Bir Makale Konusunun Ele Alınışını Eleştiri 5

Ekleyen : Bayram Kaya , 09 Eylül 2012 Pazar aaa Beğen 1

5-] Bu tür analizci olamayan, ilişkisiz girişmeli tutarsız anlatımlardaki, yozluk kavramı zaten her sıfır (kararlı düzey) hareketin sahipleneceği kolaycılıkla kişinin başlı başına bir çıkmazıdır. Bu çıkmazlıklar, düşüncemizdeki şablon oturuşlardan kaynaklıdır.  Şablonumuza göre her sapmalara (gelişmelere), karşı direncin bir saldırısıdır.

Bu türden yazan kimi değerli yazarlarımız; zamanca ve zemince aşılmış olan konuları en geri kalmış biçimdeki eski değerleri ile yazılarına yazının temelini oluşan bir dayanak yaparlar. Sanki: " sürekli gelişen kültürümüze karşın; mazide kalmakla aşılmış olanların, güncel anlayış içinde güncel konulara karşı ilgisiz kalmışlarını hatta ilgisiz kalması gereken bu mumyaları yazım konusu olan tartışma ve açıklamalara  da skala ederler.

Güya bozulan kültürümüzü bu mumyalarla düzeltirler! Mumyaları (geçmiş yaşam içinde karşılığı olup ta günümüz yaşamı içinde karşılığı olmayan söylem ve anlatımları) kültürümüze mahirce emsali misal yapmanın tek yanlı ve darlığına rağbette bilmezce olan affedilmezliğin bir yanılgısı içinde olmanın gayretini güder gibidirler.

Makale gibi girişilen yazılar; daha güncel temelleri belirlenmeden soyut, muğlâk ifadelerle akıl yerine duygular yaratacak olan kendi öğütlerini ortaya koyuşlarıyla kendi okurlarını, iyice şartlandırırlar. 'Kültürümüzün yaşaması için! Kaybolmaması için! Gelecek nesillere çok sağlam bir şekilde, ciddiyetle ve özenle aktaracağımız, bırakacağımız en büyük mirasımızdır.' Gibisinden kimi anlatımlar ve kötücül yanıltmalar, hiçbir yazarlık işlevi ortaya koymayan sıradan bir abur cubur duluktur.

Hal bu ki işlevsel olan, işlevsel olacak olan zaten canlı sürecin ve organik bağıntısıyla yaşar olacaktır. Hangi kültür unutulmuş da, yerine köksüz kültür konmuştur ki. Söz gelimi bu günkü tekstil sanayi dünün kirmen eğiren kültüründen deviniş ve motiflerle olan bir kompozisyon değil mi? İlla kirmen mi olması gerekiyor?  Ve geçmiş kültürümüz geri bağlanım yasaları içindeki aşamaların kendisini çağıran yinelemeleri içinde kaybolmazlar aksine, işlev oluşla dinamikleriyle süreklileşirler.

Söz gelimi, mumya olmuş garabetle refahını paylaştıramadığınız topluma, paylaşılamayanda kaynaklı olan toplumsal rahatsızlığı unutturmak için geçmiş tandanslı hamasi duygu okşayıcı kültür aktarmanın gayreti güdülür! Tabi belli bir yaşam standardını tutturamayan halk ta bu mumya aktarmayı fazla taşıyamaz. Şimdiki duygu yapıcılar hamasetle değil araştırma geliştirme tasarımlı inovasyonlar ortaya koymanızla güncel olmaktadır. Bu nedenle masasına henüz sıcak çorbasını (sağlayışını) koyamayan insanınıza, bir kültür olarak masasına çiçek koymayı önceletemeyeceğiniz gibi kişilerde böylesi kültür arayışı içinde de, olamayacaktırlar.

Yine sizin üzerine titrediğiniz kültürümüzü yaşamak ve yaşatmak dediğiniz duyarlık, söz gelimi Almanya'ya işçi olmuş insanlarımızda, kısmen Alman'a ilişkin kültürü, Alman refahı ile beraber tüketirler! Demekki kültür kendi başına soyut ve beylik söylemleri içinde korunabilir bir hassasyet değilmiş. Sabahın beşinden, akşamın beşine değin iş gören kendi yurttaşınız, genelce kültüre hiç vakit ayıramadığından, inancı olan dar ve mumya kültürün bilinçsiz savunucusu oluşla inancına dek kültüre iyice sarılır olacaktır!

Böyle bir durumda artık gelişmeyen, evrensel olmayan cılızlıklarla var olarak yaşamaya sarılan çoğunlukla ve gelenekçi olan kültürle siz, baş başa kalırsınız!

Bir yazar, böylesi bir konu ele aldığında, söyleyeceği tek sözle: 'Kültürümüzün yaşaması için! Kültür mirasımızın kaybolmaması için! Kültürümüzü, gelecek nesillere çok sağlam bir şekilde, ciddiyetle ve özenli aktarışlarla, bırakacağımız en büyük mirasımızdır" gibi anlatım cümleleri kurarlar!

Söz gelimi Ergenekon Destanı yaratan kültür, Çanakkale destanı yaratan kültür olarak; Ergenekon destanından neşetle ama ondan farklı oluşla ortaya çıkar. Ergenekon kolektif bir devlet olma şurunu yaratan destanlaşmış gerçeğin anlatımıdır. Oysa Çanakkale devlet kültürü olan bir geleneğin saltanat ve kulluğa dönüştüğü kültür üzerinde sonrasına kurmaylarının demokrasiyi de hedefledikleri bir var oluş ikamesiydi.

Şartlar her bakımdan farklıydı. Kültür bir toplumun, özelde de bir halkın zaman zemin süreçli tanımlı lığıdır. Eğer Ergenekon Destanı kültürü olan yaşam içinde kalsaydınız Çanakkale’niz olmazdı. Şimdi olmayan geçmiş milletler gibi kültür de ileri doğru kesikli, sürekli, değişken bir akıştır. Bir toplum, aktarılması gereken kültür, varlıklarını, her halükarda aktarır. Yeter ki o kültür işlevsel olsun.

Genel olarak, kültürün aktarılması olacak aktarımlarla bizlere hep; kader, tevekkül, alın yazısı gibi öğrenilmiş çaresizlik içinde bir kölelik inanması olan 'inanç aktarmasını' telkin ederler. Bunlar da, bol bol ve ziyadesi ile fazla fazla, yapılırlar. Ama bu telkinler ortaya da bir arpa boyu yol gider olacağımız gelişkin işlevli kültür de koyamazlar. Ortaya yenisi konamayanlar karşısında ya eski mumya örnekler sahiplenilir. Ya da insanlarımız kültürlerini geliştirme muktedirliğini (karşılıklı bağıntılı olur sekans işlev eşmesini), kendilerine aktarılan öğütler içerisinde güncel yaşamsallıklarını bulamaya gayret ederler!

Veya sığlığı yaygın kılınmış olan ama hiç bir iler tutar yanı olmayan şu söylemlerle kendilerini haklı kılmaya çalışırlar. "Son senelerde babaların isimleri, dedelerin isimleri beğenilmez oldu! Modern, çağdaş(!) olduğu sanılan bir sürü isimler ortaya atıldı! Ve çocuklara bu isimler konuyor! Allah beni doğuştan Müslüman olarak dünyaya gönderdi, sen neden bana kötü manaya gelen ismi koydun? Diye, çocuk isim koyanından davacı olacaktır", gibisine abur cubur duluklardan, geri kalmışlığa kültür üretemezliğe günah keçisi yapılır.

Yine "Türk kültürü bütün cihana asırlarca damgasını vurmuşken, ne yazık ki bugün hızla bozulmakta". Bir zamanlar dünyaya damgasını vuran kültür, tüm dünyada sömürgeci, yayılmacı emperyalist (imparatorluktu ) kültürdü. Siz sömürmeyi yada sömrülmeyi bir insanlık ve insanilik kültürü gibi korumayı mı düşünüyorsunuz? Siz böyle bir ifadede körlükten başka hiçbir şey ortaya koyamazsınız. Roma imparatorluğu da 1500 seneden (Bizden 1000 sene daha) fazla, cihana damgasını vurmuş! Ne olacak şimdi? 

Birzamanların dünyaya hükmeden köleci ve köle emeğine dayalı sürecin kendi doğrultusunda o tarihsel koşulların değişme dönüşmesi içinde kendi varlığı için elzemdi ve o bakış içnde ne yazık ki doğruydu. Ama bugün bu kültürü savlamak sömürülmeye can atmak olan kültürün kendisi olur. Kültürlerin kesikli sürekli, devamlılıkla gelişmesi ve birbiri ardına, ardışık yer alışların sürekliliği içinde bunlar elbette dünde kalmasıyla olası olacak kültürlerden kimileridirler.

Eğer bir toplum cihana damgasını vuracak denli kültürel egemenlik eşme oluşturdu ise, bu eskiye bağlılıktan değil, eski üzerine sanat, edebiyat, bilim, ticaret, teknoloji vs. alanlarda devamlı yeni gelişmeler oluşturmuş olmasındandır. Eskiden farklı olan, eskinin devamı olan kültürel ilerlemelerle, süreçler kaydettiği için cihana egemence damgasını vurmuştular. Bu o çağlarla genel geçerli sömüren bir ilkedir. Kısacası üretemediğiniz zaman, üreten toplumların kültürünü, çok özelde de dilini, almak zorundasınız!

Size de, bunlara bakıp bakıp şaşmak düşer! Kendi sorumsuzluğunuzu günah keçisi aramakla başka yönlere transfer edersiniz! Yok, sokaktaki bozulma idi, yok televizyonun etkisiydi, yok basındı, diye teşhisçi ucuzlukların suçlayıcısıları içinde olunursunuz! Söz gelimi atom altı parçacıklarını siz bulup keşfettiniz de, sizin insanlarınız hınzırlık olsun diye mi; Higs parçacığı, guluonlar, leptonlar, kuarklar vs. gibi isimleri kültürünüz olmayan dil ile söyleyi verdiler diye düşünmez misiniz? İşte kültürünüz bundan ötürü kadük kalıyordu.

İşte biz üretemediğimiz alanda üretilenlerin kültürünü ve isimlerini sözcük dağarcığımıza, alırız. Bunları genelde de, kültürümüzün içine katıp öğrenirken; bunları bulanların hayatını da öğrenip yaşantılarında bile bilinçaltımıza benimsenmeler oluşturuşlarla misal kaydetmekteyiz!

En bayıldığım, akılsızca bıktıran yuvarlamalardan biri de; 'Eskiden, büyüklere hürmet, saygı, küçüklere şefkat, sevgi göstermek en önemli öğretimizken (hala ilkokullarda okunuyor olduğu halde) ne yazık ki, icraatımızda göremiyoruz.' türü söylemlerdir(!) Bunlar ilişkindik durumlarla göreceleşen insan-insan girişmeli tutumlardır. Yukarıdaki isim vermeler birer halk tandanslı özelliklerdir. Toplum tandanslı yapıcılıklar değildirler. Bu söylemi bir düzenin ilişki konumu ile ele alıp ta kültürü abartmanın da yere batırmanın da öyle uzun boylu doğruluğu da yoktur. Hiç üzerinde bile durmayacağım sıfır düzeyli bir söyleyiştir bu söylemler!

Yine bu tür yazı sığlıklarından biri de: "Abi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yani Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fena göçeriz dedim, enjoy durumları yani... Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin... "Hav ar yu yavrum? " türünden sokak jargonlarını kültür saymanın basitliğidir!

Sokak aidiyetliği, gruplar arası kabul edilme iletilmesini, bir tür gruplar parolasını; sosyal aideti özne durumlarını toplum kültürü sayma bahtsızlığıdır. Yukarılarda değinildiği gibi zamanın girişmeli seçme ayıklamasına tabi olacak, zaman içinde belirip kaybolan bir çeşit veri sunularıdır. Bu bahtsızlık, tam bir tembel okur mantık düzeyine hitap eder şekilde yazılır. Bu yazılandan, kültürümüz adına, yazarlık adına, en ufak bir katkı sağlanamaz. Bunlar, tümden öğütçü bilmezlik mantığıdırlar.

Bu tür yazılardaki; 'Misafirperverliğimiz söyler olmak zaten ayrı bir dramdır'. Bu gibi söylemler üzerinde durulmayacak denli yavan bir söylemdir. Halk yaşantı aşması ile toplum yaşantı aşmasını karıştıran bir saçma sapanlıktır.

Misafirperverlik sosyal tandanslı bir, özel yaşam tutumudur. Feodal kültür içinde oteli olmayan uğrak köylerinde misafir olmayacaktınız da ne olacaktı yani! Zaten misafir diye uğradığınız yerler de akrabalarınızdı. Tanımadığınız ,bakışlarını beğenmediğiniz biri kapınızı çalsa, misafirperverliğinizle nasıl bir tutum takınırdınız ki? Burada ne misafirliğin yanındayım, ne misafirliğin karşısındayım. Özel ve öznel ve verevine durumlardır bunlar.

Yani üretim ilişkileri dışında olurla, sosyal kültür; toplumu toplum yapan bir kültür şekli değildir. ABD uygarlığı ve ABD kültürü misafirperverliklerinden ya da misafiri dışlamaktan doğmamıştır. 1960’larda Japon mucizesini bize Japonların milli kültürlerine ne kadar bağlı oluşlarını ballandıra ballandıra anlatışla Japonların nasıl mucizeyi gerçekleştirdiğini izah eder dururla bizi hep kültür denen mumyacı batakta tuttular!

 Sürecek



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...