Antiocheia Kenti Isparta Yalvaç


8.7.2012



Antiocheia in Psidia'nın (Antik Kent)

Modern Yalvaç kasabası ise, merkezde 19.900, toplamda 51.000 kişilik nüfusla, yaklaşık 1400 kilometrekarelik alanda İsparta ilinin en büyük ilçesidir. Antiokheia ve Yalvaç karayoluyla Antalya'ya 230, Konya'ya 180, İsparta'ya 105, Akşehir'e 50 kilometre uzaklıktadırlar. Bölgeye hayat veren Sultan Dağları'nın sunduğu bereket yüzünden yörede pek çok antik kent kurulmuştur. Antiokheia'nın Isparta İli'ne bağlı Yalvaç İlçesi'nin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan Dağları'nın güney yamaçları boyunca uzanan verimli arazide kurulmuş bir Pisidia kentidir.

Antiokheia, diğer yamaç kentleri Neapolis, Laodiceia Katakekaumene ve Philomelium gibi Sultan Dağlan'nın bu bereketinden yararlanmıştır. Bu coğrafya içinde Antiokheia, surlarla çevrili olan alanda 46 hektarlık bir arazi üzerinde kuruludur. Yerleşmenin  alanı güney doğudaki tepe üzerinde kurulu olan Men Askaenos kutsal alanındaki Men Tapınağı'ndan izlenebilmektedir. Kentin antik çağdaki yerleşim alanı  yaklaşık olarak 800 kilometrekare olarak hesaplanmıştır.

Yalvaç’da yapılan tarih öncesi araştırmalar sonucunda birçok yerleşim yeri tespit edilmiş  Geç Neolitik dönemie kadar uzanan yerleşkeler bulunmuştur. TAY verilerine göre  yörede  bulunan başlıca antrik yerleşim yerleri şunlardır. Teknepınar ve Kuyucak Neolitik Dönem, Yarıkkaya ve Kayadibi Kalkolitik Dönem, Ağap(Korukaya), Yağcılar, Höyüklü, Akçaşar, Tokmacık, Değirmen Höyük (Mısırlı) Hoyranovası, Terziler, Sücüllü, Ağıl, Kurusarı, Göynücek(Eyüpler), Altınoluk(Tokmacık), Sükseğen(Kırkbaş), Dörtyol(Bağkonak) Ayvalı, Çamharman, Dedeçam-Kırkkuyusu, Kozluçay-Samılca, Çayköprü(Gökçeali), Samılca, Höyüklü, Hoyranovası, Terziler, Çay köprü, Ören Höyük ise İlk Tunç Çağına tarihlenmektedir. (1)

Antiocheia in Psidia Göller Yöresi'nde, Pisidya ve Frigya'nın sınırında bulunan antik kenttir. Antiochia in Phrygia olarak da bilinir. Isparta ili Yalvaç'ın kuzeynde 1 km2'lik bir alanı kapsar. Kent, 1236 metrelik en yüksek noktası kuzeyinde bulunan bir tepede konumlanmıştır. Pisidya Antiokyası olarak bilinen kentin İçerisinde bir tiyatro, kilise, augustus tapınağı ve benzeri yapılar vardır.

Yörenin sürekli sulanabilen verimli toprakları meyve yetiştiriciliği ve hayvancılığa uygun olduğundan, Romalılardan beri sürekli göç alan bir şehir olmuştur.  Kentin batıda ovaya bakan ve olasılıkla antik yolların birleşerek ulaştığı yönden ana girişi sağlayan ve iki yanından kent suruyla birlesen kapı, Anadolu'daki anıtsal girişlerin yaklaşık % 40'i gibi üç girişli, kemerli bir zafer takıdır Augustus Kutsal Alanı'na geçisi sağlayan Propylon'a benzer mimari ve plastik anlayışıyla inşa edilen kapı, Michigan Üniversitesi'nin 1920'lerde yaptığı kazılarda ilk kez ortaya çıkmıştır. (2)

Bugün kapının temel seviyesinde görülen ayakları yanında sıralanmış olan parçaları, toplam yapının % 65'ini oluşturmaktadır ve kentin  onarım projesi hazırlıkları sürmektedir. D. M. Robinson başkanlığındaki ekipte bulunan mimar Woodbridge ve ardılı araştırmacılar, kapının kazısı sırasında bulunan bronz harflerin monte edildiği arsitrav üzerindeki delikler yardımıyla iç ve diş yüzdeki yazıtları çözümlemeyi başarmışlardır:

Stil ve isçilikte görülen farklar yapının M.S. 2. yüzyıl baslarına tarihlenmesine ve 2. yüzyıl sonlarında değişikliklere uğradığının anlaşılmasına yardımcı olsa da, yapının Hadrian için M.S. 120'den sonra yapıldığı, 200'lere doğru kazanilan bir zafer anısına zafer takına dönüştüğü ve Caius Iulius Asper Pansinianus tarafından yenilendiği sonuçlarına stil kritiği yanında bu ilginç yazıtlar yardımıyla ulaşılmıştır. (2)  Kapının orta giriş aksında, yaklaşık 7 m uzaklıkta yarim daire seklinde ve yarıçapı 1,05 m olan bir çeşme havuzu kalıntısı bulunmuştur.

Yaklaşık 2 m genişliğinde ve 0,80 m yüksekliğinde bir kanalın sonunda küçük bir şelale gibi durmakta olan bu su yapısı, kapıyı geçince girilen geniş avlu ortasında bulunmaktadır.Olasılıkla sıcak yaz günlerinde uzaktan gelen yabancılara ve yolculara hoş bir sürpriz yapmak için inşa edilmiştir olup, bağlı olduğu yapı veya su iletim sistemi kazılar sürdükçe anlaşılacaktır.

Pisidia Antiocheia antik kenti kazılarını yürüten ve kazılarda bazı buluntuların dikkate değer olduğuna değinen Doç. Dr. Mehmet Özhanlıi:

Bulduğumuz binlerce sikke, takı ve o döneme ait günlük yaşama ait Erken Roma ve Geç Roma dönemlerine ait eserler var, ancak bu eserler arasında ikisi oldukça önemli. Bunlardan birisi fildişinden yapılmış bir kadın figürü. Kucağında çocuk olan ve bir elinde nar tutan figür. Diğer bir eserimiz de Erken Roma dönemine ait bir taş balta. Bu eseri Geç Roma dönemine ait eserler arasında bulduk. Bu, bize Hristiyanlığın resmi din olarak tanınmasından sonra Bizans döneminde bu bölgenin yağmalandığını gösteriyor.” demiştir. ( arkeolojihaber.net/2010/11/02/bu-kazi-efes-ve-mileti-golgede-birakacak)


KENTİN TARİHÇESİ


Kuruluş tarihi bilinmeyen Antiokheia  bir Seleukos kolonisi olarak I. Seleukos veya oğlu Antiokhos tarafından kurulmuştur. M.Ö. 25'te veya biraz sonra Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisi olmuş, yaklaşık ikiyüz yıl bu şekilde kalmıştır.

"Latince'nin M.S. 295 yılına kadar resmi dil olarak kullanıldığını imparator ve legatları için düzenlenmiş olan yazıtlar kanıtlamaktadır. Fakat bu tarihten sonraki decurioların (eyalet senatörü) protokolleri çoğunlukla Grekçe yazılmıştır. Sikkeler üzerinde de II. Claudius (M.S. 268-270) Devrinin sonlarına kadar Lâtince ibarelere rastlanmaktadır. Daha sonra Lâtince'nin yerini Grekçe almıştır. Yazıtlarda ve Tanrı Men için adanmış olan adaklarda Lâtince'nin, Grekçe'yle kıyaslandığında çok daha az kullanılmış olduğu görülmektedir." (3)

"Antiokheia, M.S. 3. yüzyılda Pisidia eyaletinin metropolisi olmuş, Bizans Devrinde de önemini korumuştur. "Kentin bilinen en erken sikkeleri M.Ö. 1. yüzyılın sonuna tarihlenmektedir. Koloni döneminin ilk 150 yılında fazla sikke basmamıştır. Koloni öncesi sikkeleri gibi, tipler çoğunlukla Tanrı Men ile ilgilidir. Sikkeler üzerinde "colonia" yazısı yer almaktadır. Claudius II'ye kadar sikke basımı devam etmiştir. Bu sikke basımı sayesinde kentin ekonomik durumunun M.S. 3. yüzyılda en üst noktaya ulaştığını anlamaktayız." (3)

713'de Araplar'ın istilasına uğrayan kent yakılıp yıkılmış, kentin tarihi 13.yüzyıla dek izlenebilmektedir. 13 yy dan sonra kent tamamen terkedilmiştir.

  


Antiokheia Kentinin Yapıları

Sur Duvarları
Antiokheia hakim bir tepe üzerine kurulmuş ve tamamen oval bir surla çevrilmiştir. Bugün kısmen ayakta olan ve temel kalıntıları görülen surların uzunluğu 2920 m.dir. İzlenemeyen kısımları ile birlikte surun tamamı yaklaşık 3000 m. yi bulmaktadır. Surların çevirdiği alan ise, 47 hektardır.

Kent surlarına dikkat edildiğinde, arazi eğiminin çok olduğu yerlerde; sur kalınlığının ortalama 1.50 m., diğer yerlerde ise 4.75-5.50 m. ye ulaştığı görülmektedir. Hellenistik Devirde inşa edilen ilk surların, Roma ve Bizans çağlarında genişletildiği açık bir şekilde günümüze dek ulaşan kalıntılardan anlaşılmaktadır (4)


Su Kemerleri

Kent mimarisinin en önemli yapılarından birisi de su kemerleridir. Roma çağında, Antiocheia şehrinin gelişip büyümesi ile artan su ihtiyacını günümüzde su çıktı adı ile anılan kaynakdan alınarak kentin kuzey yönü boyunca uzanan; yaklaşık 10 km. uzunluktaki su yolu ile sağlanmaktadır. Arazinin topografik yapısına uyarak, yeleşme yerine uzanan su kemerleri, Nympaeon’da sona ermekte ve şehrin yaklaşık üçde ikisine su ihtiyacını karşılamaktaydı. Su kemerlerine ait kalıntılar yer yer ayakta durmaktadır. (1)

Ayakta duran kemerlerin yüksekliği, 5m.- 7m. arasında değişmektedir; mevcut uzunluğu ise, 250m.’yi bulmaktadır. Kemer ayakları, 2.10m. ölçülerinde ve 4m. yükseklikte olup dikdörtgen blok taşlarının harç kullanılmadan, örülmesi ile yapılmışlardır. Kemerlerin bindiği iki ayak arasındaki açıklık 4.70m.-3.80m. arasında değişmektedir. Ayakların oturduğu taban arazisinin durumuna göre bazı yerlerde kemerler üzerinde, bazı yerlerde ise 2-3m yükseliğindeki blok taşlardan yapılmış temeller üzerine oturmaktadır. Su kemerlerinin üst yapısı, tamamen tahrip olduğundan, kemerler üzerindeki suyun yol aldığı akaçları (Canalis) yapısı tam olarak bilinememektedir. Ancak ele geçen mimari parçalardan, su oluğu kesitinin 30 cm. çapında daire olduğu anlaşılmaktadır. Su kemerlerinin, kentin tarihsel gelişimene göre yapıldığı düşünülerek, M.S. I. yüzyıla tarihlendiği düşünülmektedir . (1)


Tiyatro

Kent merkezine yakın bir tepenin üzerine inşa edilmiştir. Ancak günümüze kadar oldukça tahrip olmuş bir şekilde gelmiştir. M.S. 1833’te şehre gelen Arundell’in anlattıklarına göre tiyatronun oturma sıraları, yokolmuştur . (

Tiyatronun çevresi yaklaşık 95m. uzunluğundandır. Arkadaki yuvarlak çevreleme yaklaşık 185m. gelmektedir. Kuzey yönündeki oturma kademeleri, tepenin yamacına oyulmak sureti ile doğal toprak eğimi üzerine oturmasına karşın, güney yöndeki oturma sıralarının tonoz ve kemerlerden oluşan bir alt yapı üzerinde yer aldığı görülmektedir .

Öte yandan, kentin doğu-batı yönünde uzanan ana caddenin (Cardo Maximus), güney caveanın altında bulunan ve başka tiyatrolarda göremediğimiz tonozlu ve bir tünel içinden geçmesi oldukça dikkat çeken bir özelliktir. Roma döneminde genişletilmiş ve ana cadde tiyatro altında kalmıştır .

Sahne binasının kalıntılarından dolayı, dikdörtgen bir plana sahip olduğu düşünülmektedir. Üzeri kalın bir moloz tabakası ile örtülü temel yapısı, çok fazla tahribata uğrmıştır. Ancak cephe mimarisinin bezemeli olduğu ve kabartmalı frizlerle donaltığı ele geçen mimari parçalardan anlaşılmaktadır. Tiyatronun kalıntılarına bakıldığında, varolan kalıntıların M.S. IV yüzyılın başlarına tarihlenmektedir . (1)

Stadium

Sultan Dağları'nın eteklerinde ve akropolün batısında yer almaktadır. Stadium'un uzunluğu 190 m., genişliği ise 30 m. dir. Yapı "at nalı" şeklinde bir plana sahiptir. Kent stadiumu Hellenistik Devirde inşa edilmiş, İ.S.II. yüzyılda ise onarım geçirmiştir. Stadium, Antiokheialılar'ın hayatında antik çağlardan beri önemli rol oynamıştır. Burada çeşitli oyunlar, özellikle atletizm, güreş ve boks vs. gibi bedensel hareketler yapılmıştır.

Roma Hamamı

Kentin kuzeybatı köşesinde arazinin şekline uydurularak inşa edilmiş ve bu yüzden düzgün olmayan bir dikdörtgen plan gösterir. Binanın, biri palaestra; öteki hamam bölümleri olmak üzere iki kısımdan ibaret olduğu görülmektedir.

Kapalı  hamamın üç bölümden meydana geldiği anlaşılmaktadır.

    1- Frigidarium (Soğuk kısım),
    2- Tepidarium (Ilık kısım),
    3- Caldarium (Sıcak kısım).

bunların dışında soyunma yerleri (apoditerium), servis kısımları, su tesisleri, külhan ve depoların mevcut olduğu ve diğer bölümleri oluşturduğu muhakkaktır.

Men Tapınağı


Ay Tanrısı Men, İ.Ö. III. bin yılından beri ibadet edilen bir eski Anadolu tanrısıdır. Bir gök tanrısı olan Men, aynı zamanda sağlık ve kehanet tanrısıdır. Antiokheia Men kültürünün en önemli merkezlerinden biridir. Burada Tanrı Men'e adanmış bir tapınağın bulunması da çok doğaldır. Men kutsal alanı, Antiokheia'nın kuruluşundan önce, kentin yaklaşık olarak 5 km. güneydoğusunda, Karakuyu Tepesi üzerinde kurulmuştur.

Tapınak, 43 x 72 m. ölçülerinde, tam dikdörtgen olmayan ve etrafı temenos duvarı ile çevrili alan içerisinde yer almaktadır.

6 x 11 sütunlu ve İon düzeninde bir peripteros olan tapınağın ölçüleri dıştan dışa eni 7.95 m. cella'nın iç ölçüleri 6.45x7.85 m. dir.
Kutsal alanın dış duvarlarındaki adak kabartmaları birbirine çok benzemekte olup; tek bir örnek üzerine yapılmıştır. Hemen hepsinde iki payeli akroterli naiskos tasviri karşımıza çıkmaktadır. Kabartmaların hepsinin üzerinde bir ya da daha çok ayça motifleri ile boğa başları bulunmaktadır. Yazıtlı olanlardan ayçaların sayısının çoğu kez adak yapan kişilerin sayısını gösterdiği anlaşılmaktadır. (4)

Tapınağın alt yapısında ve temenos duvarında yerel gri renkte kireçtaşı kullanılmış, günümüze kadar ulaşamayan üst yapıda ise mermer kullanıldığı görülmektedir.


Augustus Tapınağı

Tapınak kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içerisinde ve İmparator Augustus’un ölümünden sonra onun adına ithafen inşaa edilmiştir. Yapının temeli, doğal kayanın kesilmesi ile oluşturulmuştur. 2.50m yüksekliğindeki bir podium üzerinde yer alan tapınağa, batı cephesinden on iki basamaklı bir merdiven ile çıkılmaktaydı .

Tapınağı, podyumu; 26m. X ve 15m. uzunluktadır. Yapı, dört sütunlu prostylos bir plana sahiptir. Pronaos anteleri, duvar şeklinde olmayıp iki yanda birer sütun bulunmaktadır. Pronasosta yer alan sütunlar, 1.20x1.20 m. ölçüsünde ve kare plinthoslar üzerinde trohilos ve torus kaidelerde düz arrisli ve birbirine uymayan tamburlardan meydana gelmiştir . Cella, 12m. x 10.10m. ölçülerinde ve kareye yakın bir şekildedir. Pronaos 7.70m uzunluğunda bir genişliğe sahiptir. Cella duvarlarının kalınlığı, 1.10m ile 0.7m. arasında değişmektedir . Arşitrav üzerinde yüksekliği 0.50m. , uzunluğu 10 m. olan ve girlandlar arasında yer alan bukranion kabartmalı bir friz bulunmaktadır. Alınlıkta, geison düz; sima ise, palmet motifler ile süslü, orta kısımda yumurta ve boncuk dizileri ile sınırlandırılmış epiphani bir pencere bulunmaktadır. Tepe akroterine kıvrımlar arasında Nike, yanlarda ise; acanthus yaprakları yüksek kabartma olarak işlenmiştir.

Tapınağın arkasında, yarı daire şeklinde doğal kayaya oyularak meydana getirilmiş; iki katlı bir galeri bulunmaktaydı. Alt katta Dor, üst katta ise İon düzeninde sütunlar kullanılmıştır. Tapınak önünde 63m. x 85m. boyutlarında İmparator’un adı ile anılan bir alan bulunmaktadır. Alanın kuzey ve güney taraflarında yeralan, yaklaşık 5.m genişliğindeki sütunlu galerilerin ise bu gün kısmen temel izleri seçilebilmektedir. Yapının tarihlenmesine gelince gerek yazıtlardan gerek bezeme işçiliğinden elde edilen bulgular, yapım faaliyetlerinin Tiberius devrinden Cladius dönemine kadar uzanan bir zaman diliminde devam ettiğini göstermektedir . (1)


Propylon

Augustus alanı ile Tiberius alanının kesiştiği yerde inşa edilmiştir. Üç tonozlu ve zafer takı biçiminde yapılmış olan propylon İmparator Augustus onuruna dikilmiş ve onun deniz ve karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmişti.

Ortada yer alan kemerin, iki yanındaki üçgen boşluklarda plasterler üzerinde diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış biri giyimli, diğeri çıplak iki Pisidialı esir; yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Kabartmaların önündeki boşluk ise, bir meşale ve çelenkle doldurulmuştur. Yanlardaki kemer boşluklarında ise girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları yer almaktadır.

Kademeli olarak yapılan arşitravın merkezi kısmı üzerinde, bronzdan kabartma harflerle (IMP CAES AVGVSTO PONTIFEX MAX TRIBUNICA POTESTATE XII CON...) yazıtının bulunduğu anlaşılmaktadır. Arşitrav ve ayaklar üzerinde kesintisiz devam eden frizin, her bir kemer altı yolunun merkezi üzerinde iki tritonlu bir grup yer almaktadır. Ayrıca savaş gemileri, kalkanlar, çeşitli hayvan kabartmaları ile süslü sütun başlıkları üzerinde yer alan plasterlerde Poseidon ve Demeter gibi tanrı tasvirleri de yer almaktadır.

Çeşitli silme ve kabartmalar ihtiva eden saçak takımı üstündeki kaide üzerinde giyimli dev erkek ve kadın heykellerinin durmakta olduğu tahmin edilmektedir. Bugün bu heykeller teşhir edilmektedir.

Augustus'un ölümünden önce yazdığı vasiyeti "Res Gestae Divi Augusti", onun yaşam boyunca yaptığı işlerin özetini vermektedir. Bu metnin Latince bir kopyası da bu yapıda yer almakta idi. Kazılar sırasında birçok kitabe parçası ele geçirilmiştir. (4)

Tiberius Alanı

Kentin sosyal yaşamının geçtiği bu alanda İ.S. 16'da askerlerin bir grevine de sahne olmuştur. Hayat şartlarının iyileştirilmesini isteyen Romalı askerler, su kemerlerinin bir bölümünü tahrip etmişler ve isteklerini elde ettikten sonra, su yolunu bizzat onarmışlardır.


Sütunlu Cadde

Antiokheia'da şehrin bel kemiğini teşkil eden sütunlu cadde, iki ana caddenin kesiştiği kavşaktan 75 m. kuzeyde ve ikinci ana caddenin doğusundan başlayarak Tiberius alanına kadar uzanmaktadır.
Kaldırımlı olan ana cadde, hemen hemen 11 m. genişlikte olup; uzunluğu ise 69 m. dir. Caddenin sağında ve solunda, güneyde 5.50 m., kuzeyde ise 5.60 m. derinlikte portikler; onların gerisinde de 5 m. derinlikte dükkanların yer aldığı temel kalıntılarından tespit edilmiştir.
Sütunlu cadde üzerinde yer yer heykel kaidelerinin bulunması, Antik Çağda caddenin heykellerle süslü olduğunu göstermektedir. Ayrıca cadde ortasından geçen ve atık sularının boşaltıldığı kanaldan başka, her iki tarafta bulunan dükkanların altından kaynak suları nakleden taş ve toprak künkten yapılmış su yolları dikkat çekmektedir.
 
Yalvaç Müzesi

 Müze kurmaya yönelik ilk çalışmalar 1947'de başlamıştır. Bu tarihte önce yöreden etnografik ve arkeolojik eserler toplanarak bir depoda koruma altına alınmıştır. Sonra müze binasının yapımına karar verilmiş ve müze 1966 yılında hizmete girmiştir.
Yalvaç çevresinden derlenen ve ilçeye 19 km. uzaklıkta bulunan Çamharman (Köstük) Höyüğü'nden tesadüfen elde edilen (M.Ö. 3000) Eski Tunç Çağına ait pişmiş topraktan yapılmış depaslar, rhytonlar, vazolar, testiler, kulplu kâseler ve değişik form gösteren diğer kaplar, bu bölümün ilginç eserleri arasında yer almaktadır.
Yunan Çağından başlayarak Bizans Çağına kadar gelen eserler arasında pişmiş topraktan yapılmış vazolar, çeşitli içki kapları, 5. ve 4. yüzyıla ait pişmiş topraktan çeşitli mezar buluntuları ayrı ayrı vitrinlerde teşhir edilmektedir. Diğer vitrinlerde ise Antiokheia ve Men kutsal alanından elde edilen Roma Çağına ait pişmiş toprak, mermer, bronzdan yapılmış tanrı ve tanrıça heykelcikleri, hayvan figürleri, adak kitabeleri, yağ kandilleri, cam koku şişeleri, gözyaşı şişeleri, bilezikler, değerli taşlardan yapılmış yüzük taşları, madeni yüzükler ve Bizans Çağına ait bazı ziynet eşyaları teşhir edilmektedir.
Anadolu ve Yalvaç el sanatlarının tanıtıldığı etnografya bölümde altın, gümüş ve sedef kakmalı tabancalar, tüfekler, kesici ve delici silahlar, (kılıç, kama, ok ve yaylar) koruyucu silahlar (zırh ve miğferler) yer almaktadır. El örgüsü yün çoraplar; renkli peşkir, uçkur ve havlular; yemeni ve örtüler; kadife, sim sırma işlemeli bindallılar, entariler; cepkenler ve ceketler; üçetekler yine bu bölüme renk katan eserler arasındadır. Altın, gümüş ve bafondan yapılma kadın süs eşyaları ayrı bir vitrinde teşhir olunmaktadır. Osmanlı bakır işçiliğinin örneği, bazı mutfak eşyaları da bölümün zenginliğinin bir başka delilidir. Ayrıca Yalvaç örf ve adetlerine göre düzenlenen "18. Yüzyıl Yalvaç Evi" bizden önceki kuşakların sahip olduğu zevk ve estetik duyguları hakkında yeterli bilgiyi ziyaretçilere sunmaktadır.
Revak ve bahçede Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı çağlarına ait mimarî parçalar, mezar stelleri, lahitler, ostotekler, sunaklar, yazıtlar, heykeller ve mil taşları teşhir edilmektedir. Ayrıca bahçede yer alan başlıklı sütunlardan oluşturulan sütunlu yol müzeye ilginç bir görünüm kazandırmaktadır. (4)

Adres: Hükümet Cad. Yalvaç/Isparta
Tel: (246) 441 50 59
Fax: (246) 443 49 37



KAYNAKÇA
  1. https://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=14335
  2. https://tr.wikipedia.org/wiki/Antiocheia_in_Psidia
  3. https://www.gozlemci.net/5561-yalvac-antik-kenti-antiocheia.html
  4. https://kvmgm.turizm.gov.tr/TR,44872/antiocheia-yalvac.html
  5. https://arkeolojihaber.net/2010/11/02/bu-kazi-efes-ve-mileti-golgede-birakacak/

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış