Nüktedan Nedir Seçkin Nükte Örnekleri


 

Nüktedan Nedir

Osmanlıca yazılışı: Nüktedân : دان  نكته

Nüktedan kelimesi nükte   نكته  kelimesinden gelir.  Nükte dan sözcüğü Arpça nükte ve  Farsça دان sözcüğünden kurulan Arpaç Farsça karışık bir terkiptir.  Farsça dân sözcüğü  دان “bilen, bilgili, usta, maharetli” anlamındadır. Bu nedenle nükte –dan, nükte bilen, nükte üretmekte mahir, zarif nükteler yapan kişi anlamlarındadır.

Nükte kelimesi Arapçada şaka, espri anlamında kelimeler türetilen nukta ͭ نكتة [nkt ] nakata نكت dürttü, sivri bir şeyle dokundu anlamlarına gelen bir kökten  türemiştir.[1]

 Nükte kelimesinin sözlük anlamları : “ Dikkat edilince anlaşılabilen ince mânâ. idraki ve anlaşılması nezâket ve zarifliğe dayanan nazik ifade. İbarenin asıl mânasından başka olan nazik ve lâtif mânâ.[2] Dolayısıyla anlaşılan ince mânâ. İyi düşünülmüş, ince anlamlı zarif söz. Güzel mânâlı söz.Derin düşünerek ve zihni yorarak ilmî, edebî veya başka bir söz ve yazıdan çıkarılan ince mana. “ [3]şekillerindedir.

Dolayısı ile nüktedan nükte yapmakta mahir kişi, nükte ustası manasındadır.  Türk edebiyatında  Nasrettin Hoca,  Nefi  , Tokatlı Kânî,  Şair Haşmet , Koca Rağıp Paşa, Şair Eşref ,  Neyzen Tevfik, Aziz Nesin,  Süleyman Nazif ,nükteleri ile ün salmış nüktedanlar olmaktadır. Azerbaycan edebiyatında ise Sabir nüktedanlığı ile dikkat çeken bir şairimizdir.

 

NÜKTEDANLAR VE NÜKTE ÖRNEKLERİ

Köpek Kardeşliği ile Kemik

Şeyhin birisi,  talipleriyle bir yürüyüşe çıkmış. Yolda yürürlerken, kardeşlik ve dostluk üzerine konular konuşulmuş. Bu sırada bir köşede birbirlerine sarılıp uyuyan köpekleri görmüşler. Taliplerden birisi uyuyan köpekleri göstererek

Ne güzel bir kardeşlik örneği, biz insanlar da bunlardan ibret alıp kardeş kardeş ve dostane olabilsek diye konuşur.

Şeyh ise tebessüm edip hemen cevabını vermiş  

–  Hava serin diye böyle sarılmak işlerine geliyor Köpeklerin arasına bir kemik at da seyret o zaman gör kardeşliği…

 

Koca Rağıp Paşa ile Kütüphane Memuru

Koca Ragıp Paşa, kütüphanesini millet yararına açıp içine bir de kâtip yerleştirmiş. Bu kâtip hem kitaplara bakacak hem de gelenlere malumat verecekmiş.   Koca Ragıp Paşa, bir gün kütüphaneyi ziyaret etmek istemiş. İçeri girdiğinde kitapları, rafları ve etrafı toz içerisinde görmüş.  Canı çok sıkılan Paşa memura şöyle söylemiş:

  • Sana emanet edilen kitaplara hiç zarar gelmesin diye hiç birine dokunmamış; tozda, kirde bırakmışsın. Aferin gerçekten de çok güvenilir adammışsın.

 

Yahya Kemal ve En İyi Şiirler

Bir tanıdığı Yahya Kemal’e gelerek yazdığı şiirlerinin nasıl olduğunu sorar. Yahya Kemal biraz bakar ama şiirleri hiç beğenmez. Fakat açıkça da söyleyemez. Bunun üzerine

  • En güzel şiirlerin henüz hiç yazmadıkların. Sen git onlara başla

Ünlü bir ressam birkaç şiir denemesi yapar ve şiirlerinin iyi olup olmadığını Yahya Kemal’e tasdik ettirmeye çalışarak şiirlerini vererek

  • Üstadım resimlerim mi daha güzel yoksa şiirlerim mi? Diyerek sorar.

 Yahya Kemal,  bu ressamın şiirlerini beğenmez.

  • Resim de getirdiniz mi
  • Yok üstadım

Yahya Kemal

  • Resimleriniz bence  bunlardan güzeldir. Siz daha çok resim yapın.
  • Ama resimlerimi size göstermedim ki
  • - Olsun şiirinize baktım ya.

 

YÜZDE ELLİ

Mahkemeye düşen Necip Fazıl, içeridekilere kızıp

– Burada bulunanların yüzde ellisi eşektir, diye bir cümle kullanmış

Hâkim sözünü geri almasını isteyince Necip Fazıl:

– Peki hâkim Bey demiş, sözümü geri alıyorum. Burada bulunanların yüzde ellisi eşek değildir.

 

NEYZEN İLE YUMURTA

 

Birisi Neyzen’e son yazdığı romanının müsveddesini göstermiş. Neyzen biraz karıştırıp kesin hükmü hemen vermiş.

  • Çok berbat!

Romancı sinirlenip hemen Neyzen’e çıkışmış

  • Hiç roman yazdın mı ki hemen çok berbat dedin.

Neyzen pişkin pişkin cevap vermiş.

  • Yumurtanın tazesini bozuğunu çok anlarım ama  daha hiç yumurtlamadım.

 

NEYZEN İLE KÖR

 

İki gözü de kör olan bir savaş gazisi arkadaşı Neyzen’e sorar.

''Neyzen,  bu memleketin halini nasıl görüyorsun?'' diye sorar.

Neyzen, arkadaşını kırmamak için ''karanlık'' diyemeyince:

''Vallahi efendim, sizin gördüğünüz gibi...''

 

EŞREF’İN KAMİL EŞEĞİ

 Şair Eşref, bir gün eşeğe binmişti, yolda giderken arkadan İzmir Valisi Kâmil Paşa'nın arabası ile gelmekte olduğunu görmüş ve yol vermek için sağ kenara çekilmişti. Yolun bu kenarında büyük bir çukur vardı. Kamil Paşa: 

" Eşref eşeğine dikkat et çukura düşmesin " dedi. Eşref: 
" Meraklanma Paşam, eşek yeterince kâmildir "cevabını verdi.[4]

 

EŞREF VE EŞEK

Kâmil Paşa, Kıbrıs'a geziye gidiyordu. Eşref'e " Bir isteğin varsa getireyim " der. Eşref buna çok sevinip “Bana bir Kıbrıs eşeği getirirseniz ömür boyu size duacı olurum " der. 
Kâmil Paşa'yı dönüşünde, Eşref de karşılamaya gitmiştir. Paşa, Eşref'i görünce: " Aaa Eşref, seni görünce eşek aklıma geldi. Eşeği unutmuşum. " der. Eşref'de: 
" Aman Paşam, siz sağ salim gelmişsiniz eşek gelmese de olur."

EŞREF İLE MUSLUKLAR

Şair Eşref, Kırkağaç Hükümet Konağının ve çatısının tamiratı için uğraşmakta ve İzmir Valisi Ali Paşa’ya bu ihtiyaçların giderilmesi için resmi yazılar yazmaktadır.  En sonunda Validen savsaklamak maksatlı şöyle bir cevap gelir.

''Hükümet Konağının çatısının tam olarak neresi akıtmaktadır'' 

 Şair Eşref yazıya kısaca bir cevap gönderir: ''Sayın Valim; muslukların haricinde her yer akıtmaktadır'' 

TALES VE ÖLÜM

Antik Yunan matematikçisi Tales bir toplantıda:

- “Hayat ile ölüm arasında hiçbir fark yoktur”. der.  Dinleyenlerden birisi hemen atılıp:

“- O hâlde, niçin ölmeyi seçmiyorsun?” diye sorar.

Tales, hemen cevap verir.

- “Hayat ile ölüm arasında bir fark olmadığı için!”

 

SOKRATES VE EVLİLİK

Bir genç Sokrates’e gelerek “Evlenmenin iyi olup olmadığını sorar”  

Sokrates, şu cevabı verir:

“- Mutlaka evleniniz. Çünki, hiç zararı yoktur. Üstelik hanımınız iyi çıkarsa şair, çıkmazsa filozof olursunuz!”

 

Gazeteli Resim

Süleyman Nazif, Sedat Simavi’ye ait olan Resimli Gazete’ de yazılar yazmaktadır. Sedat Simavi, Süleyman Nazif’e

  • Üstadım daha kısa yazarsanız gazeteye daha çok resim koyabiliriz. Diye rica da bulunur.

Süleyman Nazif ise şu cevabı verir.

  • Resimli gazete mi çıkarıyoruz, gazeteli resim mi? [5]

 

Demesdos ile General

 

Antik Yunan’ın büyük hatibi Demostes, General Phocia’ya kızarak:
“Bir gün çılgına çevirdiğin Atinalılar gelip seni öldürecek.”
General cevap verir.  
“ Çıldırınca beni öldürürler ama akılları başlarına geldiği zaman da seni öldüreceklerdir.

 

Söz Verdiği Halde Gelmiş

Süleyman Nazif, verdiği sözde durmaması ile meşhur bir arkadaşı ile bir yerde buluşmak için sözleşir. Daha sonra zaten onun sözünde durmayacağını düşünerek aynı yerde ve saatte Abdülhak Hamit ile buluşurlar. Lakin sözünde durmaması ile meşhur olan arkadaşı da buluşma yerine gelince Süleyman Nazif çok şaşırıp, Abdülhak Hâmid’e dönerek:

- Şu insanlara güvenilmiyor Hâmid Bey. Bakınız, bu arkadaşımız söz verdiği halde gelmiş! [6]

 

Suyu İyi Yıka Getir

Çok titiz ve temizlik hastası olan Abdülhak Şinasi,  Süleyman Nazif ile bir gün yemeğe gider. Abdülhak Şinasi,  yemek tabaklarını, çatalları kaşığı vb kolonya ile siler. Rakı kadehlerini de rakı ile temizler,. Ekmeklerin de başka el değmesin diye kendi eli ile kızartmıştır.  Bunları ilgiyle izleyen Süleyman Nazif garsonu çağırarak, şu nükteli sözü söyler:

  • Garson Bey! Beyefendi’nin suyunu iyice yıkayıp getir.

Şu Enver Çıkmasaydı

Süleyman Nazif, İngilizler tarafından gönderildiği Malta adasındaki sürgün günlerinde, yanında bulunanlardan birisi de Enver Paşa’nın babası Hacı Ahmet Paşa’dır. Bir gün sohbet arasında Ahmet Paşa:

- Vallahi beyler, bugüne kadar harama hiç el sürmedim ve çapkınlık etmedim. Helâlinden bir hanım aldım ve helâlinden evlenerek, çoluk çocuk sahibi oldum. deyince, Paşa’nın oğlu Enver Paşa’ya hayli kızgın olan Nazif, dayanamayarak:

- Ah Paşa’m, ah.. Keşke, helâle de el atmasaydınız ve şu Enver meydana çıkmasaydı!”  Diyerek cevap verir. [7]

Vükela kabrine heykel dikelim şöyle yazıp 
Ki: 'bunun hal_i hayatına yeri münhal idi 
Sanmayın yavm_i vefatında bilindi kadri 
Sağlığında yine bu böylece bir heykel idi'     Şair Eşref ( vükela: vekiller- münhal bomboş,

KAYNAKÇA 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış