Şeyh Galip Hayatı Edebi Kişiliği ve Eserleri

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 04 Eylül 2013 Çarşamba aaa Beğen
 
Şeyh Galip
 
 
Şeyh Galip (1757 İstanbul - 3 Ocak 1799) Türk divan edebiyatının en önemli şairlerinden birisi ve önemli mutasavvufudur.
 
Şeyh Galip, İstanbul’da Yenikapı Mevlevîhânesi’ne yakın bir evde doğmuştur.[1]  Babası devrin şairlerinden ve âlimlerinden birisi olan Mevlevi Mustafa Reşîd Efendidir.  
 
Şeyh Galip  tarafından bizzat düşürülen bir tarihten, annesinin adının ( Amine) Emîne olduğunu ve annesi Emine Hanım’ın 1209/1794’te öldüğünü anlamış bulunuyoruz.[2]
 
Kaynaklardan edinilen bilgilere göre Şeyh Galip’in düzenli bir eğitim almadığı ama Mevlevi bir aileden ve çevreden yetiştiği için aile muhiti ve Mevlevî tekkesinde İslâmî klâsik eserleri lâyıkıyla tahsil ettiği anlaşılmaktadır. İlk eğitimi babasından aldığını bir beytinde belirtir.
 
 Gâlib, bir gazelinde, babasının yolunu tuttuğunu hamdu sena ederek dile getirir ama asıl mürşidinin, 1194/1790’da Galata Mevlevîhânesi Şeyhi olan Aşcıbaşı Hüseyin Dede olduğu ortaya çıkmaktadır.[3]
 
Galip, dini tasavvufi bilgileri Hüseyin Dede’den öğrenirken şiir bilgisini ise Hoca Neş’et’ten almıştır.[4]  Hoca Neş’et’in gözetiminde mesnevi okumaya bir müddet sonra da büyük bir hevesle şiir yazmağa başlamıştı.  Hoca Neş’et ona Es’ad mahlasını vermiş ve Ş. Galip’e şiir bilgisini öğretmiştir. Nitekim Şeyh Galip, Hoca Neşet’e duyduğu vefa duygusunu 37 beyitlik bir kaside sunarak dile getirip ona teşekkür etmiş olur.
 
Hoca Neşet’ten aldığı eğitim çabuk sonuç vermiş, Galip çok erken yaşlarda şiir yazmaya başlamış, 24 yaşında iken divan tertip [5]edecek kadar şiir yolunda çok atak davranmıştır. Bu yüzden de divan şiirinde bu yaşlarda divan tertip eden pek az şairden biri olmayı başarmıştır.  
Dîvân-ı Hümâyûn’un Beylikci Odasında memur olarak çalışırken, dîvân tertip edebilmesi onun şiire ne kadar meraklı ve şairlik yolunda ne kadar yetenekli olduğunu ortaya koyar.
 
Bu yıllarda zaten Mevlevi bir aile ve çevreden gelmiş olmasının da büyük etkisiyle Celâleddîn Rûmî ve Mevlevîlerin eserlerini okuyup sindirmeye devam ediyordu. Mevlânâ’nın Mesnevîsi’nin onun düşünce hayatında önemli çığırlar açmıştı. Bu sıralarda yazdığı şiirlerinde Es’ad mahlasını kullanırken, Diğer Es’ad mahlaslı şairlerle isminin karışmaması için Galip Mahlasını da kullanmaya başlamıştı.
1780 yıllarında divanını tertip ettikten sonra Hem Es’ad hem de Galip mahlaslarını kullanmayı sürüdürüyor ve Mevlana’nın mesnevisini ve hikâyelerini okuyordu. Genç yaşta divan tertip edebilmesi kendine olan güvenini arttırmıştı. Edebiyat cemiyetlerine katılabilen genç bir şair olarak takdir görüyordu. Kendine olan bu güveni ile yine çok genç yaşta iken en meşhur eseri olan Hüsn’ü Aşk adlı mesnevisini yazmasına vesile olacaktı.
 
Hüsn ü aşk' ın yazılmasına sebep olarak şu hadise gösterilmektedir.  Gâlib, divânnı tamamladıktan iki sene sonra bir mecliste Nabi  ’nin   Hayrabad Mesnevisi Hayrâbâd’ını haddinden fazla medhetmişlerdi. Ş. Galip  "Bir hırsızın kemâlini irâd" etmekten ibaret olan bu mesneviden daha mükemmel manzum bir hikâye kaleme alabileceğini”  söyledi. Bunun üzerine meclistekiler onunla alay etmişlerdi Bu durum Ş. Galip’in onurunu zedelemiş, bir iddia yüzünden yazamaya başladığı Hüsn-ü Aşk’ı altı ayda bitirmişti. 1197/1782 [6]
 
1198/1783’te Mevlevi tarikatına girdi. Mevlevilik hakkında yeterince bilgi edinmek, çilesini de Özellikle Konya’da tamamlamak için de Konya’ya gitmeye karar verdi. O sıralarda Yeni kapı ve İstanbuldaki Mevlevilerin Şeyhi Seyyid Ebû Bekir Çelebi idi. Çilesini Konya’ya giderek tamamlamak fikir belki de çok yakın arkadaşı olan Yunus Bey’in oraya gitmek istemesi olmuştu. “Mevlevi tarikatının âsitânesindeki lüzumlu ayinleri icra etmek için genç arkadaşı İbrâhîm Hân-zâde Yûnus Bey’le birlikte Konya’ya gitti. “ [7]Fakat onun Mevlâna Dergâhı'na  ve Konyaya giderek  çileye gitmesini babası ve annesi arzu etmiyordu. Babasının ve Mevlevi Şeyhlerin baskısı ile Konya’da başladığı çilesini tamamlamadan İstanbul’a geri dönmek zorunda bırakılmıştı. Bu yüzden İstanbul'a geri dönerek çilesini burada tamamladı. “ Yenikapı Mevlevîhânesi meşîhatında bulunan Ali Nutkî Dede’nin zamanında çilesini üç sene zarfında, Esrar Dede’ye göre de, Mevlevî  tabiriyle "Bin bir gün" de tamamladı. , "Dede" ve "Hücre-nişîn" olmuş daha sonra, Şeyhi olan Ali Nutkî Dede Efendi’den hilâfet almıştır. “ [8]
Şeyhinden Hilafet almış olması onun hayatında bir dönüm noktası oldu. Mevleviler arasında çok önem verilen bir Mevlevi Şeyhi adayı ve önemli bir şair haline gelivermişti.
 
Ş.Galip çilesi sırasında şiirle hiç uğraşmadı.  Fakat çilesi biter bitmez hemen şiire döndü ve dini tasavvufi eserlere göz atmaya hatta bu konuda eserler de yazamaya başladı. Çilesini bitirdikten sonra Sütlücedeki evinde çalışmalarına başlamış, Tarabzonlu Kösec Ahmed Dede’nin "Es-Sohbetü’s-Sâfiye"sine bir haşiye daha sonra da Mevlevî dervişi ve şâiri Yusuf Sineçâk’ın Cezîre-Mesnevî’sine bir şerh yazmıştı.
 
Bu sıralarda kendisi de Mevlevilik hayranı olan III. Selim tahta çıktı. Bu hadise ile Şeyh Galip’in ikbal yıldızları parlamaya başladı. III. Selim hem şair olarak hem de Mevleviliğin hilafet sahibi olarak Şeyh Galip’e çok değer veriyordu. Mevlevilere, şiire, musikiye
 
büyük bir alâka gösteren üçüncü Selim’in (1203/1789) tahta çıkması, Şeyh Galip için oldukça mühim bir dönüm noktası oldu. Galip, III. Selim’in ikram ve teveccühünü görmeye başlamış onun himayesine girmişti. Bu sıralarda onun hayatını derinden etkileyecek başka bir hadise oldu. Galata Mevlevîhânesi post-nişîni Halil Nûmân Dede Şeyhlikten azledildi. Yerine gönderilen Abdullah Dede vazifesi başına giderken Kütahya’da vefat etti. Konya Mevlevî âsitânesi Şeyhi olan HacI Mehmet Emin Çelebi, Şeyh Galip’i, Galata Mevlevîhanesi Şeyhliğine tayin etti.
 
Bu hadise Şeyh Galip için hayatının üçüncü önemli dönüm noktası olmuştur. Şeyh olduktan sonra III. Selim’in ona olan yakınlığı çok daha artmıştı. Temayüllerin aksine sultan III. Selim sarayından çıkıp onu ziyaret etmek için Galata Mevlehinasine kadar geliyor sık sık Şeyh Galip’i ziyaret ediyordu. Şeyh Galip ile padışah arasında çok özel bir dostluk ve muhabbet oluşmuştu.
 
III.  Selim bir dostluk nişanesi olarak 3000 lira sarfederek Şeyh Galip’in divanını tezhip ettirmiş Şeyh Galip ise bu hadiseden oldukça duygulanmıştı. Şair ise III. Selime deflarca kaside yazarak ona cevap vermeye çalışıyor, kasidelerinde onu yüceltmeye gayret ediyordu. [9]
 
Prof. Dr. Naci Okçu, III. Selim ile Ş. Galip’in dostluklarının derecesini ifade etmek amacıyla adı geçen eserinde şu rivayete de yer vermiştir. “Eski Mevleviler arasında ağızdan ağıza dolaşan rivayetlere göre, beyaz bir cilde sahip olan Şeyh Gâlib’i Sultan Selim “Pamuk Şeyhim" diye sever, hatta sohbet sonrasında a istirahat lüzumunu duyunca dizine yatarmış. Galib’in III.Selim’in kızkardeşi Beyhan Sultan’a âşık olduğu ve aşkını Sultan'a  bildiremediği " [10] Şeyh Galip'in hakkında oluşan rivayetler arasında geçen bir konudur.
 
Sultan Selim, Gâlib’in talebiyle Galatadaki  mevlevîhâneyi ve Mevlânâ’nın Konya’daki türbesini tamir ettirmişyir. Hatta III. Selim,  sandukaya örtülecek pûşîde üzerine yazılmak üzere Şeyh Galip’ten bir beyit istemiştir. Onun Esrâr Dede ile dostluğu ancak ve ancak Şems-i Tebrizi ve Mevlana  arasındaki dostluk ile kıyas edilebeilecek kadar büyük bir dodtluk örneği olmuştur. 
 
1794- 1795 yıllarında Annesi Amine Hanım ile çok sevdiği Mevlevilik dergahındaki ve tüm hayatı boyunca en önemli dostu olan  Esrar Dede’yi kaybederek üzüntülü günler de geçirmiş bu üzüntülerini dile getiren tarihler düşürmüş, Esrar Dede için mersiye de yazmıştır. 

Kan ağlasın bu dîde-i dürbârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâdârım ağlasın

Şeyh Galip bu yıllarda yeni yetişen genç şairler arasında devrin en önemli şairi olarak kabul edilen  şiirlerine nazireler yazılan bir şairdir. 
 
Annesini ve Hamisi Esrar Dede’yi kaybettikten sonra da çok uzun yaşayamadı. şair henüz 42 yaşın­dayken ansızın 1799 yılında hastalandı. Söylentilere bakılırsa bu hastalığı veremdi. Fakat ölümüne sebep olan bir çok olay daha rivayet edilmiş omasından açıkçası ölüm nedeni çok da belli değildir.
Böylece şair 3 Ocak 1799'da, İstanbul'da ölmüştür.[11] Türbesi  Galata  mevlevihanesinin bahçesindedir.
 
 
EDEBİ KİŞİLİĞİ
 
Şeyh Galip, Nedim’den sonra divan şirinin en son zirvesi ve divan şirininin son büyük şairi olarak kabul edilmektedir.  Ayrıca divan şiirinin en son şairlerinden de birisi olmaktadır. Nabi ve  Nedim’den sonra yetişen bu büyük şairimiz olan Şeyh Galip şiirde yeni anlam, hayal ve  mazmun üretme amacını taşıyan Sebk-i Hindi tarzını en iyi anlayarak bu tarzın verdiği ilhamla şiirde yeni mazmunlar, semboller, hayaller, söyleyişler ve buluşlar ortaya koymayı başarmış bir şairimizdir. 
 
Şeyh Galip, Sebk-i Hindi akımının en güçlü şairdir. Sembolizm benzeri olan Sebk-i Hindi anlayışını kendince yorumlama kabiliyetine sahip bir şair olarak Türk şiirinde fark yaratabilmeyi başaran ender şairlerden biri olmuştur. Gâlib’in temel kaynağı Mesnevî’dir. Şeyh Galip’in şiirleri, güçlü semboller
 çok çeştili mazmunlar ve zaman zaman çözülmesi zor Sebki Hindi Tarzı ifadelerle doludur.
 
Gelişimci yenilikçi, özgün tutumuna rağmen divan şiiri geleneklerinden kopmamış oluşturduğu bu yenilikleri eski şiirin kuralları içinde yapmayı başarmıştır. Klâsik şiirin bildik mazmunlarını da kullanmakla birlikte, şiirlerinde kendine has yeni mazmunlar bulmayı amaç eden bir şairdir.
 
Şeyh Galip’in kendisi de bu özelliklerinin farkındadır. Daha doğrusu şiirlerini böyle bir bilinç ve maksatla yazmıştır. Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk’ında "Eski şairlerin taze mazmun bırakmayarak hepsini tükettiklerini, zamane şâirlerinin eskilerini taklididen başka bir şey yapmadıklarını, bu eski üstadların hakiki vârisi olarak, yalnız kendisinin kaldığını”  iddia eder. Bununla kalmayan Şeyh Galip, Divan şiirinin mazmunlarının nerdeyse bütün mazmunlarını hem de deflarca kulanan , her şiiir adeta bir mazmun okulu olan bir şairimizdir. Divan şairleri arasında  ondan daha çok mazmun  kullanan ve ondan daha çok farklı hayaller bulan ve yeni mazmunlar da üreten başka bir şair yok gibidir.
 
Şeyh Galip’in şiirlerinde gösterdiği sembolizm ve betimlemeler batılı şairlerin dahi dikkatini çekmiş, beğenilerini kazanmıştır.  Şeyh Galip, şiirlerinde tasavvufu işleyen tasavvuf şiiri açısından önemli bir şairdir.   “Şeyh Gâlib, bu mânevî dönüşüm sürecini, temel esaslarını “Vahdet-i Vücûd” düşüncesi içerisinde Muhyiddîn İbni Arabî’nin ortaya koymuş olduğu “insan” anlayışı bağlamında Şiirlerinde kendine has bir üslupla, orijinal mazmunlar geliştirerek ve Sebki Hindi Tarzı nın da  etkisiyle ilk bakışta anlaşılması güç olan muğlâk ifadeler kullanmak suretiyle anlatır.[12] Bu yönüyle Gâlib, klâsik şiirin son sözcüsü olarak şiirlerinde, içerisinde yetiştiği tasavvuf çevresinin ve tasavvuf merkezli geleneksel Şiirin insan anlayışını, bu insanın tinsel gelişim sürecini ve neticede elde edilen kemâl durumunu sanatsal bir form içerisinde düzenleyerek okurunu aydınlatmaktadır.[13]
“Şeyh Galip’in şiirlerindeki Tasavvuf, Nailî ve diğer Sebki Hindi  şairlerinde de olduğu gibi derindedir.” [14] Şiirlerinde ıstırap teması önemli bir yer tutmaktadır.  Çok güçlü bir hayal gücüne sahip olan şairin şiirleri oldukça kuvvetli, renkli ve özgün hayallerle doludur. Soyut kavramları oldukça somut benzetmelerle somutlaştırmak hususunda divan şiirinin en başarılı şairlerindendir.
Yine zevrak-ı derunum kırılıp kenare düştü
Dayanır mı Şişedir bu reh-i sengi sare düştü

( Yine derunumun kayıkları kırılıp kenare düştü ( Tıpkı) Dayanır mı şişedir bu,  taşlı yollara düştü)
Beyitlerindeki gibi imgeleri anlamları ve duygularını somutlaştırarak anlatmakta çok ustadır. Ahenkten çok mânâya önem ver­diği halde şiirlerinin birçoğu ahenk inşasının zarif örnekleridir.
 
Gele bir devr ki bu Galibi yâd eyleyeler
Fırsat- ı sohbeti ahbab ganimet bilsin
 
Şiirlerini zengin ve renkli hayaller, ince duygu ve düşünceler ve bunları en iyi yansıtacak ince anlamlı mana mühendisliğine çok özen göstermiştir. Şiirlerinde teşbih, istiare, mecaz, kinaye, telmih gibi sanatlarına ve anlam oyunlarına sık sık başvurmuştur.
 
 
 
GÂLİBİN ESERLERİ
 
1. DÎVÂN
 
Tek matbu nüshas9 1252 / 1836 tarihlidir Mısır Bulak matbaasında bastrılımıştır. 380 sahife olan divanının, 124 sahifesi kasideleri, 164 sahifesi gazelleri, 92 sahifesi de Hüsn ü Aşk mesnevîsini meydana getirir.
 
Dîvânda 30 Kasîde, 71 Tarih, 13 Terci-ibend, 1 Sâkinâme, 8 Müseddes, 19 Tahmis, 2 Muhammes, 1 Tard u Rekb , 11 Rark9, 11 Mesnevî, 1 Bahr-9 Tavîl, 1 Tezkire, 371 Gazel, 1 Mersiye, 2 Lügaz, 43 K9t’a, 63 Rübâ, 70 Beyit, 4 mısra yer alır. [15]
 
2. HÜSNÜ AŞK
 
Gâlib’in en şöhretli eseri olan Hüsnü Aşk mesnevi 2101 beyitten meydana gelmiştir.  Divanla beraber basıldığı gibi ayrıca da basılmıştır. Vasfi Mahir Kocatürk 1961 yılında Hüsn ü Aşk’ı nesre çevirmiştir. Hüsn ü Aşk, Prof, Dr. Hüseyin AYAN ve Prof. Dr. Orhan OKAY son olarak Prof. Dr. M. NURDOĞAN tarafından nesre çevrilmiştir. Şeyh Galip, bu eserinde Nabi’nin Hayrabad Mesnevisinden daha güzel bir eser yazmak amacıyla bu eseri bir iddia neticesinde yazdığını da belirtir.
 
“Sebk-i Hindi’nin yeni buluşlarıyla eski mazmunları işleyen, fakat gerçekten de hem tasavvuf, hem şiir bakımından tesiri altında kaldığı eserleri bile yapıcı bünyesinde eriten, bu suretle de tek kalan bir eserdir." Galib, bu eseriyle tarikatte visalin gayet çetin eziyetlere tahammüllerle mümkün olabileceğini, seyrin bir mürşit tarafından aydınlatılmayı gerektirdiğini, visden sonra da Hüsn’nün Aşk’tan başka bir şey olmadığını anlatır.
Eserde; Hüsn, Tanrı güzelliğini; Aşk, dervişi; Mekteb-i Edep, tekkeyi; Mollayı Cünun da doğru yolu temsil eden simgelerdir. Eser soyut ve sembolik özellikleri kendisinden önceki mesnevilerden farklı bir özellik taşır.
 
3. ES- SOHBETÜ’S- SÂFİYYE
Köseç Ahmet Dede’nin, Er-risâletü’1-Behiyye Fi tarikati’l-mevleviyye adh risâlesine tahşiyedir. Eser Türkçe’ye de çevrilmiştir.
.
4. ŞERH-CEZÎRE- MESNEVÎ
Yusuf Sîne-Çâk’ın Mesnevî’nin altı cildinden mevzu ve mana bakımından uygun yüzer beyit seçerek altı bölüm olmak üzere tertib ettiği Mesnevî “sinin şerhidir. Henüz basılmamıştır. (1789)
5. MEVLEVİ ŞAİRLERE TEZKİRE
Kütüphanelerimizde birçok yazmaları bulunan bu eserde Gâlib, Mevlevi şâirlerinin hal tercümelerini kısaca yazmış ve bazı şiirlerinden seçmeler meydana getirmiştir.
 
 
Esrar Dede'ye Mersiye
 
Kan ağlasın bu dîde-i dürbârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâdârım ağlasın
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
Başdan başa bu cism-i siyehkârım ağlasın
Ağyârım ağlasın bana hem yârım ağlasın
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr’ım ağlasın
Nâdîde bir güher telef etdim dirîg u âh
Hâk içre defnedîp gerü gitdim dirîg u âh
 
Zât-ı şerîfi âleme bir yâdigâr idi
Fakr u fenâ vü aşk u hüner berkarâr idi
Her şeb misâl-i şem benim ile yanar idi
Sâve gibi yanımda enîs-i nehâr idi
Hakkâ tamâm âşık idi yâr-ı gâr idi
Bir kaç zaman muammer olaydı ne var idi
Allâh verdi aldı yine kurb-i Hazrete
Biz kaldık ile intizâr rûz-i kıyâmete
 
Âhir nefesde sohbeti oldu muhabbet âh
Bir yâre urdu bağrıma âh derd-i firkat âh
Gelmezdi hîç kalb-i fakîre bu sûret âh
Ey kâş etmeyeydim o âşıkla sohbet âh
Telh etdi kâmımı o zehrnâk şerbet âh
Eyvâh elden o gül-i handânım aldı mevt
Esrâr’ım aldı cümle dil ü cânım aldı mevt
 
Meydân-ı Mevlevîde nişân âşikâr edip
Pervâz ederdi şevk ile Ankâ şikâr edip
Eylerdi nây u defle semâ âh u zâr edip
Bulmuşdu kân-ı matlabı Hak’da karâr edip
Almışdı müjde kûyuna yârın güzâr edip
Gitdi ne çâre Gâlib’i hasretli yâr edip
Olsun visâl-i Hazret-i pîrânla kâmyâb
Kıldı karîn-i kabri Fasîh-i felekcenâb
 
 
Yine Zevrak-ı Derunum Kırılıp Kenare Düştü
 
Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü 
Dayanır mı şîşedir bu reh-i seng-sâre düştü
 
O zamân ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm
Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü
 
Gehî zîr-i serde desti geh ayağı koltuğunda
Düşe kalka haste-i gam der-i lûtf-ı yâre düştü
 
Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâre düştü
 
Meh-i burc-ı ârızında gönül oldu hâle mâ`il
Bana kendi tâli`imden bu siyeh sitâre düştü
 
Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla yâ hû
Bu değildi niyyetim bu yolum intizâre düştü
 
Reh-i Mevlevîde Gâlib bu sıfatla kaldı hayrân
Kimi terk-i nâm u şâne kimi it`ibare düştü.
 
 
Gazel
Yokmuş bir aha ey gül- i rana tahammülün
Bağrın ne yaktın ateş- hasretle bülbülün
 
Yek-rengdir zeban-ı hakikatte hüsn ü aşk
Bang-i hezar şu'lesidir ateş-i gülün
 
Duzah-nişin-i ateş-i fakr olduğun kalur
Ey ahiret-harab tehidir tevekülün
 
Tekrarlarla şüpheleri daniş anlama
Gel arif ol ki ma'rifet olsun tecahülün
 
Merdanelik asaleti meydanda bellidir
Hayber günü babasını kim sordu Düldül'ün
 
Galib maarifin de sefası değer veli
Canan vasfıdır hele aslı tegazzülün
 
 
 
 

Şiirleri

 
 
[1] OKÇU, Naci (1993), Şeyh Galib I-II (Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri, Şiirlerinin Umûmî  Tahlîli ve Divânının Tenkidli Metni), Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, shf. 3
[2] Süleyman TÜLÜCÜ, ŞEYH GALİB HAKKINDA BAZI BİBLİYOGRAFİK NOTLAR, Atatük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 36 ? Erzurum 2011,.turkishstudies.net/Makaleler/ son erişim, 12-08 2013
[3] Süleyman TÜLÜCÜ,agy.
[4] OKÇU, Naci , age,shf.4
[5] Süleyman TÜLÜCÜ,agy
[6] OKÇU, Naci , age,shf.4.
[7] Süleyman TÜLÜCÜ,agy
[8] OKÇU, Naci , age,shf.4
[9] OKÇU, Naci , age,shf.5) .
[10] OKÇU, Naci , age,shf.5) .
[11] DrAslan Tekin Edebiyatımızda İismler , Elips Yayınları, 2005
[13] Fettah KUZU, ŞEYH GÂLİB’İN ŞİİRLERİNDE İNSANIN DÖNÜŞÜM SÜRECİ, Volume 7/3, Summer 2012, p. 1803-1812, ANKARA-TURKEY
[14] Fettah KUZU, ŞEYH GÂLİB’İN ŞİİRLERİNDE İNSANIN DÖNÜŞÜM SÜRECİ, Volume 7/3, Summer 2012, p. 1803-1812, ANKARA-TURKEY
[15] OKÇU, Naci , age,shf.7) .


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...