Mehtap İmajı ve Şarabı Ayazda Bırakmak

Ekleyen : ESA , 15 Mart 2019 Cuma aaa Beğen 3
 
 
 
Mehtab İmajı ve Şarabı Ayazda Bırakmak
 
Osmanlıca yazılışı: mehtab - ماهتاب
 
Mâhtâb veya Mehtâb dilimize Farsçadan giriş olan ve Ay ışığı anlamına gelen bir sözcüktür.  Sözlüklerde ve edebi metinlerde ay aydınlığı, dolunay anlamlarına da gelir.
Mehtab sözcüğü edebi metinlerde gece, Ay ışığı, sevgili, imajları ve bunlarla alakalı pek çok hayal ile birlikte karşımıza çıkar. Mehtap edebi metinlerde şiirsel tabloları,  hüznü, sevgiliyi düşündüren bir objedir.
 
Mehtab her şeyden önce ışığı ve güzelliği dolayısı ile sevgiliyi hatırlatır. Mehtab sevgilin yüzüne benzetilir.  Sevgili hatırlanınca akla aşk, hüzün, şarap, vb ne varsa hatıra gelmektedir.  Mehtap sevgilin resmini tasvir eden bir nakkaş gibi de düşünülür. Mehtab , kimi zaman  güzelliğinden dolayı sevgiliyi kıskanan , gammaz, fitne çıkaran, dedi kodu yapan bir  varlık haline de gelebilir.
 
Gehî ebrû-yı yârı geh ruhun tasvîr eder mehtâb
Hilâlî şekl edip resmin döner tedvîr eder mehtâb     Sünbülzade Vehbi Şiirleri
 
Edebiyatta mehtap, şarabı, eğlenceyi, sevgiliyi, sevgili ile buluşmayı,  hayla etmeyi, sevgilinin mekânına giden yolları, denizdeki yakamozlar, mehtapta kürek çekmek vb bir arada görürüz.  Mehtap ile mevsimler arasında da ilişkiler kurulur. Örneğin kış aylarındaki mehtaplı geceler en soğuk gecelerdir. Kış aylarında havada mehtap varsa havada ayaz da demektir.
 
Eski devrilerde ayrık köklerinden vb yapılan idrar söktürmek amaçlı sıvı şeklindeki ilaçların gece ayazda bekleterek etkisinin arttırılacağına dair inançlar vardır.[1] Eski devirlerde, tavşan ve kaz etlerinin kar içinde bekletilmesi veya ayazda bırakıldıktan sonra yenmesi tavsiye edilen etin lezzetini arttıran usullerdir.  Örneğin Kuzey Batı Avrupa ülkelerinde, hatta Eskimolarda balıkların ayazda dondurulduktan sonra yendiği günümüzde de sabittir.
 
Ayazlatmak veya ayazda bırakmak olarak tabir edilen bu işlemler şarap için de yapılır. Ayazlatılmış diğer şekilde mehtaplı gecede ayazda bırakılmış şarabın daha da lezzetlendiği kıymetlendiği kabul edilir.  Bu şekilde şarabın tortusunun dibe çöktüğü,  ayazda bekletilen şarabın daha da safileştiği, etkisinin arttığı, kabul edilir. [2]
 
Dil-i Vehbi olur  fersude görse sine-i  yâri
Ketân-ı nâ- tuvâne dûrdan te’sir eder  mehtâb      Sünbüzade Vehbi
 
Eskiden ketenler gece ayazda bırakılır, çimenler üzerine serilen keten kumaşlar sabaha kadar beyazlarmış.  ( bkz Keten Mehtap ve Aşık İlişkisi   ) Bunun niye olduğunu açıklayamayan eski devrin insanları bu hadiseyı mehtabın ketenler üzerinde bıraktığı tesir olarak izah etmişlerdir.  “Bunu da geceleyin mehtabın nuruna gark olmak,  uykuda iken ketenin mehtabın nuru ile ağardığı gibi hidayete ermek,  aşığın sinesini mehtabın nuru ile aydınlanan bir ketene benzetmek,  mehtabın ketenin mizacını değiştirdiği gibi mizacı değişen aşığı ifade etmek, yeten gibi geceleri derin uykuya yatanların hakikat nuru ile aydınlanacağı şeklinde düşünmüşlerdir. “ [3]
 
Sad –pâre etse  lihyeni târ-ı kettân gibi
Ol mâh’tan düşer mi gönül iştikâ sana      İzzet Mola
 
Tâb-ı aşkı çürütüp bağrımı mânend-i ketan
Çâk çâk olduğuma âh o mehdir bais                   Pertev Paşa
 
Bu nedenle mehtabın ışıklarının ve mehtap soğuğunun özellikle şaraba bir lezzet kattığı düşünülmüş olmalıdır.
 
Kısaca mehtap, edebiyat dünyamızda sevgili, eğlence, hüzün vb ile birlikte bu düşünceler ile de karşımıza çıkmaktadır.  Bu tip şiirlerde Ay, kadeh, sevgili, gece, eğlence, neşe veya hüzün  tenasüblü olarak birlikte karşımıza çıkmaktadır
 
Sâgar- I habâb-I mevce-i mehtâbdIr bu şeb
Fânus bahr-I nûrda girdâbdIr bu şeb               Şeyh Galip Şiirleri
 
Gehî ebrû-yı yârı geh ruhun tasvîr eder mehtâb
Hilâlî şekl edip resmin döner tedvîr eder mehtâb     Sünbülzade Vehbi Şiirleri
 
Kandilli yüzerken uykularda
Mehtabı sürükledik sularda    Yahya Kemal
 
Kış Mehtâbı
 
Gece, hâif ve pür sükûn her yer;
Uzakta işte kamer
Kesîf sislerin altında kimsesiz, câmid
Bakıyor.        ……………………………………………….. Ali Canip Yöntem Şiirleri
 
Cinān-resmüñ Diyār-ı bekrde taśvįr ider mehtāb
Kenār-ı Dicle’yi mānend-i cūy-ı şįr ider mehtāb              DİYARBAKIRLI HÂMÎ AHMED
 
 
[1] A. Talat Onay , Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996, s. 350
[2] A. Talat Onay , Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996, s. 350


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...