Mârifet Nedir Tasavvufta Marifet Makamı ve kapısı


MÂRİFET
 
Mârifet Osmanlıca yazılışı:   معرفت 
 
Yazıda mârifet, nedir marifet ne demektir, marifet eş anlamlısı, marifet kelimesinin kökeni,  marifetin sözlük anlamları, tasavvufi manada mârifet,  marifet ilmi, ilm-i ledün,  esrar ilmi, nedir, marifetname, marifetnameler, edebiyatta, İslam’da tasavvufta marifet, marifet ehli ne demek, marifet kapısı nedir, marifet kapısı ve on makam, şiirlerde marifet, şiir ve beyit örnekleri ile marifet konularına değinilecektir.
 
Marifet kelimesi Arapça kökenli bir sözcüktür. Dilimize de Arapçadan girmiştir.  Marifet kelimesi irfan kelimesi ile aynı kökten gelir. Sözlük anlamları ile: “bilmek, tanımak, ikrar etmek” anlamları ile masdar, “bilgi “ anlamı ile de isim olarak kullanılır. Genel anlamları ile de: herkesin gösteremeyeceği hüner,  beceri, beceriklilik, ustalık, ustalık sayesinde yapılan işler; tanıma, bilme,  üstün beceri ve kabiliyet örneği anlamlarında kullanılır.
Mârifet kelimesi, beceri, hüner ve kabiliyet kelimeleri ile eş ve yakın anlam ilişkisi içindedir. Buna mukabil Tasavvufta terim bir anlam da kazanmıştır.  
 
Tasavvufta Marifet
 
Mârifet kelimesi tasavvufta :  “Allah ve O’nun sıfatları, fiilleri, isimleri ve tecellileri hakkında mânevî tecrübeyle doğrudan elde edilen bilgi “  manasına gelen bir terimdir.  Sufiler, diğer âlimlerin okuyarak öğrenerek eriştiği bilgiden farklı bilgilere ulaştıklarına bu bilgilerin gaybdan veya ilahi tecelliden geldiğine inanmışlar, bu bilgiyi “ mârifet, irfan, yakīn “ gibi tasavvufi terimler ile ifade etmişlerdir. Sufiler bu bilgilere erişen mutasavvıfları şeyh olarak kabul etmişler, şeyhlerinin eriştiği bu ilimleri “ledün ilmi, bâtın ilmi, esrar ilmi, hal ilmi, makam ilmi, fenâ-bekā ilmi, mükâşefe ve müşâhede ilmi” olarak da adlandırmışlardır. Sufilere göre bu ilme vakıf olanlar ilâhî sırlara ve hakikatlere de vakıf olabilmektedirler. Bu ilme erenler, nefsin niteliklerini tanıyabilmekte, varlıkların durumunu idrak edebilmekte,  gaybı da bilebilmekte ve vakıf olabilmektedirler. Bu suretle sufiler  “  ilimsiz mârifetin muhal, mârifetsiz ilmin vebal” olduğuna inanmışlar, ledünnî ilim adını verdikleri bu ilmin  ( bkz Ledün ( İlm-i Ledün) çok az insana nasip olabileceğini, bazı şeyhlerin ve şeyhlerinin bu ilme vakıf olabildiklerini savunmuşlardır.
Sufiler,  akıl ve öğrenme yolu ile elde edilen maddi ilimleri vehim ilmi olarak adlandırıp, gerçek ilmin marifet yani ilm-i ledün olduğunu savunur. Mârifet ilminin dille anlatılan okuyarak öğrenilen bir ilim olmadığın savunan sufiler bu ilmi susarak anlaşılan, Hak’tan başka hiçbir şey ile ilgilenmeme neticesinde öğrenilen bir ilimdir.  Bu itibarla mârifet ilm-i ledün ile eş anlamlıdır. “Gizli ilim, marifetullah. Allah’ın sırlarına âit manevî bilgi, gayb ilmî.[1] Olarak ifade edilen ledün ilmi ancak ve ancak marifet sahibi olduğuna inanılan kişilerde bulunur. Bu ilim “İnsanların bilmediği ve sadece Allah’ın seçtiği kullarına bahşettiği bir sır ve gayb bilgisi “dir.
 
İlmi ledün veya marifet ilmi, Hak’kın ancak bazı kimselere hediye ettiği kalplere nur gibi inen bir ilimdir.   Hakk’ın ancak bazı kimselere teveccüh ettiği bu nur ile gark olanlar, isimlerini bildikleri şeyleri açık açık görmeye başlarlar. Bu görünün diğer adı ise kalp gözüdür. Bu nedenle marfiet ilmi, öğrenilen bir ilim değil, gaybın dahi idrak edilebildiği kalp gözü ile görmeyi öğrenenlerin ilmidir.
 
Marifet ilmi ile kutsanmış kişiler, Hak tarafından kalp gözü ile görmesine müsaade edilmiş kutsanmış kişilerdir. Bu nedenle Hakk’ın teveccühüne mazhar olmuş Allah dostu kişilerdir ( Peygamberler ve bazı mürşitler) . İlm-i Ledün’ün dört mertebesi vardır. “Sâlik birinci mertebede baktığı her şeyi Hak’la bağlantılı olarak görür; ikinci mertebede gördüğü her eserin Hakk’ın hangi sıfatıyla ilişkili olduğunu bilir; üçüncü mertebede Hakk’ın sıfatlarla tecelli etmesinin hikmetini kavrar; dördüncü mertebede ilâhî ilmi kendi mârifeti şeklinde algılar. Sâlik Hakk’a ne kadar yaklaşırsa mârifeti o kadar artar (Nefeĥât, s. 5).[2]
 
Bu ilmi nasip olduğu kişilere marifetullah da denir. Dünya işlerinden el çekmiş bu kişiler kibirden ve nefisten arınıp yunmuş” masivâyı gönlünden çıkarmış, Allah’ın huzurunda zelil ve miskin bir vaziyette boynu bükük” duran  ”Arif tayyar, zahid seyyar” sözündeki gibi Hakk’a uçarak giden kişiler olarak bilinirler.
 
Sûfîler mârifeti kerâmetten üstün görmüşler, ilm-i ledünne sahip olan velilerin bu nedenle keramet göstermeye meyilli olmadıklarını hatta keramet göstermekten kaçındıkların ifade etmişlerdir.
 
MARİFET KAPISI
 
Tasavvufta dört kapı vardır: Bunlar:
1- Şeriat kapısı
2- Tarikat Kapısı
3- Marifet Kapısı
4- Hakikat Kapısı
 
Bu her dört kapının da onar makamı vardır. Talip bu dört kapı ve onar makamdan geçerek en sonunda Hakikat makamına erişir. Hakikat makamının en üstü de insanı kâmil olmaktır.
 
Derviş olmak için Şeyhe ve tekkeye intisap eden kişi marifet kapısına girmeye teşebbüs etmiş demektir. İlahi aşka girmeye talip olan derviş insanı kâmil mertebesine kadar ulaşan yolda “Hakk’ı kendi özünde bulana kadar”  marifet kapısından içeri girmiş demektir. Bu kapının ilk kapısı talep etmek ve talip olmaktır. Talip eğer dervişlik yolunda ilerlerse bir mürşid-i kâmil – insan-ı kâmil mertebesine kadar yükselip, ilm-i ledünne de vakıf olabilecektir.
Salik ya da talip, şeriat yolundan giderek, şeriattan hakikate doğru yol alarak marifet kapısından girmiş olur. En sonunda ulaştığı bu bilgi ise marifet bilgisidir.
 
 
 
[2] Süleyman Uludağ, MÂRİFET , DİA , cilt: 28; sayfa: 56

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
21.10.2018 - 05:50
gereksinim duyduğum bir yazıydı. . Selamlar

21.10.2018 - 06:10
Böylesi iyi yazılar analiz edilmeli Kaleminize sağlık