Hulûl Nedir Tanrı’nın Bedenlere Girdiği İnancı


 

Hulûl  ( Tanrı’nın Bedenlere Girdiği İnancı)

Osmanlıca yazılışı hulul :   حلول,  hulûl :   حُلُولْ

Hulul kelimesinin Osmanlıca sözlüklerdeki anlamları: “Girme. Dâhil olma. İçine gizlice giriş. Halletmek.

 Vuku' bulmak. Zuhur etmek. “ Gelme, gelip çatma. Girme, sinme. “ Tanrı ruhunun herhangi bir bedene girdiğine inanmak. “,  ” Bir cismin başka bir cisme girmesi, sızması, iki şeyin birleşmesi. "  Bir menzile inmek ve geçişme. Şeklinde tarifleri vardır.

Çeşitli kaynaklar hulûl, kelimesini: “ cisimleşme ya da reenkarnasyon, yaygın olarak Tanrı'nın görünmesi evren ve insanla bütünleşmesi[1]   “İlâhî zâtın veya sıfatların yaratıklardan birine veya tamamına intikal edip onlarla birleşmesi “ [2] şekillerinde açıklar.

Eskimolarda, Avustralya yerlilerinde  Zerdüşttîlik ve Sâbiîler Antik Mısır hatta Şamanizm’de dahi bulunan Hulul düşüncesi en ciddi manada Budizm de şekillenmiş, çeşitli vesilelerle Hıristiyanlık ve Müslümanlıkla ilgili bazı tarikatların düşüncelerine de sirayet etmiştir.

Hulûl inancı Budizm’den türemiş olmasına rağmen Müslümanlık ve Hıristiyanlık dinlerine mensup gözüken çeşitli zümrelerin inançlarında da bulunmaktadır.  Budizm’de başta Tanrı Vişnu olmak üzere değişik asırlarda “çeşitli ilâhlar insanlığı kurtarmak üzere ya ilâhlık unsurunun bir kısmını (amsavatarana) veya tamamını (pūr-nāvatārā) bir bedene büründürerek yeryüzüne inmekte [3] İnsanların şekline girerek insanlara yol göstermektedirler.

 Hıristiyanlıkla ait bazı tarikatlarda Tanrı’nın Hz İsa' 'nın vücudunda beden bulduğuna inanılmaktadır. Tanrı, insanlığı kurtarmak amacıyla Nâsıralı Îsâ’nın kişiliğinde bedene bürünmüş, bu kavram  “ulûhiyetin bedenleşmesi” anlamına gelen incarnation kelimesi ile izah edilmiştir. Hıristiyanlara göre bu anlayış şu şekilde ifade bulur: “ Tanrı, İsa Mesih’in bedeninde yeryüzünde be­şeri bir hayat yaşamıştır. İsa, sadece bir peygamber veya öğretmen değil aynı zamanda hem beşer, hem ilahi, hem de  Tanrı’nın oğludur. İsa, ilahi olmasından dolayı Tanrı ; beşeri olmasından dolayı da insanlık­ ile özdeşleşir. “

Hulûl ve tenasüh inançlarına kail olanlar ruhun cesetten ayrılır ayrılmaz diğer bir bedene gireceğine inanmaktadırlar. Ulûhiyettin tecessümü itikadında bulunanlara hûluli denir[4] A. Talat Onay’ın da ifade ettiği gibi  hulul inancına sahip olanların ruh göçüne, öldükten sonra ruhun bir başka beden veya cisimde ortaya çıkacağı veya bir başka beden ile cismin ruhu olacağı inancı vardır. 

Hatta Hurufi ve Nusayrilerde Tanrının insan bedenlerinde göründüğü düşüncesi ve inancı dahi vardır.

 Bu inanca göre insan olarak dünyaya gelmeden önce bir takım cisimler, hayvanlar veya insanların bedenlerinde yaşamış olan ruhları düşünmek gerekir. İnsan öldükten sonra ruhunun dünyaya yeni gelen bir başka insan cisim veya hayvanın bedenine gireceğine inanılmaktadır.  Fakat bu göçüşmeyi  devr  , mebde ve mead inançları ile birlikte düşündüğümüz zaman insan ruhu olmak derecesine erişen ruhun, yeni doğan bir insan bedenine gireceğini düşünmek daha doğrudur. ( bkz Devr ve Tenasüh İnancı ile Devriye )   Çünkü devr nazariyesine göre sürekli düşüşten sonra sürekli yükseliş başlayacaktır.

"İslâm felsefesinde hulûl, Tanrı’nın kula girmesi suretiyle kulun Tanrılaşması şeklinde izâh edilir. Bâtıl bir görüştür. "Hulûl" yanında bir de "ittihâd" vardır ki kul ile Tanrı'mn birleşmesidir. Şeriatçılar vahdet-i vücûtta ileriye gidenlere bu iki inanışı isnâd etmişlerse de onlar bunu kabul etmemiş ve cevap olarak "Hulûl ve ittihâd için iki varlık gerekir, biz ise Tanrı'dan başka varlık tanımıyoruz demişlerdir.  Hurufîlikte Tanrı, Fazlullâh'ta tecelli etmiştir. Bektaşîlerin bir kısmı da Allah'ın önce Muhammed, sonra Ali, daha sonra da Hacı Bektaş şeklinde göründüğünü söylerler." )[5]

