Betimleme Tasvir Nedir Türleri İzahları Tasvir Örnekleri


 

 

Betimleme Nedir

Betimlemek kelimesi ilk kez Nurullah Ataç tarafından tasvir kelimesine karşılık gelecek tasvir kelimesi ile eş anlamlı olması için ortaya çıkarılmış bir sözcüktür.

Betimleme sözcüğünün İngilizcedeki karşılıkları: description, portrayal; pen portrait, portrait, portraiture; figuration;  Fransızca karşılığı;  description [la], représentation [la];  Almanca karşılığı ise; beschreibung, deskription, zeichnung şekillerindedir.

Betimleme sözcüğünün eski dildeki karşılığı tasvirdir.

Betimleme sözcüğü Türkçenin özleştirilmesi ve devrik cümle kurma alışkanlığı ile tanınan Nurullah Ataç’ın Eski Türkçe’deki biti- "yazmak" fiilini kök alarak "betim (tasvir)" kelimesini türettiği bir sözcüktür.  Ancak yazmak fiili ile tasvir arasında alaka olmadığı ileri sürülmüştür. “ Beti, benzi soldu” deyiminde geçen yüz anlamına gelen  “bet “ sözcüğü ile  “betim” arasında da alaka kurulmaya çalışılmış ancak, yüz anlamındaki “bet “sözcüğünün betimlemek şeklinde bir fille dönüştürülmesinin dilimizin mantığına ters düştüğü savunulmuştur.  Buna rağmen betimlemek sözcüğü tasvir kelimesine alternatif ve eş anlamlısı olarak dilimize yerleşmiştir.

BETİMLEME NEDİR SÖZLÜK ANLAMLARI TANIMLARI

Betimleme, tasvir sözcüğünün yerine uydurulmuş olduğundan sözlüklerdeki anlamları da tasvir sözcüğü ile aynısı olmaktadır.  Sözlüklerdeki anlamları:  “Tasarlama, bir şeyi sözle veya yazıyla anlatma, göz önünde canlandırma, tasvir etme ”, varlıkları kelimelerle resim çiziyor gibi anlatma “ şekillerinde tarif edilir.

Betimleme veya tasvirdeki amaç dış veya iç dünyanın sözcüklerle anlatılması yahut da tasavvur edilen iç veya dış bir mekânın okuyanın gözünde canlandırabilecek şekilde anlatılmasıdır.  Betimlemeler olay yazılarında ( hikâye, roman hatta tiyatro);  olaya dayalı anlatılarda ( halk hikâyesi, masal);  gezi ve anı yazılarında kullanılan edebi bir yöntemdir.  Betimleme ve tasvir olaya dayalı yazı ve anlatılar ile anı ve gezi türündeki yazılarda okurlara iç, dış veya imgeye dayalı mekân, kişi, varlık manzara, sosyal çevre veya nesnelerin sözcüklerle resmini anlatma metodudur. Bu nedenle anlatıcı iç, dış dış veya hayali tasvirler yapmaya ihtiyaç duyduğunda gözlemlerinden, anılarından veya deneyimlerinden yararlanır. Dolayısı ile betimleme ( tasvir ) yaparken faydalanılan ana unsurlar gözlem, anı ve deneyimler olmaktadır.

 

BETİMLEME ( TASVİR)  TÜRLERİ

Betimleme ( tasvir )  üç tipte yapılmaktadır.

  • a: Dış tasvir veya Fiziki Betimleme ( mekan, manzara, insanla ilgili fiziki özelliklerin tasviri )
  • b: İç tasvir ( Ruhsal çözümleme, psikolojik halleri veya duyguları tasvir etme, ruh hali tasvirleri )
  • c: İmge ( hayal ) yoluyla yapılan tasvir

 

a: DIŞ TASVİR

Olay yazıları veya anlatılarında, olayın yaşandığı mekanın dış özelliklerini yansıtmak çoğu kez elzem haline gelir. Bu nedenle mekânın fiziki özellikleri ( dağ, ırmak, göl kenarı, sokak vb ) yansıtılmadan olayın aktarımı güç hale gelir. Ayrıca mekânların fiziki unsurlarını betimlemek anlatımı ilginç haline getirdiği gibi okurun zihninde bu mekânın resmedilmesi sanatsal bir zorunluluk haline de dönüşür. Gezi ve anı yazılarında ise betimlemenin ne kadar gerekli olduğunu izaha bile ihtiyaç yoktur.

Olaya dayalı yazılarda yer alan kahramanların dış görünüşleri okuyanın zihninde canlandırmak gerekir.  Bunun için de karakterler ve tiplemelerin fiziki özelliklerini tasvir etmek şart olur.

Dış gözlem kurgusal da olsa gerçek de olsa gözlemlere dayanır.  Kurgusal bir mekân tasavvuru bile yazarın gözlem, anı ve deneyimleri ile tasavvur edilebilir.  Kurmaca metinlerde, gezi ve anı türündeki yazılarda sosyal çevrenin tasviri de önem kazanır.  Sosyal çevre daha ziyade o mekânda yaşayan insanların, gelenek, görenek, adet ve alışkanlıklarının vb tasviri olmaktadır.

Dış Tasvir Örneği:

( Mekân tasviri )

Torosların kuzey yanı, yeşillikten birden kopar. Taşı bile yeşil olan Toroslardan geçer geçmez, otlar hemen bomboz olur. Yeşillikten kala kala, birkaç dere dibi kalır. Kimi dere kıyısında servi, söğüt, elma biter. Bir dağın bir boz başında bakarsın bir alıç vardır. Bakarsın bir sulak yerde birkaç iğde boyun büker. Torosların yeşil murtu burada karamuk olur. Dağların rengi solmuştur; dağlar ya boz, ya çoraktır. Yeşillikten parça parça bir kaç cılız söğüt kalır. Kimi bayır yüzlerinden pürler, sakal gibi çıkar. Çoğu dağların yamacı köse gibi sakalsızdır.”  ( Alaçıktan Gökdelene, Şahamettin Kuzucular )

Kahraman ( Dış tasvir )

Bekir’in dul eşi Zühre yedi köyün güzeliydi. İki eli on hünerli, çift işi, bir görür idi. Akranından daha yeğin, civarında en güzeldi. Atını kıvrak kullanır, mavzerini mahir sıkar, işe en önden koşardı. Yanağa boncuklu yaşmak, beline bağlama kuşak, omzuna sırma libata *, üstüne kutnudan kaftan, ne de güzel yakışırdı. Perneğinin * en hızlısı, sütünü en yeğin sağan, yabayı en muhkem tutan, çakır gözlü Zühre idi. Yazın işe tez yetişir, kışa dört kilim bitirir, baharda bostanı eker, güzde harmanı kaldırır, görenlerin parmağını boğum boğum ısırtırdı. “ ( Alaçıktan Gökdelene, Şahamettin Kuzucular )

 

b: İÇ TASVİR 

İç tasvir manzum ve nesir pek çok yazı türünde karşımıza çıkan bir tasvir türüdür. Olay yazılarında kahramanların iç dünyalarını, ruhsal özelliklerini, mizaçlarını, duygularını ortaya koymak elzemdir.  Bunlar olmadan anlatılar kupkuru ve çok değersiz olay iskeleti haline gelecektir.  İç tasvir gezi ve anı yazılarında da aynı ihtiyaçlar için gereklidir.  Şiirlerde ise anlatılanların pek çoğu iç tasvirle ilgilidir.  Olay yazılarında iç tasvirler, kişilik, ruh ve psikolojik tahliller olarak ortaya çıkar.  Bunlara ruhsal çözümlemeler de denir. İnsanların;  hırslı, kindar, hayalci, atak, sevecen, sevimli, karamsarlık, fesat, kıskanç vb özelliklerinin anlatılması iç (ruhsal) betimlemelerdir.

İç Betimleme örneği

Baba ile uzak durmak Türkmenlerin âdetiydi. Babayı uzaktan sevmek, saygıların iyisiydi. Babalar bir başköşede evlattan aykırı durur; diliyle az söylüyorsa, gözüyle çok konuşurdu. Sakar teke de bu yüzden ona soğuk davranıyor, sevecekse soğuk soğuk resmiyetle seviyordu.

Bu evdeki zağar köpek, abisi Dönek Remzi’ydi. Ona yal getirenlere kuyruk sallayıp seğirtir, hiç yemek vermeyenlere dişlerini gösterirdi. Bu itin en sevdiği şey, ayaklara dolanmaktı. Ona kim yal getirirse, bacağına dolanırdı. Ona yemek verenlerin ayağını yalamaktan, bacağına dolaşarak kuyruğunu sallamaktan, başka da hüneri yoktu. Herkesten alıp, çalmayı bir marifet sanıyordu. Hırsızlık ve çapulculuk onun en belli huyuydu. Kaçanın ardına koşmak, gelenin önünden kaçmak, bu itin karakteriydi. Sanem kıza, gelip gidip hırlaması bu yüzdendi Sanem’in yal uzatacak elinde bir şeyi yoktu. Esasında bu köydeki en çirkin itin tekiydi. Yal görünce seviniyor, alamazsa deliriyor, kapmak için geberiyor, uzanana hırlıyordu. Alıp kaçmayı çok sever, bölüşmeyi hiç sevmezdi.” ( Alaçıktan Gökdelene, Şahamettin Kuzucular )

“Ağlamayı ve gülmeyi Cercis çoktan unutmuştur. Kabuktan bir maske gibi kavlak ve çok duygusuzdur. Çehresinde sevinçten de, hüzünden de eser yoktur. Bir kevgir gibi ruhundan duyguları akıp gitmiş, ruhundaki canlı renkler ondan çok önce solmuştur. Yüzü kokmuş marul gibi kırış kırış, kat kat durur. Yarım canlı mumya gibi; yarım ruhlu leş gibidir. Kısacası Cercis Karı, ne canlı; ne de ölüdür. “

( Alaçıktan Gökdelene, Şahamettin Kuzucular )

c) İMGESEL TASVİR 

Bilimkurgu, ütopyaya vb dayalı olan yazılarda anlatılan mekânlar ve kahramanlar tamamen hayali olabilir. Yahut da fiziki ve gerçek bir tabiat olgusuna bakarken gerçekte olanlardan farklı şeyler görmek, algılamak, hayal etmek ve aktarmak bu tip tasvirlere girer.

Örneğin sahilde Güneş’in batışını izleyen birisi,  Güneşin, denizleri yakmaya çalışan ejderhalar gibi alevli dilleri ile suları yaladığını vb tasvir edebilir.  Kısaca bu tip tasvirlerde soyut ve somut  şeyler bir birine karışır.

İmgesel Tavsir Örneği 

Samanlıktaki dünyaya Ömer’i de yerleştirdi. Ömer’i temsil edecek kırık bir sandalye buldu. Ayağına çivi çakıp köşesine oturtmuştu. Sandalyeye Ömer gibi davranmaya başlamıştı. Bir çıkmaza düştüğünde sandalyeyle konuşuyor: “ Sen ne dersin Ömer “ diye gelip ona soruyordu. En çok zaman da “Zühre’den kurtar” diye yalvarıyor, sandalyeye sarılarak, saatlerce bekliyordu. Sarıldığı sandalyeyi Ömer farz etme hissine zamanla çok alışmıştı. Günde en az beş on kere sandalyeyle konuşuyor, Onu Ömer farz ederek sandalyeyi seviyordu.

Akşamları yatarken de sandalyeye danışırdı. “ Ömer yatayım mı diye “ sormadan hiç yatamıyor; cevap olumlu olmadan yatıp uyuyamıyordu. Sandalyenin cevapları ona ayan oluyordu. Bu sandalye Sanem kızın iletişim dünyasıydı”. ( Alaçıktan Gökdelene, Şahamettin Kuzucular )

 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


1 Yorum
25.01.2021 - 08:20
Değerli Şahameddin Kuzucular, yazılarınızdan ve "edebiyatvesanatakademisi"nin bir çok bölümünden fazlasıyla istifade ediyor, fakat çoğunlukla da sessiz bir şekilde okuyup geçiyoruz. Bunun için teşekkürlerimizi gecikmiş özürlerimizle birlikte kabul buyurunuz lütfen. Ayrıca sitenize emeği geçen ve hiç bir maddi kaygı duymadan hizmetler sunan çok değerli yöneticilerimize de teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sağ olun var olun. Saygı selam ve muhabbetlerimizle.