Burçlar Felek Kıran İnançları Divan Şiiri ve Hayata Etkileri


 
 
 
 
Burçlar Felekler Kıranlar  ve Hayata Etkileri
 
Burç, kelimesinin sözlük anlamı  “kale çıkıntısı ve kule, tabya” şeklindedir. Astrolojide kullanılan terim anlamı ile” gökte bulunan on iki takımyıldızına verilen ad”.  (Parlatır, 2012: 217)”[1] “güneşin ayrıldığı on iki kısımdan her biri” ve “herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi (Devellioğlu, 2008: 114) şekillerinde tarif edilir. [2]
 
Eski devirlerin kozmos düşüncesinde felek dokuz kat tabakadan oluşurdu. Bu gök tabakaları nın her tabakasında gezegenler ve yıldızlar bulunurdu.  Yerden başlayarak iç içe geçmiş tabakalar şeklinde düşünülen eflak tabakaların en dışında ve en üstte olanı ise Atlas feleğiydi.
 
Dünya kâinatın merkeziydi ve felekler iç içe geçmiş soğan zarları gibi dünyayı çevreliyordu. Dünya göğünden başlayan yedi feleğin yedi gezegeni vardı.  (Pala, 1995; 164 )  Bu gezegenler sırasıyla Ay, Utarit, Zühre, Güneş, Mirrih, Müşteri, Zühaldi. Bu yedi gezegen, sabit yıldızlar ve burçlardan sonra onların en üstünde bulunan Atlas feleği vardı. .Atlas en üstte ve dokuzuncu katmanda olduğundan felek-i a’zam, felekü’l-eflâk gibi adlarla da anılırdı.[3] Nücum ilmi denilen ilme göre yeryüzünün bulunduğu katman Felek’i evvel iken Ay’ın bulunduğu katman, İkinci felek, Güneşin olduğu kat ise dördüncü felekti.  
 
Burc-i şerefde ahter-i bahtum tülû‘ ider
 Gösterse yâr manzaradan gâh gâh rû         Baki Divanı  G. 401/4
 
Yedi gezegeni olan yedi felekten sonra sekizinci felek olan ve Atlas feleğinden bir önceki felek olan Burçlar feleği vardı. Sekizinci Felekte birer burç halinde sabit yıldızlar toplanmıştı ve adına “kürsî” deniyordu.[4] Bu felekteki yıldızlar sabit haldeydi ve bu yıldızlara “sabit yıldızlar”; bu feleğe de “felek-i sevâbit” de denmişti. Sekizinci felek olan kürsi de bulunan burçların sayısı ise on iki taneydi.
 
Dünyanın bulunduğu Arz merkezdeydi ve hareketsiz duruyordu.  Diğer felekler ise arzın etrafında dairevî bir şekilde  “Felek, müstedir (yuvarlak) hareketler ile  ) dönüyordu.
 
Atlas ise kendi dönüşünü yirmi dört saatte bir tamamlıyordu. Bu devir (dönüş) doğudan batıya doğru oluyor ve dönerken diğer felekleri de döndürürdü. Diğer felekler ya Atlas feleği ile doğudan batıya döner;  ya da, aksine batıdan doğuya dönerlerdi. Atlas,  diğer felekleri de kendi istikametinde dönmeye zorlar bu dönüşe zorlanan diğer sekiz felek, insanların talihleri, refah ve mutlulukları üzerinde değişen olumlu ya da aksi durumlar ortaya çıkarırlardı. Atlas veya arş feleğinin ters dönüşü diğer feleklerin istikrarını bozuyordu. [5] Yıldızlar ve gezegenler bu şekilde insanların talih, baht ve kader gibi yazgılarını tayin eder ve düzenlerdi. [6] Atlas veya arş içinde hiç bir şey bulunmayan büyük bir boşluktu. Her yıldız, uğurlu, uğursuz, yarı uğurlu veya uğursuz sayılırdı.
 
Eski devrin insanları Üç yüz kırk altı sabit yıldızı gözetleyip bu sabit yıldızların şekillenmelerinden oniki.  Bu şekillere göre adlandırılan Koç, aslan ve yay burçlarını   ateş üçlüsü olarak adlandırmışlar, bu üçlünün tabiatını sıcaklık ve kuruluk olarak değerlendirmişlerdi
 
Burçların bulunduğu felekleri de döndüren.  Atlas yetmiş senede kendi kuşağı çevresinde dönüyor, her iki bin yüz senede ise bir burcu geçiyor, yirmi beş bin iki yüz senede bir devresini tamam ediyordu.
 
Felekler dönüşlerine göre insanların gelecekte başlarına neler geleceğini tayin ediyorlardı.  Örneğin Felek-i evvel Cuma gecesi ve pazartesine hâkimken diğer günler diğer feleklerin hâkimiyetindeydi. Örneğin birinci kat gökte bulunan Ay, zaaf, acizlik, cehalet, nemime  (kırıcı, üzücü ve dargınlığa sebebiyet veren laf taşıyan- kovucu, fitneci, fesat) , ahyar( dünyanın düzenini sağladıklarına inanılan rica’ül gayb şeyler)  ve hareket gibi özellikler taşıyor ve insanlara bunları aktarıyordu.
Güneş , eleklerin kralı, Ay ( Mihr) ise onun habercisi gibi düşünülüyordu. 
 
Eskilerin inancına göre ““Hak Teâlâ kürsü içinde şeffaf dairevî bir cisim yaratmış, bunu da 12 eşit parçaya ayırmış ve bu parçalara BURÇLAR adını vermişti”[7] Burçlar feleği olan sekizinci felekte sabit yıldızlar vardı.   Oniki burcun her  biri karpuzun her dilimine dizilmiş gibi dizilirlerdi. .Sekizinci  felek, altı daire ile kavun ve karpuz üzerindeki çizgiler şeklinde oniki  kısımdan oluşuyordu. Örneğin koç burcu, sekizinci feleğin sahasındaydı ve onun dilimlerinde gözlenen yıldızlar, birer çizgi ile birbirlerine  bağlanınca koç şeklini andıran bir görüntü oluşturuyordu. Bu on iki burcu oluşturan şekillerin adları ve konumları sırasıyla şunlardı:1 Hamel (Koç), 2Sevr(Boğa),3 Cevzâ (İkizler), 4Seretân (Yengeç),5 Esed (Aslan), 6Sünbüle (Başak),7 Mizân (Terazi), 8bAkrep, Kavs (Yay),9 Cedy 10 (Oğlak), 11 Delv (Kova)- Cedy ve Delv -  , 12 Hût (Balık) “Esed burcu Güneş’e, Seretân burcu Kamer’e , Hamel ve Akrep Merih’e , Sevr ile Mizan , Zühre yıldızına, Cevzâ ile Delv -Cedy ve Delv -  burçları Zuhâl yıldızına (Ağbal, 2012: 258).[8], Hût ve Kavs burçları Müşterî, Cevzâ ve Sünbüle burçları da Utarid yıldızına aitti. [9]
 
Dîde-i Cevzâ vü Zühre görmemiş gerdûnda
 Kevkeb-i dürrîden a‘lâ öyle bir sa‘d ahteri                Sünbülzade Vehbi
 
Feleklerin her birinin dönüşü başka türlüydü.  Her feleğin kuşağı kendine kabuk ve zarf olmuştu. [10] Soğan kabuğu veya zarı gibi iç içe düşünülen dokuz kat göğün en dışındaki Atlas Feleği dönerken diğerlerini de döndürmeye zorlardı. İlk yedi felekte Ay, Utarid, Zühre, Şems, Merih, Müşterî, Zuhâl gezegenleri bulunur, bu gezegenlerden sonra sabit yıldızların yani burçların bulunduğu sekizinci felek gelirdi. Burçlar üç yüz altmış derecelik açılarda durur, burçlar feleği her biri otuzar derecelik on iki parçaya bölünmüş bir şekilde yerleştiği düşünülürdü. Güneş, kendi feleğindeki dönüşü 12 durakta gerçekleşiyor, Güneş’in her bir burca yani durağa girip çıkması yaklaşık 30 gün sürüyordu.
 
