OK TİR NAVEK NEDİR VE SEVGİLİ


 

OK TİR NAVEK NEDİR VE SEVGİLİ

Ok kelimesinin kökeni hakkında kaynaklar kesin bir bilgi vermez. Bu nedenle ok kelimesinin Türkçe kökenli olduğunu yazmakta tereddüt ediyoruz.  Türkçe sözlüklerde ok kelimesinin anlamları  “Yayla atılan, ucunda sivri bir demir bulunan ince ve kısa tağaç çubuk, yön gösteren, oka benzer işaret,  at arabası ve kağnılarda koşum hayvanlarının bağlandığı ağaç, “  şekillerindedir.

Ok kelimesinin en yaygın anlamı yay ile atılan savaş aleti şeklindeki anlamıdır.   Savaş aleti olan ok kelimesinin Arapçadaki eş anlamlısı nüşşâb, Farsçadaki karşılığı ise “nâvek” ile “tîr” dir.  Nâvek-endaz  ve tîr- endâz ise  ok atan, okçu anlamına gelmektedir.

Ok ve yayın geçmişi ilkçağ medeniyetlerinden de öncesine dayanır.  Ok, kamış veya sert ağaçların düzgün dallarından yapılan ucu sivri demirli arkasında yelek adı verilen yayla atılan bir silahtır.  Okların, çam, diş budak, gürgen, kayın gibi hafif ve sert ağaçlardan yapılırdı. Havada düzgün gitmesi için arkalarına kuğu, kerkenez, karga veya güvercin tüylerinden “yelek” adı verilen bir kuyruk takılır ve yay ile atılırdı.  Ok atma ustalarına kemankeş ve tîrendâz denilirdi.  

Osmanlı ordusunda kemankeş ve tîrendâz unvanını almak için belirlenmiş merhaleler vardı.  Kemankeş merhalesine kadar ok atabilen kemankeşlere havadaki oku vurma, hedefteki oku vurma,

at üstünde dörtnala giderken her yönde hedef vurma, oku en uzağa atma, havaya atılan veya hareket halindeki halkanın içinden ok geçirme, çelik levha yahut birkaç kat fil derisini delme gibi talimler ve yarışmalar yaptırılırdı. [1]

Osmanlı ordusunda cebeciler ve kapıkulu yeniçerileri okçuluk konusunda özel yetiştirilen askeri birliklerdi.  Hassa okçularının talim yeri ise İstanbul’da Ok meydanıydı.  Sarayın korumaları olan solaklar ve kemankeşler tâlimhâne müdürünün (tâlimhâneci) emri altında her gün talim yaparlardı. Padişahı koruyan  400 kadar kemankeş olur ve kemankeşler  padişahın çevresini kuşatırdı.

Eski edebiyatta ok atmanın âdâbı, menziller ve okçulara dair bilgi veren eserler genel olarak “kavsnâme” adıyla anılırdı.[2]  Ayrıca eski devrilerde orduya talim öğreten, savaş sanatları hakkında bilgi veren savaşlar için askeri taktikler, savaş oyunları, çeşitli silahların nasıl kullanılacağına dair kılavuz kitaplar da yazılmıştı Örneğin  Matrakçı Nasuh’un Tuhfetü'l-Guzât (Gazilere Armağan) adlı eseri bunun için yazılmıştı. [3]

İstanbul'daki Tozkoparan, Okmeydanı, Nişantaşı semtleri ok talimlerinin, tirendaz ve kemankeşlerin yarışma yaptıkları yerlerdi.

Ok yay Grek ve Roma mitolojisinde Afrodit (Aprodite Venüs) ile  Ares’in ( Mars) yasak aşklarından doğan  aşk tanrıçası Eros’un alâmetidir.   Türk edebiyatında ise ok ve yay sevgilinin kaşları, kirpikleri ve bakışlarıdır.  .

Ok, "Navek" ve "tir" divan şiirinde gerçek anlamı ile de kullanılmış olsa bile daha ziyade sevgilinin aşığı katleden özellikleri ile karşımıza çıkmaktadır. Ok, "Navek" ve "tir" daha ziyade sevgilin kahredici ve katledici güzelliklerine benzetme aracı olarak kullanılmışlardır.  Sevgilinin kirpikleri aşığı yaralar, dolayısı ile kirpikler;  ok, "navek" ve tire benzetilmiştir. Sevgili kirpikleri ile aşığını yaralar.

Sevgilinin boyu, kirpiği, gamzesi ve gözleri de ok, navek ve tir gibidir.  Sevgili ile birlikte kullanıldığında benzetme ve mecaz anlamlardaki ok ve mızrak anlamları ile karşımıza çıkar.Tüm bunlar yaya benzetilen kaşlarla alakalı olarak aşığı vuran, avlayan, yaralayan hatta öldüren özellikler taşırlar. Sevgili kemet ve darağacı iplerine benzetilen saçları, zülüfleri, kâkülleri ile aşığı yakalar. Yaya ve kemankeşe benzetilen kaşları ile kirpiklerini ok edip aşığına fırlatır.  Sevgilinin kirpikleri ve gözleri bazen hadeng yani mızrağa da benzetilir. ( bkz  Hadeng Nedir Şiirlerimizde Avcı Sevgili ve Ok )

Lakin aşık, sevgili tarafından fırlatılan oklardan şikayetçi değildir. Gönlüne fırlatılan ve gönlünü yaralayan bu oklardan kurtulmayı istemez. Âşık bağrına saplanan bu ok ve acısından razıdır. Sevgiliden atılan ok, âşık için sevgiliden gelen bir hediye olmaktadır. Bu nedenle yaralı âşık bu hediyeyi bağrında taşımak ister.

Ok sözcüğü, daha ziyade, yay, kavs, kemankeş, tirendaz, hadenk, peykan, zahm, sine, av, avcı, kan gibi sözcükler ile tenasüplü olarak karşımıza çıkar.

Aşkında her oku ki felekten atar kazâ
Amacım ol hadenge vü cânım nişânedir           Nesîmî

Okunun sîneye degdi birisi biri dile
Umarın pâdişehüm birisi de câna çıka   Şeyhülislam Yahya 

Oklar sihâm-t kavs-i kazâdan nişan verir
Peykân-ı tîr ise ecel-i nıâgehân olur       Nefi

Aşıkun almaga cânın tîr kim cânân atar
Ol hadengün üstüne bî-çâre âşık cân atar

Geçti zahm-ı tîr-i hicrin, tâ dil-i nâ-şâdıma,
Merhamet ey gamze-i câdû, yetiş imdâdıma,  Şeyh Galip

Gelse tîrüŋ cân virür ta’zîm ider tenden geçer
Ey kemân-ebrû hayâlüŋ gerçi kim evden geçer  Bursalı Rahmi 

Ger tende zahm-ı tîrün aça ser-be-ser dehen
Sana du alar eyleye ey dost her dehen                Mesihi

Göñlümi  hûn itdi tìrüñ iy kemân-ebrû nigâr
Kaldı bir kanlu hadengüñ dil yirine yâdigâr     Ahmet Paşa 

Gözlerüñ tîr ü kemân aldı ele bu cengi (683/1)
Kimden ögrendi ki_ide halk-ıla dâyim cengi     Ahmedi 

Âşık kaçan ki nâvek-i âh-ı seher çeker
Göklerde mihr ü mâlı yüzine siper çeker    Necati Bey 

Hedef-i nâvek-i bî-dâd ki dirler o bizüz
Küşte-i gamze-i cellâd ki dirler o bizüz   KÂTİB-ZÂDE SÂKIB 


Nāvek-i ġamzesine s/nemi etdim āmāc
Çeşm-i Tātār'ı yine ṣabrımı eyler tārāc     Sünbülzade Vehbi 


KAYNAKÇA 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış