Nazm Manzum Manzume Nedir ve Türk Nazmı


 

Nazım Nazm Nedir  Manzum Manzume ve Şiir

Nazm, nâzım, manzum ve manzume sözcükleri Arapça kökenlidir ve hepsi de aynı kökten gelmektedir. Nazm, manzum ve manzumenin Osmanlıca yazılışları ve sözlük anlamları şu şekildedir.

Osmanlıca yazılışı: nazm :  نظم

Dizmek, ipliğe inci dizmek, tertîbetme, sıraya koyma,  sıra, tertip, düzen şekillerindedir. Edebiyattaki terim anlamı ile vezinli, kafiyeli söz demektir.

Nazm-ı cihangir: cihanı tutan nazım, dünyaya yayılan şiir.

Nazm-ı garrâ: parlak nazım.

Manzum :  منظوم

Manzum : nazmolunmuş, tanzîm edilmiş, dizilmiş, düzenlenmiş, sıralanmış.

Dürr-i manzum : inci dizisi, inci dizisi gibi vezinli kafiyeli söz, nazmın incisi

Manzume: Kısa şiir, kısa manzum,  vezinli kafiyeli kısa şiir.

Nazm veya nazım terim anlamları ile edebiyatta ölçülü, vezinli şiirlerin eş anlamlısıdır.  Nazm veya manzum bu nedenle çağdaş edebiyattaki ölçüsüz ve kafiyesiz serbest şiirlerin eş anlamlısı değildir. Lakin hece ve aruz ölçüsü ile yazılmış olan şiirlere nazım denilebilmektedir.  Nâzım sözcüğü ise şair,  ölçülü kafiyeli şiir yazan anlamına gelmektedir. Nazım ile Nâzım arasındaki anlam ayrımı birisinin anlamı vezinli ve kafiyeli söz iken diğerinin anlamı vezinli kafiyeli söz yazan yani şair demektir.  Yani nazım şiir iken nâzım ise ölçülü ve kafiyeli şiir yazan şair demektir. ( bkz Nâzım Nedir Şair Vezinli Söz Söyleyen)
 

Bu durumda her şair nâzım değildir ama her nâzım şairdir.

Pek çok edebiyat tarihçisi şiirin en erken çıkan edebiyat türü olduğunu düşünmektedir.  Şiirin duyguların dili olması;  şiirin lirizmle alakası, akılda kolay kalabilecek şekilde özlü ve kısa olması gibi nedenler bu görüşlere güç vermektedir. 

Manzumelerin ritmik bir yapı ile dizilmesi kafiyeyi de ortaya çıkarmış belli bir düzen içinde oluşması ise beyit veya dörtlük gibi nazım birimlerinin de oluşmasını sağlamıştır. Şu halde, ölçü, lirizm, mısra, nazım birimi, kafiye ve ritmik yapı nazmın ana unsurları haline gelmiştir. Tüm bu unsurlar ise şiirde söz sanatlarının, ifade zenginliğinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamışlardır.

Zamanla nazım birimlerinin çeşitlenmesi, kafiyelerin mısra başlarında ve sonlarında da ortaya çıkması,  dize içlerinde de seci ve aliterasyon gibi ses tekrarlarının ve uyumlarının ortaya çıkması farklı şiir tiplerinin yani nazım biçimlerinin oluşmasını, koşma, mani, türkü, semai, yahut da gazel, rubai, kaside mesnevi ve terkib-i bend, terc-i bend gibi nazım formlarının yani nazım biçimlerinin oluşmasına yol açmıştır.

Her kültürde farklı şiir biçimlerinin oluştuğu dikkati çeker. Örneğin Batı kültürüne ait şiir biçimleri olan Sone , Terza Rima ,  Ottowa Rima gibi şiir biçimlerindeki nazım birimlerinin ve kafiye şemasının Türk, Arap ve Acem şiirlerindeki yapılardan farklı olduğu görülecektir.  Köken olarak daha eski ve daha köklü bir geçmişe sahip olan doğu kültürlerine ait şiirlerin Batı kültürüne ait şiirlerden nazım biçimleri, kafiye şematikleri gibi yönlerden çok  çok daha gelişmiş ve zengin olduğu gözükür. Doğu kültüründe sayısı kırkayaklaşan nazım türleri vardır. Batı kültürünün tümüne ait şiir biçimleri en fazla beş altı tanedir.

Şiirlerde dış yapıyı meydana getiren nazım birimleri,  nazım birimlerinin eşitliği veya şiirdeki yapının çeşitli nazım birimlerinden oluşması, dize sayıları, kafiye örgüleri hatta kimi zamanda o şiir biçimine has konu özelliği nazım şekillerini meydana getirmektedir. Örneğin sonelerde iki tip nazım birimi vardır.  Sonelerde başta iki dörtlük sonda iki üçlük nazım birimleri bulunur. Örneğin gazeller beyit nazım birimine dayalıdır,  aşk, şarap eğlence konuludur, en az 10, en fazla 30 dizeden oluşur.  Bazı durumlarda nazım biçimlerinin ayrımı tamamen o şiir şekline has özel konusu ile belirlenir. Nitekim nutuk, devriye, hikmet gibi şiir biçimlerinin dış yapıyı oluşturan şekil unsurları tamamen aynıdır. Bu nazım şekillerinin ayrımları o şiir türlerine özgü özel konuları yönünden olabilmektedir.

Bazı durumlarda nazım türlerinin dış yapıları aynı nazım türü için farklı özellikler de gösterir. Örneğin anonim türkülerin dış yapıları kullanılan nazım birimleri, nakarat sistemi kafiye örgüleri gibi yönlerden standart özellikler taşımaz. Örneğin maniler çoğu kez tek dörtlükten ve yedi heceden oluştuğu halde yedi sekiz dizeye kadar ulaşabilen farklı mani türleri de vardır.

 Görüldüğü gibi şiirlerin dış yapıları da kültürden kültüre hatta aynı kültür içerisinde anonim, şiir, âşık şiir, tasavvufi şiirinde olduğu gibi değişik türevlere girebilmektedir.  Örneğin Batı kültürünü oluşturan çok sayıda millet olduğu halde Sone , Terza Rima ,  Ottowa Rima, Balad,triyole,  gibi nazım şekilleri tüm Batı şiirinin ortak nazım şekilleri olmuştur.  Örneğin Divan şiiri ise Arap, Fars, Türk şiirine has nazım şekillerinden meydana gelmektedir.  Demek ki nazım şekilleri bir kültürde doğup diğer kültürlere de taşınabilmektedir.  Aynı kültür dairesi içinde de nazım şekillerinin biçimlenmesi farklılıklar arz eder. Bu açıdan Türk kültüründe anonim şiir, âşık şiiri, tekke ve tasavvuf şiiri, hatta entelektüel şairlerin kullandıkları şiir türevleri açısından bir hayli zengin ve dolayısı ile farklıdır. Misal verecek olursak ozan şiirinde koşma, güzelleme, semai, taşlama, , koçaklama, varsağı, lebdeğmez, tecnis, divani gibi çeşitli türleri vardır.

 Buna rağmen Divân şiirinin temel nazım birimi beyittir.  Rubai, mesnevi ve tuyug dışındaki tüm nazım biçimleri beyit sistemine veya beyitlerin arttırılması temeline dayanır. Milli Türk şiirinde ise temel nazım biriminin dörtlük sistemi olduğu görülmektedir.

Türk şiiri tarihini baz aldığımız zaman, Türk edebiyatının üç devreye ayrıldığını Türk şiirinin de bu üç devre de üç farklı yapıya girdiğini görürüz. Buna rağmen halk şiirimizin Hun, Göktürk ve Uygurlardan günümüze kadar yapısal niteliğini bozmadan devam ettirdiği dikkati çeker.  İslami ve batı dönemlerinde ise aydın kesimin şiir şekilleri girilen kültür dairesine göre değişimler göstermiştir. Halk şiirimiz ya bu değişimlere tamamen kayıtsız kalmış veya çok az etkilenmiştir. 9 asır devam eden divan şiirinin ve İslami dönem edebiyatının anonim halk şiirine şiir biçimleri açısından hiçbir tesir olmamış, âşık şiirimizde ise divani denilen ve çok az ozanın tercih ettiği bir nazım şeklini doğurmuştur.  Batılı dönemdeki Batı kültürüne ait hiçbir nazım şekli halk ozan ve tekke şiirimize etki edememiştir.

Aydın şairlerin şiirleri açısından bu durum çok farklıdır. İslami dönemde aydın şairler halk, ozan ve tekke şiirine çok kayıtsız kalmışlar ama medreselerde onlar öğretildiği için Arap ve Fars şiirine bağlanmışlardır. Divan edebiyatında kullanılan mesnevi, rubai, tuyug,  gazel, kaside, murabba, muhammes, müstezad, şarkı, terkib-i bend, terc-i bend,  gibi nazım biçimleri içerisinde Türk kültürüne ait sadece şarkı ve tuyug türleri bulunmuştur.  Dil Arapça, Türkçe, Farsça karışık yapay bir edebiyat dildir.  Şiir biçimlerinin içerikleri ise nazım biçimlerine özel ve değişmeyen konular olmuşlardır. Örneğin gazellerde aşk, şarap eğlence, kasidelerde ise din ve devlet büyüklerine övgü veya yergi konuları işlenmiş, bu nazım şekillerindeki bu özel konular Tanizmat’a kadar da hiç değişmeden kalmıştır. Dahası soyut konular, ortak mevzular ve benzetmelerle birlikte işlenmiştir. Örneğin dokuz asır boyunca şairlerimizin sevgili tipleri hiç değişmeyen, doğallıkla alakası olmayan servi boylu, okka dudaklı, saçları kaşları, kirpikleri, kapkara; cellata, avcıya vb benzetilen hiç de doğal olmayan tek tipteki bir modeldir.  Binlerce divan şairi dokuz asır boyunca bu yapay hatta cinsiyeti de net olarak belli olmayan bu model sevgiliyi anlatıp durmuşlardır.  Benzetmeler, semboller, telmihler, hayaller, mazmunlar da de hep aynıdır. Sanatı güzellik, hatta soyut güzelliğin betimlemesi olarak gören bu sanat anlayışının toplum sorunlarıyla, çağın özellikleriyle, sosyal hayatla hiçbir bağı olmamıştır.  Divan şairleri şiirlerini adeta bu aynı konuları en güzel kim söyleyecek yarışması içinde yazmışlardır.

Tanzimat döneminde yönünü batı edebiyatına çeviren şairlerimiz nazım biçimlerinde, düşünme biçimlerinde ve içeriklerinde önemli değişimlere girdiler. İlk önce divan şiirinin anlayışını ve nazım biçimlerinin içeriklerini ve sanat yaklaşımlarını düzenleme biçiminde seyreden bu eylemleri kısa bir süre sonra nazım biçimleri, konu ve dil açılarından şiiri radikal değişimlere girmişler, şiiri sosyal hayata yönelten bir yaklaşıma girmişlerdir. Bu zihniyet devrimini divan şiirinin nazım biçimleri içinde işleyen Tanzimatçılar, nazım şekillerinin ruhlarını da değiştirmeye hatta kalıpsal bölümlerini de değiştirmeye başlarlar. Servet-i Fununcular ile birlikte divan şiirinin nazım biçimleri klasik özelliklerini tamamen yitirmiş olduğu gibi adları dahi anılmaz hale gelmiştir. Tanzimatla başlayan zihniyet devrimi divan şairlerinden kalan tüm niteliklerin tarihe gömülmesi ile neticelenmiş olur. Böylece  Servet - İ fünundan itibaren şiir dünyamızda Batı edebiyatının türleri ile divan edebiyatının nazım biçimlerinden esinlenerek serbest müstezad gibi türler icad edilmeye başlanmıştır. Veya nazım birimleri de olmayan adları da bulunmayan şiir biçimleri türetilir. 

Bunlar içinde sone, triyole gibi batı kökenli türler de vardır.  Servet-i fununcular uyak düzenine göre (çapraz, sarmal, örüşük, düz) kafiye yapıları ile beyit veya dörtlük mantığıan da dayanmayan şiir biçimleri üretmişlerdir.

Cumhuriyet sonrasında serbest nazım da ortaya çıkmış, şiirde hâkim olan tek şekil özelliği mısra düzeni kalmıştır.  Bunun sonucunda üçlü, dörtlü, beşli, altılı mısra kümelerinden oluşan ve adları da olmayan serbest özgür biçimler türemiştir. Cumhuriyet döneminde divan şiirinden türkülerden veya dörtlüğe dayalı koşma türevlerinden esintiler taşıyan farklı biçimler türetilmiştir.  

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
10.01.2021 - 12:13
Şahamettin hocam kendi açımdan konunun anlaşılıp anlaşılmadığını bir dörtlükle teyit ettirmek istedim. Bahsi geçen kelimeleri doğru olarak kullanmışmıyım? Şimdiden teşekkür eder şükranlarımı sunarım. Eğer ki var ise şiirde nazım / Üstelik hakkını vermişse nâzım / Hele birde yâre geçerse naz'ım / Değmeyin keyfime, o vakit benim Ayrıca üçüncü mısra da ki "naz'ım" kesme (‘) işaretini kullanmam doğru olur mu?

14.01.2021 - 15:04
Konuyu anlamış olduğunuz yaptığınız cinas ile de belli oluyor. Tecnis, yani cinas yapınca naz sözcüğünün kökünü kesme imiyle ayırmak hata değildir. Tecnis için elinize sağlık Orhan bey. 🙂