Bir Makale Konusunun Eleştirisi 3

Ekleyen : Bayram Kaya , 15 Haziran 2012 Cuma aaa Beğen 1

 Bu Eser 10.03.2014 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir

Bu mesabede (Düzlemde), sosyal bir kullanım olan sokak jargonu etnikçi de davranacaktır. Toplumsal kullanım belirmesi oluşla, göl dibi taban sızmaların yansımasında zaten bu jargon olucu kullanımlar vardır. Ama nihai adımda, kişiler toplumsal kültürle devinmek zorundadırlar.

Çünkü etnik yalnızlaşma, gittikçe sağlayışların körelmesine doğru kayacaktır.  Bu demektir ki etnikçi kültür; tarihi seyredişe göre kişisel sağlayışların toplumsal referanslarını, kaybedecektir. Denizden sızan geri beslemeli akımla kişi zorunlu olarak toplumsal referanslarını düzeltmeye gidecektir. Yani kişi zorunlu olarak topluma, yani; toplumsal kültüre gider.

Buralardaki sapmalar, bu yazarlarca bir yozluk olarak mı görülüyor? İşte yazarlarımızda bunlar belli değildir. Bu da kimi yazarlardaki kültür kavramının tam da oluşturulamadığı anlamına gelmektedir. 'Misafirperverliğimiz zaten ayrı bir durum' gibi sözlerle kimi yerde de ahlakı da kültürün üzerine çıkartmıştır. Ya da ahlakı kültür yapmıştır.  Oysa ahlak bir kültür unsuru iken,  her kültürün bir ahlak olmadığı, yazarlarca hiç bilinememiştir. Veya en hafif deyimi ile göz ardı edilmiştir.

Sözgelimi bu tür yazarlar; 'bir sürü isimler ortaya atıldı ve çocuklara bu isimler konuyor. Allah beni doğuştan Müslüman olarak dünyaya gönderdi' gibi ifadelerle inançları kültür yapmıştırlar. Oldukça bilgisizliktir. Dünyada ve çevrede olup bitenden bihaber siz kişiler, makale olaraktan bildiğini sanmanın cahil cesareti ile yazılmış bir yazı türü ve yazı üslubu ortaya koyarlar.

Evet, inanç bir kültürdür ancak her kültür, inanç değildir. İnancın daha temeline inersek,  her kültür ibadet edilir olan değildir. Bu yüzden bilimsel, toplumsal, sosyal, teknolojik, estetik, halkçı, sanatsal vs. etnik inanç ve etnik ahlak olmayan inanç ve ahlak gibi kültürlerimiz de vardır. Bunların hiç biri, bir diğerine indirgenmezdiler.  Üstelik bunları kuşatan bir 'kültür felsefemiz' vardır ki, bu yazar; bunları hiç bilmiyor ya da kaale almıyor görünmektedir.

Şu da bu tür yazarların, bu konularda çalakalem olduğunun bir göstergesidir. İnanç ve ahlakların neredeyse birde kişilere özgü, kişiler temeline inen tutumlaşışları vardır. Yazarlar makale konuları içinde bu tekillikleri dahi; biçimlenmiş bir “genel toplum kültürü”, saymaları ise affedilmez ana kusurlardan birisi olmaktadır.

İşte kimi yazarlar bu tür sığ, basit; tekil kültürlü anlayış devinme ilkesi içinde olurlar. Çok bağıntılı olur yazı giriştirmesini yapması gereken yazarlar; tamamen ilkel sadece bu tür konulara az çok vakıf oluşla konunun ilgilisi kişiler durumuna düşerler. Böyle olunca da yazar, genel konum düzeyinde olmayışla ve toplumun geneline hitap edişle de toplumun konum düzeyinde olan kişilerin gülüp geçeceği bir sıradan ve alakasızlıklarıyla yazılmış bir makaledir bu tip yazılar. Bu yazıların düzeltilmesi oldukça zor bir çıkılmazdır. Tekçi bağın tısız mantıkla yazılmış konu düzeyi ve toplum düzeyi olmayan çalışmadırlar.

Bu tür yazılar veya makaleler; bir irdelemeyi, bir teşhisi ve bir sorunsalı ortaya çıkarıp; kendi akılcı ve bilimsel yorumlanışlarıyla konuya, akılcı olur bağıntılı çıkarımlardan akış vermeliydiler. Oysa kimi yazarlar, olup bitenlerin kendi girişmeleri karşısında, şaşa kalmanın hayıflanmaları ve 'kendi kendilik anlamaların', kendi kendilik haklılık kaygılarıyla yazılarını ele alırlar. Bitli baklanın da bir kör alıcısı olur hesabı; bu tür yazıların okur beğenir kitleleri de hayli genişte olurlar! Eğer okur çokluğu kriteri, bu kabil yazıların doğru ortaya konuluşunu ele veriyor ise; bu yazılar doğru olarak ortaya konmuştur!

Bu tür yazarlar daha yazılarına başlarlarken baştan algısal çarpılmalarla başlamıştırlar. Pek sıradan oluşla, hiç bir söylemi içermeyen bir "yozlaşma" kalıbıyla; oldukça geri düzlemce bakışlarıyla; yazı nesnelerini giriştirirler. Bu da o konunun ilgilileri için yazının mesajını düşürecektir. Ne var ki mesaj yetileri düşen yazının; sadece sosyal kültürlü okurlara dek hitap yeteneği artırılır. Nedeni basittir. Aynı inanç temeli üzerindeki tekli mantıkla anlama ve tekli mantık kalıplarıyla konuyu dönüştürme anlayışı içinde yetişmiş olmanın duygu düzlemsellerine hitaptır bu. Hiçbir gelişme vaat etmez bir örnekliktir.

Eş deyişle, bu tür yazarların verimsizliği; leyleğin özelliklerini de kuş özelliği olarak görememeleridir. Kargadan başka, kuş tanımama girişmeli, tekli mantık bağıntılı, oluşlarındandır. Yani kişilerin kendini güncel, çağdaş, çok yönlü, kuantik, kaotiklik gibi birçok mantıkçı düşünmelerin bağıntısını edinememiş olmak elbette sizdeki cahil cesaretini çoğaltır. Bir tür çoklu mantıkla konuyu ele alan kişiler de; bu tür tekçi inanç eksenli yazıları, makale diye göze alması zaten olanaksızdır.

Örneğin; bu tür yazarlar daha konu ele alışta, aklın analizi yerine; 'yozlaşan, hızla bozulan kültürümüz; şahsen benim en büyük tasalarımdan biri' denişle, yozlaşan kültür fantomunu, 'kaygıları olaraktan' ele alırlar. Eh kaygıların olduğu yerde de aklın ilkelerinin bastırılacağı da pek açıktır. Yazarlardaki kaygılar diyalektik bir olup bitmenin farkında oluş değildir. Aksine etkin gelişmeli değişmeler karşısında; kendi sosyal ödevli direnç öğrenmelerini, kendi duygu boyutlarında olurla, kaygı boyutuna götürmüştürler.

Aklın ve gözlemin, bilgi birikimlerinin, bilim felsefesinin ve bilimsel kültürün olması gereken yerde de duygu oluşturursanız,  eh duygularınız da kaygılara kaçacaktır. Aklın, akılsızlığa kaçması iyidir. Çünkü akılsızlık akıllanmaya varır. Ama duygu kaygıya; kaygı da duyguya varırken bu gidip gelmelerde akıllıca bir sonuç çıkmaz.  Duygunun olduğu her yerde kabaran duygular; verili bir kültürünüzü, sanki kutsal bir emaneti saklar gibi bir sahiplenişle; tabucu oluşla bir sahip çıkamamanın panik kaygısına giderler.

Yazarlar, kültürün ne olduğunu belirtirken, tanımın genel kavranışından hareket etmeleri lazım gelirken; kültür unsurlarının özel tanımlı lığını kültürün tanımı gibi konuyu işlemiştirler. Ve kültürün bir değişme ve ihsas işi olduğunun dahi farkına varamayıp; inançların değişmezlikçe özelliklerini, kültürün değişmezliği olarak anlayıp; işin içinden çıkmıştırlar! Yazarlar: değişmelerin nedence yaklaşımlarından uzak bir yozlaşma (belki de gerileşme olacaktı) ihdası üzerinden, kültürü tanımlamaya ve bu tanım üzerinden de, direnç eşmeye gayret ediyorlar.

 
Sürecek

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...