NA‘T NEDİR PEYGAMBERE ÖVGÜ ŞİİRLERİ


 

NA‘T NEDİR PEYGAMBERE ÖVGÜ ŞİİRLERİ

Osmanlıca yazılış :Na’t :  النعت

Na’t kelimesinin sözlüklerdeki anlamları: Bir şeyin niteliklerini övme. İyi ve güzel şeyleri dile getirmek; nitelik, vasıf” manalarına gelir. Sözcük kelime anlamından hareketle edebiyatta bir şiir terimi haline de gelmiş,  İslam edebiyatında Hazreti Muhammet’i övmek,  ona yalvarmak, ondan şefaat dilemek, amaçlı yazılan şiirlere, mevlitlere veya kasidelere na’t denmiştir. ( bkz  Edebiyatımızda ve Kültürümüzde Mevlit ve Mevlid Okutma )

Na’t şiiri yazmakta veya na’t okumakta mahir olanlara na’t-gû (nâ't söyleyen); dinî törenlerde na't okuyanlara da na't-hân (na't okuyan) denilmiştir.

Na’tlar peygamberi öven şiirler olarak ortaya çıkmış, ilk örneklerinin ise Medine’de Bedir ve Hendek savaşlarından sonra oluşmaya başlandığı kabul edilmektedir.  İlk na’t örneklerinin Hassan bin Sabit ( En Meşhur Şair Sahabe) tarafından yapıldığına dair bilgiler bulunmaktadır. “Hassan bin Sabit, Müslümanlığın ortaya çıktığı yıllarda sahabeler arasında, Peygamberi hicvedenleri hicveden, Peygamberimizi öven şiirleri ile tanınmış olan, Kâ’b b. Züheyr (ra) ve Abdullah bin Revâha (ra) adlı şair  sahabeler ile birlikte ve onlar arasında en meşhuru olan şair ve belagat ustasıdır. “[1]

Na’t  yazma geleneği  İran Edebiyatında daha yaygın halde kullanılmış Türk edebiyatına da  İran edebiyatından geçmiştir.  İslam edebiyatlarında yazılan eserlerin başında bir tevhid ve münacat bölümleri konulması adet olmuş,  divan şairleri de bu geleneğe uyarak divanlarının başlarına tevhit ve na’tlar eklemişlerdir.  Türk edebiyatında ilk na’t örnekleri doğal olarak ilk İslami eserlerde görülür. Bu nedenle ilk na’t örnekleri  bilinen ilk İslami eserimiz olan Kutadgu Bilig ‘de gözükür. Bunu da sırasıyla  Atabetü'l-Hakayık ,  Divan-ı Hikmet takip etmiştir. Sonraki eserlerin hemen hepsinde de eserleri tevhid ve na’t ile başlatmak adet olmuştur.

Bu nedenle hemen her divan şairi divanında en az bir tane na’t yazmıştır.Divanların dışında hemen her mesnevide de tevhid ve na’t bulunur.

Na’tler nesir türündeki eserlerde de nesir şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Eski edebiyattaki nesir türündeki eserlerin hemen hepsinde besmele ve hamdeleden sonra peygamberi övmek, ondan şefaat dilemek,  peygambere yalvarmak vaz geçilmez bir gelenek olmaktadır.

Na’tler genellikle kaside şeklinde yazılmıştır. Buna mukabil, gazel, mesnevi, kıta, müstezad, terciibend ve terkibibend, musammat, rubâî, tuyuğ, müfred ve mısra şeklinde yazılmış na’t örneği bulunur. Yani na’tler bir nazım biçimi değil, şiirlerde peygamber sevgisini işleyen konulu eserlere verilen bir addır.

Hemen her divanda ve mesnevi türünde olduğu için edebiyatımızda binlerce na’t yazılmıştır.  Bu na’tlerin çok sevilenleri hattatlar ve nakkaşlar tarafından altın varaklara, levhalara yazılmıştır.  Hanlarda, arastalarda, cami ve medreselerde levhalara yazılmış olan na’tleri asmak âdeti yaygın olmuştur.

Na’tlerde peygamberin mucizeleri, güzel ahlakı, yaptığı hayırlı işler, nurlu yüzü, cömertliği, olgunluğu kemale ermişliği “Hz. Peygamber’in isim ve sıfatları, kâinatın efendisi, yaratılışın gayesi ve Allah’ın habibi oluşu, örnek ahlâkı, üstün vasıfları, fizikî özellikleri, mûcizeleri, diğer peygamberlerden üstünlüğü” vb anlatılır.  Na’tlerin toparlandığı mecmualar da oluşmuş, bir çok na’tın bulunduğu derlemeler de yapılmıştır.

Bazı şairler müstakil bir eser oluşturabilecek kadar çok na’t yazmıştır. Edebiyatımızda en çok beğenilen na’tler ise  Fuzuli ’nin “Su Kasidesi” ( bkz  SU KASİDESİ : KASÎDE DER NAT-İ HAZRET-İ NEBEVÎ )  Şeyh Galip’in “ Efendim “redifli müseddes-i mütekerrir  na‘tı en meşhur olanlarıdır. Fehim-i Kadim’in pek çok şair tarafından naziresi yazılmış olan  “ruz- u şeb “ redifli na’ti de çok meşhurdur.

Na’t Örneği

Kaside

Mihr ü meh kim devr iderler ‘âlemi her rûz u şeb
Devr-i nâ-hemvâr-ı eflâke gülerler rûz u şeb


Mihr ü mehle bu pelengî-hû sipihr-i kîne-cû
Bir gazanferdür gıdâ eyleriki ser rûz u şeb

Mihre düşmendür meger meh kim hilâl ü bedrden
Gâh gürz eyler havâle gâh hançer rûz u şeb


Mihr ü meh sanma felek bîm- hadeng-i âhdan
Eksük itmez kellesinden iki miğfer rûz u şeb


Cirm-i mihr ü meh degül çarh üzre bir âyîneden
‘Arz iderler dehre hüsnin iki dilber rûz u şeb


Mihr ü meh mi şu’le-i dûd-ı dil-i ‘âşık mıdur
Ney ki bu manzûr olan cirm-i münevver rûz u şeb


Mihr ü meh sanma şerâr-ı dûd-ı âh-ı ‘âşıkân
Dâğdâr itmekdedür eflâki yer yer rûz u şeb


Mihr ü mâh-ı nev gibi zerd ü nizâr-ı ‘aşk olan
Çrhı ‘Îsîveş ider bâlin ü bister rûz u şeb

Mihr ü meh sanma şikâr içün bu vahşetgâhda
Bîşezârın devri der iki Gazanfer rûz u şeb

 

……………… Şiirin Devamı  için tıklayınız (https://edebiyatvesanatakademisi.com/fehim-i-kadim-siirleri/kaside-mihr-u-meh-kim-devr-iderler-lemi-her-r-z-u-seb/10331 ) 

 

 

[1] https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/hassan-bin-sabit-en-meshur-sair-sahabe/18414

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış