Mazmûn ve Bikr-i Mazmun Nedir ( Tanımlar İzahlar Örneklerle )

Haftanın Yazısı
Ekleyen : ESA , 12 Aralık 2018 Çarşamba aaa Beğen 2
 
Mazmûn ve Bikr-i Mazmun Nedir ( Tanımlar İzahlar Örneklerle )
 
Mazmûn: Osmanlıca yazılışı :  مضمون
 
Yazıda mazmun nedir, mazmun nasıl anlaşılır, bikr-i mazmun, sözlük anlamları,  mazmun kelimesinin ökeni, divan şiirinde mazmun, mazmunlar,
 
 Mazmûn, Arapça kökenli bir kelimedir ve Arapça “zımn”  kökünden gelir.  Dolayısı ile manzum kelimesi üstü örtülü, kapalı, dolaylı anlatılan anlamlarına gelen  “Zımnen” ve sezdirilen anlamına gelen zımni sözcüğü ile yanı kökten gelmektedir.
Mazmun kelimesinin sözlüklerdeki anlamları: ödenmesi lâzım gelen şey, mânâ, anlam, kavram, nükteli, san'atlı, ince söz. “bir sözün içinde gizli olan sanatlı anlam” şeklindedir. Sözcük bu anlamları ile alakalı bir terim haline gelmiş ve şairler tarafından mazmun kalıp benzetmelerden oluşan” mefhum- gizli-, mana, meal” klişe haline gelmiş  “nükteli, cinaslı, sanatlı söz” anlamlarında anlaşılmış ve kullanılmıştır.
 
Divan şiirinde  mazmunla ilgili olarak “mazmûn-ı kelâm ( mazmunlu söz ) , bikr-i mazmun ( bakir – özgün mazmun) , mazmûn-ı şi’r ( şiirde mazmun) , mezâmîn-i tâze ( taze- yeni icat mazmun) , mazmûn-gûy ( mazmunlu söyleyiş) , mazmûn-perdâz  (mazmun düzenleme)  ” [1] gibi birçok tamlama da vardır.
 
Divan şiiri neredeyse bir mazmunlar şiiridir. Divan şiiri pek çok şairin bildiği ve ortak olarak kullandığı, benzetme, mecaz,  efsane,  öykü, ortaklaşa kullanılan kalıplaşmış imgeler,  inanışlar vb ile doludur.  Bu nedenle mazmunlar hemen her şairin bildiği ortaklaşa kullandığı, sözün gelişinden neyin,  hangi kavramın, ortak benzetmenin, ortak hayalin, hikâyenin, inanışın, ortak sembolün vb işaret edildiğinin anlaşıldığı anlamdır.
 
Birçok araştırmacıya göre mazmunların ilk önceleri yetenekli şairler tarafından özgün hayaller, benzetmeler ve ince anlamlar halinde üretilmiş,  sonraları tekrar edile edile kalıp hayaller, sözler, benzetmeler ve mecazlar haline dönüşmüştür.   “ Bikr-i mazmun”, “taze mazmun “  gibi tamlamaların da mazmunların bu yönüne işaret ettiği görüşündedirler.
 
 Başlangıçta ne olursa olsun mazmun, divan şairlerin ortak, hayalleri, benzetmeleri, mecazları, aynı hikâyeye işaret- telmih –eden, ortak bir bilgiyi veya inanışla ilgili ince ve özel bir ifadeyi ortaya koyan manalar haline dönüşmüşlerdir.
 
Mine Mengi’nin “Mazmun Üzerine Düşünceler” adlı yazısında da söz ettiği gibi Divan şairleri mazmunu tarif etmemişler, günümüz araştırmacıları da mazmun ’un ne olup olmadığı hususuna bariz bir izahat getirmemişlerdir.[2] Bu bakımdan mazmunu tarif edenler sürekli tekrara düşmüşler açıkçası manzumun ne olduğu bariz bir şekilde ortaya konulamamıştır.
Ama bizim anladığımız kadarı ile söz sanatları ile oldukça alakadar bir kavram olan mazmun, daha ziyade mananın üstü kapalı ifade edilmesi; anlamın açıkça ortaya konulmaması; bilinen kalıp olay, benzetme, hikâye kavram, olgu vb yi işaret eden imajlar ile bir şey söylenirken diğer bir şeyi de sezdirme işidir.
 
Mazmunu İzah Eden farklı Tanımlar
 
 “Divan Yazını’nda, kimi kavramları dolaylı bir biçimde anlatmak için başvurulmuş, her ozanın aynı anlamda kullandığı bir tür kalıplaşmış sözlerdir. “[3] [4]
“şiirde verilmek istenen anlam, zarif, ince söylenmiş, benzeri az olan hatta bulunmayan söz,”
 “Bazı özel kavram ve düşüncelerin ifadesinde kullanılan klişeleşmiş söz ve anlatımlardır”.
Biri söylenince ötekilerin de zihinde ve ifadede onun ardı sıra hazır bulunduğu bağlı unsurlar ve motiflerdir[5]
Bir cümlenin bir mısraın, bir deyimin içerdiği ve onlardan herkesin anladığı hakikî ve mecazî mânâ demektir. Bir edebiyat terimi olarak da asıl mânânın yanında bir isme, bir atasözüne, bir olaya telmihtir.” (Çavuşoğlu, 1981:199)[6]
 
Bu tarifleri de dikkate alarak şöyle bir mazmun tarifi yapabiliriz.  Önceden de bilinmekte olan benzetme,  mecaz, efsanevi kişi, varlık, olay, öykü ve benzerini; ya da özgün bir başka mevzuyu;  onu çağrıştıracak ilgili kelimeler, semboller kullanarak; ustaca ve ince ifadelerle üstü kapalı şekilde işaret ve ima etme işidir.
 
Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan   Baki
 
Örneğin bu şiirde, hırka, el almak,  tecride girmek sözcükleri o devirde çok bilinen güncel mevzuları olmasından hareketle Derviş ve Şeyh mazmunlarına götürür. El alan, hırka giyen, tecride giren şeyin derviş,  çınar ise şeyh olduğu hemen anlaşılacaktır.  Bu bakımdan mazmun bir şey anlatılırken şair tarafından kasten ve özellikle yapılan imalardan yola çıkarak başka bir konuyu da sezdirmek ve onu da ima etmek olarak da ifade edilebilir.
 
Mazmunlar genellikle yaygın olarak bilinen bir mevzuyu, o konuya yaklaştıran işaret ve imalarla üstü kapalı bir şekilde ifade etme işidir. Birçok önemli şair bikr-i mazmunlar üretmek amacıyla kendi tasavvurundaki bir mevzuyu, o olgu ile ilgili imalar, benzetmeler mecazlar ve sembollerle üstü kapalı bir şekilde ifade etmeye çalışmıştır.
 
Leb-i şûh-ı nigâh-ı çeşmün oldukça terennüm-sâz
Eder her cünbiş-i müjgânı bir nakş-ı füsûn peydâ   Naili
 
Örneğin  “....kirpiklerin saz çalıp yan bakışın şarkı söylemesi Nâ’ilî ’ye kadar hiçbir şairde görülmeyen bir mazmun.” [7] Olarak kabul edilmesi bikr-i mazmunun ne olduğunu ifade etme çabasıdır.
 
Mazmunda, bir ibaredeki kelimelerin ilk bakışta anlaşılan mânasının ardında gizli bir veya birkaç mâna vardır. Onunla ismi söylenmeden başka bir varlık veya hale işaret edilir. “[8] İşte bu nedenlerle mazmun, önceden bilinen veya ilk kez o beyitte ifade bulan örtülü bir mevzuyu, o mevzuya işaret eden alakalı semboller ve ince imalar ile dolaylı olarak anımsatmayı esas alan şairane ifade etme ustalığıdır.
 
Mazmun ile Bikr-i Mazmun
 
Bu durumda işaret edilen olayı, kavram, öykü, inanış, mecaz, benzetme vb her şair tarafından eskiden beri bilinen bir konudur. Bikr-i mazmun (  bakir- özgün taze mazmun)  ise her şairin bildiği bir konuyu veya özgün bir mevzuyu başka hiçbir şairin yapmadığı bir şekilde, farklı bir yoldan, farklı bir söyleyişle ifade etmek olur. Yani, mevzu eski olsa bile ifade ediş şekli özgün bir sezdirmeye dayanıyorsa o mazmun taze mazmun sayılmaktadır.  
 
Divan şiirinin dünyasında pek çok kalıp unsur vardır.  Örneğin şarabı Cem icat etmiştir. Cem’in âlemi izlediği kadehi vardır. Servi sevgilinin boyudur.  Sevgilinin ağzı "âb-ı hayât, gül, gonca, şarab ve la'l”  dir. Ab-ı Hayat-ı Hızır ve Zülkarneyn ( İskender ) bulmuştur.  Genc -define -denilince divan şairlerin hayaline defineyi bekleyen, Şahmeran, Hızır, harabe vb ile ilgili hikâyeler akla gelir.  Ok kirpiği, gamze aşığın mezarı, aşığın katilini;  zülüf yılanı, defineyi; göz ise sihir, büyüyü,  Harut , Marut ve Babil’deki kuyuyu akla getirir. Afet, afet-i devran, afet-i can sevgilidir.
 
Yani "la'l veya gonca" denildiği zaman a "ağız”, inci, dürr,  dendiğinde sevgilinin dişi,  serv deyince sevgilinin boyu  diye ayrıca  ifade etmeye  bir gerek kalmamıştır.
 
Ben  duhter-i rez  severem sofu dânesin
Zira kimi kızın sever kimi ânesin      [9]                   Necati 
 
( Ben üzümün kızını severim sofu  ise danesini. Zira kimi kızını sever kimisi anasını sever demişler ) 
 
Necati bu beyitte duhter-i rez, üzümün kızı ifadesi ile şarabı kastetmektedir. Şiir de dolaylı olarak sofuların şarabı haram kabul ettikleri, rintlerin ise şarabı haram kabul etmediğini, üzümün suyu ile tanesinin farklı olmadığını, kimi anasını kimi kızını sever sözünü örnek göstererek izah etmiştir. ( bkz Bintü'l inep ( Üzüm kızı ) Mazmunu)
 
Bintü'l inebin bikrini Cem etti izale
Iskat-ı cenin oldu tehi kaldı piyale
( Binttü’l inebin   kızlığını Cem bozdu.  Şarap kadehi bomboş kalıp çocuğunu düşürmüş gibi oldu. )
 
Örneklerde de görüldüğü gibi üzüm kızı manasına gelen Bintü'l ineb ve duhter-i rez  rintlerin gözünde mucidi Cem olan şaraptır. Eskiler şarabı Cem’in icat ettiğine inanmışlar, üzüm kızı sözü ile şarabı da kastetmişlerdir. Şarabın renginden dolayı kana benzetmek, ırza geçmek, çocuk düşürmek ve kadehin boş kalması arasındaki irtibatlarla ortaya konulan mazmun bilinen mevzular içinden taze bir hayal çıkarmak yani Bikr-i mazmun yapmaktır.
 
Taze ahd etmiş gibidir zünnar-ı zülfünle Nedim
Han kâh-ı Brehmen’de  büt- perest olmuş yine    Nedim[10]
 
Zünnar  siyah renkli papaz  kuşağıdır. Han kâh ise  başlık ve tapınak anlamlarına gelir. Sevgilinin saçlarını kendini bağlayan kement ve siyah renkli papaz kuşağına zünnara benzeten yeniden ahd etmiş- iman tazelemiş- gibi olan Nedim, şimdi  bir Brehmen gibi  seni putu yapmış  ve sana tapıyor.   Beyitte gizli olan diğer bir mazmun da Halluh (  Bkz Ferhar : Güzeller Mabedi ) Hoten ve Nevşâd Şehirleri)  şehrindeki  güzeller mabedidir. Bu şehirdeki mabede  putperestler çok güzel genç kızları koyarlar gelen yolculara bu kızları  ikram ederek onların da putperest olmasın sağlarlarmış.
 
Sinede evvel ne muhrik arzular var idi
Lebde serkeş ahlar aheste hu'lar var idi  (Nedîm)
 
Örneğin bu şiirde e geçen "serkeş (baş çekmiş)"lik ve "âheste hû"  sözcükleri serviyi hatırlatmakta bu münasebetlerden de eskilerin muhayyilesinde kalıp bir benzetme halini almış olan sevgilinin serviye benzetilmiş boyu mazmununa ulaşılmaktadır.
 
MAZMUNLA İLGİLİ BEYİTLER
 
Eylemem mazmûnuna Cibrîli mahrem Nâilî
Gamzeler kim fitneden ifşâ-yı râz eyler bana    (İpekten, 1990:58).
 
“Ey Nâilî! Sevgilinin bakışlarındaki mazmun – gizli manalar- bana kıyametin nasıl kopacağının sırrını anlatıyor. Lakin ben bu sırrı Cebrail’e bile söylemem “
Bu âlem pây-tâ-ser kûh kûh-ı mihnet ü gamdur
Eder her tîşe-kâr-ı ârzû bir Bîsütûn peydâ    Nâilî  
 
“Bu dünya derdin gam dağlarıyla doludur.  Her arzu kuhkeni- dağlar deleni de yeni bir Bîsütûn Dağı yapar.”
Beyitteki, Bisutun, dağ, kazma sözcükleri bizi Ferhat ve dağları delmesi hikâyesine götürür.
Encüm değildir zahir olan ol gice gökte
Yaktı sürur u suruna  gerdun dokuz hisar     ( Nev’i)[11]
O gece gökte olan parıltılar yıldız değildi. Felek  ( sünnet düğünü şerefine) dokuz hisar yakmıştı.
Bu beyitte göklerin dokuz kat olduğu her felekte de yıldızların ışıldadığı inancı ortaya çıkar.
 
 
 
[1] Prof.Dr. Mine Mengi, Mazmun Üzerine Düşünceler, http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/4.php
[2] Prof.Dr. Mine Mengi, Mazmun Üzerine Düşünceler, http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/4.php
[3] İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri, s.310
[4] Yrd. Doç. Dr. Şener DEMİREL, Mazmûn Üzerine Bir Değerlendirme, http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/sener_demirel_mazmun_uzerine_degerlendirme.pdf
[5] Ömer Faruk Akün, DİVAN EDEBİYATI, DİA,   cilt: 09; sayfa: 422
[6] ÇAVUŞOĞLU, Mehmet (1981), Divanlar Arasında, Umran Yay. Ankara.
[7] Prof.Dr. Mine Mengi, Mazmun Üzerine Düşünceler, http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/4.php
[8] Ömer Faruk Akün, DİVAN EDEBİYATI, DİA,   cilt: 09; sayfa: 422
[9] Bintü'l inep ( Üzüm kızı ) Mazmunu ,https://edebiyatvesanatakademisi.com,





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...