Nevzat Çelik, Sevgili Yoldaş Kurbağalar Şiiri, Edebi Tenkidi

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 26 Ocak 2012 Perşembe aaa Beğen
Bu Eser 12.12.2013 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir


NEVZAT ÇELİK : SEVGİLİ YOLDAŞ KURBAĞALAR


size şiddeti suyunu bulandırmayan bir öfke getirdim -çünkü 
öfkeliyken bir cinayeti tasarlamak cinayete gerekçe oluyor 
harp ve sulh arasında uzun yıllar var ki işgal altında aklım 
yeni bir bakma biçimi getirdim acı aynı da kadrajı farklı 
ara sıra gidip ilhami'de balık yemeli yüfer mi olur çipura mı
her balık her yeme gelmez damak tadına göre olta ister 
usta balıkçı ister sanılır ki şarap kadehini sarkıtmış denize 
üstelik deniz karanlıkta bir orman kadar tehlike büyütmez 
ayaklarına ıslak yosunlar değer ürkmek düşünceye dair 
ne zaman iyi şeyler düşünsem cinayetsiz bir gün düşünsem
anasından otoparkçı doğmuş itin biri başıma dikiliyor 
uzun zaman oldu oysa bir cinayeti adam gibi tasarlamayalı 
uzun zaman oldu ihlal etmeyeli bir aşkın sınırlarını 
bir çocuğa yarın diye bakmayalı uzun zaman oldu 
bütün bu uzun zamanları birbirine ekleyerek getirdim 
aşkolalım devrimolalım sevgili yoldaş kurbağalar 



halkın iki yüzünü otopsi masasına getirdim -çünkü 
neden bedeniyle düşünür bir halk merak ediyorum 
kan tutan bakmasın utangaç istakoz derinlere kaçsın 
yeni bir anlama biçimi getirdim düşlerin trasesi olsun 
kravatlı yürüdüğümde müdürüm diye adres soran birini 
gözümü kırpmadan otoparkçının yanına gönderebilirim 
bilmiyorum diyorum bilerek herkesin her şeyi bildiğini 
gidip rasgele satın alıyorum erikleri elmaları kirazları 
manav tezgâhında özenle çalışılmış al yeşil yalanları 
kırık bir koltuk gibi dayıyorum sırtımı duvara 
karnımda bir kucak göbek gözlerim doluyor 
kalkıp yürüsem yürüyen esmer bir keder oluyorum 
pencerenin pervazında sönmemiş sigara izmariti 
insan nasıl duruyorsa öyle biçimleniyor gövdesi 
biçim bir gövdenin yaşaması için gerekliydi getirdim 
aşkolalım devrimolalım sevgili yoldaş kurbağalar 



bir şey adına yalan söyleyen imgeyi getirdim -çünkü 
o da bazen kavram gibi cinayet işliyor taammüden 
bir tencereye kapağı kayıpsa kapaksız tencere denir 
yeni bir kavrama biçimi getirdim tersine işleyen desen 
biraz esinti desem bir kız yüzündeki utangaçlığı üfürür 
bıldırcın desem papağan desem tarz itibariyle uymaz 
makyaj yaparken gözlerinin rengini dağınık bırakan kadın 
bacaklarına kapıcı çocuğu dolaşacakken frene basıyor 
otobanda asfalta karışmış köpek ölüsü geliyor aklıma 
otobansız köylüler nerden bilsin köpeğin bu ölme biçimini 
kapıların önünde oturan kapıcılar bozmuyor istiflerini 
ya kangalımı tasmasız geçireceğim aranızdan diyorum 
ya da bugünlerde acımadan şiirler salacağım üstünüze 
hiç kimse önemsemiyor kangalı değil de sanırım şiirle beni 
kapağını kaybetmiş tencerenin isyanın getirdim 
aşkolalım devrimolalım sevgili yoldaş kurbağalar 



erken devrimler değil peşin yenilgiler getirdim -çünkü 
troçki buharin ve bütün özcinayetler ayağımı burkuyor 
kazma cinayet aleti değildir toprağın sertliğini alır 
ipe çamaşır çitilenerek asılır beyazı rüzgâra dönük 
yeni bir öfke biçimi getirdim bir başka yakışıklılık hali 
erken ayrılıkları erken ölümleri kurşuna değenleri 
dağdan yuvarlanan güneşi deniz yutar hatırlanırsa 
kurşun soğumaya başladığında kasteder hayata 
bedenin terleyen üşümesi ki ah on dokuz yirmi yaşım 
kızarmış ekmeğin tereyağına uygun bir sıcaklığı olur 
bastığı şiiri parça parça okurken matbaacı çırağı 
uyuyup kalır da düşleri ön kapağa yedinci renk olur 
yanlış bir telefon uzun çalar sesi yalnızlığımız olur 
en son durumumuz bu en son ajans haberleri gibi 
getire getire işte bu basit bilinebilirlikleri getirdim 
aşkolalım devrimolalım sevgili yoldaş kurbağalar 



ne güzel geldin çiçeklerinle demeyi getirdim -çünkü 
ne güzel gidiyorsun kuşlarımla demek istiyorum 
sevgili sevinç olmalı su sızdırmazken ölüm bu kadar 
yeni bir sevme biçimi getirdim belki yalan ama yeni 
ne kadar temizlenirse halı kiri o kadar gösteriyor 
ayçekirdeğinin tuzu ve dağınıklığı mazeret olabilir 
tırnaklarımın ve dişlerimin arasına bulaşması dahil 
kaldırılan sandalye bir daha aynı yere oturmuyor 
aynada kırılan ilk yalan amipten hızlı çoğalıyor 
tam bu anda suya bakan salkımsöğüt önerilebilir 
konuyla alakası yokmuş gibi duran bir benin 
bilmediğimiz bir kızın ensesinde ben oluşu gibi 
bilmediğimiz bir oğlanda yürüyen incelik gibi 
aşk olur o zaman belki de kim bilir aşk tamam olur 
ışığın gölgesini inatla aydınlatma çabasını getirdim 
aşkolalım devrimolalım sevgili yoldaş kurbağalar 



dem çeken kumruların ansız susmasını getirdim -çünkü 
karanlıkta çakılan kibritin buz gibi yalnızlığını gördüm 
içimizde patlayacak bir suskunluğu ateşliyordur belki 
yeni bir susma biçimi getirdim bir başka konuşma hali 
dikenlerini çekmiş bir gülün üzerine yürüsek diyorum 
geçtiğimiz sokakların çehresini değiştirsek diyorum 
saç dibinden başlıyor dökülme isteği bunu biliyorum 
kel olmadan kellik hesaba katılırsa sözün önü açılır 
yüz metrede deniz olmadan bayrak değişimi belki 
yaşlılık biraz da oyunsuz kalmış çocukluk değil mi 
bugünlerde iyi bakmalı can yücel'e vedat günyol'a 
tok bir sesle usul usul biri biri usul usul bir sesle tok 
kendinden önce ipi göğüsleyene nasıl bakar bir atlet
dağ dağa dönsün yüzünü arada bulut yağmur olsun 
bir şey olsun hayatımızda tutup o bir şeyi getirdim 
aşkolalım devrimolalım sevgili yoldaş kurbağalar 



bir kuşun kanatlarındaki rüzgârı getirdim -çünkü 
dört bir taraf gökyüzü ve geniş açı yüzümü okşuyor 
kalabalığın uyumu muydu yürüyüşümüze fiyaka katan 
yeni bir görme biçimi getirdim okuyorum şair bey 
kan giderek çoğaldı bir gülün kırmızısına mı döndük 
sessizce elini eteğini çekiyor annelerimiz bizden 
namaza durmalarından belli allah'a yakın dualarından 
gitgide buruşan yüzleri ki cesaret edip okşayamadığımız 
yitirme korkumuzu yalnız kalma korkumuzu getirdim 
yükseklik korkumuzu aşağılık korkumuzu getirdim 
ödediğimiz faturaları ödeyemediklerimizi ne varsa 
bir taşın döne döne düşme hızını sırası gelen öyküyü 
bir vapurun nazlanarak kalkışını çocukların boy atışını 
sahi çocuklar boy atarken ayaklarının altı kaşınır mı 
saçlarının esintisine bulutlar karışır mı onu getirdim 
aşkolalım devrimolalım sevgili yoldaş kurbağalar 



yüklemi öznesine yaklaşan bir cümleyi getirdim -çünkü 
bir kilimin teklifsiz sıcaklığına dokunuyor ayaklarım 
henüz ıslanmış bir karanfil tomurcuğu duruyor elimde 
yeni bir direnme biçimi getirdim eveti ve hayırı bilen 
bir kazakta ilmik ilmik büyümesini çağla yeşilinin 
eski bir dostun ansızın karşımıza çıkan merhabasını 
bir dilim ekmeğe bir paket sigaraya muhtaçken 
az giydiğimiz pantolonda her nasılsa unutulan parayı 
uzayıp giden bir dalgakıranı dalgaların kırılmışlığını 
kollarımızda soba yanığı gibi duran aşı izini aşk izini 
siyahla beyaz arasındayken bütün renkler bir umudu 
bir kaşık suda boğacakken yutkunduğumuzu 
zan altında kalışımızı zan altında bırakışımızı 
erzincan depremleriyle boy ölçüşen aşklarımızı 
sıracevizler caddesi'ne ceviz ağacı dikmeyi getirdim 
aşkolalım devrimolalım sevgili yoldaş kurbağalar 



dile düşecek bir şiiri bir şarkıyı ısrarla getirdim -çünkü 
sağlam bir masada rakının üçüncü kadehini özledim 
kendi yalanına inanıp bir ömrü tekrar göze almayı 
yeni bir itiraz biçimi getirdim kimyası insan kimyası 
matematiğini coğrafyasını fen ve tabiatını kavganın 
kumda izi kalan yavrularıydık deniz kaplumbağalarının 
alıcı kuşların pike yaptığı suya değdi de ayaklarımız 
kalbimiz suyun aynasına düşen suretimizmiş meğer 
gölgesinden nasıl kurtulur insan kendi derisini yüzmeden 
erkeği zaten saymıyorum kadınsa şüphelerim çok ciddi 
bir kasapla akrabalık kurmalı alışmak zor ölü arkadaşlara 
tuza banılmış ekmekten geriye tuza banılmış ekmek kalıyor
keskin yüzünden köreliyor bıçak bu işlerde bir terslik var 
aşık olunmaz aşkolunur devrimci olunmaz devrimolunur 
ellerinden tutup soluk soluğa bütün bunları getirdim 
aşkolalım devrimolalım sevgili yoldaş kurbağalar


"Bir şairin, kendisinin ya da başkalarının şiirleri hakkında değerlendirme yapmasını kuşkuyla karşılarım... Yazıldığı kadardır şiir. Ve hiçbir iyi şiir yerini bulma k için şairi dahil, bir başkasından el feneri istemez." Nevzat Çelik
Günümüz şairlerinden olan Nevzat Çelik Mayıs 1960'ta Boyabat, doğumlu halen İstanbul'da yaşıyor. Birkaç şiiri Ahmet Kaya tarafından bestelenmiş olan şairin :Şafak Türküsü (1984); Müebbet Türküsü (1987); Suda Seken Hayat (1990); Yağmur Yağmasaydı (1990); Sevgili Yoldaş Kurbağalar (1998) adlı şiir kitapları Bağışlanmış Hüzün (2005) adlı romanı yayımlanmıştır.
Oldukça uzun olan Sevgili Yoldaş Kurbağalar adlı şiirin bir kısmını incelemek, şiirin bütününe halel getirmeyecektir umudundayım.
ŞEKİL İNCELEMESİ
Görüldüğü gibi şiir serbest şiir tarzındadır. Fakat O. Veli, Atilla İlhan veya II. Yeni şiirlerinin kategorilerine alamayacağımız şairin kendine göre çizdiği serbestlik içerisinde yazılmıştır. O yüzden Garipçilerin hayalden, imgeden kopuk espriye dayalı, A. İlhan'ın geleneksel şiirimizin serbest şiirde yorumlanması çabasına haiz özellikleri de taşımaz. Şiir, anlamdan kopma, serbest çağrışımlara dayalı imge parçaları oluşturma, cümle dizgilerini bozarak alışılmamış cümle düzenekleri kurma amacını da taşımaz. Bu sebeplerle de II. Yeni şiiri özelliğine dahil gibi durmamaktadır. Bu yüzden Nevzat Çelik ‘in şiirlerini 1980 sonrasında II. Yeni şiirine getirilen farklı yorumlar içerisinde görmek gerekecektir. Şairin, aklın işlevlerini önemsiz görerek düşlerin ve serbestçe otomatiğe bağlanan çağrışımların önemine inanan II. Yeni şairlerinin şiirde anlamsızlığı aramak şekline dönüşen yaklaşımına uymadığını, bunun yerine anlamı aktarabilmek için farklı izleklere yönelmeye çalıştığı söylenebilir. 
1960 lardan sonra II. Yenicilerin şiirde yeni biçimler arayışları neticesinde oluşan uzun şiirlerden biridir
Kafiye, ölçü, durak, nazım birimi, nazım şekli gibi geleneksel şiir unsurlarının hepsine karşı çıkarak bunları şiir için lüzumsuz gören serbest şiir, geleneksel şiirdeki anlam, dize, cümle kurgusu, imge ve ahenk anlayışına karşı bir duruş sergiledi. II. Yeni bununla da yetinmeyerek yazım, imla, noktalama kurallarını da reddetti. Şair, noktalama işaretlerini es geçmesi bakımından II. Yeninin özelliklerine sahip çıkmaktadır.
Bu yüzden şairin, noktalama, imla, nazım birimi ve geleneksel şiirimizde bulunan söylem modellerini ve şekilciliğini şairin elini kolunun bağlayan şiirin kısıtlayıcı ve bağlayıcı unsurları olarak kabul ettiği açıktır. Kuralsız ve özgür şiir oluşturmayı şiirin esası gören bu yaklaşımın şairin vazgeçilmez ön kabulü olduğu ortadadır.
Bu özgürlük ve rahatlıkla şiir olabildiğince uzun tutulmuştur. Aynı rahatlığın dize kurgularına da yansıdığı mısraları keyfiyetince kesip uzattığı, ahenk ya da sanatkârlık kaygısı gütmeden mısralara istediği şekli verdiği görülür. Buna rağmen bir cümleyi bir dizede bitirmeye daha çok dikkat ettiği göze çarpar "yitirme korkumuzu yalnız kalma korkumuzu getirdim".
Şiir, geleneksel şiirimize ait ( aruz, hece) hiçbir motifi, imgeyi, dekoru, telmihi, şekli unsurları ( nazım birimi, ölçü, kafiye durak, söz sanatları vb ) üzerinde barındırmama gayreti içindedir. Buna rağmen şairin cümle yapımızı bozmaya, serbest çağrışım bahanesine sığınarak çağrışım yaptığı iddia edilen bozuk yapılı kelimeler üretmeye tenezzül etmediği dikkati çeker. Bu bakımdan dilimizin kurallarına – yazım ve imla kurallarına riayet etmese de- saygı duyduğu söylenebilir. Şairin kelime tercihlerinde güncel dile önem verdiği, Arapça ve Farsça kökenli kelimelerden özellikle uzak durduğu dikkati çeker. TDK nın ürettiği kelimeler içerisinde kamuoyunca benimsenmiş olanları tercih ettiği, tartışmalı kelimeleri kullanmaktan kaçındığı ortadadır. Bu da dile olan saygısını göstermektedir. Şairin şiirde berrak ve anlaşılır olma gayreti bellidir. Fakat zaman zaman II. Yeniye mahsus söylemlere meylettiği de görülür. "usta balıkçı ister sanılır ki şarap kadehini sarkıtmış denize...ayaklarına ıslak yosunlar değer ürkmek düşünceye dair, kalkıp yürüsem yürüyen esmer bir keder oluyorum". 
Ama görüldüğü gibi şairin anlamsızlık oluşturmaktan ziyade yeni bir anlatım yolu arayışında olduğu aşikârdır.
İÇERİK
Şiir " harp ve sulh arasında işgal altında kalan aklın, şiddeti suyunu bulandırmayan bir öfke" ye dönüşümüyle başlıyor. 1980 ve 1990 sonrası değişime uğramak zorunda kalan devrimcilik olgusuyla şairin kendi dünyasındaki değişimleri yoldaşlarına da önerdiği görülür. Buna dair soyut düşünceler " balığına göre yem" somutlanmasıyla ifade buluyor. " çocuklara yarın diye bakamamak, anasından otoparkçı doğan bir iti öldürmeyi tasarlamak" geçmiş ve bugünkü hal arasındaki ilintileri kurmaktadır.
Şiirin ikinci bölümü" bedeniyle düşünen ve kıyafete göre davranan, manav tezgâhlarına dahi yansıyan halkın yalancılığı ve sahtekârlığı" betimleniyor. Eylemlere yansıyan hoşnutsuzluğa rağmen çözümsüz kalışlar gözleri de dolduran "bir kucak göbek " haline dönüşür. Yaşama biçimine göre gövdenin biçim alışı şiirde oldukça çarpıcı bir buluştur. İkinci bölüm devrimcilere ve kendine yöneltilen özeleştirilere dayanır. Mesaj kendimizi ve halkı bu durumdan kurtarmak gerekir öz düşüncesidir. Göbek doldurmak eylemsiz kalışın somutlanmasıdır.
Eylemsiz kalış halini ifade etmeye yetersiz kalan" imgeler getiren" şair, yeni kavrama biçimi diyerek düz bir mantıkla mevcut hali "otobanda ezilmiş köpek ölüsüne" benzetiyor. Halkın bu duyguyu idrak edemeyeceğini ifade eden şair, kendisinin ve yoldaşlarının durağanlığına bir silkiniş arayışı içindedir. Kapıcı bile ona aldırmamakta, şaire değil Kangal köpeğine saygı duymaktadır. Bunlar 1980 öncesi günlere duyulan özlemi ifade eder. " Eyleme geçme yolu arayan şair, ya Kangalı ya da şiirleri tasmasız olarak insanların üzerine salacaktır. Şiiri köpek gibi saldırtmak ilginç bir tespittir ve çok şey ifade eden bir eylem niyetini ortaya koyar. Halkın kavramlara değil kaba güce saygı duyduğu mantığına ulaşılmıştır.
Dördüncü bölüm, 1917 Rus ihtilali sonrasında yaşanan gelişim ve değişimlere işaret edilir. Lenin'in ölümünden sonra Stalin'e karşı oluşan iki ayrı kanatta kalan bu iki devrim öncüsü Trocki - Meksika'da bir gazeteci tarafından başına kazma ile vurularak) ile Buhar in'in ( asılarak) öldürülüşü ( ip ve kazma simgeleriyle ) üzerinde durulur. Cinayetler, erken ölümler, gençlik düşleri, soğuyan kurşun objeleri, "yeni bir öfke biçimini " şekillendirmektedir. Bu bölüm devrim sonrası gelişim ve başkalaşımın önce kendi evlatlarını yediği gerçeğini hatırlatarak romantik bir devrimcilikten, nesnel bakışa kayan, özeleştiri yapan bir devrimcilik anlayışına sahip olmak gerektiği fikrine yöneltmektedir. " Peşin yenilgiler, erken devrim ve erken ölümler" 1917 ihtilali ve sonrasının sorgulanması, genç devrimcilerin hayallerle hareket etmemesi gerektiği mesajına götürür.


"Kaldırılan bir sandalyenin bir daha yerine oturmaması, Halının temizlendikçe kiri daha çok göstermesi, aynada kırılan yalanların amip gibi çoğalması" Bizi Heraklit'in " Akan bir nehirde aynı suda iki kere yıkanılamaz" çıkarımını telmih ediyor. 1990 lı yılarda SSCB nin dağılmasıyla değişen yenidünya düzeninde şairin sevmeyi ve sevilmeyi önerdiği söylenebilir. " bu yeni sevme biçimi" belki çözümü de getirecektir. 
"yeni bir susma biçimi getirdim bir başka konuşma hali" "kelliği önceden hesaba katarak" " yüz metrede bayrak değişimi"" yaşlılık biraz da oyunsuz kalmış çocukluk değil mi /bugünlerde iyi bakmalı can yücel'e vedat günyol'a" Kendi kuşağı ile mevcut kuşağın durumunu sorgulayan şair mevcut hali bir bayrak yarışına benzetir. Bu devinim içinde eski yarışçıların da unutulmamasını diler. Mücadele için şartlar olgunlaşana kadar susmayı yeni bir konuşma biçimi olarak önerir. Yeni oluşumlara hazır beklerken eskiler unutulmamalıdır ana fikrini ortaya koyar.
Bu bölüm 1980 öncesi yıllarda kalabalık gruplar halinde yapılan eylemler, oluşturulan birlikteliklerden sonra yalnızlıklar içine düşmenin sancılarını aksettirir. Ana ve çocuk sembolleri ile dünü ve geleceği ifade ederek kendi kuşağının eylemsizliğe düşüp fatura ödeme gibi gündelik sorunların rutinliğine kapılması betimleniyor. Devrim umudu çocukların saçlarındaki bulut esintisine benzetilmiştir.


Evet ve hayırı bilmekle sağlanan yeni bir direnme biçiminin ilmik ilmik büyüdüğü bir yapılanma önerisi getirilir. Karanfil bu yaşam biçiminin somutlandırılması iken, yeşil yeniden yeşermeyi sembolize eder. Dalgakıran, dalgalar ve zan altında kalışlar devrimciliğin dünden bugüne süregelen macerasını sembolize etmektedir. Sıracevizler caddesinde ceviz dikmek yeni oluşumda çoğalma arzusunu ifadesidir. Abdi İpekçi'nin Maçka da öldürülüşü- Şişli'nin, kültürel ve siyasi manada da elit bir semt oluşu çoğalmaya başlama yeri olarak seçilmesinde etkin olmuştur denilebilir.
Üçüncü kadehe başlanan sağlam masa şairin kendi kuşağının özlenmiş dostluğunu ifade eder. İçi dışı bir, yüreği dışına akseden bu kuşağın izleri kumdaki kaplumbağa yavrularının izlerine benzetilmiştir. Kimyası insan kimyası olan kendilerinin de körelmesine oluşan bir itiraz dile getiriliyor. Keskin yerinden körelen bıçak, ölü arkadaşlara alışmak için kasap olmak, kendi derisini yüzemeden gölgeden kurtulamamak bu bölümün ilginç buluşlarıdır. Şiir devrici olunmaz devrim olunur mesajı ile bitiyor. 12 Eylül öncesinde yaşananlar, ölen, idam edilen devrimci arkadaşlarının üzüntüsü dile getirilir. Acıların taze kalışına rağmen " keskin yerinden körelmek " deyimiyle mevcut haline öz eleştiri dile getirilmiştir.
ELEŞTİRİ
Şiir, 1980 sonrası Türkiye, 1990 sonrası dünyada oluşan yeni düzene ayak uydurmaya çalışan bir devrimcinin bocalamalarını dile getirir. SSCB'nin dağılması, Glasnost ve kapitalizme yönelmeye başlanması Çin'de de buna benzer oluşumların meydana gelmesi, sosyalist idarelerin çöküşü anlamına geliyordu. Bunu sosyalist sistemin çöküşü olarak kabullenmek veya kabullenmemek arasında kalan bir ruh halinin şiirin atmosferini oluşturduğu söylenebilir. Şiir bu yeni durumun analizini yaparak, çözümleme ve öneri getirme işlevini yerine getirmeye uğraşır.


Şiir, bu yeni durumda gevşeyen devrimcilerin, aşka, meşke, eğlenceye, kısaca devrimcilikle ilgisi olmayan hallere dönüşümlerine ironik bir eleştiri getiriyorsa bile bu fikrin bariz bir şekilde ortaya konduğu iddia edilemez. 
Şiirde, eylem içinde olduğu yıllardan kalan anılarıyla yaşayan ama güncel durağanlığı, eylemsizliği yadırgayan bir devrimcinin mevcut durumu betimlenmeye çalışılmaktadır. Şiir yazı türü ana fikrin net olarak ortaya konmasında zaten başlıca bir engeldir. Ana fikri bariz olarak vermek fikir yazılarının gayesi olsa da şairin düşüncelerinin bu şiirde netlik kazanamadığı belirlenebilir. 1980 sonrası değişen koşulları yadırgadığı, 1980 öncesi günlere özlemi dile getidiği ,durağanlığa eleştiri getirdiği söyense bile, eylem için gerekçelerin ortaya konulduğu söylenemez.
O halde mevcut halde yapılabilenlerin haklılık kazandığı kabul edilebilir.
Kişisel yaşantıdan estantanelerin yer aldığı şiirde, şairin mevcut yaşam biçiminden duyduğu hoşnutsuzluk dile gelir. Bundan böyle bir devrimci neler yapabilir sorularına cevap olarak sunulan şiirdeki bölümler aslında bir çözümü değil, gündelik hayatın durağanlığına boyun eğişi ifade eder. 1990 yıllarından sonra kapitalizme yenik düşmenin gerçekçiliğini kabul ederken, bu durumda neler yapılabilir sorusunun çözümlerine odaklanıldığı bellidir. Ama bu şiirde çözümler üzerinde durulmamış, mevcut hal betimlenmiştir.


Siyasi içeriğine rağmen şiir, sanatsal gayelerden ödün vermemeye çalışmıştır. Güncelliği, siyasi erekleri öne çıkaran şiirlerin en büyük handikapı düz yazının gayelerine kapılmak zaafına düşmesidir. Ama şairin , şiir sanatıyla düz yazının amaçlarını birbirine karıştırmamaya özen gösterdiğini kabul etmeliyiz. Her ne kadar bu şiirin sanatsal amaçlı yazıldığı iddia edilemese de sezdirme, aktarma, imge, uslup açılarından şiirin sınırlarına riayet ettiğini söyleyebiliriz. Şiirde zaman zaman şiir sanatına dair güzel icralara da şahit oluruz. " gölgesinden nasıl kurtulur insan kendi derisini yüzmeden, nasıl yaşıyorsa insan öyle biçimleniyor gövdesi, kalkıp yürüsem esmer bir keder oluyorum,karanlıkta çakılan kibritin buz gibi yalnzlığı, Erzincan depremiyle boy ölçüşen aşklarımız, kalbimiz suya değen aynada suretimizmiş meğer"gibi dizeler şairliğini ve buluş kaabiliyetini ortaya koyar.
Şairin beslenme kaynakları konusunda yeterli birikimden yoksun olduğum için etklendiği şairler varsa da bu konuda hüküm vermeye kendimi mezun hissedemiyorum.
Fakat mısra kurgularına baktığımız zaman kelimelerin anlamlarıyla oynamaktan hoşlanmadığı, dizelerde uzunluk, kısalık bakımından tasarruf endişesi taşımadığı görülür. Özlü ifade endişesi taşımayan şairin, dizeleri düz yazı cümlelerinden meydana getirdiği görülür. Şiirselliği özlü dizelerde kurmaya alışmış olmadığından, şiirin mısralarının hepsi de kurallı cümle boyutu ve şeklindedir. O yüzden şair keimelerin üzerinde anlam oyunları kurmaya pek itibar etmeyip, ifade vazifesini dizenin bütününe yüklemektedir. Kelimelerin birey anlamları üzerinde söz sanatları uygulamayı düşünmemektedir.
Şiirde sosyal faydayı amaç görmesine rağmen şiirin imge ve sanat açısından kuru kaldığı söylenemez. Uzun nesir cümleleri halinde dizeler oluşturmasına rağmen bu dizelerin şiirsellikten uzak kaldığını iddia edemiyoruz. Düz yazılara mahsus olması gereken bir konunun şiirin sınırları içinde ifade edilmeye çalışılması şiirde bir zaafiyet meydana getirmiştir. Şairin konuya yaklaşımındaki şairane bakış açısı dahi şiirdeki konu zemininin şiirselliğe uzak kalmasına mani olamamıştır.
Zaman zaman ahenkle ilgili unsurlar ortaya çıkmış olsa da şairin bu şiirde ahenkle ilgili bir amaç gözetmediği ortadadır. Şiirde biçimce belirli kıstaslar yoktur. Şiir, numaralandırılmış bölümler halinde yazılmıştır. Şairin uzunluk kısalık bakımından klasik endişeler içinde olmadığı görülür.
Zaten şiirin amacı bireysel bir bakış açısından sözü edilen dönemdeki devrimcilerin iç dünyasını betimlemektir.
Şairin de bunu bireysel dünyasını ayna gibi kullanıp , yaşantısından estantaneler vererek, kendisiyle özdeşleştirdiği devrimcilerin1980 ve 1990 sonrasındaki ruh hallerini ortaya koyarak başardığını söyleyebiliriz.

İnceleme: Şahamettin Kuzucular 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...