Bâtıni, Melami ve Hurufi tarikatlarda bulunan devr ve tenasüh inancı ile de ilgili olan bu nazariye birkaç türlüdür. Devr nazariyesi,  maddenin önce cansız nesneler, daha sonra bitki, hayvan, insan, en sonunda ise mürşid-i kâmile  dönüşüp Allah ile bütünleşmesi esasına dayanır. Bu dönüşüm ise Tasavvufta tenasüh olarak adlandırılır. “Rûhun bir insan bedeninden diğer insan bedenine geçmesine NASH, kendi Rûh kabiliyetine uygun bir hayvanın bedenine geçmesine MASH, bitkilere geçmesine RASH, maden ve cansız varlıklara intikaline de FASH denilmiştir.” [6]

Devr inancında ise varlıkların Allah’tan gelip tekrar O’na dönüşü söz konusudur. Bu dönüşüm önce mebde ( düşüş) sonra mead yükseliş aşmaları içinde olan tasavvufî bir nazariyedir. [7]“ Mutlak varlıktan ayrılan ilâhî nur, (umumi feyz, vücûd-ı sârî, mevcud) sırayla küllî akıl, dokuz akıl, dokuz nefis, dokuz felek, dört tabiat ve dört unsur seviyesine kadar düşer. Sonra yeniden yükselişe geçer ve sırasıyla madde, maden, bitki, hayvan, insan ve kâmil insan mertebesine kadar yükselir.”  [8] (  Geniş bilgi için bkz Şahamettin KuzucularDevr ve Tenasüh İnancı ile Devriye )

Hulûl inancı Budizm’dekine benzer bir şekilde İlahi zât’ın çeşitli devirlerde çeşitli insanların kılığında zuhur ettiği esasına dayanır.

Hulûl inancı, a)  Mutlak Hulûl, b)  Muayyen Hulûl şeklinde iki kısma ayrılır.

Mutlak Hulûl’de vahdet i vücut  nazariyesinin de dâhil olduğu bir hulûl anlayışı söz konusudur.  Bu anlayıştaki sûfîler . “ vâcib varlığın mutlak ve tek mevcut olduğunu, tabiatta görülen çokluğun insanın varlığı eksik algılamasından ibaret bulunduğunu”  düşünürler Bu tür hulûlü benimseyenlere İttihâdiyye adı verilmiştir.” [9]

Muayyen Hulûl ise” Allah’ın zâtı veya sıfatlarıyla muayyen bir şahsa yahut belirli bir nesneye intikal ettiğini kabul eder.  Bu telakkiye inananlar “hulûl-i hâs” diye adlandırılır. “ Hıristiyanların Hz. Îsâ, aşırı Şiîler’in imamlar hakkında, bazı sûfîlerin de şeyhleri hakkında benimsedikleri inançlar bu tür hulûle örnek olarak gösterilir. Zira hıristiyanlar Tanrı’nın (ilâhî kelâmın) Hz. Îsâ’ya hulûl ettiğini ve böylece Îsâ’nın tanrı olduğunu iddia etmişlerdir (Yuhanna, 1)  [10]

Hulûlinin azabı dûzâhilerden de müşküldür
Olur merkeb gelirsem havfı an da  anbean hadis      Şinasi

Hulûlinin azabı cehennemde yananlarınkinden de müşküldür. Çünkü ölünce ya eşek olarak dünyaya gelirsem diye azap çekmektedir.

Cism -i vâhit olalım dermiş o can paresine
Korkarım şeyh dahi oldu hûluli mezhep            Sünbülzade Vehbi

 

 İLGİLİ BAŞLIKLAR- LİNKLER 

 

KAYNAKÇA

 

  • [1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Hul%C3%BBl
  • [2] Kürşat Demirci, HULÛL , TDİA ,cilt: 18; sayfa: 341
  • [3] Kürşat Demirci, HULÛL , TDİA ,cilt: 18; sayfa: 341
  • [4] A. T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar,  Haz. Cemal Kurnaz ) MEB , 1996 S.272
  • [5] İskender Pala, Ansiklopedik Divan şiiri Sözlüğü
  • [6] Veysel Güllüce, "Kur'an-ı Kerime Göre Ahiret'in Varlığı", Doktora Tezi, Erzurum, 1996, s. 205-206
  • [7] Şahamettin KuzucularDevr ve Tenasüh İnancı ile Devriye,  https://www.edebiyatvesanatakademisi.com/
  • [8] Kamile ÇETİN, TASAVVUF ŞİİRİNDE AĞAÇ VE MEYVE İSTİARESİ: GAYBÎ ÖRNEĞİ, https://www.turkishstudies.net/Makaleler/718815697_%C3%A7etinkamile.pdf
  • [9] Yusuf Şevki Yavuz, HULÛL, TDİA, cilt: 18; sayfa: 342
  • [10] Yusuf Şevki Yavuz, HULÛL, TDİA, cilt: 18; sayfa: 342

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
05.02.2017 - 11:29
Hocam, çoğu zaman dini konularla ilgili gündemin içinde yerini bulan ve çeşitli yabancı filmlere de ilham kaynağı olan böyle bir konuyu ele almanız çok manidar olmuş. Aydınlattığınız için teşekkürler. Saygılar. Selamlar.

Esa
05.02.2017 - 19:39
Aslında alafabetik sıra ile bu kategoride edebiyat terimleri, mazmunları, efsanevi destansı tarihi kişileri, konuları vb hazırlıyorum Henüz H harfine gelebildim. Kategoriye ve içeriklere bir göz atarsanız. yapmaya çalıştığım şeyi anlarsınız Sevim Hanım.