Güneş gökde hamel burcını teşrîf eyledi gûyâ
Mizâc-ı dehri kıldı mu‘tedil nev-rûz sultânı              Nevi
 
İrdi üçünci sarāy-ı bezme mest
Ḳıldı şevḳı Zührenüñ çengin şikest         LÂMİ‘Î  VÂMIK U AZRÂ MESNEVÎSİNDEN
 
Sürekli dönen diğer felekler ve gezegenlerin her biri farklı sürelerde diğer burçları dolaşıyor, bu dönüşler esansında diğer gezegenlere yaklaşmış veya uzaklaşmış oluyorlardı. Bu yaklaşmalar ve uzaklaşmalar ise insanların hayat üzerinde değişik etkiler yaratıyordu.  (Tolasa, 2001: 410)[11] Gezegenlerin kendi eksenlerindekini dönüşlerini farklı sürelerde tamamlandığından bazı zamanlarda iki farklı gezegen aynı anda bir burç diliminde buluşmuş olabiliyordu. Bu tip buluşmalara ise  “kırân” deniliyordu. Uğurlu yıldızlar bir burçta birleşirse  “kırân-ı sa’deyn”, uğursuz yıldızlar bir burçta buluşursa  “kırân-ı nahseyn” ortaya çıkıyordu. İki gezegenin bir burçta 1 derece ve 1 dakika uzaklıkta birbirine yaklaşmasına kırân ve mukārane, bu durumun güneşle ay arasında olmasına ictimâ (kavuşum), güneşle beş gezegenden biri arasında olmasına da ihtirâk denilirdi.(Muhtasar, s. 35).[12]
Bu on iki burcun altısı kuzeyde altısı güneydeydi. Kuzey burçları: Koç, boğa, ikizler, yengeç, Arslan ve başak; Güney burçları: Terazi, akrep, yay, oğlak, kova ve  balıktı.   Bu burçların dördüne değiştiren, dördüne karıştıran dördüne de sabit diyorlardı. Koç, yengeç, terazi ve  oğlak, değiştiren burçlardı.  Çünkü güneş onların evindeyken mevsimle değişiyor, kıştan bahara, bahardan yaza, yazdan sonbahara, sonbahardan yaza giriliyordu.
 
Burçlar iklimlere, yönlere, anasır-ı erbaaya ve dört ahlata göre farklı gruplandırmalara tabi tutulmuştu. Bunların dışında, burçlar alçalıp yükselmeleri, gece ve gündüz doğmaları gibi birçok bakımdan bölümlere ayrılmıştı[13]
Ateş elementi burçlar (Burc-ı Âteşî); Hamel, Esed, Kavs Toprak elementi burçlar (Burc-ı Hâkî); Sevr, Sünbüle, Cedy Hava elementi burçlar (Burc-ı Bâdî); Cevza, Mizan, Delv Su elementi burçlar (Burc-ı Âbî); Seretan, Akrep, Hût (Çakar, 2008: 120).[14] İlkbahar burçları; Hamel, Sevr, Cevza Yaz burçları; Seretan, Esed, Sünbüle Güz burçları; Mizan, Akrep, Kavs Kış burçları; Cedy, Delv, Hût (And, 2008: 335) di.[15]
 
Burçlardaki gezegenlerin bazıları uğurlu, bazıları uğursuz sayılırdı. Güneş ve Müşterî uğurlu, Mirrîh ve Zühal uğursuz yıldızlardı. Diğerleri ise ya;  yarı uğurlu veya yarı uğursuz yıldızlardı.  Bunlar bir araya gelirse  “Kırân-ı sa’deyn” ortaya çıkmış sayılırdı.  Kıran ise “İki veya daha çok sayıdaki gezegenin bir burcun bir noktasında bir araya gelmesi” demekti.  İki uğurlu, iki uğursuz,  birden fazla uğurlu uğursuz, yarı uğurlu veya yarı uğursuz yıldızların bir araya gelmeleri, 20, 30, veya bin yılda bir gerçekleşirdi. Örneğin Satürn (Zuhal) ve Mars’ın (Merih)  Yengeç (Seretan) burcunda bir araya gelmesi otuz yılda bir oluyordu. Mars ile Satürn’ün aynı burçta birbirine yaklaşması mutsuzluk (kırân-ı nahseyn, nahs-i kırân), Venüs ile Jüpiter’in yaklaşması ise mutluluk (kırân-ı sa‘deyn, sa’d-i kırân) işareti sayılırdı. [16]  
 
Uğurlu yıldızların bin yılda bir – 960 yılda-  gerçekleşebilecek şekilde bir araya gelmesine Eşref Saati de denilirdi. Eğer tersi olurda uğursuz yıldızlar bir araya gelirse  “kırân-ı nahseyn”  büyük felaketler oluşuyordu.
 
Kara tonlı Ka‘bedür biri birisi kıblegâh
 Eşrefî sâ‘atde togmışdur sanasın mihr ü mâh     Gelibolulu Sun’î[17]
 
Bir insan hangi ayda ve tarihte doğmuş ise o ayın burcundaki gezegenin vasıfları karakterine yansıyordu. Örneğin Ay’ın vasıfları, zayıflık, acizlik, bilgisizlik, aşağılık, acelecilik, habercilik, hareket ve ses şeklindeydi. . Ay’ın etkisialtında olanlar da karasız, ihmalci, hayalperest; zayıf ve metanetsiz oluyorlardı. Müşterî, mübârek, şerefli, parlak ve nazik olarak görülüyor , bu yıldızın etkisinde doğanlar da böylesi bir kimliğe sahip oluyorlardı. 
 
Eski devrin insanları bo kozmos düşünceleri ile gökteki yıldız, gezegen ve burçlara bakarak insanların geleceklerini tayin etmeye çalışyorlar, gelecekte neler olacağına diar hükümler çıkarmaya gayret ediyorlardı. Bu işleri irdeleyen bilime nücûm  ilmi deniliyor, bunları yorumlayanlara da müneccim deniyordu. Eski devirlerde pek çok hükümdarın danışmanı olan müneccimler vardı. Hükümdar ve kralların pek çoğu müneccimlerine danışarak kararlar alırlardı.
 
Geh burc-ı ‘akrebi gehi mîzânı seyr ider
Hercâyidür diseñ n’ola ol meh-likâmuza           Ravzi Hayatı ve Edebi Yönü ( Edincik- 16. Yy )
 

 

 KAYNAKÇA 


[1] PARLATIR, İsmail, (2012). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, Ankara: Yargı Yayınları.
[2] DEVELLİOĞLU, Ferit, (2008). Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara: Akaydın Kitabevi
[4] Cemal Kurnaz, “Felek” “ TDVİA  cilt: 12; sayfa: 304
[5] PALA, İskender, (1995). “Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü” Akçay Yay.İstanbu
[7] MUHYİDDİN A’RABİ, Fütuhatı Mekkîye, https://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/E/burclarhakkinda.htm
[8] AĞBAL, Davut, (2012). “Kur’an’da Burçlar Mahiyeti ve İnsana Etkisi Bağlamında”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi.
[9] Hafsanur YILDIRIM, DİVAN ŞAİRLERİNE GÖRE BURÇLAR, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Cilt: 8 Sayı: 41
[10]  Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname
[11] TOLASA, Ahmet, (2001). Ahmet Paşa’nın Şiir Dünyası, Ankara: Akçağ Yayınları.
[12] Yavuz Unat  , KIRÂNÂT, DİA, cilt: 25; sayfa: 437
[13] Hafsanur YILDIRIM, DİVAN ŞAİRLERİNE GÖRE BURÇLAR, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Cilt: 8 Sayı: 41
[14] ÇAKAR, Yusuf, (2008). Gizli İlimler, İstanbul: Yedirenk Yayınları.
[15] AND, Metin, (2008). Minyatürlerle Osmanlı-İslam Mitologyası. İstanbul: YKY.
[16] Yavuz Unat  , KIRÂNÂT, DİA, cilt: 25; sayfa: 437
[17] Hafsanur YILDIRIM, DİVAN ŞAİRLERİNE GÖRE BURÇLAR, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi Cilt: 8 Sayı: 41

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış