Korona ve Değişen Toplum Yapıları.


13.4.2020

                        Korona ve Değişen Toplumlar

 

Yeni bir yıla girmemizin üzerinden çok zaman geçmemiş olmasına rağmen, felaketler ardı ardına sıralandı. Depremler, savaşlar, yangınlar ve en tehlikelisi de virüs salgını…

Aslında yaşadığımız bir virüs salgınından ziyade, doğal bir âfet değil, biyolojik bir saldırıdır. Zira ilk ortaya çıktığı zamanlarda bu salgının dünyanın %60’ını yok edecek söylemiydi. Ama zaman gösterdi ki, bu bir takım kirli güçlerin laboratuar ortamında ortaya çıkardığı ve yeni bir dünya sistemi kurmak için yaydığı bir silah. Amaç insanları korkuya sürükleyip evlerine hapsetmek ve bu şekilde insanları daha rahat kontrol altına almak. Ki insanları korkutup kontrol altına almak çok da zor değildir. Ve görülüyor ki, virüs koca dünyayı evine kapattı.

Teknolojinin ortaya çıkması ile birlikte insan artık belirleyici rolü oynamaktan çıktı. Artık dünya sistemini bilim ve ileri teknoloji olacak. Daha önce yapay zekâ projesi ortaya çıktığı zaman da aynı iddialar ortaya atılmıştı: insanlık teknolojinin kölesi olacak. Ruhsuz bir dünyanın eşiğine fırlattı bütün insanlığı. Virüsün insanları eve kapatmasının sonucu olarak teknoloji ile daha da iç içedir. Buradan hareketle yeni bir din algısı da oluşabilir. Buna değinen birçok sosyolog, gazeteci ve düşünür var. Hepsinin de ortak söylediği din anlayışı; “tekno-pagan” dinidir. Bu da yukarıda değindiğimiz teknoloji efendiliğini kanıtlar niteliktedir.

Homo Deus’tan, “Homo Tekno” ya evriliyoruz gün gün.  Bilimin tanrılaştırılmasıyla birlikte teknoloji de elçi görevi görecektir. Yine anlaşılıyor ki, bu insanlığın değersizleştiğini ve sonunu getirdiğini gösteriyor bizlere. İnsanlığın sonundan kastettiğimiz mana, yok olması değil de daha çok değerinin ve öneminin yitirilmesidir. Teknolojinin ve insanın gelecekteki yerinden bahsettikten sonra toplumun nasıl şekilleneceğine de bakmakta fayda var.

Sanki kendi hayatımızın seyircisi olmuş gibiyiz. Evimize kapanıp, dışarıda olup bitenlerle kurtulacağımızı sanarak günlerimizi geçiriyoruz. Korkunun avucunu düşmüş, bir yerlerde umudu arıyoruz. Aklın duraksadığı son zamanlarda insancın gölgesine sığınmaya çalışıyoruz. Ama çok sürmeyecek ve bu manevi inanç yerine tekno inanca bırakacak. Kendimizi evimize kapatıp kendi kendimizi kurtarmanın ve yine kendimize vakit ayırdığımızı düşünüyoruz. Zira sadece kendimiz için endişeleniyoruz. Buradan hareketle toplumsallığın çökmeye başladığını ve bireyselliğin öne çıktığını görürüz. Bu aslında teknolojinin insan üzerindeki gücünü daha da artırmaktadır. Zira birey tek başına bu güce karşı koyamaz. Ancak toplumsal bir birliktelik olursa bunun üstesinden gelinilebilir. Ne yazık ki, üretilen bu biyolojik silah sayesinde toplumsallık yerle bir olmuş durumda.

Üretim topluluğundan internet topluluğuna doğru bir şekillenme içerisindeyiz. Üretim toplumlarında birlik ve beraberlik varken, internet toplumlarında yalnızlık ve bireysellik vardır. Artık herkes kendi mahremiyetinde, kendi kabuğunda kalıyor ver işini internet aracılığıyla yapıyor. Bunlar hep insanın bireyselleşmesine ve teknolojin zaferine giden adımlar. Ayrıca insanın özgürlüğünü elinden almak istendiğinin kanıtıdır da bu. “Üstelik de özgürlükleri ellerinden alındığı hâlde, ayartılarak, haz duyarak kölece bir düzenin ruhsuz araçları olacak ama bundan da şikâyet etmeyecek, çünkü haz duyacak bundan.”böyle bir cümle kuruyor Yusuf Kaplan. Söylemek istediklerimi kanıtlar niteliktedir. Ki bu da felakettir insanlık için.

Aslında bu kaybedişimizin ve teknolojiye köle oluşumuz/olmaya zorlandığımız yeni tekno inancın sebebi, insanlığın, tanrı inancını kaybetmesidir. Ateist psikanalist Jacques Lacan, “insan Tanrı inancını yitirdiği andan itibaren her şeyi tanrılaştırmaya başlar” der. Buradan anlaşıldığına göre Tanrı inancımızı kaybettik. Ve bize dayatılan inancı benimsedik.  Başta Nietzsche olmak üzere bütün büyük düşünürlerin bilimin putlaştırıldığı, insanın teknolojinin kölesine dönüştürüldüğü uyarısını yaptığı gerçeği ortadayken bunları göz ardı ederek teknolojini kölesi olmaya çalışmak belki de bizim cahilliğimizdendir. Peki, çaremiz nedir? Naçizane fikrimiz gerçek tanrılarımıza yönelmek ve tekno pagan dayatmasına toplumsal bir tepki vermek vesselam.

Düşüncenin ve inancın özgür olduğu günlere selamla.

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


3 Yorum
14.04.2020 - 12:24
Biyolojik savaş olduğu gün gibi aşikar. Ancak kimin elinde patladı ya da patlayacak daha bir zaman gösterecek. İnsanlık yirminci yüzyılın ortalarından başlayarak yirmibirinci yüzyılda dahil olmak üzere uçuruma doğru gidiyor eğer ki sevgi adına insanlık adına bir şeyler ortaya koymaz ise... Ateizm dünyanın baş belası olmuştur zaten her zaman için, Teizm in de ondan pek farkı yok. Gerçek Tanrı inancı samimiyetten geçer ki şimdiki adı din devleti diye anılanların bunlar ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bir ufak eleştiri yazının sonunda ''gerçek tanrılarımıza yönelmek'' diye bir cümle geçiyor ki bu çok yanlış bir cümle, bizler tek tanrı inancına sahip bir milletiz çoğunlukla ona da Allah diyoruz, her ne kadar Arapça bir kelime olsa da Türkçe de Tanrı Arapça da Allah netice budur.

14.04.2020 - 13:33
Hasan Bey, öncelikle günün yazısı seçilen yazınızdan dolayı sizi kutluyorum. Açıkçası, yazınızda ortaya koyduğunuz görüşleri yorumlayacak kayda değer bir birikimim olmadığı için tespitleriniz konusunda yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Elbette ben de birçok kişi gibi, ekranlardan bu virüsün biyolojik bir silah olduğu iddialarını duyuyor ve buna dair bazı yazılar okuyorum. Tartışmaya açık yönleri var.

14.04.2020 - 13:51
Yorumumun devamı: Bütün bu iddialar ve tartışmalar elbette olacak. Ama şu anda hepimizin ortak kaygısı can kayıplarının artması ve doğal olarak kendimizin, sevdiklerimizin sağlığı. Tabii ki kaygılarımız bizi yönetmemeli. Ama kaygı da korku da olağan duygular. Önemli olan birbirimize bilinçli olmayı, sorumlu davranmayı, birbirini düşünmeyi, umudu, sabrı telkin etmektir. Ayrıca, bilimsel çalışmaları takip etmek ve bilim insanlarına, yetkililerin uyarılarına kulak vermek, kurallara uymak son derece önemlidir. Bilinci, inancı, umudu elden bırakmamak dileğiyle! Her ne kadar çok önemli olmasa da birkaç yerde yazım ve noktalama hatası olduğunu belirtmek isterim. Bir kez daha okuduğunuzda siz de fark edeceksiniz. Bu tür hatalar olabiliyor, hepimizin gözünden kaçabiliyor. Bilgilendirici ve farklı bakış açıları kazandıran yazınızdan dolayı sizi tekrar kutluyorum. Sağlıklı ve aydınlık yarınlar diliyorum.