İlkçağdan Günümüze Nevruz ve Kutlamaları ile Destanları Gelenekleri ve İnançlarının Divan Şiirine Yansımaları


 

( Not,  Bu yazı Azerbaycan Karabağ, 2021 Beynelmilel Nevruz Kongresine özel gönderilen şablondan farklı, bir şablonla hazırlanmıştır. ) 

İlkçağdan Günümüze Nevruz ve Kutlamaları ile Destanları Gelenekleri ve İnançlarının Divan Şiirine Yansımaları

                                                                                                     Hazırlayan: Şahamettin Kuzucular[1]

Özet

Yazımızın başlıca iki amacı vardır. İlk amacımız başlangıçtan günümüze kadar evrensel bir konu haline gelen Nevruz ile ilgili tüm detaylara işaret etmektir. İkincisi ise tüm bu bilgilerin divan şiirimize nasıl ve ne şekilde yansıdığını göstermek olmaktadır.  Yazıda Sümer, Akad, Babil ve Perslerden başlayarak Nevruz bayramının kökeni ele alınmış,  Nevruz ile ilgili adetler ve ayinlerin ortaya çıkışları, Nevruz kutlamalarının kuzey yarıküredeki Asya ve Avrupa kültürlerine geçişleri üzerinde durulmuştur.  Pagan dinlerde ve inançlarında ortaya çıkan Nevruz kavramının Hıristiyanlık, İslamiyet’e geçerken uğradığı değişimler ve tüm bunların divan şiirlerine yansıması yazının merkez konusu olmaktadır.

Yazıda Sümer ve Akad yazıtlarındaki Nevruz mitoslarından hareketle Nevruz; inançları, adetleri, kutlamalarının evrensel boyuta ulaşma evreleri ile izleri üzerinde durulmuş; Nevruz’un İslam ve Türk kültüründeki anlamlarına işaret edilmiş, divan şiirinde Nevruz konusu bu bağlamlarda ele alınmıştır.

Divan şairleri nevruzdan söz ederlerken Cem, Cem’in aynası, Feridun, Dehhak, Gave gibi esatiri kahramanlara değinip, Pers ve Zerdüşt kültüründeki pek çok, adet, anane, gelenek ve ritüellerinden de söz ederler.  Divan şairlerini anlamak için ayrıca eski devrin astral inançlarını ve anlayışlarını anlamak,  Hamel burcu, nevruz-u amme, Nevruz u hasse gibi kavramları da bilmek gerekmektedir.  Divan şairlerinin yaptıkları bu telmih, teşbih, istiare, kinaye ve mecazları çözebilmek için bunların bilinmesi gerekir.

Yazımızda divan şairlerinin beyitlerinden bol örneklere yer verilerek Divan şairlerinin Nevruz gelenekleri, Nevruz eğlenceleri, Nevruz kutlamalı, Nevruz ile ilgili telmihleri, işaret ve ima ettikleri kıssalarına değinilmiştir.

Abstracht

The primary purpose of the article is to give information about the origin of the subject of Nevruz and to explain how it reached a universal dimension. The other purpose of the article is to show how beliefs, traditions and epics about Nevruz are reflected in Divan Poetry. Nevruz and its celebrations have appeared in Sumer and Akkadian civilizations even before. The concepts and rites of Nevruz later passed to the Zoroastrian religion. Thus, it became the day on which the Persian kings Cem and Feridun ascended to the throne, and epics based on Nevruz celebrations were formed. These epics and celebrations changed shape and name and entered many cultures in Asia and Europe. Nowruz, whose origin is based on polytheistic religions, becomes the resurrection day of Jesus in Christianity. In Islam, it is known as the first day and week that God started to create the world. In addition, Muslims regard Nevruz day as the day the Prophet Adam and Hz Ali were born. Many of the Nevruz traditions described in the Sumerian and Zoroastrian epics have survived to the present day. Divan poets learned very well the Nevruz and all the epics and heroes of the Zoroastrians and mentioned them in their poems. Poems written about Nevruz cannot be analyzed without knowing the subjects about Nevruz. Divan literature offers very rich documents on the subject of Nevruz.

Key Words : Nevruz, Sümer, Pers, Zerdüşt, Cem, Feridun,

 

Nevruz Kelimesinin Kökeni ve Anlamı

Nevruz, Farsça yeni anlamındaki  “nev “ ve gün anlamındaki “ruze”  ile kurulmuş bir bileşik kelimedir ve Türkçede yeni gün anlamına gelmektedir. Fakat kimi dilciler bu sözcüğün Farsça’dan Türkçe’ye değil aksine Türkçe’deki bileşik kelime ve tamlama kuralları mantığıyla Farsça’ya geçtiği görüşündedir. Çünkü nev-ruz sözcüğünün Farsça olabilmesi için Farsça mantıkla ruze- nev şeklinde kurulması gerekmektedir.

Nevruz, tarihteki ilk medeniyetlerden beri baharın başlangıcı olarak bilinen bir gündür. Baharın başlangıcı hemen her kültürde çeşitli törenlerle kutlanmıştır.  Mart ayı eski takvimlerde ferverdi ayı olarak bilinmektedir. Coğrafyada bahar ekinoksu olarak adlandırılan 21 Mart’ta gece ile gündüzün uzunluğu eşittir.  Eski takvimlere göre ferverdi ayının ilk günü olan Nevruz,  eski takvimin yılbaşı olmaktadır. 

Nevruz; baharın ilk günü olması, kutlamaları ve farklı kültürlerdeki ilgili inançlarıyla Asya ve Avrupa kültürlerinin hemen hepsinde benzer nitelikleri ile karşımıza çıkmaktadır.

İlk Çağ Medeniyetlerinde Nevruz

Nevruz, yukarıda açıklanan astrolojik ve dinsel inançlar nedeniyle törenlerle kutlanan bir gün haline gelmiştir, Nevruz, antik medeniyetlerinden beri baharın gelmesi ile alakalı şenlikler ile kutlanmıştır. Üstelik ilk medeniyetlerden bu zamana kadar bu kutlamaların ortaya çıkmasına yol açan pek çok mitolojik efsaneler de bulunur.  Tarihi ve kronolojik olarak Nevruz ile ilgili mitolojik efsanelerin ilki Sümerlere dayanmaktadır. Sümerlerde ortaya çıkan bu mitler sırasıyla Babil, Hitit, Mısır, Hint, Asur, Pers, Yunan, Helen Roma ve Sasaniler’e doğru yayılmaya başlamıştır. Lakin Sümer uygarlığında ortaya çıkan ilk efsanelerin kahramanlarının isimleri değişmiş,  taşındığı kültürlerde bazı ilaveler almış veya bir takım değişikliklere de uğramıştır. Fakat değişik kültürlere taşınan bu çeşitlemelerin Sümer, Akad hatta daha da önceki devrilerde oluşan kökenlerine ait temel unsurlarını koruduğu anlaşılmaktadır.

 

Mezopotamya uygarlıklarında ortaya çıkan Hitit, Mısır, Hint mitolojilerinde de varlığı bilinen Nevruz kavramının Farisilere ve Zerdüşt inançlarına hangi yolla geçtiği tartışılacak bir konudur.  Kimilerine göre Zerdüşt, Hindistan’dan gelip İran’a yerleşerek Zerdüştlük inancını yaydığı için Nevruz ve ilgili inançları da Hindistan’dan İran’a taşınmıştır. Ancak Sümer uygarlığının Hint uygarlığından daha eski olması,  yukarı Mezopotamya’da bulunan Persler’in Sümer, Babil, Akad uygarlıklarının çöküşünden sonra aşağı Mezopotamya’ya da hâkim olması bu görüşleri zayıflatacak gerçeklerdir.  Ama netice olarak Nevruz Farisilerin ve  Zerdüştlerin ( bkz Ehrimen Ehremen Angra Menyu- Zerdüşt İblisi) yazıya da geçirdikleri esatirleri haline gelmiş,  Nevruz tüm diğer Ön Asya uygarlıklarında da olduğu gibi 21 Mart günü Acemlerin de bayramı olmuştur.

Nevruz ile ilgili ilk kutlamaların Sümerler tarafından yapıldığı pek çok Sümerolog ve Hititolog’ un kanıtladığı bir konudur. Bu görüş, Sümerlerin Türklerin bir kolu olduğunu savunan Sümerolog  Muazzez İlmiye Çığ’ın “Sümer-Türk Kültür Bağları” adlı eserinde de ele alınmıştır. Pek çok bilim insanı Sümer yazıtlarını referans göstererek aynı görüş içindedir.[2]

Bu görüşteki Sümerologların referansları ise Çoban Dumuzi ile Tanrıça İnanna’nın evliliklerini anlatan Sümer mitosu ile Gılgames Destanıdır.

İnanna ile Dumuzi mitosunun özeti şu şekildedir.  Tanrıça İnanna, eş seçmek istemiş, adaylar arasından Çoban Dumuzi’yi (  Tammuz) seçmiştir. Düğün hazırlıkları başlar. İnanna,  düğünden önce kardeşi yer altı tanrıçası Ereskigal’ı ziyaret etmeyi ister.( Erskigal Yunan ve Roma mitlerinde Persephon’e olarak ad değişmiştir.)  Yer altı kanunlarına göre yer altına inen yukarı çıkamayacaktır. Fakat İnanna kardeşinin bu kuralı kendisi için uygulamayacağını düşünür. Ancak Ereskigal, İnanna’yı, yeryüzüne göndermez. Bunun üzerine tanrılar araya girerek İnanna’yı kurtarmak ister. Fakat Ereskigal, başka bir tanrıçanın İnanna ‘nın yerine getirilmesi şartını koyar. İnanna, yeryüzüne çıkınca yerine gönderecek bir tanrıça bulamaz. Daha doğrusu kimseye kıyamaz. Bunun üzerine İnanna, kendisini kayıtsız bir şekilde beklerken gördüğü Dumuzi’ye kızarak onu Ereskigal’e gönderir.  Tanrılar tekrar araya girerek Dumuzi’nin altı ay Ereskigal ile yer altında, altı ay da yeryüzünde İnanna ile kalması ile bir çözüm bulmuş olurlar. Bu nedenle Dumuzi her yıl mart sonu ve nisan başlarında yeryüzüne çıkmakta ve bahar gelmektedir. [3] Böylece İnanna ile Damuzi evlenir. Damuzi ve İnanna sevişmeye başlayınca, spermleri yağmur olup yağmakta, her yer yeşermektedir. ( Bu ayrıntı Akad mitoslarında gözükür)  Dumuzi, yer altına indiğinde sonbahar ve kış, yeryüzüne çıktığında ise bahar ve yaz olmaktadır.

İnanna ve Damuzi ile alakalı bu söylence temel hikâyesini koruyarak Babillilerde Baal, Mısırlılarda ise İsis ile Osiris, Hititlerde ise benzeri bir hikâyeye dönüşmüştür. Efsanenin bu yapısı Yunan mitolojisinde ise Adonis ile Afrodit mitosu haline evirilmiştir. Üstelik Yunan menşeli öykünün mekânı da öykünün orijinine işaret edecek şekilde Mezopotamya ( Suriye , Irak ) topraklarıdır.  Yunan esatirlerinde Sümerlerin Damuzisi ( Tammuz )  Adonis’e;  İnanna’sı ise Afrodite’ haline gelmiş olur.

Efsanenin Yunan çeşitlemesindeki öyküsü özet olarak şu şekildedir. Suriye kralının güzel kızı Myrrha,  kendisini Aprodite ’den bile daha güzel bulmakta; annesi de sağda solda bunu iddia etmektedir. Buna çok içerleyen Aprodite, ( Aprodite; Roma mitolojisinde Venüs olurken;  Fars esatirlerinde ise Zühre haline gelmiştir.) kendisine saygısızlık eden Myrrha’yı babasına âşık ederek cezalandırır.  Babasına âşık olan Myrrha ilk önce intiharı düşünmüş ama daha sonra dadısının da yardımıyla yedi veya kırk gün - gece karanlığından faydalanıp - babası ile beraber olarak içgüdülerine uymayı tercih etmiştir. Ama en sonunda babası kızı Myrrha ile birlikte olduğunu fark edince kızını öldürmek ister. Tanrılar ise Myrrha’ya acıyarak onu mersin ağacına çevirip ölümden kurtarırlar. Fakat Myrrha babasından hamiledir. Mersin ağacı haline dönüşen hamile Myrrha’nın gövdesine domuzların sürtünmesi sonucu kabukları çatlamış ve Myrrha, ölümlülerin en güzel erkeği olacak olan Adonis’i doğurmuştur.

Adonis’i görüp aşık olan Aprodite, hem herkesin gözünden saklaması; hem de büyütmesi için Adonis’i yer altı tanrıçası   Persephone'ye emanet eder. Anlaşmaya göre Adonis büyüyünce Aprodite onu Persephone'den geri alacaktır. Ancak Adonis genç bir yetişkin olunca Persephon 'de  Adonis’e aşık olur. Bu nedenle Adonis’i Afrodite’ye vermek istemez. Bunun sonucunda iki tanrıça arasında büyük bir kavga çıkar.  Ama tanrılar araya girerek Afrodite ile Persephone’yi uzlaştırır. Bu anlaşmaya göre Adonis, dört ay insanlar arasında, dört ya Persephone ile dört ay da Aprodite ile kalacaktır.  Adonis, Persephone’nin yanına yer altına indiğinde kış gelmekte Aprodite’nin yanına geldiğinde bahar başlamaktadır. [4]

Öykünün sonunda Aprodite’nin belalı aşığı olan savaş tanrısı Ares ( Roma mitlerinde Mars, ön Asya mitlerinde  Behram)  Adonis’i kıskanmış ve Adonis’in üzerine bir yaban domuzu göndererek Adonis’i öldürmüştür.  Öyküde Damuzi, ( Tammuz ) Domuz ve Adonis kelimeleri arasındaki benzerlikler de dikkati çekmektedir.

İnanna ( Akadlarda İştar)  ile Damuzi mitosu Antik Mısırlılardaki İsis ile Osiris arasındaki hikâyenin de dayanağı olmaktadır. Bu öykü Hitit metinlerinde  Telibinu hikâyesi; Fenikeliler de genç bir Bbylos Tanrısının öyküsü olarak karşımıza çıkmaktadır.[5] 

Kısaca Sümerlerdeki İnanna ( Akadlarda İştar ) ve Damuzi’nin ( Tammuz)  aşkı Anadolu’yu aşınca Adonis ile Aprodite,  Sina çölün aşınca da İsis ile Osiris’in öyküsü haline gelmiş, bu hikâye Hıristiyanlık dinine Hz İsa’nın idam edildikten sonra dirildiği gün haline dönüşerek Paskalya Bayramı adını kazanmış ve günümüze kadar yaşamını sürdürmüştür.

Sümerler bu nedenle her yıl 21 Martı yılın veya baharın ilk günü, Yunanlılar ise 1 Nisan’ı bahar bayramı olarak kutlamışlardır. [6] Damuzi’nin ( Tammuz- Dumuzi) yer altına yeniden inmesi ise sonbahar ekinoksu yani en uzun gecenin yaşandığı 21 Aralık olmaktadır. 21 Aralık ise Acemlerde Mihrican bayramıdır.

Sümerlerdeki yeni yıl veya baharın gelişi Gılgames Destanında şu şekilde anlatılır. “ Yeni Gün gelince öküz, koyun kesilir; içki, meyve şırası, şerbet yapılır, halka dağıtılır. Rahipler ve krallar yağlanır, giyinir, süslenir;  kral; tacını takar, en güzel elbisesini giyer, tanrı heykelinin önünde halkın huzuruna çıkar, Dumuzi ve İnanna’nın kutsal evliliğini dramatize eden törenler yapılır.”  [7] Sümerler bu bayrama A-ki- it veya zağmuk, Akadlar ise akitu veya zagmukku [8] adlarını vermişlerdir.

Dumuzi ve Tanrıça İnanna'nın simgesi Yunanlılarda Aprodite, Romalılarda Venüs yıldızıdır. Bu hikâye, Yunan kültürüne Adonis ile Ares ve Afrodite,  Roma kültürüne ise Venüs ile Mars mitosu şeklinde yerleşmiştir.

Anglosaksonlar ise Nevruzu ilkbahar tanrıçası Estor bayramı olarak kutlamakta, Hıristiyanlıkta ise bu bayram İsa’nın çarmıha gerildikten sonra 3.  günde dirilişi; “ Hz İsa’nın dirildikten sonra yeraltından çıkması” gerekçesi ile Easter, Ostern Bayramı adlarıyla kutlanır.  İsa'nın dirilişin ayın kaçında ve hangi gün olduğu ihtilafı  MS. 325 yılında yapılan İznik Konsili'nde tartışılıp karara bağlanmıştır. Buna göre Hz, İsa'nın 28 Mart'tan üç gün sonra yeniden dirildiği kabul edilmiş olur. Buna göre de Paskalya'nın 21 Mart'tan  sonraki ilk dolunayın ardından gelen Pazar günü olduğu kararına da  varılmıştır.  

 İzahlardan da anlaşıldığı gibi Sümer, Akad, hatta daha öncesinde ortaya çıkan bu kültür, önce tüm Asya’ya daha sonra da Yunan ve Roma üzerinden Avrupa kültürlerine; daha sonra Hıristiyan ve İslam dinlerine de girmiştir. Nitekim Nevruz ve kutlamalarına Babilliler Akitu, İsrâiloğulları -Ken‘ânîler - yedi günlük Fısıh (Mayasız Ekmek) bayramı,  Türkler yeni gün, Farisiler Nevruz adını vermişlerdir. Türkler için “ yeni gün “ ( yengi gün) Ergenekon’dan çıkış günü, İranlılar için Nevruz;  Zerdüşt dinine göre ilk insan olan Keyûmers’in doğduğu gün, efsanevi hükümdarları Çemşid’i Hurşid’in tahta çıktıkları gün olarak bilinir. [9]  Ayrıca Avesta kitabındaki en eski varyantta Dehhak'ın Gave tarafından öldürülmesi ve Feridun’un tahta çıkması da 21 Mart Nevruz gününe denk getirilir.[10] Bazı kaynaklar Feridun’un tahta çıkışını ve Dahhak’ın öldürülüş gününü Mihrican günü olarak göstermiştir.  Lakin bu kaynaklar Mihrican günü ile Nevruz’u aynı gün olarak bilmeleri ihtimal dâhilindedir.

Bütün Asya hatta Avrupa halkları arasında “yeni gün” Nevruz kutlamaları aşağı yukarı Gılgames Destanındaki törenlere benzer şekilde kutlanır. Ancak, her kültür bu kutlamalara dinsel ve törensel anlayışları gereği bazı şeyler eklemişler veya bazı şeyleri çıkartmışlardır.

Antik Kültürler ve Evrensel Açıdan Nevruz

Dünyanın kuzey yarımküresi ve medeniyetin beşiği antik Ön Asya kültürlerinde ve uygarlık beşiği Mezopotamya medeniyetlerinde değişik adlarla anılsa bile en büyük tanrı hep Güneş tanrısıdır. Sümer, Babil, Akat, Asur, Hitit, Pers ve Mısır medeniyetleri, hatta Hint, Yunan, Roma kültürlerinin de; Marduk, İştar, Şamaş, Hurşid, Ra, Baal, Zeus gibi adları farklı olsa da bu tanrıların her biri, bir Güneş tanrısı olmaktadır.  

Çin yıllıklarının da teyit ettiği gibi Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Kırgızlar’ın da Mart ve Mayıs aylarında baharın gelişi ile ilgili kutlamalar yaptıkları bilinmektedir.[11]Nevruz, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk halklarının yaşadığı hemen hemen her yerde de kutlanılan bir bayramdır.”[12]  Örneğin Selçuklu ve Gaznelilerin muntazam olarak her yıl yeni gün ve yılbaşı olarak Nevruz için, hasat zamanlarını ise Mihrican Bayramı olarak kutladıkları bilinir. [13] Türklerde Nevruz, baharın ilk günü, yılbaşı ve Ergenekon’dan çıkılan gün olmaktadır. [14]  Eski Türkler de Nevruz da ateşler yakmakta,  ateşte kızarmış demirleri dövmekte, o güne özel yemekler yapılmakta, tatlılar dağıtılmaktadır.

Türkler için Eregenekon’dan çıkılan gün olan Nevruz, dağların ateşlerle eritildiği, bir milletin yeniden dirildiği, takvimin ilk günü vb olması münasebeti ile özel bir gün olmaktadır. Yeri gelmiş iken Ergenekon Destanının Moğollara ait varyantlarının da olduğu Moğolların da Nevruzu benzer şekilde kutladıklarını anımsatmak gerekir.

Netice olarak Nevruz, Kuzey yarıküredeki hemen her kültürde baharın başlangıcı olarak kutlanılan evrensel bir olgudur. Yalnızca yaşanılan coğrafyada baharın gelişine göre yapılan kutlamalar martın son haftası ile nisanın ilk haftası olarak değişmektedir.

Türk ve İslam âleminde Nevruz; âlemin yaratılmaya başlandığı ilk gün, âlem ve feleklerin yaratılıp devrana başladığı ilk gün, âlemin yaratılmasının başlandığı ilk gün ve akabinde ki ilk hafta, Hz Âdem’in doğum günü, Hz İsa’nın dirildiği gün, olarak kabul edilir.  Nevruz günü Hz Ali’nin doğduğu veya halife olduğu gün olarak da bilinir. [15] Anadolu’daki Alevi Türkmenlere göre Nevruz, aynı zamanda kırkların bayram günüdür. [16]

Ali'nin doğduğu gündür
Bugün her günden üstündür
Hemen saki peymane döndür
Bugün Nevruz-ı sultandır     Trakya Bölgesinin Tasavvufî Halk Müziği,

Çok şükür bahara eriştik bugün
Üçleyelim nevruz sultan demine
Kırkların bayramı dediler bugün
Hü diyelim nevruz sultan demine   
Tekirdağ Türküleri- Kılavuzlu Köyü 

 

Nevruz Bayramı Cem ve Feridun

Cem ile Feridun divan şairleri tarafından çok iyi bilinen Zerdüşt krallarıdır.  Bu iki Zerdüştlük dönemi Pers krallarının tahta çıktıkları ilk gündür. Bu iki kralla ilgili Şehname ve Taberi Tarihi kökenli efsaneler ve varyantlar bulunmaktadır.

Kimi kaynaklara göre Nevruz kavramı Hint mitolojisinden Zerdüştlere geçmiştir.  Ahmet Talat Onay’ın eski kaynaklara dayanarak verdiği bilgilere göre Nevruz ile ilgili esatirlerin kökeni Hint esatirlerinde Cama Şida adlı tanrı ile alakalı olmaktadır. [17]Lakin tarafımızdan çok sayıda tanrısı olan Hint tanrılarından birisi olduğu söylenen Cama Şida veya sözü edilen Hint esatirleri ile ilgili destekleyici mahiyette bir bilgiye ulaşılamamıştır. 

Mecûsîlik’te Nevruz ateşin efendisi Aşa Vahişta’ya atfedilmiştir. Nevruzun Mecusilerdeki, anlamı, sonbaharla birlikte yeryüzünden ayrılan bitkilerin ve suların koruyucusu Rapîtvîn’in yeryüzüne yeniden dönüşü olmaktadır.

Zerdüşt ve Acem esatirlerinde Nevruz bayramının ortaya çıkışı Cem’in ( Cemşid-i Hurşid ) tahta çıkışı ile de ilgilidir. Bu konu divan şairlerimiz tarafından da oldukça iyi bilinir.

Zerdüştlerin efsanevi hükümdarı büyük tanrı Hurşit, yani Güneş Tanrısının oğlu Cem,  Nevruz-u Amme Nevruz’un ilk günü tahta çıkmıştır. Tahta çıktığı yer ise eski adı ile Kuzey İran’da Hazar gölünün güneyindeki Taberistan’dır. Günümüzdeki adı Mazenderan olan bu bölge, coğrafik bakımlardan Doğu Karadeniz bölgesine benzeyen dağlık bir yerdir. Bu bölge aynı zamanda Zerdüştlerin ortaya çıktığı bir bölge olmaktadır.

Cemşid –i Hurşid, 21 Mart sabahı şafak vaktinden önce üzerinde türlü çeşit mücevherler dolu altın işlemeli elbisesini giyerek çeşitli cevahirlerle süslenmiş altın tahtına oturur.  Şafağın sökmesi ve Güneşin doğuşu ile birlikte ayağa kalkarak hükümdarlığını ilan eder.  Cemşid –i Hurşid’in tahtı, tacı ve elbisesinden saçılan ışıltılar her tarafı gün gibi ağartmış, bu parıltı ve ihtişama karşılık ahali saygıyla selam durarak Cem’e biat etmiştir. Böylece Cem, tahta çıktığı ilk gün olan 21 Mart’ı ve devamındaki yedi günü bayram olarak ilan eder. Cem; tahta çıktıktan sonra mahkûmları serbest bırakmış, beratları yenilemiş, yeni memurlar atamış, devasa kutlama ateşleri yaktırmış, macunlar dağıtmış,  fakirlerin ihtiyaçları gidermiş,  fakirlere yiyecek ve giysiler dağıtmış, [18]mahzenleri ve ambarları halka açmış, bir hafta boyunca herkesin yiyip içmesi ve eğlenmesini sağlamıştır. [19] Halk, bu altı gün boyunca kırlara çıkmış, vaktini eğlence ile geçirmiştir. Cem, yedinci günü ise Tanrı’ya şükür tapınma günü olarak ilan etmiştir. [20] “ Eski İran şahları nevrûz-ı âmme ile nevrûz-ı hâssa arasındaki altı günde ihtiyaç sahiplerinin bütün ihtiyaçlarını gidermek üzere tahta oturur ve herkese yardım ederlermiş. Mahpusları serbest bırakır, içki ve eğlence ile vakit geçirirlermiş. Bu günlerde macunlar dağıtılır ,tatlılar yapılır kırlara çıkılırmış.”[21]

Esatirlere göre Dehhak’ın öldürülüp Feridun’un tahta çıkması da Nevruz günü meydana gelmiştir.  Feridun’un tahta çıkması Gave ( Kawa) veya Dahhak ( Dehhak )  Destanı olarak anlatılır. Bu destan Arap Çöllerinden gelerek sekiz asırdır saltanat süren Cem’i tahttan indiren zalim Dehhak’ın Demirci Gave tarafından öldürülmesi ile ilgilidir. Cemşid'i  ( bkz  Cem - Cemşid-i Hurşit ( Divan Şiirinde Cem ve Tüm Özellikleri ) , tahttan  zorla indirdikten sonra, İran ve Turan tahtına oturan beşinci hükümdar olan Dahhak, İranlılar`ın,  meşhur Gave (Kawa-  Direfş-i Gayvani: Gave'nin Önlüğü Sahtiyan Bayrak ) destanındaki, omuzlarından yılan çıkan zalim hükümdarıdır. Dehhak şeytan Ehrimen Ehremen (Angra Menyu- Zerdüşt İblisi ) ile ortak olur ve Şeytan’ın telkini ile babasını öldürür. [22] Şeytan, babasının yerine Padişah olan Dahhâk’a aşçı olmuş ve bir yolunu bulup iki omzundan öpmüştür.  Daha sonra şeytanın öptüğü bu yerlerden yılanlar çıkmaya başlar.

 Dehhak, omuzlarındaki yılanların verdiği acılara dayanamamaktadır. Dehhak, Şeytan’ın “Eğer yılanların her birinin başına her gün birer genç veya çocuk beyni sürersen acıların geçer” önerisi üzerine her gün iki genci öldürtüp, beyinlerini yılanlara yedirmeye başlamıştır.[23] Böylece Dehhak, o gün çektiği acılardan kurtulmuş olmaktadır. Demirci Gave’nin Dahhak’ı öldürmesini ise Dehhak’ın yılanlarından başını zor kurtaran Feridun planlamıştır. On altı oğlunu Dehhak’ın yılanları için kaybeden Demirci Gave, sonuncu oğlunu da almaya geldiklerinde , “onu kendi  elimle hükümdara teslim edeceğim” diyerek Dehhak’ın huzuruna çıkar.[24] Dehhak’ın huzuruna çıkarken demir dövdüğü örsünü sahtiyan önlüğü içine gizleyen Gave, bu örsü Dahhak’ın kafasına vurarak Dehhak’ı öldürmeyi başarır. Dahhak’ın kanlarını da sahtiyan önlüğüne siler. Direfş-i Gayvani adı verilen Gave’nin bu önlüğünü bayrak yapan Feridun, halkı isyana teşvik ederek Dehhak’ın yerine tahta çıkar.  (Dahhak ve Efsanesi ( Şiirimizde Dahhak Gave Sahtiyan ) Dahhak’ın öldüğü, zulmün sona erdiği ve Feridun’un tahta çıktığı gün ise 21 Mart’tır. Zalimin zulmünden kurtulan ahali ateşler yakarak yedi gün bayram kutlar.  ( bkz Feridun - Divan Şiirinde Feridun ) [25]

Divan şairlerimiz tüm bunları şiirlerinde kullanmışlardır.

Başı dururken  iki omzunda zülf-i yar
Dahhak var lebleri yetime acep güler       Necati Bey

Başı ve İki omzunda yârin zülüfleri gibi iki yılan dururken Dahhak’ın  dudakları  yetime bir acayip gülüyor.

Direfş-i Gâveyâni şol deri bayrak ki itmişdür
Demirci Gâve Dahhâki anunla eyledi ber-bâd         Tuhfe-i Vehbî
“Gâve'nin şu deri bayrağı ki demirci Gâve onunla Dahhâk'ı perişan etmiştir.

Degşürüp İblîs bir gün sûretin
Geldi Dahhâk’ün katına ol La’în                 Ahmedî
“İblis bir gün çehresini değiştirdi. O melun Dahhâk'ın huzuruna çıktı.”

Her fenâ ehline bir ser-rişte-i maksûd imiş
Mâr-ı magz-âşâmlar kim var imiş Dahhâk’te          Hayâli
Fenalık yolunda olan her kişinin bir dileği olduğu gibi Dahhâk'ta da beyin içen yılanlar varmış

Nevruz u Amme Nevruz u Hasse

İslam kültürlerinde ise Nevruz Allah’ın âlemi yaratmaya başladığı 21 Mart günüdür.  Allah, âlemi, 21 Mart’ta yaratmaya başlamış, âlemin yaratılması yedi gün sürmüş ve yaratılış 28 Mart’ta sona ermiştir. [26]  Allah,  âlemi ve Hz. Âdem’i 21 Martı 22 Marta bağlayan gece yaratmaya başlamış kâinatın yaratılışı yedi günde tamam olmuştur. Kâinatın yaratılmaya başlandığı ilk gün Nevruz-u Amme, yedinci gün Nevruz u Hassa kabul edilmiştir. [27] ( bkz Nevrûz Nevruz-u Amme Nevruz u Hassa Nedir Şiirlerde Nevruz )  İslami kültürde belirlenen bu takvim ilginç bir şekilde Zerdüşt söylenceleri ile birebir örtüşmektedir. 

Astrolojik Açıdan Nevruz

Astrolojik inançlara göre Güneş, dördüncü felektedir ve gökyüzünün kralı olarak kabul edilir. Gökyüzünün kralı olan Güneş, 21 Mart günü Hamel ( koç ) burcunun evine girer. Böylece havalar ısınmaya, toprak yeşermeye vb başlar, yani bahar gelir.  ( bkz Hamel Nedir ve Koç Burcunun Divan Şiirindeki Yeri  ) Güneş, uğursuz sayılan Mars’ın temsil ettiği koç burcuna girdiğinde bahar başlamış olur. Yeni takvimde bahar erkinoksu olarak bilinen bu durum uğurlu kabul edilmiştir.  Güneş’in 21 Martta Hamel Burcuna girmesi nahs-ı ekber yani büyük uğursuz Mirrih, Merih, Mars ’ın mizacını dizginlemiş olması olarak anlaşılmıştır. ( bkz Burçlar Felek Kıran İnançları Divan Şiiri ve Hayata Etkileri )  Divan şairlerine göre de dördüncü felekte sultan olarak tasavvur edilen Güneş, Nevruz’un da sultanıdır.[28] ( bkz  Kıran Nedir Kırân-ı sa’deyn Kırân-ı nahseyn ( Astroloji)

Burc-ı hamelde revzen-i hurşîdden saçıldı zer
Çıkdı ‘adâlet kasrına nev-rûz-ı sultânî meger          Şeyhülislam Yahya

Sâgar-ı mihri cihâna sundı sâkî-i hamel
Neşve-dâr itdi yine eşyâyı hep nevrûzdur                       Nabi G. 125/2

Nabi bu şiirinde Nevruz ile Mihrican gününü karıştırmaktadır. Bir başka açıdan bakarsak Araplar, Nevruzu Mihrican olarak adlandırmışlar, Nabi de muhtemelen bu açıdan

Nevruzu, mihrican olarak ifade etmiştir.

Güneş gökde hamel burcını teşrîf eyledi gûyâ
Mizâc-ı dehri kıldı mu‘tedil nev-rûz sultânı              Nevi

Güneş, Hamel burcuna girerek; Nevruz sultanının mizacını mutedil hale getirdi.

Eskiler Güneşin, Hamel burcuna girdiği ayı ferverdi ayı olarak biliyor,  ateş burçlarından birisi olan bu burca ise “Burc-ı bere” ya da “Bere-i felek[29] adlarını veriyorlardı.

 

 Hıdrellez ile Nevruz

Kimi kaynaklar Hıdrellez şenlikleri ile Nevruz arasında da alakalar kurmaktadır.  Hızır ile İlyas’ın her sene 6 Mayıs günü bir araya geldikleri tasavvuruna dayanan Hıdrellez şenlikleri büyük ölçüde Nevruz şenliklerine benzer şekillerde yapılır. Lakin takvimsel olarak Nevruz ile Hıdırellez günleri arasında takvimsel olarak 40 – 45 günlük bir süre bulunur. Açıkçası Hıdrellez, baharın değil;  yazın gelişi kutlamaları olmaktadır.

Nevruz Adetleri 

İran geleneğinde Nevruz törenlerinin bir parçası olarak yedi saksıya yedi çeşit tohum ekilir ve kutlamaların başlangıcında kralın önüne yedi çeşit tahıl, yedi ağaçtan taze dallar ve yedi gümüş para konurdu. Yine Nevruz dekorasyonu yedi çeşit nesneyle yapılırdı (EIr., XI, 524-526). Günümüzde de Nevruz yemeğinde yedi çeşit tahılın kullanılması bu sayıyla ilgili geleneğin devam ettiğini göstermektedir.

Ateşlerin yakılması, dilek tutularak yanan ateşlerin üzerinden atlanması, kızgın ateşte demir dövülmesi, en güzel kıyafetlerin giyilmesi, süslenilmesi… Sümerlerden, Perslerden günümüze kadar uzanan bir gelenektir.  Bu geleneklerin izlerini yukarıda da anlatıldığı gibi Sümer Destanlarında ve Zerdüştlerde de görmek mümkün olmaktadır.

Osmanlı saraylarında takvimler müneccimbaşı tarafından her yıl Nevruzda hazırlanır, padişaha, sadrazama ve diğer devlet ricâline takdim edilir, [30] [31]böylece Nevruz günün de geldiği belli olurdu. Osmanlı saraylarında Nevruz gününde tatlılar yapmak, nevruz macunları hazırlayıp halka dağıtmak, nevruz münasebeti ile nevruziye yazarak takdim eden şairlere ve saraydaki görevlilere nevruz bahşişleri vermek adetleri vardı.

Nevruz’da macun ve tatlı dağıtmak âdetinin en azından   Mecusilerin en meşhur hükümdarı olan Cem’in (Cem - Cemşid-i Hurşit ( Divan Şiirinde Cem ve Tüm Özellikleri ) tahta çıktığı 21 Mart gününe kadar uzatabilmek mümkündür.                                                                                                                                                                                        

 Nevruziye Türü Şiirler

Nevruz bayramı ve Nevruz günü ile ilgili olmak üzere İki türlü nevruziye vardır. İlki devlet büyükleri için Nevruz gününü  tebrik vesilesiyle yazılmış nevruziyelerdir. Diğerleri ise Nevruz konulu müstakil manzumeler ile nesip bölümlerinde nevruzdan söz eden kasideler olmaktadır. ( bkz Nevrûz Cem Ateş İçki Bayram ve Şiir Dünyamızda Nevruz

Ayrıca  nevruz  münasebeti ile  nevruz gününe özel  yapılmış macunlara veya tatlılara da Nevruziye denilmiştir. 

Şairler Nevruz vesilesi ile devlet adamlarına ve hünkârlara medhiyeler, kasideler yazmışlar, bu şiirlerde Nevruzu da tasvir etmişlerdir. Şairler, nevruziye adını verdikleri bu şiirleri onlara takdim ederek hediyeler ve bahşişler alma yoluna gitmişlerdir. Nevruziyelerde takdim edilecek kişilere övgüler dizildiği, iyilik dilekleri de sunulduğu malum konudur. “Osmanlılar döneminde Nevruz gününde şairlere hediye verme âdeti oldukça yaygındır.” Bu nedenle nevruziyeler Nevruz gününde din ve devlet büyüklerine sunulmak amaçlı yazılmış şiirlere denilmiştir. 

Nevruziyeler müstakil olarak ve sadece Nevruz gününden söz etmek için de yazılabiliyordu.  Buna rağmen devlet adamlarını övmek veya yermek amaçlı yazılan kasidelerin nesib – teşbib bölümlerinde Nevruzdan söz eden, çoğu kez de Nevruz veya bahar redifli olan türlerine de Nevruziye denirdi. Nevruz günü için yazılan şiirler kaside şeklinde yazılıyor, bu tip kasidelerin nesib – teşbib bölümlerinde ( bkz   Nesib Bölümü Nedir ve Nesib Örnekleri) bahar, nevruz, gül mevsimi,  aşk ve işret mevsimi vb konular ele alınıyordu.

Buna mukabil divan şairleri gazel ve mesnevi türündeki şiirlerde de Nevruz ve Nevruz ile ilgili bahislere değinmişlerdir.  Divan edebiyatında çok sayıda Nevruz konulu müstakil nevruziye yazılmıştır.  Yazılan bu şiirler Nevruz günü ve Nevruz Bayramı münasebeti başta padişahlar olmak üzere devlet adamlarına takdim edilmiş, karşılığında ise onlardan bahşiş, hediye, tımar, berat veya yüksek bir mevki gözetilmiştir.

Bezm-i şehe bu nazm ile olsan güher-efşan
Gûyâ ki gülistâna düşer şebnem-i Nevrûz      Nef‘î

Şâh-ı eyvân-ı Hamel teşrîf edip dîvânını
 Ehl-i bâğa eylesin cûd u sehâ Nevrûz’dur.   Şeyhülislâm Yahyâ

 

 Nevruziye Macunu

Nevrûziye macunu, nevruz gününe özel yapılmış, nevruz günü yenmesi ve ücretsiz olarak halka dağıtılması amaçlı olarak hazırlanmış macunlar veya tatlılardır. Bu macunların yüksek bir yerden kalabalığın üzerine atılarak bedava dağıtıldığı gibi güne özel olarak yapılıp para ile de satılan türlerinin de olduğu anlaşılmaktadır.    A. Talat Onay bu macunlar hakkında bize şu bilgileri aktarır. “  Güneş Hamel Burcuna girdiğinde yenilmek üzere güzel kokulu, hazmı kolay, kuvvet verici macunlar yapılır, yedi maddeden mürekkep bu macuna Nevruz macunu denirdi. Bu macunlar Nevruz günü, yaldızlı kâğıt külahlarda, şişeler içindeki şekerci dükkânlarında, cami avlularındaki sergilerde satılırdı”   [32]

Eski devirlerde Nevruz macununu yapmak, dağıtmak yemekle ilgi pek çok gelenek olduğu ortaya çıkmaktadır. Yusuf HALAÇOĞLU ise bu konuda bize şunları aktarır.  “Bu macundan yemenin kuvvet ve şifa verici bir tesiri ve kendi usul ve an'anelerine göre bunları kaynatıp suyunu içerler ve yüzlerini yıkarlardıNevruz'dan birkaç gün önce eczacılar, kulplu küçük çay bardaklarına veya fincanlara, terkibi kendilerince bilinen bir macun doldurup, tanıdığı müşterilerine ve mahallenin kibar ve zenginlerine gönderirlerdi. Bu hediyeleri alanlar, buna karşılık çoğunlukla bir gümüş Mecidî bahşiş verirler ve eczacı çıraklarını sevindirirlerdi.”[33]

Nevruz gününün ilk saatinde adı  “ s “  sin harfi ile başlayan yedi yiyecek yemek çok uğurlu sayılırdı.  Buna ise yedi sin ( heft –sin ) deniyordu.[34]  Bu yiyecekler ise  “ Arapçadaki sin harfiyle başlayan süt, simit, sukker, sa'lep, sirke (sir), soğan, semek (balık) veya sefercil (ayva) “ idi.[35]

Yusuf Halacoğlu’nun  saydığı bu yiyeceklere ilaveten  sumak, sebze, sünbül,semek, sirke, sir ( sarımsak) senced ( iğde) nin de heft sin sayıldığı ortaya çıkmaktadır.  Demek ki Nevruz günü önemli olan yiyeceklerin kendileri değil yiyecek adlarının  “ s “ sin harfi ile başlaması önemliydi.

Nevruz gününün ilk saatinde adı  “ s “  sin harfi ile başlayan yedi yiyecek yemek çok uğurlu sayılırdı.  Buna ise yedi sin ( heft –sin ) deniyordu. Bu yiyecekler ise  “ Arapçadaki sin harfiyle başlayan süt, simit, sukker, sa'lep, sirke (sir), soğan, semek (balık) veya sefercil (ayva) “ idi.[36]

Adı Osmanlıca sin ( s ) ile başlayan bu yedi yiyeceği yemenin de bir adabı vardı.  “ Heft sin bir tepsiye konulup evin efendisi önüne getirilir, evde mevcut olanlar da tepsinin etrafına iki diz üstünde otururlardı. Evin efendisi herkesin önünde bu malzemelerden birer fincan veya tabak ile herkese dağıtır ve gün dönümü saati geldiği vakit, buyurun hitabıyla önce macundan, sonra diğerlerinden birlikte alınır, evin efendisi senenin saadetle geçmesi için uzunca bir dua yapar, eller öpülür ve merasim sona ererdi.”[37]

Heftsin ve macun takdimi saraylarda da özel törenlerle yapılır, bu macunları ve yiyecekleri dağıtanlar ve yapanlar Padişah ve hanedan mensupları tarafından bahşişlerle ödüllendirilirdi.  “Macun yenir yenmez üstüne su, gül veya limon şerbeti içilmesi âdettendi.”[38]  ( Geniş bilgi için bkz Nevrûziye Macunu ve Heft Sin )

Bu adetler de divan şairlerinin işaret ettiği konular arasına girmişlerdir.

Sunar fütâdeye nevrûz-ı fasl  erişdi deyü
Dehân-ı okka şekker nevâle-i gül- renk    Raif ( Mollacıkzâde )

O güzel, Nevruz geldi diye yoksullara, düşkünlere, ( mecazi olarak âşıklara ) dudaklarındaki şekerleri ( sevgilinin dudakları şeker gibi tatlı, gül kokulu ve gül renklidir.) gül renkli nevalelerini sunar.

Sofralar açsa ŝabā yér yér ˘aceb mi ġonceden
Çün şükūfe ravżanuŋ bir haftelik mihmānıdur  Tacizade Cafer Çelebi 

Tacizade Cafer Çelebi’nin bu beytinde nevruz ve nevruzu hasseden söz edilmektedir.  Nevruz u hassenin bir hafta sürdüğünü cennet-i ravzadaki goncaların bu hafta içinde dünyaya misafir geldiği yani açtığı ifade edilmektedir.

Divan Şiirinde Nevruz

 Divan şairleri Cem devri öncesi hariç yukarıda anlatılan tüm bu bahisleri öğrenmişler ve şiirlerinde tüm bu bilgileri kullanmışlardır. Divan şairleri, Nevruz ile ilgili yukarıda bahsi geçen hemen her konuya değinmişlerdir.  Nevruz, divan şairleri için Cem’in tahta çıktığı, şarap içmenin serbest bırakıldığı,  Güneş’in Hamel burcuna girerek Nevruz Sultanın mizacını mutedil hale getirdiği,  bahşişlerin dağıtıldığı, beratların yenilendiği, yeni memuriyetlerin ve hediyelerin bahşedildiği bir aydır.

Divan şairleri için Nevruz, eski takvimin başlangıç günü bu gün münasebeti ile padişaha ve yüksek düzeyli devlet adamlarına nevruziyeler ve kasideler yazarak takdim etmek, karşılığında ise bahşiş, hediye,  yüksek bir makam veya tımar alabilmek umududur.

Sosyal aktiviteler açısından ise Nevruz ve nev bahar aşk, işret, eğlence mevsimiydi. Bu mevsim güllerin açtığı, hayvanların ürediği, nebatların yeşerdiği,  kırlara çıkıldığı, işretlerin başladığı, kırlarda işret sofralarının kurulduğu, içki meclislerinin tertip edildiği, güzellerin seyran ettiği, âşıkların gezintiye çıktığı, bülbüllerin güller için yakarıp yakardığı, cünunluk mevsimiydi.  Nevruz ve bahar divan şairleri için  (  Bahar Cinnet ve Cünun Nedir ? ) işret, mey, meclis ve eğlence devri demekti. (   İşret Nedir ve Edebiyatta İşret )

Divan şairleri Nevruz münasebeti ile çok sayıda nevruziye yazmışlar,  Nevruz gününde veya nev- baharda yazdıkları kasidelerin nesib bölümlerinde yukarıda bahsi geçen hemen her konuya yer vermişlerdi.  Bu nedenle yukarıda anlatılan bahisleri bilmeden bu şiirleri veya beyitleri anlamak mümkün olamayacaktır.

Divan şairleri, Nevruzdan söz ederlerken sözü mutlaka Cem,  Güneş’in yeryüzünü ısıtmaya başlaması, Cem’in aynası, Cem’in kadehi, içki, eğlence, meclis, işret, şarab vb ye getirmişlerdir.

Yar ola cam ı Cem ola, böyle dem i hürrem ola   Nedim.      

Saki medet sun cam ı Cem       Nedim, 

Cam-ı nevruz-ı minadır cevher-i ayinemiz
Kabz-i derya-yı işrettir şeb-i azinamız   Süleyman Fehim

Çün ĥurrem étdi ˘ālemi nevrūz-ı muģterem
 Dilde hevā-yı bāde gerek elde cām-ı Cem   Lutfî ( 15. yy Nevruziye)

Lutfî’nin bu şiirinde Cem’in Nevruz günü tahta çıktığına, içki içmeyi serbest bıraktığına ve Nevruz’un gelmesi ile birlikte yapılan eğlencelere işaret edilmektedir.

Cam-ı nevruz-ı minadır cevher-i ayinemiz
Kabz-i derya-yı işrettir şeb-i azinamız   Süleyman Fehim 

Sâkiyâ gel destüñe al câm-ı Cem nevrûzdur
Mest-i şevk olsun yine erbâb-ı gam nevrûzdur   ( AHMET NÂMÎ (17. Yy- Gazel )

Yenilendi bu köhne âlem erince hemân Nevrûz
Cihâna makdemiyle bahş edüpdür taze cân Nevrûz  ( Bahti Sultan I. Ahmet – gazel )
(Nevrûz'un erişmesiyle şu köhne dünyâ yenilendi. Gelişiyle cihâna yeniden can bağışladı.)

Nedim’in bu beyitlerinde bahsi geçen cam-ı Cem, Nevruz günü tahta çıkan, şarabı icat eden, o gün içki içilmesini serbest bırakan Cemşid-i Hurşid’in kadehidir.  ( Geniş bilgi için bkz Câm-ı Cem, Câm-ı cihannüma, Câm- âlemnüma,) Cem’in  aynası İçine bakıldığında, dünyada olup biten her şeyi gösteren bir  aynadır.   Esatirlere göre  Cem’in kadehi, yedi madenden yapılmış, sihirli bir kadehtir.  Cem, diğer adı Cam-ı Cihannuma olan bu kadehe bakarak ülkesinde ne var ne yok, her şeyi görüp denetler, civar ülkelerdeki halleri de seyredermiş. Cem, bu kadehe bakarak, devlet görevlilerinin adil davranıp davranmadıklarını, zulüm  edenleri, nizamı   bozanları, intizamı  sağlayanları görür ve ona göre davranırmış.

Divan şairleri için Nevruz ve nevbahar yukarıda izahı yapılan konular dışında aşk, işret, eğlence, gezinti, meclis kurma, sohbet ayıdır.  Nevruzun gelmesi ile güzeller, seyrana çıkar, güller açılır, bülbüller figana başlar. Âşıklar, saz çalıp şiirler söylemeye başlar. Bu nokta da gül ile bülbül öykülerine de işaret edilmiştir.

 Çün cebînüñle ruhuñdur ‘ıyd u nevruzum menüm
Nice buhtû tapmasun bu baht-ı fîrûzum menüm   Dede Ömer Ruşeni 

Gonca-ı dil açılur gerçi ki nev-rûz olıcak
Aña hâcet mi kalur tâli‘i fîrâz olıcak   Nevizade Atai –

Hoşâ mübarek ü mesud ruz-i ferruh-dem
Zihi küşade ve dil-keş zamane-i hurrem   Nedim ( Nevruziye )

Mevsimi-nevruzu nеyistan aşikâr oldu yеnə,
Şəhrimiz şеyхi bu gün хoş badəхar oldu yеnə.   Seyyit Nesimi 

Gün yüzin ‘arz eyledi nev-rûzda ol meh-likâ
Mihr altun kaplu bir âyîne virdi rû-nümâ            Baki'

Baki’nin bu beytinde Cem’in altın işlemeli ziynetlerle süslü ışıltılı elbisesi ile Nevruz günü tahta çıkışına telmih ( hatırlatma sanatı ) vardır.  “ O, gün yüzlü güzel nev—ruzda  yüzünü gösterdi.  Güneş, altın kaplı bir ayna ile yüzüne ayna tuttu. “

Çün çemen Firdevs olup ŝaģrā İrem bostānıdur
Ģūr u ġılmān ile˘işret ét ki dünyā fānidür      Tacizade Cafer Çelebi (Nevruziye )

 Rūz-ı nevrūz érdi zeyn oldı bahār ile cihān
 Maķdeminden oldı ˘ālem reşk-i gülzār-ı cinān  Sücûdî ( 16. yy Kalkandelenli- Nevruziye)

Açıldı lāle-veş nevrūz kūhı
Ķuşatdı ter benefşe ŝol u ŝaġı    Medhî, ( 16. Yy. Nevruziye )

Elde câm-ı pür-safâ bezmüŋde sâkî pür-şükûh
Seyr iden âyîneŋi Cem-şîd hem Cem dir saŋa    BESNİLİ NEHCÎ DEDE

Dil-berân seyr-i gülistân eylesün nev-rûzdur
‘Âşıķân sûz ile efgân eylesün nev-rûzdur   ŞEHRÎ (MALATYALI ALÎ ÇELEB

Dilberler gülistanı seyre ve gezmeye gelsin, âşıklar ise söz ile saz ile figana başlasınlar çünkü Nevruz günü gelmiştir.

Bu ruz odur ki sezadır olsa bir demine
Feda zamane-i sad Baykara vü müdde-i Cem   Nedim   

 ˘Iyd-ı nevrūz oldı vü alnında šıfl-ı ġoncenüŋ
Şol ķızıl beŋ kim görinür tāze ķurbān ķanıdur[39]

Ŝorma bizden Cem hikāyātın Ferìdūn ķıŝŝasın
 Bildügi ˘āşıķlaruŋ mihr ü vefā destānıdur[40]

Bize,  Cem’in hikâyesini ve Feridun’un kıssasını sorma. Âşıkların bildiği Mihr- ü Vefa destanıdır.

Halk ve ozan şiirimizde ise nevruz günü kırkların bayram günü, Hz Ali’nin doğum günü,  güllerin çiçeklerin açtığı, gülistan ve eğlence zamanıdır.

Erişti bad-ı nevruz gülsitane
Gülistan vakti yetti kim uyane   Kaygusuz Abdal

Gelin ey nazenin canlar
Bugün nevruz-ı sultandır
Sefalar sürsün ihvanlar
Bugün nevruz-ı sultandır [41]

Çok şükür bahara eriştik bugün
Üçleyelim nevruz sultan demine
Kırkların bayramı dediler bugün
Hü diyelim nevruz sultan demine[42]

Yine müjde kıldı sultan-ı nevruz
İrişti zerrine feth-i Messiha
Şu’le-i nur ile mihr-i şebefruz
Mir’at-ı feleği kıldı mücella   Aşık Ömer ( 17. yy )

Âşık Ömer’in bu şiirde Nevruz’u Mesih( Hz İsa’nın ) yeniden diriliş günü olarak belirtmesi ilginçtir.

Derviş Hasan hü der goncadan bağdan
Geldi nevruz sultan kalmadı güman
Gülüm saki doldur sürelim devran
Hü diyelim nevruz sultan demine     Trakya Kılavuzlu Köyü

Sonuç

Nevruz kavramı, Sümer ve Akad kültürlerinden önceden beri var olan ve bilinen takvimsel ve kültürel bir olgudur.   Her senenin 21 Mart günü ve devamındaki yedi günü ifade eden bu mevsimsel dönüşüm yani kıştan çıkış, bahar mevsimine giriş çok tanrılı dinlerde dini inançlara ve esatirlere de karışarak özel ayinler,  eğlenceler, adetler vb ile kutlanan kutsal bir gün haline dönüşmüştür.

Çok tanrılı dinlerde ortaya çıkan bu kutlamaların bir şekilde Hıristiyanlık ve İslamiyet’e de sızdığı,   en az altı bin yıl öncesinde ortaya çıkan nevruz kavramanın ve kutlamalarının bir şekilde günümüze kadar yaşamayı da başardığı dikkati çeker. Diğer bir açıdan baktığımızda ise çok tanrılı dinlerde ortaya çıkan Nevruz ve Nevruz kutlamaları, Kuzey yarımküredeki Asya ve Avrupa’daki hemen her kültüre ad veya nitelik değiştirerek sıçrayan evrensel bir olgu haline dönüşmüştür. Büyük ihtimalle Mezopotamya kökenli olan ve ilk kez bu bölgedeki kültürlerde yazıya geçen Nevruz tasavvurları ve kutlamaları, takvimsel ve mevsimsel bir döngü olmaktan çıkarak dinsel ve kültürel bir karakter de kazanmış,  evrensel bir olgu haline gelirken de Mezopotamya kökenli asli özelliklerini de yitirmemiştir.

Çok tanrılı dinlerde ortaya çıkan Nevruz kavramının Hıristiyanlıkta Hz İsa’nın çarmıha gerildikten sonra yeniden dirildiği üçüncü gün, Müslümanlıkta ise Hz Âdem’in doğum günü; âlemin Allah tarafından yaratılmaya, feleklerin dönmeye başladığı gün ve hafta haline dönüşmesi de ilginçtir.

Divan şairleri nevruzdan söz ederlerken Zerdüştlerden beri bilinen pek çok konuya değinmişlerdir. Divan şairlerinin şiirlerini tahlil ettiğimizde Nevruz, Nevruz günü ve Nevruz eğlenceleri ile ilgili pek çok adet, anane, esatir ve astrolojik inançlar hakkında bilgiler çıkmaktadır. Başka bir açıdan bakarsak Nevruz ile alakalı yazılmış şiirleri anlamak için divan şairlerinin bildikleri tüm bu konuları bilmemiz gerekmektedir.

 Divan şairleri Nevruz’dan söz ederken Cem, Cem’in aynası, Feridun, Dehhak, Gave destanlarına, Hamel burcu ve Güneş ile alakalı pek çok astral konulara da işaret etmişler, bu esatirlerle ilgili pek çok detayı ortaya koymuşlardır. Divan şairleri Nevruz münasebeti ile yazdıkları şiirlerinde Nevruz ve nev- bahardan söz ederlerken bu mevsimde yapılan işret, eğlence, adet, anane ve diğer pek çok detaya değinmişlerdir.

Tüm bunlar divan şairlerinin Zerdüştlükte ortaya çıkan esatirleri Şehname ve Taberi tarihinden öğrendiklerini ve Nevruz ile ilgili yukarıda sıralanan tüm bu ayrıntıları çok iyi bildiklerini ortaya koymaktadır.


KAYNAKÇA 

[1] Edebiyat ve Sanat Akademisi.Com, sahibi, baş editörü, Edebiyat Sanat ve Sanatçılar Derneği Başkanı
[2] Muazzez İlmiye Çığ, Sümer-Türk Kültür Bağları,  Kuran, İncil ve Tevrat'ın Semerdeki kökeni s.71-73, Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği s.64 Süleyman'ın Şarkılar Şarkısı
[3] Dr. Suzan AKKUŞ MUTLU, Eski Mezopotamya’da Nevruz Kutlamaları, ARCHIVUM ANATOLICUM,10. 1. 2016, s. 10
[4] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/adonis-kimdir-ve-adonis-efsaneleri/68291
[5] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/adonis-kimdir-ve-adonis-efsaneleri/68291
[6] Dr. Suzan AKKUŞ MUTLU, Eski Mezopotamya’da Nevruz Kutlamaları, ARCHIVUM ANATOLICUM,10. 1. 2016, s. 1- 14
[7] M. Elizade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi,  Çevr. Ali Berktay, Kabalcı Yayınları. 2. Baskı , İst., 2017
[8] Dr. Suzan AKKUŞ MUTLU, Eski Mezopotamya’da Nevruz Kutlamaları, ARCHIVUM ANATOLICUM,10. 1. 2016, s. 1- 14
[9] ŞİNASİ GÜNDÜZ, https://islamansiklopedisi.org.tr/nevruz
[10] Şahamettin Kuzucular ,https://edebiyatvesanatakademisi.com/halk-hikaye-ve-destan/demirci-kava-gave-destani/326
[11] A. Azmi Bilgin, “Türk Edebiyatında Bayramlar ve Nevruz Bayramı”, TDl., sy. 617 (2003), s. 448-457
[12] Mehmet KILDIROĞLU, GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRKLERDE NEVRUZ,
[13] Cihan PİYADEOĞLU, Gazneliler ve Büyük Selçuklular'da bayramlar ve bayram kutlamaları, Yıl: 2010,Cilt: 5Sayı: 4ISSN: 1308-2140 / 1308-2140Sayfa Aralığı: 1412 - 1420
[14] Prof. Dr. Abdulhâlık M. Çay, Türk Ergenekon Bayramı Nevruz, V. Bsk., Ankara 1993, s.12
[15] Bedri Noyan, “Şia’nın Bayramlarından Nevruz”, TDEAD, sy. 2 (1983), s. 102-109.
[16] Sebahattin Şimşir, “Türk Tarihinde Nevruz”, TK, XL/469 (2002), s. 268-275.
[17] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996,  s.382
[18] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/nevr-z-cem-ates-icki-bayram-ve-siir-dunyamizda-nevruz/69351
[19] Firdevsi Şehname, Çeviren,Necati Lugal, Meb.Yay. Devlet Kitapları Müd. Ank., 1967, s. 97-109
[20] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/nevr-z-cem-ates-icki-bayram-ve-siir-dunyamizda-nevruz/69351
[21] İskender Pala , Ansiklopedik Divan Şiiri, s. 371
[22]  Firdevsi Şehname, Çeviren,Necati Lugal, Meb.Yay. Devlet Kitapları Müd. Ank., 1967, s. 97-100
[23]Şahamettin Kuzucular ,https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/dahhak-ve-efsanesi-siirimizde-dahhak-gave-sahtiyan/5006
[24] Şahamettin Kuzucular, Firdevsi'nin Şehnamesi Konuları Önemi ve Etkileri, https://www.edebiyadvesanatakademisi.com
[25] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/feridun-kimdir-sehname-de-acem-hukumdari-divan-siirinde-feridun/14338
[26] İskender Pala , Ansiklopedik Divan Şiiri, s. 371
[27] Şahamettin Kuzucular, Nevrûz Nevruz-u Amme Nevruz u Hassa Nedir Şiirlerde Nevruz, https://edebiyatvesanatakademisi,69351
[28] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/hamel-nedir-ve-koc-burcunun-divan-siirindeki-yeri/34156
[29] Hafsanur YILDIRIM, DİVAN ŞAİRLERİNE GÖRE BURÇLAR, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Cilt: 8 Sayı: 41
[30] Ahmet Oğuz, “XIX. Yüzyıl Sonu Osmanlı Belgelerine Göre Dinî Bayram ve Nevrûz Tebrikleri”, a.e., sy. 53 (2002), s. 23-24.
[31] Mustafa Uslu, “Türk Kültüründe Nevruz Motifi”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, I/4, İstanbul 1987, s. 22-24.
[32] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996, s.382
[33]  Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU, OSMANLILARDA NEVRUZ KUTLAMALARI, http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/yusuf_halacoglu_nevruz_kutlamalari.pdf
[34] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996, s.382
[35] Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU, OSMANLILARDA NEVRUZ KUTLAMALARI, http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/yusuf_halacoglu_nevruz_kutlamalari.pdf
[36] Şahamettin Kuzucular, https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/nevr-ziye-macunu-ve-heft-sin/69380
[37] Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU,agy
[38] Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU,agy
[39] MURAT A. KARAVELİOĞLU,16. Yüzyılda Derlenmiş Bir Şiir Mecmuasında Dört Nevruziye Örneği: Medhî, Sücûdî, Cafer Çelebi ve Lutfî’nin Nevruziyeleri Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 15, İstanbul 2015, 223-262. 
[40] MURAT A. KARAVELİOĞLU,16. Yüzyılda Derlenmiş Bir Şiir Mecmuasında Dört Nevruziye Örneği: Medhî, Sücûdî, Cafer Çelebi ve Lutfî’nin Nevruziyeleri Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 15, İstanbul 2015, 223-262
[41] Nevruziye. Trakya Bölgesinin Tasavvufî Halk Müziği, Hüseyin Yaltırık, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002
[42]  Nevruziye. Hüseyin Yaltırık tarafından 22.03.1997 tarihinde derlenmiştir. Trakya Bölgesinin Tasavvufî Halk Müziği, Hüseyin Yaltırık, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002.

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
03.04.2021 - 01:14
Şahamettin Kuzucular Öğretmenim titiz bir araştırma. oylumlu bir yazı okudum kaleminizden. Nevruz ya da Nevroz Adından da anlaşılacağı gibi yeni gün. baharın habercisi. Aynı zamanda yazınızda da ifade ettiğiniz gibi Asya ve Avrupa da özellikle ortadoğu ve ön Asya da farklı biçimlerde kutlansa da mazlum halklar için Efsanelerden beslenen diriliş kurtuluş, kuruluş anlamına da gelmektedir. Bu güzel çalışma için sizi yürekten kutluyorum Bu

03.04.2021 - 10:55
Teşekkür ediyorum Tahir Bey, görüldüğü gibi Nevruz konusunun kapsamı oldukça geniş. Kültür, din ve inançlara bürünerek evrensel bir konu haline gelmiş. Sümerlerden Acemlere, oradan Yunan ve Roma'ya ardından Hristiyanluk ve Müslümanlığa girip dinsel ve törensel haller de almış. Her kültür ve din benimseyerek sahip de çıkmış. Konuya divan şiiri açısından bakarak çözümlemek de ap ayrı müşkül ve zordu. Elimizden geldiği kadar çok yönlü bakarak çözebilmek gerekliydi. Kurtuluş olarak bakmak siyasi nedenler sayesinde. Yorum için teşekkürler.