Câm-ı Cem, Câm-ı cihannüma, Câm- âlemnüma,


 

 
Câm-ı Cem,  Câm-ı  cihannüma,   Câm- âlemnüma,
 
 
Câm:  Kadeh, ufak billur bardak anlamındadır. Cam :  kadeh, rıtl, peymâne, piyâle, sâgar, sağrak, ayak, dolu kelimeleri ile aynı anlamda kullanılmıştır.  Cam  ve diğer eşanlamları  çok çeşitli imgeler,  efsanevi konular, ritüeller, meclis,  Bezm,  içki ve  şarapla alakalı çok çeşitli tasavvurlar ve atıfta bulunulan  konularla birlikte kulanılmıştır. Cam –ı  Cem ‘de bunlardan biridir.
 
Cam ı Cem, Cem’in kadehi anlamına gelir. Cemşarabın mucidi olan Dahhak ortaya çıkana kadar esatirlere göre sekizyüz yıl yaşayan, nevruz günü tahta çıktığı için 21 Mart Nevruz gününü bayram ilan eden,  devrinde pek çok bilim, sanat ve mesleklerin icade edildiği,  Güneşin oğlu olduğu için Cemşid-i Huşit olarak da anılan efsanevi bir destan hükümdarıdır.  ( Bkz Cem)
 
Şarabın mucuidi olan Cem aynı zamanda kadehin ve Cam-ı Cem denilen efsanevi sagarın da mucididir. Bu yüzden bu kadeh Cem’in kadehidir fakat  bu efsanevi kadeh ile  İskender, Keyhusrev ve Hz Süleyman ‘da ilişkilendirilir. 
Cem’in  aynası Rivayete göre bu ka­deh, temsilî yedi madenden yapılmış, sihirli bir kadehtir.  Diğer adı ise Cam-ı Cihannuma’dır.  Esatirlere ve Cem’in kadehi etrafında oluşan inanışlara göre  Cem bu kadehe bakarak civar ülkelerdeki halleri seyredermiş. Cem’in  aynası İçine bakıldığında, dünyada olup biten her şeyi gösteren bir  aynadır.   Cem bu kadehe bakarak, devlet görevlilerinin adil davranıp davranmadıklarını, zulum  edenleri, nizamı   bozanları, intizamı  sağlayanları görür ona göre davranırmış,  Hangi ülkeye bakmayı dilerse o ülkeyi görür ülkelere ve düşmanlarına  da bakarak tedbirler alırmış.  Divan şairleri arasında   “Cam’ı Cem’in , Cem’den Dara’ya intikal ettiği;  Dara’nın bu aynaya bakarak İskender’in hamlelerini görüp tedbir aldığı , İskender’in de Ayine-i İskender’i yaptırtmak zorunda kaldığı şeklinde “ [1]düşünceleri de vardır.  “Câm-i Cem: bütün evrendeki durumu, yedi feleğin sırrını, açık ve ayrıntılı bir şekilde gösteren bir kadehtir.” Hudâynâmelerde; astronomik şekiller, yıldızlar ve gezegenlerin resimleri, yeryüzünün yedi kıtasının şekilleri onun üzerine işlenmiştir. Gizemli özellikler taşımakta olan Câm-i Cem’de, yerkürenin en uzak noktalarında bile gerçekleşen olaylar da yansımaktadır.” [2]
Divan edebiyatında  bu kadeh Câm-ı kîtî-nümâ , Sagar- ı Cem , cam – ı safa, cam – işret, cam – ışarap cam-ı mina, cam-ı  cihannüma,  cam- alemnuma,  cam-ı git-i nüma,  cam-ı musaffa, cam –ı zerin ,  cam – gülgun,  cam –ı gülreng,  cam –ı lebriz,  cam –ı gülfam, cam –ı ateş reng,  cam – sabuhi terkiplerinin hepsi Cam- Cem’e işaret eder.[3] [4]Bu sihirli kadeh boşalınca derhal dolan bir kadehtir.
 
