Deli Murat...


6.5.2020

Şöyle bir habere denk geldim: 


Chelsea maçından sonra J.Terry, Sergen'in formasını almış; kendininkini verecekken Sergen istememiş! Kaleci Ramazan "niye böyle bişey yaptın?" diye sorunca Sergen yapıştırmış cevabı; "Ramo ben Sergen Yalçın'ım!"...


Vay bee!... Efsanelerin ölmediğini, sadece şekil değiştirdiğini kanıtlayacak bir hikaye de benden gelsin o zaman:


Vakti zamanında -turistik tesis sayımızın fazla olmadığı bir dönemde- Mersin'de deniz kenarında nefis bir site yapılıyor. Çağın epey ilerisinde bir mekan; öyle söyleyeyim. Şahane bir -dalgakıranlı- plajı, havuzları, Aquaparkları, peyzajı- çiçeği falan... On numara, beş yıldız bir tatil beldesi. Emsali o dönem için yok denecek kadar az. 84- 85 yıllarından bahsediyorum. İnanın Bodrum'da yok o fiyaka. Sosyetenin; her yerden sosyetenin gözde mekanı haline geliyor. Hem İstanbul dışına kaçamak yapmak isteyen artistlerin, politikacıların, yabancı turistlerin hem de civar illerdeki zengin tüccarların vs. uğrak noktası oluyor. İçinde 1.sınıf restoranları, oteli, apartı, diskosu, barı ne ararsanız var. Adını da "Pompeipolis" antik kentinden esinlenerek (nasıl esinlediyseler!) "Soli Beach Clup" koymuşlar. Sonradan öğrendim; bu antik kent için kazılarının yapıldığı, SİT alanı olan bir arazinin göbeğine nasıl olduysa (!) dikivermişler "Beach Clup"ı... Demek ki ordan esinlenmişler! Her neyse, konumuz bu değil...


Dedik ya, bayaa kalburüstü bir ziyaretçi profili oluşuyor... Birisi de Kadir İnanır... Sıklıkla boy gösteriyor havuz başında; en cafcaflı dönemleri... Hatta o kadar ayak yolu yapıyor ki burayı; bir de daire satın alıyor. Böylece müdavimi olduğu mekanın bir güzel reklamını da yapmış oluyor istemsizce. Burda çevre yapıyor, esnafla, personelle sıkı fıkı oluyor; arkadaşlıklar kuruyor...


Şimdi;


Bu tesisi inşaa eden müteahhitin bir oğlu var, deli mi deli... Herif dönemin "A.Ağaoğlu"su. Parayı değişik işlerden, siyasilerle ilişkilerinden, bürokratlarla dans etmekten falan bulmuş; semirdikçe semirmiş. Ay yüzlü, kollarını bilezikten kaldıramayan, şişman ve gerizekalı karısından tek oğlu; dahası tek çocuğu bu "Deli Murat!"... Murat yirmili yaşlarda, eğitimsiz, yakışıklı, ele avuca sığmayan ve paranın gücüyle şımardıkça şımaran bir "piç!"... Bu arada babasının gönül işleri ve annesinin de -şoförüyle- maceraları mevcut da; buna girmeyeyim şimdi, başka bir sohbetimizin konusu olsun...


Hikayemize dönelim;


Murat bir gün havuz başında; şezlongda iki hatunla beraber köpüklü biralarını yudumlayan Kadir İnanır'ın yanına gelir. "Deli"yi tüm şehrin tanıdığı gibi, "Soli Clup" camiası da tanımakta ve sevmektedir. O esnada kavurucu güneş, havuzun parıltısı, hoparlörlerden gelen yüksek sesli müzik ve tabii ki de yanındaki hatunlardan mest olmuş bir Kadir İnanır vardır. Neydi çalan müzik?... Hah!... "Take on me!"... A-ha gurubundan... 


"Kadir abi, ocağına düştüm!" diye lafa bodoslama dalıverir Murat heyecanla. Sonra yanındakileri fark eder gibi yapıp "pardon yenge! Kadir abi merhaba!" diye düzeltir durumu. 


"Ne o Murat? Hayırdır yeğenim?" 


"Abi yardımına ihtiyacım var..."


"Söylesene oğlum, ne derdin var?" Kadir İnanır bunu sorarken istemsizce koltuğunu kabartır. Sert mizaçlı, mahallenin ağır abisi, düşkünlerin kurtarıcısıdır ya... Sözü sayılan, ağırlığı olan, danışılan, yardım istenilen birisi olmak ne de güzeldir. Hele yanında iki tane hatun varsa! 


"Söyle koçum, nedir durum?" (bıyık altından sırıtarak, yan gözle de hatunları keserek.) 


"Abi be! Şeyy... Bi kız davası var da... Yengelerin yanında şeetmesek mi?" 


Kızlar kıkırdaşarak mevzuya dahil ederler kendilerini. Birisi Kadir'in omzuna dayanır; diğeri yattığı yerden doğrulup "oyy, kıyamaaam! Abisi hadi bir el ver şu yakışıklıya!" diye fingirdemeye başlar. 


Kadir kaşlarını çatıp ikisine de bir bakış atarak susturuverir. 


"Anlat oğlum anlat! Bişey olmaz, yabancı değil onlar. Naapayım sana?"


"Kadir abi manitaya senden bahsettim. Dedim, Kadir abim benim komşum, arkadaşım..."


"Eeee? Ne var bunda? Yalan değil ya."


"İnanmadı abi. Amma da attın dedi. Aramızdan su sızmaz dedim, -hadi oradan!- dedi bana." 


"Sakin ol koçum! Sen getir bana, hallederiz."


"Birazdan gelecek abi."


"Tamam oğlum burdayız biz daha. Getir sen."


"Abi gözünü seveyim... Madara etmezsin değil mi beni? Bi şekil yapalım; aklını alayım şunun." 


Telaştan, heyecandan konuşamıyordu Murat; eli ayağı, gözü başı durmuyordu bir türlü. Yüzü kıpkırmızıydı, belki güneşten; belki de mahcubiyetinden, bilinmez...


Şişindikçe şişinen Kadir İnanır "getir!" dedi; "getir, hallederiz."


Murat ayrıldığında kızlar gülüşerek garsondan bira istiyordu. Ayağa kalkıp şöyle bir gerinen Kadir, havuzun serin sularına balıklama atladı. Sanki film setindeydi...


Yaklaşık bir saat kadar sonra, kız arkadaşını koluna takmış Murat havuz başında göründü. Ağır adımlarla , etrafta bir şeyler göstererek gezdiriyordu kızı. Hatun havuzun hemen dibinden; taşma savaklarının plastik mazgalları üzerinde, ayağını ara ara soğuk suya soka çıkara yürüyordu. Birbirlerine bakıyor, gülüşüyorlardı. Garsonlardan birisi koşarak yanlarına gelip, karşı tarafta onlara ayırdıkları şezlongları eliyle işaret etti. Masaları söylenildiği gibi donatılmış, süslenmişti. Kır çiçekleri ve papatyalardan oluşan koca bir demet göze çarpmayacak gibi değildi. Ayrılan bu şezlonglar Kadir İnanır ve misafirlerinin oturduklarının ters tarafındaydı ama önünden geçmeleri gerekiyordu. Hoparlörlerden bangır bangır "Modern Talking"den "Cheri Cheri Lady" çalmaktaydı...


Kızların birisi tarafından güneş yağı sürülmekte olan Kadir İnanır, Murat'ı uzaktan farketti. Hafif doğrularak güneş gözlüğünü alnına doğru kaldırdığında kızlar kıkırdamayı kestiler. 


"İşte geliyor bizim Kazanova! Sessiz olun kızlar, çocuğu sevindireyim bir."


Hatunlar nefeslerini tuttular; Murat ve manitası yaklaşıyorlardı ve on adım kadar önlerinden geçerlerken ağır abimiz seslendi: 


"Vayyy!... Murat!... Yeğenim!... Gelsenize beraber oturalım... " 


Murat adımlarını yavaşlattı, tek eliyle kız arkadaşının belini sıkıca kavrayıp, diğerinin tersini Kadir İnanır'a doğru silkeleyerek; yüzünü diğer yöne çevirirken cevabını yapıştırdı:


"S.ktir git lan! ...İbne!"

...


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış