Nahil (nahl) ve Nahll-i Bend ( Düğün Ağacı, Gelin Süsü )


Vehbi-Levni-1720-Nahılar : Resim Alıntı: https://tr.pinterest.com/pin/351140102174591642/


Nahil (nahl) ve  Nahll-i Bend ( Düğün Ağacı, Gelin Süsü )


Osmanlıca yazılışı : nahl : نخل

Arapça kökenli olan Nahl sözcüğünün pek çok sözlük anlamı bulunur.

·         Hurma ağacı. Hurma fidanı.[1] Fidan, ağaç

·          Gelinler için yapılan süs ağacı.

·          Un elemek.

·          Bal arısı.

·          Bedelsiz bir şey vermek veya bedelsiz verilen şey.

·          Sövmek, iftira etmek. [2]

·          Nahl Suresinin ismi [3]

Nahll-i Bend terkibi ise Arapçada daha yaygın olarak fidan, hurma, ağaç, süs ağacı anlamlarına gelen nahl sözcüğü ile  Farsçada bağlamak anlamına gelen bend sözcüğü ile kurulan  ve ağaç bağlama, süs ağacı yapma, gelin için süs ağacı yapma anlamına gelen bir tamlamadır.

Nahll-i Bend, ağaç budayan, ağaç süsleyen kimse anlamına da gelir.

Dil bağladı kāmet-i zîbâna nahlbend (Bâkî). 

Pür-âteş etti nahl-i gül-i âli nahlbend (Şeyhülislâm Yahyâ).[4]

Eski devrilerde bereketin sembolü olarak düğünler için insan boyunda gümüş veya balmumundan ağaç taklidi süsler yapılır, dallarına ise yaprak ve meyve niyetine diye süs eşyası takılırdı.[5]  Ahmet Talat Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar adlı eserinde Nahl hakkında bize şu bilgileri verir. “ Eskiden  bal mumu veya gümüşten hususen yapılarak gelinin önüne getirilen meyve, çiçek ve kıymetli taşlarla süslenmiş  ağaca denirdi. “ ( A. T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, s.372)


Nitekim, Türk kilimlerinde çok sık karşımıza çıkan hayat ağacı motifinin de buna şaret ettiği düşünülebilir.[6]

Hayat ağacı motifi, sonsuzluğun sembolüdür. Bu motif, ölümsüzlüğü araştırmanın ve ölümden sonra yaşam olduğu umudunun bir nişanıdır.”[7] Kilimlerdeki hayat ağacı motifleri dallı budaklı uzun ağaçlar şeklinde betimlenmiştir. Türk kilimlerindeki hayat ağacı motiflerinin nahl tasvirleri olduğu da düşünülebilir.

Nahll-i Bend,  sözcüğü bu nedenle düğün sahibinin varlık durumuna göre bal mumundan veya gümüşten nahil denen süs ağacını yapan kimselere de denmiştir. Bu sözcük  halk ağzında Nakılbent şekline dönüşmüştür

 Nevbet-i sûr ü sürûr oldu donandı her nihâl

 Nahlbend-i nev-bahâr eşkâl ü elvan eyledi   (Bâkî).

İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğüadlı eserinde Surnamelere dayanarak nahl hakkında  şu detayları verir. “  Bu nahiller daha sonra gelinin veya sünnet çocuğunun önünden geçirilip gerdek odasına bırakılırdı. Özellikle padişah düğünlerinde nahiller sokak gösterilerinde kullanılmış ve balmumundan yapılma eşsiz güzellikte nahiller meydanları süslemiştir. Surnâmelerde nahiller hakkında geniş bilgi verilmektedir. Yapan kişiye nahilbend denir. Bazan demir iskeletli nahillerin 30-35 arşın boyunda oldukları yazılıdır.”[8]

Divan şairlerimiz eski devrin sosyal hayatında çok sık karşılaşıldığını düşündüğümüz bu kültürel unsura kayıtsız kalmamışlar, nahlı sevgili ilişkilendirip sevgilinin boyu ve uzun nahller arasında mukayese yapmışlardır. Nahl uzunluğu vesilesi ile servi , hurma ağacı, hatta gül ile de mukayese edilen bir süs ağacı olmaktadır.  Ne var ki uzunluğundan dolayı ki servi, hurma ağacı ile güzellğinden dolayı ağacı ve gülün mecazi  olarak sevgiliyi ifade ettiği akıldan çıkarılmamalıdır.  Nal ve nahlbend divan şiirimizde sanıldığından çok sık kullanılmıştır. Şiirlerde bu kadar çok zikredilmesi eski devrin sosyal hayatında nahlın ne kadar çok yer tuttuğuna bir işaret olmaktadır. Bu adetin günümüzde de bilindiği , düğün organizasyonlarında gelin ağacı, dilek ağacı adı  yer aldığı görülmektedir. [9]


 Bâga ol nahl-i revân gelse kim itmez i`zâz

 Cümleden serv ider sâyesini pây-endâz      Şeyhülislam Yahya[10]


Nahl-i bulendini göricek saye-dar olup

Caıı duştu bir yere dil-i bitab bir yere    Nâilî


Bezmine bir nahl-i rengin bağladı kim yaraşır

Andan itse lutf yollarını istifsar gul           Necâtî[11]


Bir sencileyin nahl-i gül-i nâz ele girmez

Bir bencileyin bülbül-i dem-sâz ele girmez  Şeyhülislam Yahya [12]

 

Cû-sıfat her dem ki nahl-î kaametin yâd eylerim

Baş urup derdinle taştan taşa feryâd eylerim    Namık Kemal 

 

Degül serv-i çemen ey nahl-i ter tenhâ hevâ-dârun

Cinân bâgından olmuş Sidre vü Tûbâ hevâ-dârun     Şeyhülislam Yahya [13]

 

Dehānı mįve-i terdür o nahlüñ bir zamān olmaz
Ġıdāsı rūĥdur ey dil bilürsün rāygān olmaz
          BÂKÎ’

 

Dilde tûbâ-kadd-i nahl-ı müstakîmîdür baña
Sünbül-i turra dimâg-ı cân şemîmîdür baña   Sa’id Giray Dîvân

 

Ey nahl-ı nâz berg-i terün yok mıdur senün

 Ey gül-nihâl mîvelerün yok mıdur senün    Enderunlu Hasan Yave



[1] http://www.lugatim.com/s/nahl

[2] https://www.luggat.com/nahl/1/1

[3] https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/sure/16-nahl-suresi

[4] http://www.lugatim.com/s/nahl

[5] İskender Pala , Ansiklopedik Divan şiiri sözlüğü

[8] İskender Pala , Ansiklopedik Divan şiiri sözlüğü

[9] https://tr.pinterest.com/pin/435652963925772709/

[11] İskender Pala , Ansiklopedik Divan şiiri sözlüğü


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış