıyla kaydettiği şair hakkında: “Filibeli Kâdî Dervîş Çelebi'nüñ oglıdur. Fâ’ikü’l-akrân ve sâhib-i fehm ü iz’ândur, şi’re dahı hayli kâbiliyyeti ve her vasf u ta’rîfe mahalliyeti oldugı.”[1] Şeklinde bir bilgi vermiş, babasının adını kaydederken, şair ise önceleri Bezmi mahlasını kullanırken, Âşık Çelebi’nin önermesi ile Vecdi mahlasını kullanmaya başladığını ifade etmiştir. [2] “Bezmî nâmına mahlasdan ferâgat olınup Vecdî olmamuza anlar sebeb olmışdur. Lâkin tezkirelerinde yine Bezmîlikle yazmışdur.” [3]
 
Vecdi’nin Babası,  devrin ileri gelen kadılarından Derviş Çelebi’dir.  Doğum tarihi bilinmeyen Vecdî’nin asıl adı Abdurrahman’dır.[4]   Vecdî, adının Abdurrahman olduğunu divanında açıkça ifade etmiştir.
 
Vecdî'nin iyi bir eğitim aldığı, döneminde ilmiyle kendisini kabul ettirdiği de kaynaklarda belirtilen hususlardandır. Yazmadaki Arapça ve Farsça metinlerden hareketle Vecdî’nin bu dilleri şiir yazacak derecede iyi bildiği anlaşılmaktadır. [5]Nitekim müderrislik ve kadılık yapmış olması da onun ne denli iyi bir eğitim aldığının kanıtları olmaktadır.
 
Tezkire yazarları ondan söz etmişler, Vecdi hakkında bilgiler veren Kınalı-zâde Hasan Çelebi  Vecdi’nin  “Topal Kadı" lakabıyla şöhret bulduğunu,  Filibeli olduğunu, ilim ve erkan sahibi bir şair olduğunu  ve 988/1580'de öldüğünü[6] belirtmiştir.  Şairin ölüm tarihini ise Kaf-zâde (1008/1599) olarak belirttiğinden şairin ölüm tarihi konusunda da tezkirecilerin verdikleri bilgiler arasında mutabakat bulunmamaktadır.
 
Nitekim Vecdî’nin    1005/1596'da Eğri'nin  fethine dair yazdığı bir tarih manzumesi tespit edilmiş, (1595'te sadrazam olan İbrahim Paşa'ya yazdığı bir manzumesi de bulunmuştur. Bu nedenle  Vecdi’nin  1595 yılından sonra öldüğü ,  Kaf-zâde’nin belirttiği (1008/1599) şeklindeki ölüm tarihi notunun doğru olması gerektiğin ortaya koymaktadır.
Kaynaklardan edinilen bilgilere göre şair Vecdî, müderris ve kadı olarak görev yapmış,   şiirlerinden çıkaraılan sonuçlara  ve   divanındaki şiirlerinden edinilen bulgulara göre Florina, İbrail, Uzuncaova, Karinnâbâd, İvrace, Dubnice, Ürgüp ve Peçuy'da kadılık  yaptığı ortaya çıkmıştır.  Divanındaki şiirlerden hareketle Hayrabolu’da üç yıl müderrislik yapıp,  bir müddet İstanbul'da kaldığı, Kütahya'da da bulunduğu anlaşılmaktadır.
 
Devrin kaynakları Vecdî'nin başarılı bir şair olduğunu kabul etmişlerdir Âşık Çelebi, “şi’re dahı hayli kâbiliyyeti ve her vasf u ta’rîfe mahalliyeti”  olduğunu söylerken, Kınalı-zâde Hasan Çelebi de şiir sanatında ehliyeti ve yeteneğinin bulunduğunu kabul etmiştir.
 
Şiirlerine bakıldığında Vecdi’nin sade br dille yazan, çok üstün nitelikleri olmayan fakat şiir tekniğini iyi bilen,  aruzu iyi kullanan bir şair olduğu anlaşılır. Kendinden önce yaşamış pek çok şaire nazireler yazmış, zaman zaman özgün hayaller de kurabilmeyi başarmış bir şair olduğu görülür.  Vecdi’nin şiirleri devrin diğer şairlerine göre daha sade bir dille yazılmıştır.
 
Vecdi’nin divanını tenkitli olarak hazırlayan Prof. Dr. Hasan KAVRUK onun şairliği ve edebi kişiliği hakkında şöyle bir değerlendirme de bulunmuştur.  “Şiir tekniğini iyi bilen, aruzu rahat kullanabilen şairin gazelleri, müfredleri, kasideleri kadar kuru değildir. Manzumelerin ve mensur metinlerin çoğunda Vecdî’nin yaşadığı ve gözlemlediği olaylara ait ipuçları bulmak mümkündür. Vecdî, ifade etmek istediği hususları açık ve net bir söyleyişle ortaya koymuş, edebî sanatlara fazla yer vermemiştir. Bu yüzden manzumelerinde yoğunluk ve derinlik pek görülmez.”[7]
 
 
DİVANI:
Vecdi’nin bilinen tek eseri divanıdır.  Filibeli Abdurrahman Vecdî ‘nin divanının tek bir yazma nüshası vardır. Bu nüsha ise yanlışlıkla   “Abdulbakî Vecdî adına kaydedilmiştir. Otograf nüsha özelliğine sahip eser, mürettep bir divandan ziyade manzum ve mensur metinleri içeren bir mecmua niteliğindedir.” Bu eserin tek bir nüshadan ibaret olması ve   daha meşhur bir şair olan Abdulbakî Vecdî adına kaydedilmiş olması şairin çok tanınmamış bir şair olduğunu, çok da okunmadığını göstermektedir.
 
Vecdi’nin divanında : 33 kaside, 71 kıta (3’ü tarih kıtası), 97 gazel (16’sı nazire), 62 nazm, 17 mesnevi, 9 musammat, 1 rubâî, 217 beyit, 18 mısra ve çeşitli vesilelerle yazılmış 40 civarında mensur parça bulunmaktadır.
 
 
 
[1] Âşık Çelebi, Meşâiru'ş-şu'arâ (Haz. Meredith-Owens), London 1971, 55a
[2] Prof. Dr. Hasan KAVRUK, Dr. Bahir SELÇUK, FİLİBELİ VECDÎ ve DÎVÂN’I (METİN-DİZİN), © T. C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 3366 ,MALATYA 2009
[3] Prof. Dr. Hasan KAVRUK, Dr. Bahir SELÇUK, FİLİBELİ VECDÎ ve DÎVÂN’I (METİN-DİZİN), © T. C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 3366 ,MALATYA 2009
[4]PROF. DR. BAHİR SELÇUK, VECDÎ, Dervişzâde Abdurrahman, http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=147
[5] Prof. Dr. Hasan KAVRUK, Dr. Bahir SELÇUK, FİLİBELİ VECDÎ ve DÎVÂN’I (METİN-DİZİN), © T. C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 3366 ,MALATYA 2009
[6] Kınalı-zâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, C. I, (Haz. İbrahim Kutluk), Ankara 1978, s.212.
[7]Prof. Dr. Hasan KAVRUK, Dr. Bahir SELÇUK, FİLİBELİ VECDÎ ve DÎVÂN’I (METİN-DİZİN), © T. C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 3366 ,MALATYA 2009
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...