Sagar-ı Cem  boşalıp yine dolarmış amma
Hiç hun ı ciğer eksilmedi  canımdan benim        Naili
Cem’in kadehi  uzaktakileri gösteren bir kadehtir bu yüzden  aşıklar kadehe baktıklarında sevgilierinin yüzünü ve dudağını bu kadehte  görürler.
 
Çeşme-i  câm ı musaffa  zahida Cem’a hayrıdır
Olam mani ondan erbab-ı muhabbet içmiş âb              Sabr-i Şakir [5]
Ey Zahid, Sufilerin şarabının çeşmesi  Cem’in hayratındandır. Şaraba mani olma ki muhabbet erbabı o çeşmeden su içer.
 
Safâ-yı hâlet-i tab’uñ yiter eglence ey Bâkî
Bî-hamdi’llâh ne gam yirsin elüñde sâgar-ı Cem var       Bâkî
 
Çıkar  cam-ı Cem’i  Avni hazinenden temaşa kıl
Eğer bilmek muradınsa kemah-ı kâr-ı dünyayı         Avni ( Fatih Sultan Mehmet) [6]
 
Bu beyte göre  Fatih hazinesi içinde Cem’in kadehinin de olduğunu söylüyor, eğer  dünyanın nimetlerine bakmak istersen bu kadehi bul da seyret  diyor.
 
Harabıyız o meyin  Naili ki cürasıdır
Sabah-ı haşre dek âramı hatırı Çemşid         Naili
 
O şarabın harabıyız ki curası mahşere kadar Çemşi-i aram ı hatırdır.
Eskiden şaraplar tortulu olur. Kadeh bittikten sonra kadehin dibinde bir miktar tortu kalırmış, Bu tortuya ise Cüra denir,  bu Cüraları  ise  “Cem’in ruhuna “ denilerek  toprağa dökülmesi adetmiş. Bu beyitte Naili bu âdete işaret etmektedir.
 
Cem’in  aynası, İskender’in yanasından biraz farklıdır.  Cem’in aynası bir kadehtir, İskender’in ki ise bir  aynadır. Cem’in yanası içi sürekli şarap dolu olan içildikçe dolan  içi şarap dolu bir kadehtir.  Bu kadehin ayna gibi göstermesini sağlayan şey ise kadehin içindeki şaraptır. Cem kadehindeki şarabın yüzüne bakarak âlemi görmektedir.  İşte bu noktada, mecazlar  ve anlam oyunları başlamakta, kadehin içindeki şarap, mey, işret, sevgilinin yüzünü, dudaklarını kadehte görmek, sarhoş olup dünyayı başka türlü görmeye başlamak gibi anlamlar ve anlam oyunları ortaya çıkarılır.  Kadehin içindeki ayna  , “ İran ve Türk edebiyatlarında; “câm-i cihânârâ”, “câm-i cihânnumâ”, “câm-i cihânbîn”, “câm-i âlembîn”, “câm-i gîtînuma: dünyayı gösteren kadeh”, câm-i Keyhusrev: Keyhusrev’in kadehi”, “Âyîne-yi Süleyman: Süleyman’ın aynası”, “Âyîne-yi Sikender: İskender’i aynası”, “Piyâle-yi Cem: Cem’in kadehi” adlarıyla da anılır.” [7]
 
Neyleriz ayine-i dehr-i nümâ- yı   Cem’i  biz
Biz tehi camda bin âlemi seyran ederiz.           Sabri Şakir
Cem’in  dünyayı gösteren aynasını neylerizi Biz boş kdehten bin âlemi  seyran ederiz.
 
Çemşid eğer görseydi âlemde câm -ı   la’lin
Ömründe bakmaz idi câm-ı cihannümaya         Hamidi 
Cem senin la’l gibi dudaklarını görseydi ömründe Cem aynasına hiç bakmazdı.
 
 
Rûşen-dil olsa dâ’im Cem gibi nola eflâk
Destinde mihr-i hâver câm-ı cihân-nümâdur        Bursalı Rahmi 
 
Mürşid-i kâmil âdemi câm-ı cihan-nümâ ider
Câm-ı cihân-nümâ nedür âyine-i Hudâ ider          Taşlıcalı Yahya
 
Cam- Cem,  Cem’in    dünyada olan biteni gösteren aynası dır.  İskender’in aynası ise AYİNE- İ İSKENDER   adını alır. Bu iki ayna arasında  pek çok işlevsel benzerlik bulunur. Buna rağmen  ayrı adlar verilmiştir.   İskender’in aynası ile Cem’in aynası arasında bazı farklar da vardır. İskender’in   "Ayîne-i âlem-nümâ (Cihanı gösteren ay­na)’nın   yuvarlak mı, düz mü olduğu hakkında   ihtilâf  vardır. Ama  bu ayna iki tarafı da gösterirmiş. [8]Yalancı olanlar  aynaya  baktığı zaman ayna görüntü vermez,  İskender de,  kim yalan  söylüyor, kim yalan söylemiyor aynaya  ( aynanın aldığı şekle, renge göre, veya aynayı yalancıları göstermediği  haline  )  bakarak  anlarmış .[9] Çünkü ayna­nın arka yüzü yalancıların görüntüsünü kabul etmezmiş.( Bkz AYİNE- İ İSKENDER ve AYİNE-İ ALEM NÜMA)  esatirleri işaret edilir.   Âyîne-i âlemnümâ” veya “âyîne-i gîtînümâ”  olarak da anılır. İskender’in aynası, uzağı gösteren, ufuk açan, insana dünyayı gösteren, yalanacıları ve yalanlarını ortaya çıkaran ayn şeklinde kullanılır.
 
“Âyine-i İskender, tasav­vufta da kâmil insanın Allah'tan başka şeylerden arınmış olan kalbini ifade eder. Bu kalpte ancak hakikatler akseder.”
 
Bir âyîneyle İskender nice benzer sana cânû
Senin her bakdığın mir'ât olur âlemnümû cânû           Şeyhülislam Yahya
 
Ol ayine-yi tab-ı gubar-ı gamdan azade
Bula İskender-i zatı cihanda izz-i bi-payan           Fatin

İskender’rin  aynası gibi hiç tozlanmayan  bir ayna ( saf gönül, kalp, temiz yürek) bulan bu cihanda  her kederden uzak kalır.
 
Bu aynalar Hz. Süleyman veya Keyhusrev’e da isnat edilmektedir.  Şehnamede   Keyhusrev kadehine bakarak Bîjen’in bir kuyu içinde bulunduğunu  görür ve Gîv’e haber verir.  [10]
 
 
[1] A. Talat Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB Yayınları,  İst. 1996- shf. 151
[2] Prof. Dr. Nimet Yıldırım, HÂFIZ-İ ŞÎRÂZÎ, DİVAN, ÇEVİRİ VE AÇIKLAMALAR, https://nyildirim.wordpress.com/sirazli-hafiz/
[3] A. Talat Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB Yayınları,  İst. 1996- shf. 151
[4] Divan Edebiyatına Etki Eden Farisi Öğeler ve Mazmunlar www.edebiyadvesanatakademisi.com
[5] A. Talat Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB Yayınları,  İst. 1996- shf. 151
[6] A. Talat Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB Yayınları,  İst. 1996- shf. 151
[7] Prof. Dr. Nimet Yıldırım, HÂFIZ-İ ŞÎRÂZÎ, DİVAN, ÇEVİRİ VE AÇIKLAMALAR, https://nyildirim.wordpress.com/sirazli-hafiz/
[8] AYİNE- İ İSKENDER ve AYİNE-İ ALEM NÜMA,https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/y
[9] AYİNE- İ İSKENDER ve AYİNE-İ ALEM NÜMA,https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/y
[10] Tahsin Yazıcı  , Cam-ı Cem, DİA, cilt: 07; sayfa: 42
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış