Mecnun Kimdir ve Şiirlerimizde Mecnun

Ekleyen : ESA , 16 Aralık 2018 Pazar aaa Beğen
 
 
 
Arap, Türk, Fars ve diğer İslam edebiyatlarında çok yaygın olan Leyla ile Mecnun Hikâyesinin erkek kahramanıdır.  Özellikle Arap kaynakları Mecnun’un tarihte yaşamış bir şahsiyet olduğu iddiasındadır. Bazı kaynaklar bu fikre karsı çıkmakta Mecnun’u bu anonim halk hikâyesinin hayali bir karakteri olarak kabul etmektedirler.
 
“Leyla ve Mecnun’a dair ilk bilgiler VII. Yüzyıla kadar uzanır. Bazı Arap kaynakları Mecnun’u tarihte yaşamış bir şahıs olarak kabul eder. Esasında önemsiz ve halk arasında yaşamış sıradan bir kimliği olan Mecnun yaşadığı büyük aşk ve hakkında yazılmış edebi eserler sayesinde öldükten sonra meşhur olmuştur.
 
 Arap kaynaklarına göre Mecnun, Beni Âmir kabilesine mensup bir kimsedir ve asıl adı Kays bin Mülevveh veya Kays ibn Muad’dır.  Beni Amir kabilesinin liderinin üç oğlundan biri olan Mecnun genç, yakışıklı musiki ve şiirden hoşlanan bir kimsedir.  Delirdikten sonra adı Mecnun olacak olan Kays bin El Müllevveh, el Amiri MS. 690- 700 yıllarında ölmüştür.  Bazı kaynaklara göre de  Kays, yani Mecnun’un gerçek hayatındaki ismi Mehdi bn Muad ya da El-Buhturî ibn el-Ce’d’dir.
 
Tacik şairi Nâsir Hisrav’ın (M. XI. yy.) verdiği bilgiler de Mecnun’un tarihî bir şahıs olduğunu doğrular niteliktedir. “ [1]
Mecnun’un gerçekte yaşayıp yaşamadığına dair hükümler kesin değilse de onun Leyla İle mecnun Hikâyesindeki erkek kahraman olarak belirginleşmeye başlaması 9. Yy a denk gelir. Hikâyenin kökenine dair rivayetler değişik olmasına rağmen Mecnun’a atfedilen şiirleri ilk kez derleyenler İbn Davud İsfehani ( ölümü 870) ‘nin Kitab-üz Zehra ile Müslin b. Kuteybe’nin ( ölümü 890 ) yazmış ve derlemiş olduğu Kıtab’ uş Şi’ir ve’ş Şuara adlı eserleridir.[2] Ebu Bekir Valibi ise Leyla ile Mecnun hikâyesini şiirlerden yazıya geçiren kişi olmuştur.  Ebu’l Ferec İsfahani ( Ölümü 968) de kendinden önce yazılmış eserlerdeki bilgileri derleyip toparlamış Leyla ile Mecnun hakkında topluca bilgiler veren ilk eseri de o yazmıştır.  
 
 9. Asırda türeyen efsane ve rivayetler giderek artmış, hikâye Arap kültürünün sınırlarını da aşarak Fars kültürüne de taşınmış, daha sonra Arap ve Fars edebiyatlarında mesnevi yazarlarının da konusu olmaya başlamıştır. Nitekim  “X.  asırda Araplar arasında halk hikâyesi olarak yaygınlaştığı kesin olarak bilinmektedir.” [3] . Hikâye hakkında yazılmış ilk mesnevi ise Nizam Gencevi’ye aittir. Genceli Nizami’nin yazdığı mesnevi sayesinde bu hikâye Türk kültürüne de taşınır. ( bkz Genceli Nizami Leyla İle Mecnun Mesnevisi )
 
Leyla ile Mecnun Hikâyesi’nin özeti şu şekildedir. ”  Kays ile Leylâ’nın ailesi ve kabilesi Necid’de çadırda yaşarlar. Kays ile Leylâ çölde hayvan otlatırlarken birbirlerini severler. Bu sevdanın duyulması üzerine Leylâ’yı Kays’a göstermezler ve Kays için ıstıraplı bir hayat başlar. Zaman geçtikçe Kays’ın Leylâ’ya olan sevgisi daha da artar ve Kays aklını kaybeder. Aklını yitirmesi üzerine Mecnûn lakabını alan Kays, bilmez bir halde çölde hayvanlarla yaşamaya başlar. Onu iyileştirmek için ailesinin her girişimi sonuçsuz kalır. Leylâ, Mecnûn’a olan aşkına daha fazla katlanamaz ve ıstırap içinde ölür. Mecnûn da onun için ağıtlar yakıp aşkının acısını terennüm ederek çöllerde dolaşmaya devam eder. Nihayet bir gün çölde ölüsü bulunur. “ (Durmuş, 2003: s. 159)[4]
 
 
DİVAN ŞİİRİNDE MECNUN
 
Mecnun ve diğer adı ile Kays, divan edebiyatında dağlar delen ( Kuhken ) Ferhat ile birlikte en popüler âşıktır. Divan şairleri, Mecnun’un Leyla’ya olan aşkı, bu aşkından dolayı aklını yitirmesi, Leyla diye diye bağıra çağıra gezmesi, her ne yapılırsa yapılsın bu aşkından vaz geçmemesi ve Leyla’yı unutmaması konularından hareketle sayısız, imgeler, hayaller, benzetmeler, mazmunlar türetmişlerdir.
 
Leyla’ya olan aşkından ve Leyla’dan uzak tutulmasından dolayı aklını yitirip, delirip Mecnun olan bu âşık, insan içinden çıkarak çöllerde yaşamaya başlamış olması,  Leyla, Leyla diye bağıra bağıra dolaşması ile anılmıştır.  Mecnun’un cünunluğu ( bkz Şiirimizde Deli Delirmek Mecnunluk ve Cünunluk) kendi kendine eşyalarla, ağaç, taş hayvan veya Ay’a göğe bakarak konuşması, düzensiz yaşaması ve giyinmesi, çöllere düşmes[5]i de başlıca mevzular olmuşlardır.
 
Aklına mecnunların tahsin ki kem i raz edip
Geh sipihre geh devr-i divare söyler söylerse        Nabi
 
Mecnunların – delilerin-  aklına aşk olsun ki sırlarını iyi saklarlar ama söylemek icap ederse semaya, duvarlara ve kapılara söylerler.
Mecnun’un aşk ıstırabı çekme konusunda kâmil olmuş bir timsal olarak görülür.  Aşk ve ıstırap ateşinin ilmini görüp geçirmiş gönül ehli sembolüdür.
Dimen Mecnûn'a fenn-i aşkı tekmîl itdi kâmildür
Benüm yanumda ol dîvâne bilmez nesne câhildür[6]    Hayali Bey 
 
. Divan şiirinde dert ve ıstırap ateşi içinde yaşaması nedeni ile Mecnun ve ateşlerin üzerinde yürüyen bir hayvan olan semender arasında alakalar da kurulmuştur. Dert ateşi içinde yürüyen Mecnun’unun bedeni ve başı kuşların tüneği olarak da düşünülmüştür.
 
Âşiyân yapsa acep mi yine sende murgân
Şecer-i bağçe-i âlem-i irfân idi Kays                   Süruri [7]
 
Anınçün mürg Mecnun başı üstünde mekân eyler
Ki kûy-ı Leyla hâşâkından anda âşiyân eyler     Seliki [8]
 
 ( Kuşlar senin başında yuva yapsa şaşıracak ne var. Kays’ın başı irfan âleminin bağdaki ağaçları gibi değil miydi?)
Dilâ Mecnûn-sıfat uryân-ı aşk ol pîrehenden geç
Belâ meydânının gerçek şehîdiysen kefenden geç  Hayali Bey
 
Mecnûn-ı aşkı lâle gibi taga saldılar
Hem taga hem benefşe gibi bâga saldılar     Taşlıcalı Yahya
 
Bâde-i ‘aşkuz dil-i Mecnûn’dur peymânemüz
‘Akl-ı küll olsa revâdur sâkî-i mey-hânemüz           Fehim-i Kadim 
 
Deşt-i gamda ben saña Mecnûn u sen Leylâ baña
Şöyle rahm itmez gidersüñ âh vâveylâ bana                   Behiştî Ramazan
 
Dünyevi bir aşkı hikâyesi olmasına rağmen bu hikâye tasavvufi bir konu haline de getirilmiş Mecnun’un dünyevi aşkı  “ bedensel istek ve dünyevi arzuları aşıp Tanrı’ya ulaşmayı konu edinen “ tasavvufi bir  aşk hikâyesi halinde de işlenmiştir.
 
 
İLGİLİ LİNKLER
 
[2]  YAVUZ, Kemal (2005), Leylâ ile mecnûn Hikâyesinin Edebiyattaki Yeri, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, S.4
[3] KÜTÜK, Rıfat, Lârendeli Hamdî’nin Leylâ ile Mecnûn Mesnevîs 2002: 10) ”
[4] DURMUŞ, İsmail (2003), “Leylâ ve Mecnûn”, İslâm Ansiklopedisi, C. 27, TDV, Ankara
[7] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB, 1996, S. 349
[8] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB, 1996, S. 349


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...