Mâni: Ressam Nakkaş ve Mâniheizmin Kurucusu

Ekleyen : ESA , 06 Aralık 2018 Perşembe Beğen
 
Mâni: Ressam Nakkaş ve Mâniheizmin Kurucusu
 
Yazıda: Mâni kimdir, Mâni kelimesinin anlamı nedir,  Uygurlarda mani,  Mani dini veya Maniheizmin kurucusu kimdir, , Erjeng, Engelyun veya  Kitab-ı Erjeng ,Nigaristan, Çinli   veya Mezopotamyalı ressam Mâni kimdir, divan şiirinde Mâni, resim, ressam, şiirlerde ve beyitlerde  Mani konuları işlenecektir.
 
Mani;  Maniheizm’in,  Mani dinin kurucusu, Erjeng, Engelyun veya  Kitab-ı Erjeng  Nigaristan adları verilen kitabın da yazarıdır.  Mâni’nin kurduğu bu dine Maniheizm de denmiş, bu din, Zerdüşt dinine inanan Pers İmparatorluğu sınırları içinde ve MS 3. Yy da Mani tarafından kurulmuştur.  Uygurların bu dini resmi devlet dini haline getirmeleri ile de İran ve Doğu Türkistan’da yaygın bir din haline gelmiştir.
 
Mani dinin kurucusu olan Mani,  Divan şairleri tarafından Çin’den İran’a gelen bir ressam olarak bilinir.  Bazı kaynaklar ise  “Arsacid hanedana mensip olup aslen Hemedanlı iken sonradan Babilonya’ya”  gelmiş olan bir aileye mensup olarak gösterir.  Bazı kaynaklara ve ansiklopedik bilgilere göre Mezopotamyalı hatta Mardin doğumlu[1], MS 216-277 yılları arasında yaşayan Acem kökenli [2]soylu bir anne babaya sahip  “ Baptistler tarikatına mensup” [3]  olarak gösterilmiştir. Bu durumda Mani’nin kökeni ve ailesi hakkında kesin bir hüküm çıkarmak oldukça zordur. Fakat kaynakların  hepsi  Pers imparatoru I. Şapur’un saraylarının duvarlarını resimler ile süsleyen bir ressam ve peygamber olduğu konusunda ise hem fikir olmaktadır.
 
24 yaşında iken Peygamberliğini ilan eden Mani’nin gençliğinde, Hristiyanlık, Zerdüşlük, Budizm ile birlikte Ön Asya ve Mezopotamya’daki çok tanrılı pek çok dini de gözden geçirdiği kaynakların verdiği bilgiler arasındadır.  Dinini Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki bir bölgede yayarken I.Şapur’un kardeşi Firuz’u dahi bu dine inandırmaya fırsat bulmuştur. Bu sayede Mani’nin,  I. Şapur’un da gözüne girmeyi başardığı hatta onun sarayını resimlerle süsleyecek kadar uzun bir zaman ondan da izzet, ikram ve rağbet gördüğü de anlaşılır.  Şapur’un  Persepolis'teki sarayını ve  pay- i taht odasının duvarlarını resimlerle süsleyen Mani’nin ressamlık kudreti eski metinlerde şöyle tarif edilir “Mani etrafına baktı ve resmedilen havuza yedi renkli bir balık resmetti. Şapur hayran kaldı maharetine nakkaşın ve eseri onun tamamlamasına izin verdiMani-i Nakkaş ile işte böyle girdi, uzak'ından yakın'ına erdi Doğu'nun. Mani "çinli nakkaş", "çinli avcı", "güzellikler seçen" diye anılır idi. Resmettikleri bir tek canları eksik ama asıl gibidir denilir idi.”[4]
 
Erjeng ile ilgili bilgileri Fars kaynaklarından alıntılayarak öğrenen Divan şairlerine göre  “Mani, Budizm, Mecusilik ve Nasranilikten anladığını Erjeng adlı kitabına almış ve bu kitabını büyüleyici resimlerle süslemiş adına da "Kitab-ı Erjeng" demişti.  [5] Mani  bu kitabını   erkek ve kadın ve   kâinatı tasvir eden resimlerle süslemişti.  Divan şairlerinin şiirlerinden çıkan sonuçlara göre Mani yaptığı resimlere dayanarak kendini doğaüstü güçlere sahip biri olarak gösteriyor, müritlerine doğaüstü güçleri olan gökten inmiş bir mucize olduğunu telkin ediyordu.
 Efsanelere göre bir gün Şapur ‘un bir kızı hastalandı.  Bunun üzerine Mani’yi doğaüstü güçlere sahip biri olarak gören Şapur, Mani’den kızını tedavi etmesini istemişti.   Fakat Mani tedavi etmeyi başaramayınca Mani’yi pers ülkesinden kovdu.
 
Bu kitap ortadan yok olduysa bile Acem ve Divan şairlerinin muhayyilesinde sihirli bir ressamın büyüleyici resimleri halinde yaşamaya devam etti.  Büyük ihtimalle Mani dinine inanan Uygurların ibadethanelerine yaptıkları resimler ve Çinliler yüzünden olsa gerek Mardinli veya Mezopotamyalı Mani, Çinli bir nakkaş sanıldı.
 
  I.Şapur’a  Kitab-ı Erjeng ve Şabuhrağan  adlı kitaplarına da takdim eden Mani’nin bu devride oldukça müreffet bir hayat sürdüğünü  tahmin etmek zor değildir.  Hayatını yazan kaynaklara göre  I.Şapur , Mazdekilik dinine inanmaya başlayınca onu ülkeden uzaklaştırmış, yerine Hürmüz geçince Mani,  tekrar iran’a gelmiştir.
Hristiyanlık ile Zerdüştlük dininin karışımı bir din olan Mani dinin öğretilerini ressamlık yeteneğini de kullanarak yaymayı başaran Mani’nin talihi,  I. Behram’ın tahta çıkması ile tersine dönmüştü.  Zaten koyu bir Zerdüşt dini taraftarı olan Behram, yapılan şikâyetler üzerine derisi yüzdürerek Mani’yi idam ettirdi.  Efsanelere konu olan güzel resimlerle süslü Kitab-ı Erjeng’i de yakılmış,  yok edilen kitabından kısmı parçalar kalmıştı.  Buna rağmen resimler yok olsa da Kitab-ı Erjeng’ten kısmen kopya edilmiş bazı metinler Süryanice, Uygurca, Soğdca, Çince ve Kıptıce yazılmış parçalar halinde günümüze kadar ulaşmayı başarmıştı.
 
Mani’nin, resimlerle de süslediği Mani dininin kutsal kitabı Nigaristan-  Kitab-ı Erjeng’in orijinali yakılmış veya kaybolmuş olsa da etkisi günümüze kadar ulaşmıştır. Mani’nin resimleri ve kitabı Türk ve Uygur Resim sanatının gelişmesinde ve aşama kaydetmesinde çok mühim rolü vardır. Mani’nin düşünceleri Türk edebiyatında Manici Edebiyat denilen ekolun ortaya çıkmasına da vesile olmuştur.
 
Mani’nin derisinin yüzülerek öldürülmesinden sonra dininin İ ran ve Mezoptamya’dan Hindistan, Doğu Türkistan ( Uygurlar)  Çin ve Roma’ya kadar uzandığı görülür. Üstelik ortaya attığı din ile olmasa da büyüleyici resimler yapan bir ressam, sihir ve hüner sahibi bir nakkaş imajıyla divan edebiyatımızın başlıca efsanevi karakterlerinden birisi olarak şiirlerde yaşamıştır.
 
Divan şairleri Erjeng kitabını  içinde çeşitli sırların bulunduğu,  bir resim kitabı, Mani’nin resimlerini yaptığı atölye, [6] olarak düşünmüşler, Mani’yi   büyücü bir ressam, Erjeng kitabının içindeki resimleri in de büyülerle yapılmış, resimler, resimlerin de  büyüleyici olduğunu  sanmışlardı. Bu nedenlerle Mani ve kitabından söz eden divan şairleri,  bu kavramları  sevgilileri ile kıyas etmek için kullanmışlar, büyücü ressam  Mani’yi ve  resimlerini sevgililerini tasvir etmekten aciz olarak görmüşlerdi.[7]   Her türlü sihrine, ustalığına rağmen Mani sevgililerin resimleri resmetmekten aciz bir ressam olarak  Bihzâd la birlikte veya Bihzad’tan ayrı olarak anıldı.” ( bkz:  Bihzad Mazmunu)
 
Anı nakkâş-ı kudret-hâne-i feyz etmiş ol rütbe
Göreydi lâl olurdu noktasın Behzâd ile Mâni              E. Zihni
 
Zülfü nakkâşı suya bir resm eder kim reşk eder
Mâni-i Çîn yazdıgı nakş-ı Nigâristân ana             Ahmet Paşa 
 
Bikr-i Manîdir serâser sûret-i Meryemleri
Öyle bir büthânenin şimdi gönül nâkûsudur        Şeyh Galip

(Meryem’in resimleri baştanbaşa Mânî’nin eşsiz eserleridir, gönül şimdi öyle bir kilisenin çanıdır
 
Bu san'atde ne Erjeng ü ne Mânîdür sana hemtâ.
Güzel tasvîr edersün hatt u hâl-i dil-beri ammâ       Naili 
 
Dil Mânî-i Erjeng-i temâşâ mı degildir
 Sâgar sadef-i reng-i temennâ mı degildir         Şeyh Galip 
 
Bozaldan sûret-i Erjeng'i sen nakkaş-ı dilkeşte
Benim vasfında her beytim nigâristân-ı Mâni'dir      Hayâlî
 
Bâl açar uçmağa tasvir-i nigâristânı-ı Çîn
Rûh-ı Mânî nâgehân bûy-ı hevâsm itse şem         Aynî
 
 

[1] Büyük LAROUSSE, c.15, s.7757, Mani yada Mani-i Nakkaş maddesi
[3] Büyük LAROUSSE, c.15, s.7757, Mani yada Mani-i Nakkaş maddesi
[5] A. Talat Onay, Eski Edebiyatımızda Mazmunlar,  MEB, Shf. 374
[6] A. Talat Onay, Eski Edebiyatımızda Mazmunlar,  MEB, Shf. 374
 
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...