Lutfî ( 15. yy - Molla- Sarı veya Deli Lutfi)

Ekleyen : ESA , 14 Mayıs 2017 Pazar aaa Beğen
 
 
Lutfî    ( d. 1446 civarı- ö.899 veya 900/1494 veya 1495)
 
 
Fatih Sultan Mehmet zamanı şairlerindendir. Asıl adı Lutfullâh olup “Mollâ Lutfî, Sarı Lutfî, Deli Lutfî, Maktûl Lutfî” [1]gibi lakaplarla tanınmıştır. İlmi ve faziletli kişiliği ile meşhur olup  Fatih’in açtığı Sahn-ı Semen müderrislerinden biridir.  
Tokatlı olan şairin [2]15. yüzyılın başlarında doğduğu ileri sürülmekte ise de (Adıvar 1943: 60) [3] 850/1446 civarında Tokat’ta dünyaya geldiği sanılmaktadır.  (Mecdî 1296’dan aktaran Gökyay 2005: 255) [4] Kutbüddîn Hasan’ın  himayesinde ve hocalığında eğitim görmüş daha sonra İstanbul’a gelmiş,   Sinân Paşa’dan mantık, felsefe, kelâm derslerini aldıktan sonra Alî Kuşçu’dan da matematik, astroloji ve astronomi bilgilerini öğrenmiştir.[5]  
 
Oldukça iyi yetişmesi, geniş bilgisi ve erdemli kişiliği, hatta yüksek bir ihtimalle hem akrabası hem de hocası olan Sinan Paşa’nın yardımlarını görmüştür  (Erünsal 1982: 77-78) [6] .Vezirlik makamına gelen Sinân Paşa’nın tavsiyesiyle Fâtih Sultân Mehmet tarafından saray kütüphanesine hâfız-ı kütüb tayin edilmiştir. [7]
Buradaki nadir eserleri inceleme imkânı bulmuş, ilim dünyasını genişletmiş Fatih ile yakın bir dostluk da kurmuş, ancak vakıf kitaplarına hıyanet suçlamasıyla önce kütüphaneden uzaklaştırılmış, daha sonra benzer suçlardan da hapse atılmıştır. [8]
 
Daha sonra Sahn-ı Semen Medresesinde müderrislik yapmaya başlayan Lutfi, Fatih ile arasının bozulmasından sonra sürgüne gönderilen Sinan Paşa ile Seferihisar’a gitmiş, beş yıl sonra Fâtih’in ölümü üzerine Sinân Paşa ile yeniden İstanbul’a dönmüştür.
 
II. Bâyezîd  döneminde önce Bursa Yıldırım Bâyezîd (veya Sultân Murâd), sonra da sırasıyla Filibe’de Şehâbeddin Paşa, Edirne’de Dârülhadîs, İstanbul’da Semâniye, Bursa’da Murâdiye ve muhtemelen tekrar İstanbul’da Semâniye medreselerinde müderrislik yapmıştır. Fakat rakipleri tarafından şikâyet edilen, hakkında çeşitli dedikodular çıkarılan Mollâ Lutfî hazin bir şekilde hayata veda etmiştir.
“ zındıklık ve ilhad suçlamasıyla yargılandıktan sonra idam cezasına çarptırıldı. Âşık Çelebi’ye (Kılıç 2010: 731) göre 899/1494, diğer kaynaklara göre 900/1495 yılında cezası Atmeydanı’nda boynu vurulmak suretiyle infaz edilmiş ve Eyüp’te Defterdar Mahmûd Çelebi Mescidi yakınına gömülmüştür.”.[9]
 
Lutfî, Osmanlı tarihinde zındıklık ve mülhidlikle suçlanarak idam edilen ilk müderris ve ilk kişi olmuştur. (Maraş 2003: 121)   idamının sebebi  “namaz aleyhinde konuşmak ve ileri sürdüğü fikirlerle ortalığı karıştırmak zındıklığı  “  olarak belirtilse de kaynakların çoğu gerçek sebebi şairin hasımlarının kıskançlık ve düşmanlığı olarak göstermektedir.
 
Müderrisken halka dersler veren Fatih Sultan Mehmet ile II. Bayezid’in gözüne de girmeyi başaran Lutfi, devrinin ileri gelen bazı ulemaları ve devlet adamları ile iyi geçinememiş,  bu nedenle padişahların gözünden düşürülmüş, Fatih devrinde hapis yatmış, Bayezid devrinde ise idam edilmiştir.  
Kaynaklar onun nüktedan, latife yapmaktan hoşlanan hoş sohbet birisi olduğu hakkında birleşirler. “Lutfî; sözünü sakınmayan, devamlı tenkit eden, kim olduğuna bakmaksızın ağza alınmayacak sözler sarf ederek karşısındakini incitmekten çekinmeyen, kısacası sıralanan bütün bu özellikleriyle de çok düşman kazanmış olan biridir. “ Kınalızâde Hasan Çelebi (Kutluk 1979: 828)." Arapça kasideleri çeşitli nesir eserleri bulunan Lutfi’nin, laubali ve şakacı bir mizaca sahip olduğundan Deli Lutfî diye anıldığı rivayet edilmektedir. [10] Fakat bu nüktedanlığı, çok güzel kaside okuma yeteneği, devlet adamlarının ve padişahların ona büyük ilgi duymaları onun idam edilmesine yol açacak hasetliklerin de ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
 
Söylediği nüktelerden dolayı idamı için fetva istenmiş,  idamı için fetva ve II. Beyazıt’tan izin alınınca 1494-95’te idam edilmiştir (Canım 2000: 481-484, Kılıç II 2010: 730-734).  “Lutfî’nin, infazından önce ilhadla bir ilişkisinin bulunmadığını halka haykırıp kelime-i şehâdet getirdiği bilinmektedir. (Taşköprizâde’den aktaran Gökyay 2005: 256).”
 
Pek çok değerli öğrenci yetiştiren Lutfi’nin mühim bir kitaplığının bulunduğu , bir  mescit inşa ettirdiği, İstanbul’da kendi adını taşıyan bir mahallenin bulunduğu da bilinmektedir. 
 
 
Mollâ Lutfî; kelâm, felsefe, ilimler ansiklopedisi, matematik, mantık ve mizah gibi alanlarda telif, şerh ve hâşiye tarzında olmak üzere çok sayıda eser vermiştir.  Onun Har-nâme (Risâle fî Uslu Şucâ’)’sinin tamamı ile Risâle-i Âdâb’ının bir kısmı Türkçedir. Türkçeye çevirdiği belirtilen El-Ferec Ba’de’ş-Şidde’nin bir nüshası ise günümüze ulaşmamıştır[11]
 
Şuara tezkirelerinde Mollâ Lutfî’nin şiirlerine yer verilmiş,  . Latîfî, onu şiir ve kasidede asrının Hassân ve Selmân’ı olarak nitelemiştir. Buna rağmen Lütfi bir şair olmaktan ziyade bir nasirdir.
 
 
[1] YRD. DOÇ. DR. GÜLÇİÇEK AKÇAY, MOLLÂ LUTFÎ, http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=4098http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=4098
[2] MURAT A. KARAVELİOĞLU,16. Yüzyılda Derlenmiş Bir Şiir Mecmuasında Dört Nevruziye Örneği: Medhî, Sücûdî, Cafer Çelebi ve Lutfî’nin Nevruziyeleri Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 15, İstanbul 2015, 223-262.
[3] Adıvar, A. Adnan (1991). Osmanlı Türklerinde İlim. İstanbul: Remzi Kitabevi.
[4] Gökyay, Orhan Şaik, Ş. Özen (2005). “Molla Lutfî”. İslâm Ansiklopedisi. C. 30. İstanbul: TDV Yay. 255-258.
[5] YRD. DOÇ. DR. GÜLÇİÇEK AKÇAY, MOLLÂ LUTFÎ, agy.
[6] Erünsal, İsmail E. (1982). “Fatih Devri Kütüphaneleri ve Molla Lutfî Hakkında Birkaç Not”. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi (33): 57-78.
[7] YRD. DOÇ. DR. GÜLÇİÇEK AKÇAY, MOLLÂ LUTFÎ, http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=4098http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=4098
[8] YRD. DOÇ. DR. GÜLÇİÇEK AKÇAY, MOLLÂ LUTFÎ, agy.
[9] YRD. DOÇ. DR. GÜLÇİÇEK AKÇAY, MOLLÂ LUTFÎ, agy.
[10] MURAT A. KARAVELİOĞLU, agy.
[11] YRD. DOÇ. DR. GÜLÇİÇEK AKÇAY, MOLLÂ LUTFÎ, agy.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...