Bir Makale Konusunun Ele Alınışını Eleştiri 1

Ekleyen : Bayram Kaya , 08 Mayıs 2012 Salı aaa Beğen 2

Bu eser 18.08.2013 tarihinde günün yazısı seçilmiştir

Çoğu yazarlar, yazım konularının kavramını edinememiş olmanın yüzeysel oluşu ile yazısını; 'bende yazdım, oldu bitti'; demenin basitliği ile ele alıp yazarlar. Elbette bir konu her çeşitli yönleriyle yazarlarca bilinmez olacaktır. Bu her zaman ve mutlaka mümkün olacak kaçınılmazlıktır da.

Ancak bir yazar da, kendi yazım konusunu hiç değilse günümüzde olacak şekilde en temel düzlemiyle de bilir olması lazımdır. Bu temel düzlemden kalkılışla bir şeyleri doğru veya eğri, şekilde tartışılır olması söylenilebilmelidir. İşte bu nedenle iddialı bir düşün yazısı okuduğum zaman,  çoğu gördüğüm odur ki; geçmiş yüzyıllarda kalmış, geri düşünceli insan proto tipli yazı makaleleri içinde olan bir aydın tipi ile karşılaşmamalıyım. Böyle bir aymazlık tartışıla bilirliğin seviyesini düşürür. Hatta konuyu tartışıla bilirlikten de çıkarır.

Bir ilkokul düzeyini aşmayan anlamaların ağdalı söylem olmak dışında, konuya ilişkisiz olması ile yazının da sağlıklı dayanakları olmadığı için okurlar, yazıdan sağlıklı çıkarımlarını da yapamamış bir düşünme içinde olmaktadırlar. Kitlelere bir sunu gibi açılan yazarlar, sırf ben de yazabiliyorum, diyerekten yazılmamalıdırlar. İnsanların yazar olmak istemesi ile yazma fobilerini tatmin etmek istemelerinin heyecanı, aynı düzlemde görücülük olaraktan ortaya konmamalıdırlar. Bir yazar ele aldığı konu başlığının içlemindeki anlatımına dayalı ifadelerde konu başlığı ne olursa olsun yazar konuyu getirip getirip, dinli imanlı olmayı, ahlaklı oluşu tasvir etmeyi zımlayan türden anlatımlar bezemesi içinde olmakla akla gelenin rast gele andırışlarını, makale diyerekten, giriştirmesini yapmamalıdır.

Söz gelimi konu olaraktan bir 'kültür kavramını' işlenir oluşunu ele alalım. Bir de çok sığ ve bilmezlik düzlemi olan yozluk' kavramını da kültürle ilikleyelim!  Burada benim vurgulamak istediğim "yozluk" sözcüğünü, yazarların kendi abur cuburdu günlük dildeki anlamıyla, yazım konusu makaleye de konu edebilmeleridirler! Bu körlük te o yazarın basitçe en temel düzlemde dahi konuyu bilmez oluşundan kaynaklıdır. 

Ama bizim bilmez yazarımız, "yozluğa" bir inanç sapkınlığı, bir anane sapkınlığı diyerekten, inanç üzerinden kültür yozluğuna bir tanımı yapılması içinde de kişiler bu kaoslarıyla kendi sığlığını gösterebilmektedirler. Böyle olunca da, bu tür gayret içinde olan sayın yazıcılar sizlerin her türden akla ziyan olan kuşku verici oluşturmalarınızı, yozluk sayacaktırlar. Gelişmenin köküne kezzap suyu dökecektirler. Böylece de kendilerince bir aydın olmanın sorumsuzluk şiarını taşımış olacaklardır! Elinizin altında böylesi bir sürü yazı, mutlaka vardır.

Böylesi bilmezlikle, hatta çok yaygın olan çoğunlukla, sıfır bilişmelere denk düşer olmalarını bile, bu tür yazarların doğru bildiklerini sanıcı olmalarının, bilmezliğiyle, biliyormuş gibisine, düşün hayatımıza yol vermek istemelerine de izninizle ben yozluk diyorum. Değilse bir sokak kültüründeki, kişiler arası olacak, gel geç modacı ve kendi aralarında kendi aitleşme, haberleşmesi olan, dil kullanımlarını; toplumun kültürü saymak gibi kapasitifsizleşme içinde hiç olmayacağım.

Siz Sümer kültürü derken, sözün gelişi 5000 yıl öncesinin Uruk sokaklarında konuşulan dili, ya da sokak kültürünü mü öğreniyor övülüyorsunuz (ki onu bilen bile yoktur). Yoksa Sümer genel kültürü içinde olaraktan: Gılgamış destanını Enuma Eliş destanını, Eşnunna yasalarını, veya Urnamu yasalarını mı öğrenerek, Sümer kültürü ediniyorsunuz!

Yani gelecekte de; sizin bugün şikâyetçi olup, yozlaşma olaraktan gördüğünüz bir Uruk sokak dili söyleminin; veya bir kültüre değin anlatım dilleri kendisinin bağışıklama süreçlerini yaşar olacağını, dahi, bilmediğiniz ortaya konur. Bir sokak jargonunu, toplum kültürüne eş değer yaptığınızı bilmez denli gaflet içinde olacaksınız. Bir Uruk, Ninova sokak kültür biçimini, yarın kimse anımsar dahi, olmayacaktır. Jargonların muktedirlik süresi, olduğu yerde sönmeleri iledirler. Kültürlerin dili ise bilim ve edebi eserler bırakmasıyla kendilerini size dayatan bir öğrenmenizdirler.

Kültürün içinde; sosyal kültür, toplumsal kültür ayrımı hiç yapılmamış olur. Bu kültürlerin de kendi içinde kendi alt bileşenleri vardır. Söz gelimi, sosyal kültürünüzün içinde; inançlarınız, folklorlarınız, sokak jargonlarınız, ağıtlarınız vs.leri anlatan bir anlama, anlatım ve sözlü dil kültürünüz vardırlar. Toplumsal kültürün içinde; yazın hayatınız vardır. Teknolojiniz, plastik mimari oluşumlu sanat kültürünüz vardır. Ve yapısal sanatlar, toplumsal paylaştırmalı hukuk ilişkileriniz vs. vardır ki, bunlar evrensel kültürü de kucaklaştırırlar.

Bunların tümü üstünde de bilim kültürünüz vardır.  Bir de düşünce kültürü gibi felsefe kültürü gibi çatı kültür devinmesi olabileceklerin kavranması dahi bu yazıların, yazım kapsamı içeriğindeki körlükle en bilinmez oluşlardan birisidirler. Siz her şeye inanç mantığı olurla baktığınızda; kültürün bir alt özelliği oluşla halkçı inanç kültürü ile yine öğütçü olan, halkçı kültürü, siz genelleştirmiş olursunuz. Ki böylesi durumlarda etnik kültürler de; toplumun kültürü olur çıkar!

Böylelikli yazarlar, yaratıcı kültürü hiç bilmemiş olurlar. Zaten yazar kültür konusuyla, yozlaşma konusunu; birbirinin referansı gibi aldığından; yaratıcı olmayı da, yozlaşma algısı içine zımnindi oluşla, açık açık tıkıştırmış olur. Yozlaşmamayı da götürür tanrısal algıya referansla tutuşturdu verirler. Böylesi yazılarda, toplumsal kültürün, esamisi yoktur.

Oysa bizim ortak referansımız, toplumumuzun kültürüdür. Değilse Kırşehir sokaklarında şöyle, İstanbul varoşlarında böyle, konuşuluyor olan yerelce parça kültür, toplumun kültür envanter ilişkilisi içinde ise de; temel toplum referansı değildirler.

Allah aşkına bir kültür içinde, bu tür gelişmeler olmadan da, bu tür arz ve sunumların seçme ve ayıklanması yapılamadan da, genel kültürleriniz belirebilir olur mu? Yoksa sizin elinizde değişikliğe uğramayan, ilkten beri var olan, herkesin arayıp da bulamadığı, her derde deva bir kültür var da ona mı sahip çıkıyorsunuz?

Bu tür yazılarda anormal abartılışlarla ve tamamen cahilane bilmezliklerle, sokak jargonu; tu kaka yapılarak, kültür üzerinde fikirsiz ligin fikri beyan edilir. Bir kaynaktan çıkan suyu ırmak olmamakla suçlamak neyse, bir toplum içindeki sokak jargonunu da, kültür saymakta o dur. Nasıl kaynak suyu, süreçler girişmesi ile ırmak olacaksa, sokak jargonları da epey bir girişmeler sonunda, seçile elene, kültür olmanın süreçleri içine sokulacaktır.

Yani minicik, mini minicik akışlarla siz, önce dere oluşumlarını görmelisiniz.  Ve dere akışlarının, nehir olacak girişmesini görmelisiniz. Yani nehir olacak girişmelerin nehir tavrını,  ne çayda ne derede ne de daha dere bile olamamış (sokaktaki), mini minnacık şırıl şırıl akışları içinde aramamalısınız. Ne de su kaynağı olan su gözesi içinde nehir gibi (kültür gibi) oluşun, genelce olan kültür tavrını beklememelisiniz. Böyle bir beklenti içinde olmak, akılca zayıf ve zaaf olmak değil de, nedir?

Yine nehirler girişmesi olacak olan, göl ya da deniz girişmesini  (çatı kültürünü), nehirden beklemek, akıl kusuru, ya da akıl fukaralığı değilse, nedir? Mini minicik akışın kendi serbestliği, sokaksak aidiyetçe eksenleşme temaşasını, genel kültür yapıp çıkmak, ancak inançsal (tekçili) mantığın, hadım ettiği anlamaların bilmeyi ve yazma sorumluluğunu sulandırması olmaktan öte gidemezler.

Sürecek



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...