Nedim Hayatı ve Edebi Kişiliği

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 03 Eylül 2013 Salı aaa Beğen
 
 
HAYATI       (d. 1681 – ö. 1730, İstanbul)
 
Esasında 1681 olarak belirtilen doğum tarihi kesin değildir. Bu bilgi Ebuzziya Tevfik’’ten kaynaklanmaktadır.  [1]Ebu Ziya Tevfik bu tarihi vermiş ama bu bilgiyi nereden aldığını belirtmemiştir.Kadılık yapan Merzifonlu Mehmed Efendi'nin oğlu olan Nedim (asıl adı Ahmed’tir. Dedesi ise Kazasker Mustafa Muslihiddin Efendi’dir.  Annesi, Saliha Hatun ise ünlü Karaçelebi zadeler ailesindendir.[2]Bu ailenin soyu Mevlana’ya kadar uzanmaktadır. Bu aileden yetişenlerden birisi de Sadrazam Karamani Mehmet Paşa’dır. ( Fatih Dönemi)
 18. yüzyılın en önemli birkaç şairinden biri sayılan Nedim, soylu ailelerden geldiğini bir kasidesinde anlatmıştır.
 
Fahriken ecdadıma ol asitanın hizmeti
Hazreti Sultan Ebu’l feth zamanından beri.
 
Medrese eğitimine daha küçük yaşlarda başlamış, Arapça  ve Farsçayı iyi düzeyde öğrenmiştir. Nedîm döneminin klasik ilimleri ile Arapça ve Farsça’yı bu dillerde şiir yazacak kadar iyi öğrenmiştir. Medrese eğitimi sonrasında Şeyh’ülislam Ebe-zade Abdullah Efendi’nin de bulunduğu bir sınavı kazanarak ilmiye sınıfının ilk müderrislik sınıfından müderris olur. Böylece müderrislik yapmaya başlayan Nedim daha sonra mahkeme naipliği görevlerinde de bulunacaktır.
 
Muallim Naci’nin tespitlerine göre “Nedîm, İbrahim Çelebi adında bir zâtın kızı Ümmügülsüm Hanım’la evlenmiş ve bu evlilikten Labâbe adında bir kızı olmuştur.” Şiirlerinden de bilindiği gibi Nedim’in “ Beşiktaş’a yakın bir hane-i viranesi” vardır.  Bu evi Beşiktaş’a yakın Tekerlek Mustafa Çelebi Mahallesi’ndedir
 
 Divan Şairleri arasında özellikle mahalli deyişleri, özgün buluşları, kıvrak zekâsı ve dili, ince hayaller ve zarif şiirleri ile dikkat çekecek olan Nedim, padişah III. Ahmet ve Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ‘nın dikkatini çekene kadar ilk önceleri Şehit Ali Paşa’nın dikkatini çekmeye çalışmış ona kasideler sunmuştur. [3]III. Ahmet zevke ve eğlenceye düşkün biridir.  Devlet işlerini sık sık değişen sadrazamlarla Ali Paşa yürütmektedir. Mora’yı geri alan Ali Paşa, Avusturyalılarla yapılan bir savaşta şehit düşer. Bu bakımdan Ali Paşa’dan umduğu yararı göremeden Ali Paşa ölmüş olur. Fakat Nedim ilk şairlik şöhretini Ali Paşa’ya yazdığı bu kasidelerle edinmiş olur.[4]
 
Şehit Ali Paşa’nın Varadin’de şehit düşmesinden sonra yerine Halil Paşa getirilir.  Bozgunlar, isyanlar ve yenilgiler Halil Paşa’nın suçu olarak görülür ve yerine Nişancı Mehmet Paşa gelir. Fakat yenilgiler devam etmektedir. Nedîm Halil Paşa’ya herhangi bir kaside sunmaz. İbrahim Paşa, Ali Paşa’nın şahadetinden sonra geride kalan nikâhlısı Fatma Sultan’la evlenerek padişaha damat olur. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa batılılarla sulh yapmak düşüncesindedir. Böylece İbrahim Paşa tam yetki ile 1718 tarihinde sadrazamlık makamına getirilir. Bu tarih, Lâle Devri’nin başlangıcıdır.
 
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa devletin iplerini eline almıştır. Nedim bu defa N. Damat İbrahim Paşa’ya  arakası arkasına kasideler sunmaya başlar. Onu öve öve göklere çıkartır. Her kasidesinde onu devletin koruyucusu, kurtarıcısı, huzurun ve ilmin bekçisi, alimlerin ve şairlerin hamisi vb göstermekten geri durmaz. Üstelik bu kasideleri ile Nefi’ye taş çıkartacak ustalıklar sergilemektedir. Nedimin sunduğu bu kasideler amacına ziyadesi ile ulaşmıştır.
 Kaynaklar, Nedim, Damat İbrahim Paşa’ya yazdığı övgü dolu kasidelerini okurken İbrahim Paşa “ Ağzından mücevher dökülüyor” diyerek Nedim’in ağzını mücevherle doldurmuş olduğunu yazmaktadır. [5]
Bu sayede sarayın kapılarını aralayan Nedim’e Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Nedim'i önce muhasipliğe sonra ise kütüphanesinde hafızı kütüb görevine getirir.[6]Nedim böylece saraya girmeyi Padışaha ve İbrahim Paşa’ya yakın durmayı başarmış olur.
 
Şiirlerini çok seven Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın sayesinde Sultan III. Ahmed'in de bulunduğu toplantılara katılmaya, saraydaki eğlencelerin vazgeçilmez isimlerinden biri olmaya başlar.  Bu yıllar Lale Devridir ve Damat İbrahim Paşa yurtta ve dünyada barış politikasıyla hareket ederek zevk ve sefahat içinde devleti yönetmektedir.
Şiirleri ile önce sadrazamı etkileyen Nedim, daha sonra III. Ahmet’in de dikkatini çekmeyi başarmıştır.   Bu yıllar matbaanın getirildiği, her yerin lalelerle süslendiği, saraylarda ve köşklerde eğlencelerin düzenlendiği,  haliç’in köşkler ve yalılarla bezendiği, kayıklarla boğazlarda zevk ve safa âlemlerinin yapıldığı yıllardır. Tesadüfîdir ki Nedim tam da bu ortamların şairidir.
 
İzn alub cum'a nemâzına deyû mâderden,
Bir gün uğrılayalım çerh-i sitem-perverden.
Dolaşub iskeleye doğrı nihân yollardan,
Gidelim serv-i revânım yürü Sad'âbâde."
 
(Anne(n)den cuma namazına (gideceğiz) diye izin alıp Zalim felekten bir gün çalalım. Issız yollardan iskeleye doğru dolaşıp, Yürü uzun boylu sevgilim Sadabad'e (eğlence mekanı) gidelim.)
 
Sadrazam Ali Paşa ve Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından korunan Nedim,  Nevşehirli İbrahim Paşa’nın gözünde şiirleri ile yücelmiş, zevk ve eğlence meclislerinde sadrazamın ve devlet büyüklerinin yanında bulunmuştur. Ramazan aylarında, sadrazam İbrahim Paşa huzurunda verilen tefsir derslerine de katılmayı başaran isimlerden birisi olmuştur.

Sadrazam İbrahim Paşa aracılığı ile Sultan Üçüncü Ahmed'in bulunduğu toplantılara katılmaya başladı. Ayrıca sadrazama kasideler sunarak mevkicisini sağlamlaştırmıştırLale devri yıllarında yararlı işler de yapılmakta, batıdan yenilikler de getirilmekte, eserler matbaada basılmakta ve çok farklı eserin Türkçeye çevirisi de yapılmaktadır.  Nedim bu çevirilerin yapıldığı kurullarda yer almış ve birçok farklı medresede müderrislik yapmaya başlamıştır.
 
Günümüzde çok büyük bir şair kabul edilen Nedim esasında o çağda en makbul şairlerden biri olarak görülmemektedir. Devrin şairler sultanı, saray şairi olarak kabul edilen kişi ise Osmanzade Taib’dir. Öyle ki Osmanzade Taib yazdığı şairler listesinde onun ismini bile zikretmeyecektir. [7]Nedim, Lale devrinde saray eğlenceleri dışında müderrisliklerde bulunmaktadır. 1726’da Molla Kırımî Medresesi’nde, 1728’de Nişancı Paşa-yı Atik Medresesi’nde görev yapar. 1729’da Sahn Medreseleri Müderrisliği’ne yükselir. Sekban Ali Paşa Medresesi’nde müderris iken Patrona Halil İsyanı patlak verir. (1730)
 
 Ölümü hakkında ise çeşitli iddialar vardır. Kaynaklarda şairin, söz konusu isyanı takip eden günlerde “ illet-i vehimeden “ veya içkiye düşkünlüğü nedeniyle titreme hastalığından öldüğüne dair bilgiler vermektedir.
Bbunlar arasından gerçeğe en yakın olanı Patrona Halil İsyanı sırasında bir evin damından düşerek öldüğüdür(1730).
Şairin kabri Üsküdar Karacaahmet Mezarlığının Miskinler kısmındadır. Mezar kitabesinde ölümüne düşürülmüş şu tarih beyti yazılıdır:
 
Revâ ola düşerse fevtine işbu du’â târih
Nedîm ola nedîm-i şâh-ı ceyş-i enbiyâ yâ Rab           [8]
 
EDEBİ KİŞİLİĞİ

Lâle Devri şairi olan Nedim, neşeli şarkılar ve gazeller kaleme almış, eserlerinde sık sık aşk, şarap ve zevk mefhumlarını işlemiştir. Kuşkusuz bunda dönemin aşk, şarap, zevk ve eğlence ortamlarında bulunmasının etkisi çoktur. Aynı zamanda, şiirlerinde İstanbul'a yer vermiş,İstanbul'a olan aşkını sık sık dile getirmiştir. Divan Şiirinde İstanbul'u belki de en güzel betimleyen şair kendisidir. İstanbul'u betimlerken Sâdabad'dan, Altın Boynuz'dan bahsetmiştir. Şiirlerini kıvrak ve yalın bir dille kaleme almış, aruz kalıplarına bağlı kalmamıştır. Aynı zamanda Divan Edebiyatıına şarkı türünün en önemli şairi olarak dikkat çeker.
 
Nâbî ve Nef’î’nin gölgesinde şiire başlayan Nedîm, sebk-i hindî tecrübesinden de yararlanarak kendine has  bir üslûb geliştirmiştir. Nedîmâne  veya Şuhane adı verilen tarzı özellikle gazel ve şarkılarında kendini göstermiştir.  Onun şiirlerinin en belirgin özelliği söyleyiş mükemmelliğine verilen önem, canlı ve renkli hayat sahnelerinden alınmış, güzel benzetmeler, somut betimlemeler ve dili sade ve güzel kullanma becerisidir. Nedim kendi dili ve uslubunun niteliğinin gfarkında olan bir şairdir.
 
Ma’lûmdur benim sühanım mahlas istemez
Farkeyler anışehrimizin nükte-danları
 
Nedim ahenge önem veren bir şairdir. Ahenk yaratmak için özel ve bilinçli bir çaba içinde olduğu aşikardır. Nedîm’in, bilerek ve isteyerek, ikilemeler, ses tekrarları, kafiye, redif, vezin, aliterasyon ve asonansları sistematik şekilde kullanan yetenekli bir şairdir. Onun şiirleri ahenk inşası şeklindedir. Gündelik dilin canlılığını kullanmasındaki başarısı bu özelliğini destekleyen bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Onun şiirlerindeki ahenk bir musiki bir beste intibasını uyandıracak kadar kuvvetlidir.
 
Ayağın sakınarak basma aman sultânım
Dökülen mey, kırılan şîşe-i rindan olsun
………..
Kız oğlan nâzı nâzın şeh-levend âvâzı avazın
Belasın ben de bilmem kızmısın oğlanmısın kâfir
 
Nedim, Divan şiirinde “mahallileşme”yi en iyi yansıtan şairlerden birisidir.  O şiirlerinde divan şairlerinin soyut sevgililerini, benzetme ve mazmunlarını sadece süs olsun diye kullanmış, şiirlerinde kalıp benzetmeleri aşmıştır. Onun sevgilileri klasik şiirlerdeki kalıpları aşarak “Kırmızı Fesli, mor hareli, bazen sarışın,  yeşil gözlü” kısaca kanlı canlı güzellerdir. Nedim, yenileşmeyi ve değişmeyi sadece içerik açısından yapılan bir uygulama olarak görmemiş, ayrıca şiir şekillerinde şekilde de farklı kullanımlara kalkışmış ve denemiş bir şairdir.
Örneğin Nedim divanında hece ölçüsü ile yazmış olduğu koşmalar vardır.
 
Sevdiğim cemâlin çünkim göremem
Çıkmasın hayâlin dil-i şeydâdan

Hâk-i pâye çünki yüzler süremem
Alayım peyâmın bâd-ı sabâdan[9]
…………………………..
Şerâb-ı âteşînin keyfi rûyun şu’lelendirmiş
Bu hâletle çerâğ-ı meclis-i mestanmısın kâfir
……….
Eyledi bir iki peymâneyle ser-gerdan bizi
Âh o sahbâ satıcı ‘akl alıcı kâfir kızı
…………..
Münâsibdir sana ey tıfl-ı nazım hüccetin al gel
Beşiktaşa yakın bir hâne-i virânımız vardır
……….
Sabâdan evvel açup göğsün ohşadım zülfün
Benim de bir anacak rüzgârım oldu bu gün
……….
Seyret beyâz feste o zülf-i muanberi
Şeb-bûyu gör ki berk-i semenden kabâsı var
 
Eğlencenin zirveye çıktığı Lale devrinin biri minyatür diğeri şiir alanında iki büyük sanatçısı kendilerini göstermektedir.  Bunlar: Şair Nedim ile Şair ve nakkaş Levnî’dir. Her ikisi de farklı açılardan da olsa kalsik şairlerden ve minyatürlerden koparak, kuvvetli bir gözlem gücü ile kalıp ve soyut betimlemelerden kaçınarak, gerçek hayattaki somut güzelleri, insanları hayatı ve âşıkları tasvir etmişlerdir. “ Nedim ve Levnî bağlamında varılan gerçekçilik, bireysellik, gerçekçilik, aşk ve şehvet duygularını samimi ifade ediş, derin gözlem gücü ve bu gözlemleri yansıtma gibi noktalar ortak özellikler taşır” [10]bunun nedeni ise Lale Devrinde her iki sanatçının bunları ifade edebilecek gözlem deneyim ve ortamları bulabilmiş olmalarından kaynaklanmaktadır.
 
Gerden-i sâfı beyâz öyle ki kâfur gibi
Çeşm ü ebrûsu siyâh öyle ki semmûr gibi

Nedim dinin bazı yasaklarına karşı çıkmış, bu da onu Tasavvufi düşüncelerden uzaklaştırmıştır. Nitekim şair de eserlerinde kadın, içki gibi şuhane unsurları işlemiştir. Ona göre yaşamanın temel amacı dünya zevklerini tatmak ve  eğlenmektir.
Mey midir ruhsârını mihr-i dırahşân eyleyen
La‘lini sâgar mıdır kân-ı Bedahşân eyleyen
………….
Sevdiğim câm-ı meye hâcet nedir la‘l-i lebin
Bir şeker-handeyle mest-i bî-mecâl eyler beni
(Sevdiğim, şarap kadehine hacet nedir? Dudağın, bir tatlı gülüşle, beni mecalsiz sarhoş eyler.)

Başlıca eseri Nedim Divanı'dır. Mahallileşme akımı  ve  Türkî Basitin güçlü şairlerindendir. Şairlerindedndir. . Divan Edebiyatındaki Soyut   sevgili ve mekânlar Nedim'in şiirlerinde somuta dönüşür. Yani hem klasik  Beşeri Sevgiliyi anlatır, hem de  tasvir ettiği güzeller gerçek hayattaki kanlı canlı sevgililerdir.  Zevk, eğlence, içki şiirlerinin temelini oluşturmuştur. Soğuk ve yapmacı anlatımdan kaçınmış, anlatmak istediklerini içten bir şekilde şiirlerine dökmüştür. Bunları da daha çok gazelleriyle anlatmıştır.
Ancak Nedim’i farklı kılan yukarıdaki özelliklerinden çok, onun geleneksel imgeleri değiştirmesi, daha ileri götürmesi ve özgün kılmasıdır. Bu düşünce ve uygulamalarında da soyut ve somut unsurlardan oldukça yararlanmıştır. Bunu yaparken bilinenin, tanınanın dışına çıkarak “alışılmamış bağdaştırmalar” kurmuştur.” [11]

Nedim bir yandan Divan Şiirinin katı kurallarına uyarken diğer yandan da kendi gözlemlerinin duyuş, düşünüş, his, duygu, hayal gücü ve deneyimlerinden aldığı canlı haytan edindiği izlenimleri realsit bir anlayışla ortaya koyma bakımından bazı yenilikler yapmaktan da geri durmamıştır.  Ortaya koyduğu yenilikler sadece içerik açısından değildir. Örneğin bazı eserlerinde ARUZ yerine HECE ÖLÇÜsünü kullanmış, üzerinde pek eser verilmeyen şarkı türünde başarılı eserler vermiş, nazım şekillerini biraz farklı şekillerde kullanmaya cesaret edebilmiştir.

Nedim divan şiirinde çığır açmış büyük bir şairdir. Zamanında şiirlerine sadece eğlence açısından bakılmış, söz gelimi Osmanzade Tayip’ten dahi düşük seviyei bir şair olarak görülmüştür. Ancak değeri öldükten çok sonra anlaşılmıştır.
 Nedim, renkli, neşeli, latif, ince zevkler ve hayallerle süslediği şiirlerini sade, açık çağdaşlarına göre oldukça rahat anlaşılır, gündelik   İstanbul  şivesi ile yazmıştır. Bu açıdan mahalileşme akımının en güçlü temsilcisi olak görülmeyi hak etmiştir. 
 
ESERLERİ 
 
DİVANI
 
Nedîm pek üretken bir şair değildir. Çevirilerinin olmasına rağmen  ona asıl şöhretini kazandıran divanıdır
Nedîm Divanı çok okunmuştur. Prof.Dr. Muhsin Macit’in tespitlerine  göre yurt içindeki kütüphanelerde 40, yurt dışında 6 yazma nüshası mevcuttur. Nedîm Divanı hacimli değildir:  43 kaside, 89 kıta, 3 mesnevi, 1 terkib-bent, 1 terci-bent, 2 mütekerrir müseddes, 1 tardiyye, 5 tahmis, 1 muhammes, 33 murabba, 2 koşma, 166 gazel, 2 müstezad, 11 rübai ve 23 müfred ve matla‘ ihtiva etmektedir.
Prof.Dr. Muhsin Macit, Nedîm Divânı’nın bilinen bütün nüshaları değerlendirilerek  hazırladığı eserinde 43 kaside, 89 kıta, 3 mesnevi, 1 terkib-bent, 1 terci-bent, 2 mütekerrir müseddes, 1 tardiyye, 5 tahmis, 1 muhammes, 33 murabba, 2 koşma, 166 gazel, 2 müstezad, 11 rübai ve 23 müfred ve matla‘ vardır.[12]
 
Sahaifü’l-Ahbar:
Lale Devri’nde (1718-1730) teşekkül ettirilen tercüme heyetlerinde görev alan Nedîm, MüneccimbaşıAhmet Âşıkî (ö.1702)’nin Camiü’d-Düvel adlı Arapça eserini Türkçe’ye çevirerek Sahaifü’l-Ahbar adını vermiştir. Nedîm’in on yılda tamamlayarak (1720-1730) İbrahim Paşa’ya sunduğu bu çeviri, 1285 yılında İstanbul’da basılmıştır. [13]
 
Aynî Tarihi:
Bedrettin Mahmut bin Ahmet (ö.1451) tarafından yazılan Ikdu’l-Cüman fi Tarihi Ehli’z-Zaman adlı yirmi dört ciltlik İslam tarihi, Nedîm’in de içinde bulunduğu tercüme heyetince çevrilmiştir. Fakat Nedîm’in mütercimler arasında yer aldığı bilindiği halde hangi bölüm veya kısımları tercüme ettiği henüz bilinmemektedir.[14]


 
ŞİİRLERİ
 
 
 
[1] Prof. Hasibe Mazıoğlu, Nedim , Kültür Baka. Yayın. Ank, 1988, shf.1
[2] Prof. Hasibe Mazıoğlu, Nedim , Kültür Baka. Yayın. Ank, 1988, shf.1
[3] Gölpınarlı, Abdülbâkî; ed. (1972 2.bas. 2005) Nedim Divanı. İstanbul: İnkılâp ve Aka Kitabevleri Koll. Şti., ISBN 975-10-2225-8.
[4] Kudret, Cevdet; Nedim. ISBN 975-10-2013-1.
[5] Prof. Hasibe Mazıoğlu, Nedim , Kültür Baka. Yayın. Ank, 1988, shf.
[6] Macit, Muhsin; Doç. Dr., ed. (1997) Nedim Divani, İstanbul:Akdağ Yayınları, ISBN 975-338-107-7 .
[7] Şahamettin Kuzucular, Osmanzade Taib ( 18. Yy Divan Şairi ), http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/
[8] Macit, Muhsin; Doç. Dr., ed. (1997) Nedim Divani, İstanbul:Akdağ Yayınları, ISBN 975-338-107-7 ., shf,10
[9] Macit, Muhsin; Doç. Dr., ed. (1997) Nedim Divani, İstanbul:Akdağ Yayınları, ISBN 975-338-107-7 ., shf,10
[10] HÜLYA BULUT, YENİLİKLERLE DOLU YÜZYILDAN İKİ ‘YENİ’ İSİM: NEDİM-LEVNÎ VE ESERLERİNDEKİ SEVGİLİ FİGÜRLERİ, TÜRK EDEBİYATI BÖLÜMÜ, Bilkent Üniversitesi, Master Tezi ,Ankara ,Haziran 2001
[11] Yrd. Doç Dr.Ali YILDIRIM , NEDİM’İN ŞİİRLERİNDE SOMUTLAŞTIRMA ,Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler DergisiFırat University Journal of Social Science Cilt: 12, Sayı: 2, Sayfa: 211-218, ELAZIĞ-2002
[12] Macit, Muhsin; Doç. Dr., ed. (1997) Nedim Divani, İstanbul:Akdağ Yayınları, ISBN 975-338-107-7 .
[13] Macit, Muhsin; Doç. Dr., ed. (1997) Nedim Divani, İstanbul:Akdağ Yayınları, ISBN 975-338-107-7 .
[14] Macit, Muhsin; Doç. Dr., ed. (1997) Nedim Divani, İstanbul:Akdağ Yayınları, ISBN 975-338-107-7 .

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...