İssos Kenti Kinet Höyüğü Kazıları ve Sonuçları


Esa
4.7.2013
Çukurova gâvurdağı tarihi ve türkmenleri
 
YAYINEVİ VE SATIŞ NOKTALARI
NOBEL Kitabevi
 
 

İSSOS KENTİ VE KİNET HÖYÜĞÜ

 

a) NEOLOTİK, DEMİR TUNÇ ÇAĞLARINDA İSSOS OVASI VE ÇEVRESİ

İskenderun hatta Arsuz'dan başlayarak, Toprakkale ve Kurtkulağı önlerine kadar uzanan ovalık alana İlk çağlarda İssos ovası adı veriliyordu. İskenderun körfezi ise İssos körfezi olarak adlandırılıyordu. İskender’le Darius’un savaştığı şehir olarak üne kavuşan İssos şehrinin adının ova ve körfez adı olarak genişlemesinin diğer bir sebebi ise Körfezde kurulmuş olan ilk önemli yerleşim yeri ve limanı olmasından da kaynaklanmıştır.

Amanos dağlarının batı yakasındaki ovaya ilk çağlardan Türklerin eline geçtiği 14. 15 yy. kadar İssos ovası denmiş, Osmanlılar zamanından günümüze kadar da KINIK OVASI adı verilmiştir. Bu adın verilmesinin sebebi ise İskenderun’dan Misis’e kadar olan bölgelere 13 yy sonlarından itibaren Kınık boyuna mensup Türkmenler yerleşmiş olmasıdır. Osmanlılar, Körfezi, Ayas veya Payas Körfezi olarak adlandırmış, İskenderun’un 19 yy. dan itibaren önem kazanmasıyla Körfezin adı İskenderun Körfezi olarak anılmaya başlanmıştır

Arsuz’dan, Toprakkale ve Misis’e doğru uzanan bölge ve ova üzerinde ilkçağlardan günümüze kadar pek çek yerleşim yeri bulunmaktadır. Doğal konumu sebebiyle İssos veya Kınık Ovası olarak adlandırılan bu bölgedeki yerleşim yerlerinin tarihleri birbirleri ile hatta Çukurova ve Amik ovası tarihi ile sımsıkı bağlı olmuştur.

Bölgede yapılmış olan İssos Ovası ve civarındaki ilk yerleşmenin Demir ve Tunç çağlarında başladığı Neolitik, Kalkolitik, dönemde de sürdüğünü ortaya koymaktadır. Yaklaşık 5300 Yıl önce İÖ 3200–2000tarihlerinde (Tunç Çağı) yerleşmenin süregeldiğini, Hatay yöresinde 46 değişik yerde yapılan kazılarda anlaşılmıştır. Bu kazı alanlarından bazıları Amik ovasındaki: Çatalhöyük, Tell Cüdeyde, Tell Tayinat; Kadirli yakınlarındaki Karatepe, Aslanlıbel ve İslahiye yakınlarındaki Zincirli, Dörtyol yakınlarındaki Kinet kazılarıdır. Bu kazılar Çukurova, Amik, ve İskenderun( İssos- Kınık ) ovasının tarihini belirleyen en önemli kazı alanları olmuştur. Amanosların doğusu ve batısındaki yerleşim yerlerinin tarihinin ilkçağdan itibaren birbirlerine paralel bir seyir izlediğini bu kazılardan elde edilen bulgulardan izleyebilmekteyiz.

Çukurova, Mersin ve Tarsus'taki Neolitik devre (M.Ö. VII. bin-V bin) yıllarına kadar gitmektedir. İssos ovası ve çevresinin ulaşabildiğimiz en eski tarihi M.Ö. XIV. yüzyıla uzanmaktadır. M.Ö. XIV. yüzyılda geçen ve Mısır'a gönderilen el-Amarna kazılarında bulunan çivi yazılı mektuplardan İsimleri ilk olarak duyulan Danuna denilen bir devletin varlığından haberdar oluyoruz. Başkenti büyük ihtimalle Kadirli,  Karatepe yakınlarındaki Pakhri (Asitawanda) kentidir. Bu bilgilerden Danunna adı verilen bu uygarlığın Amanos dağları dolaylarında bir krallık kurdukları anlaşılmış olmaktadır. [1] Kimi kaynaklardan ve Misis’te yapılan küçük kazılardan elde edilen bulgulara göre Danunna krallığının Çukurova’nın tümüne hâkim olduğu, İssos ovasına kadar da yayılmış olabileceğini göstermektedir. Adana isminin Danunna devletinin bir hatırası olarak yaşadığı, Misis ve Adana’nın da Danunna devletinin önemli yerleşim birimleri olduğu belli olmaktadır.

MÖ 2000–1900 yılları arasında Çukurova’nın doğusunda Luvi, batısında Avarza krallığı vardı.  Arkeolojik kazılarda Luvi hiyeroglif yazısıyla hazırlanan Hitit yazıları bulunmuştur. Luvi Hititçede ışık insanı anlamındadır. Yani Luvi Krallığı Işık İnsanı Krallığı anlamına gelir. Kibele, Afrodit, Apollon ve Artemis gibi Tanrı-Tanrıça adlarının birçoğu da zamanının Anadolu'daki en yaygın dili olan Luvicedir. Luvilerin İlk Çağdaki Anadolu’ya inanç bakımından da önemli tesirleri vardır. Luvi Tanrısı Men'i Frigler ve Lidyalılar da Tanrı olarak kabul etmişti.

Luvi Krallığı'nın tam olarak ne zaman yıkıldığı bilinmese de, güneyde Luvi hâkimiyetinin bitmesiyle birlikte M.Ö. 1400'lerde Kizzuvatna devleti kurulmuş ve ülke nüfusunun büyük bölümünü Luviler oluşturmuştur. Luvi Krallığının yerine Kizzuvatna - Kizzuvatna- devleti kurulmuştu, Kizzuvatna devleti zaman zaman bağımsız, zaman zaman da Hititlere bağlı bir devlet olarak yaşamını sürdürtmüştü. MÖ 1200 yılında Akalar, Hititleri yıkarak Karataş’a yerleştiler. . [2]Çukurova’daki bazı şehir ve diğer türden yer kalıntılarının isimleri, Luvi krallığından kalan hatırasını hâlâ yaşatmaktadır. Kizzuvatna'nın M.Ö. 1400 yıllarında kurulması Luvi Krallığının da bu yıllarda yıkılmış olabileceği gerçeğini ortaya koymaktadır.

Dörtyol bölgesindeki Hitit işgalinden önce Çukurova’ya Kizzuvatna Devleti’nin hâkim olduğu sanılmaktadır.  Dörtyol ve Erzin de Kızzuvatna devletinin sınırlarındaki yerleşim yerleridir. Arkeolojik kalıntılar veya diğer bulgularla hakkında çok da belirgin şeyler bilemediğimiz bu devletin varlığını Hitit tabletlerinden anlıyoruz. Kizzuvatna devletinin Çukurova’nın doğusunda kurulduğu, Kinet’e kadar (İssos)  uzandığı sanılmaktadır. Kizzuvatna devletinin zaman zaman müstakil, zaman zaman da Hitit devletine bağlı olarak MÖ 1500 yıllarına kadar yaşadığı sanılmaktadır.  Hititlere ait yazılı tabletlerin pek çok yerinden varlığını anladığımız bu devletin, Çukurova ve Güneydoğu Anadolu’da Hititlerden daha önce kurulmuş bir devlet olduğunu anlamaktayız.

Kilikya bölgesi, MÖ XV. yüzyılda Hitit federasyonuna dâhil olmuştur. Hititler zamanında Çukurova bölgesi Kizzuwatna olarak adlandırılmıştı. Amik Ovası, Hititlerce pek makbul bir yerdi ve adına Kumujen veya Kumuk denilmişti. Amik veya Umuk kelimelerinin Kumuh veya Kumuj’dan geldiği söylenilmektedir.

[3]Kizzuwatna Krallığı, Hititler ile Mitanni devletleri arasında bir tampon bölge idi Kilikya ismi MÖ IX. yüzyıldan itibaren Asur kaynaklarında Hilakku olarak yer almaktadır. Klâsik çağlarda bu bölgenin adına Asurlular, Que diyorlardı. [4]Bundan dolayı da Kizzuvatna devletinden sonra bu bölgede Que, veya Kue olarak adlandırılabilecek bir devletin varlığından haberdar oluyoruz.

Kinet Höyüğü (İssos), Zincirli, Tel – Tainat, Misis, Karatepe Çukurova ve Amik Ovasındaki diğer kazı alanlarında yapılan çalışmalarda ortaya çıkan tarih katmanları, zaten Hititlerden öncesinde bölgeye hâkim olmuş, Luvi, Kizzuvatna, Que, Hitit, Azarwa ve Asur  gibi devletlerin varlığını haber vermektedir. Anadolu’da büyük bir uygarlık kuran Hititler, zamanla Kuzey doğu Anadolu’dan gelen Kimmerlerin artan baskıları karşısında tutunamayarak, Çukurova, Toroslar ve Binboğa Dağları’nın eteklerine çekilmek zorunda kalmışlardı. Buralarda yoğunlaşan Hititler, bölgedeki Kizzuvatna devleti ile mücadele etmek zorunda kalmışlardı.

Karatepe’de yapılan arkeolojik kazılarda çıkarılan ve çözümleri yapılan Fenike ve Eti tabletlerinden; Denyen (Danunalar) Devleti ve Adana ovasının Asur metinlerinde Que olarak adlandırıldığı anlaşılmaktadır. Bu tabletlerden edinilen bilgilere göre Que, MÖ 725–715 yılları arasında Asur eyaleti olmuştur .[5] Bu dönemden kısa bir süre sonra da halkı, 696 yılında başlattıkları ayaklanma sebebiyle Sanherib tarafından katliama uğratılarak sağ kalanlar başka bölgelere sürülmüştür. Kilikya, Asur İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Anadolu’ya hâkim olan Ahamenid-Pers İmparatorluğuna bağlı bir satraplık haline getirilmişti. [6]

Kinet höyüğü yani İssos kentinin kuzeyinde bulunan, sahilden yaklaşık bir kilometre uzaktaki Karatepe höyüğünün tarihi hakkında elimizde sağlam bir bilgi bulunmamaktadır. Kinet höyüğünden biraz daha yüksek gözüken bu höyükteki yerleşkeler hakkında ileri sürülen tahminler Kinet ve İssos’u kuran uygarlıklarla alâkalı tahminler olmaktadır. Prof. Marie-Henriette GATES’in Karatepe höyüğü üzerinde yaptığı yüzey kazılarından anlaşıldığına göre olabilecek en geçerli tahmin Kinet höyüğü ile Karahöyük’ün aynı medeniyetler dairesinde ve eşit zamanlar içinde kurulmuş olabileceği ile ilgilidir.

Kinet ile Karahöyük’ün arası yaklaşık sekiz kilometredir. Her iki höyük de denize yakın bir yerde kurulmuştur. Karahöyük’ün de Kinet höyük’ü gibi bir zamanlar deniz kıyısındaki bir kent olduğu; dağlardan gelen alüvyonların zamanla denizi doldurması veya denizin çekilmesi sonucu içerde kaldığı düşünülebilir.

Karahöyük’te yapılacak olan kapsamlı bir kazı çalışması sonucunda muhtemelen, Kinet höyüğünden elde edilen buluntulara ulaşılacaktır. Nitekim Prof. Dr. Marie Hanriette Gates, Kara Höyük üzerinde yaptığı yüzeysel kazı çalışmalarında da aynı kanıya ulaşmıştır.

 

KİZZUVATNA, HİTİT, ASUR, FRİGLER VE PERSLER ZAMANINDA İSSOS- KINIK – OVASI TARİHİ

a) KİNET HÖYÜĞÜ VE İSSOS KENTİNİN GERÇEK YERİ

Kinet,  (İssos ) Höyüğü, Dörtyol –Hatay ve Çukurova’nın M.Ö zamanlarına ait en önemli bulguları ortaya koyan bir höyük ve kazı alanıdır. Bu günkü coğrafik konumu Adana- İskenderun karayolu üzerinde, Erzin- Dörtyol sahil şeridinde ve Botaş tesislerinin hemen bitişiğindedir. İssos kenti, kurulduğu zamanlarda Deliçay (Pinaros) kenarında, denize kıyısı olan bir kent iken; bugün denizden beş yüz metre içerde, Deliçay’ın üç km kuzeyinde kalmıştır. Deliçay bir yandan denizi doldurarak Höyüğün denizden uzaklaşmasını sağlamış, diğer yandan da sürekli güneye doğru kayıp yatak değiştirerek Kinet Höyüğünün bulunduğu yerden İskenderun tarafına doğru üç km kayarak uzaklaşmıştır. Deliçay’ın kıyısında kurulmuş olan İssos kenti, o günlerden bugüne Deliçay’ın yatağını değiştirmesinden ve denizi doldurmasından ötürü, günümüzde kentin üç kilometre güneyinden denize akmaktadır.

Kinet Höyük’ünde (İssos) ciddi bir kazı yapılmış İsa’dan öncesine uzanan süreç üzerinde önemli buluntulara ulaşılmıştır. Dörtyol ve civarının tarihi de bu kazılar sayesinde önemli ölçüde anlaşılmış olmaktadır. Marie-Henriette GATES’: “İssos diğer adıyla Kinet, kesinlikle Fenike, Hitit ve Seleukoslar zamanında liman olarak kullanılmış bir liman kentidir.”  İfadelerine yer vermiştir

Kinet Höyük’ü (İssos) üzerinde yapılan kazı çalışmaları İssos ovasının M.Ö. Geç Neolitik Çağ’a kadar uzanan bir tarihinin olduğunu göstermektedir. Kinet Höyük’ü kazıları, Romalılar dönemine kadarki İssos ovası tarihini aydınlatan buluntularla doludur.

Bu kazılar, Kinet kenti'nin (İssos) Geç Neolitik’ten İ.Ö. 3000 Helenistik dönemin sonuna kadar İ.Ö. ilk yüzyılın ortaları bir liman kenti olarak kullanıldığını göstermektedir. Kentin ve limanın Ortaçağ’da Haçlı limanı olarak yeniden kullanıldığı bu kazılarda elde edilen bulgular arasındadır.  (İ.S. 12.–14. Yüzyıllar.[7] Şimdiki Kinet’in kıyıları ve eski limanı alüvyonlar ile dolmuş olduğundan deniz kıyısından beş yüz metre içeridedir.

İssos kenti kazılarında yirmi senesini harcayan Prof. Dr. Marie-Henriette GATES,” Kinet höyüğü olarak adlandırılan İssos şehrinin kozmopolit yapıda bir liman kenti olduğu, önemli bir kültür veya sanat şehri konumuna ulaşamadığı “ kanaatine ulaşmıştır. Üzerinde durulan diğer bir nokta İssos kentinin ilk çağlarda çok da önemli sayılabilecek bir ticaret kenti olmadığı, İlk çağlarda, bu kentin karayolu bağlantısının sanıldığı kadar işlek olmadığı şeklindedir. Marie-Henriette GATES’e göre Anadolu ve Çukurova’yı Suriye’ye bağlayan esas işlek yol Amik ovasından geçen yoldur. İlkçağlarda Amik ovasından geçen kara yolu, Adana, İsos ve İskenderun’dan geçen karayolundan daha hareketlidir.

 

b) KİNET HÖYÜĞÜNDEKİ BULUNTULAR

Dörtyol ve civarının Antik Çağa ilişkin dönemlerdeki ayrıntılarını belirleyen en önemli kalıntıların en başında Kinet Höyük’ü (İssos Şehri)  ve kazıları gelmektedir. Kinet Höyük’ünde (İssos Şehri)  yapılan kazı çalışmaları İssos ve civarındaki ilk ve antik çağlara ilişkin tarihi bilgileri bize aktaran çok sayıda buluntularla doludur. Bu kazı çalışmalarının sonucunda İssos ovası ve civarının Kizzuvatna Devleti, Hitit, Fenike, Kilikya Krallığı, Asur ve Pers, uygarlıkları esnasında önemli bir yerleşim bölgesi olduğu kanıtlanmış olmaktadır.

Makedonyalılar, Selaukoslar zamanına kadar İssos ovası ve civarındaki tarihi dönemi, Kinet Höyüğü (İssos şehri) kazıları büyük ölçüde aydınlatmış olmaktadır. Bu kazılardan elde edilen en önemli sonuç, bu medeniyetlerin önemli şehirlerinden birisinin de Dörtyol yakınlarındaki Kinet (İssos şehri) olduğunu ortaya koymaktadır. Kinet Höyük’ünün (İssos şehri) en üst katmanlarındaki buluntular,  Kinet’in; (İssos Şehri’nin) Makedonyalılar, Selaukoslar, Helenistik, Roma, Bizans hatta Haçlı seferleri esansında önemini korumaya devam ettiğini; binlerce yıl boyunca varlığını sürdüren bir şehir hüviyetini muhafaza ettiğini göstermektedir.

Kinet’teki kazı çalışmaları Kinet kentinin binlerce yıl boyunca önemini korumayı başarmasındaki sırları, değişen şartlara uyum sağlayabilmesine olanak veren gerekçeleri izah edebilmek maksatlı yapılmıştır. Çünkü Kinet'in (İssos Şehri) kurulduğu alan Pinaros Çayı’nın alüvyonlarının denizi doldurması ile denizden beş yüz metre geriye düşmüş, Kinet'in (İssos şehri) önünden akan Pinaros Çay’ı (Deliçay) yatak değiştirmesine rağmen Kinet (İssos Şehri) önemini korumayı ve sürdürmeyi başarmıştır. Marie-Henriette GATES’in yaptığı kazılardan ulaşılan diğer bir sonuca göre Kinet şehri, değişen şartlara uyum sağlayabilmek için Deliçay’ın güneye doğru kayan yatağını izleyerek 100 metre daha güneye  kaymıştır.

Bu kazılar Kinet höyüğünün Orta Tunç, Geç Tunç (Hitit) ve Demir Çağı katmanlarını ortaya çıkarmıştır. İssos- Kinet  Höyüğündeki kazıları Bilkent Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Marie-Henriette GATES yürütmüştür. Dr. Scott Redford (Georgetown Üniversitesi. ABD) ise Kinet Höyüğünde yapılan kazının Ortaçağ döneminin sorumlusu olmuştur. Kinet ve Tell-Açana höyüğündeki kazılardan elde edilen buluntular, her iki ovanın da Kalkolitik çağlardan (M.Ö. 3000 yıllarından) beri önemli yerleşim alanları olduğunu göstermektedir.[8]

İssos, diğer adıyla Kinet’in  çok mühim bir şehir hüviyetine ulaşamadığı orta büyüklükte kalmış höyüğünden de belli olmaktadır.

 

c) KİNET KAZILARININ AMACI

Dr. Scott Redford, Kinet limanı’nın değişen kültürel ve çevresel koşullara nasıl uyum sağladığını bulmayı amaçlamıştır. Kazılar, daha ziyade Demir Çağı, Asur binası (İ.Ö. geç 8. yy.) ve binanın geçmişi üzerinde yürütülmüştür. Bu katmanlarda, göğüslerini kavrayan çıplak tanrıça formundaki emsalsiz bir Şbula ve üzerinde Fenike yazısı bulunan bir saklama kabı bulunmuştur. Höyüğün tepesinde ise Ortaçağ dönemi kazıları gerçekleştirilmiştir.

Bu kazılarda Ortaçağ’ da yeniden kullanılan, Helenistik Dönem’e ait, topraktan, at biçiminde kap da dâhil olmak üzere, etkileyici bir çanak çömlek koleksiyonu ortaya çıkarılmıştır. Kuzey bölgelerdeki sondajlar, bölgenin alüvyonlarla dolduğu İ.Ö. 4. yy.da yerleşmenin bu tarafa doğru 100 m. kadar genişletildiğini göstermiştir. Ayrıca, yerleşmeden hemen içerde, denize paralel uzanan bir Roma yolu keşfedilmiştir. Roma İmparatoru Gratian (İ.S. 367–383) döneminden kalan bir bakır para, yolun inşasını ve Antakya bir Geç İmparatorluk başkenti olarak ortaya çıktığı zamana kadarki kullanımını tarihlendirecektir.[9] Bu kazılardan sonra çok önemli yapı kalıntılarının bulunmamış olması, heykel, kabartma ve yazılı belgelere rastlanılmamış olması, şehrin, kültür ve sanat açısından gelişemediğini gösterir. Bir ticaret limanı olarak kalan Kinet kenti, kültür ve sanat merkezi olan bir şehir hüviyetine asla kavuşamamıştır.

d) KİNET KAZILARINDAN ELDE EDİLEN SONUÇLAR

Demir çağı ve Orta Tunç çağına kadar ulaşan bu kalıntılar İsa'dan iki bin yıl öncesinde Hititlerin bölgeye hâkim olmaya başladığını gösteren kanıtlar sunmaktadır.  Kinet, Hititlerin liman olarak kullandığı bir yerleşim yeridir. Buluntular Fenike varlığını da ispat eden kanıtlar da sunmaktadır.

Kimmerlerin baskısı yüzünden Kuzey ve orta Anadolu’dan çekilerek Güney'e yerleşen geç dönem Hitit devletinin; Çukurova, Binboğa, Kırıkhan, Reyhanlı, Bahçe ve Antep sınırları yakınlarına kadar indiği, Kinet civarı ve Çukurova'nın Hititler için önemli yerleşkeler haline geldiğini ortaya koymaktadır.

Hitit çanak çömlekleri: Mersin- Soli, Mersin-Yumuktepe, Tarsus-Gözlükule ve daha güneyde İskenderun limanı’nda Hatay-Dörtyol-Kinet Höyük’te de bulunmuştur. Özellikle Kinet Höyük’te bu malzeme grubunun geldiği tabakalar Eski Hitit Dönemi’ne kadar indirilmiştir. Bölgedeki Hitit etkisinin İ.Ö. II. Bin yıl’ın ikinci yarısının başlarından itibaren başladığı arkeolojik kazıların sonuçlarına dayanılarak söylenmektedir. [10]

Hitit tabletlerinden yola çıktığımızda Hititler döneminde kent ve çevresinde Kizzuvatna Krallığı'nın egemen olduğu anlaşılır. Payas, Karbeyaz bölgesindeki Hitit mezarları Payas’ın Hititler zamanında önemli bir yerleşke olduğunu göstermektedir. (Not: Karbeyazdaki mezar kalıntılarının Hititlere ait olduğu kesinlik kazanmamıştır.)

M.Ö. 16. yy. da Hitit Federasyonu'na bağlanan bölge, Hitit devleti yıkıldıktan sonra Çukurova'da kurulan Kue Krallığı'na bağlandı. M.Ö. 9. yy sonlarına doğru Asur, MÖ: 663- 612 yıları arasında bölge Kilikya Krallığı’nın egemenliği altına girmiş bulunuyordu. M.Ö. 6. yy. da Persler bölgeye egemen olmaya başladılar. Bölge, M.Ö. 6. yy. dan itibaren Pers uygarlığı zamanında git gide önem kazanmaya başlamış, Selaukoslar ve Roma döneminde İssos ve Epiphaneia, önemli kentler olarak varlığını sürdürmüştür.

Çukurova’daki Asur egemenliğinden sonra MÖ 663 yılında kurulan ve bölgeye adını veren Kilikya krallığı, MÖ 621 yılında Pers istilasına uğramış ve bu krallık Perslere bağlı bir satraplık olarak idare edilmeye başlamıştı.

Kinet höyüğündeki bu medeniyetlere ait bulgular bu bilgiler için kesin delilleri ortaya koymaktadır. Kinet höyüğünün her katmanında bu medeniyetlerin her birine ev sahipliği yaptığını gösteren, mimari kalıntıları taşımaktadır.  Bu medeniyetlere ait arkeolojik buluntular detaylı açıklamalar, Kinet höyüğü katmanlarını gösteren haritalar ve izahat panolarıyla höyükten elde edilen buluntular, Antakya Mozaik Müzesinde, Marie-Henriette GATES’in yaptığı açıklamalarla birlikte teşhir edilmektedir.

 


 

BU ÇALIŞMA Şahamettin Kuzucular,  Çukurova Gâvurdağı Tarihi ve Türkmenleri adlı eserden alıntıdır.

Kitap Adı: Dörtyol Hatay Çukurova Tarihi ve Türkmenleri
Yazar: Şahamettin Kuzucular,
Basım Yeri ve Yılı: AKADEMİSYEN KİTABEVİ

ISBN NO : 9786052396834

Satış Fiatı : Kargo ücreti dahil 30 TL ' dir .
Hesap No ( Posta çek numarası ) : 056 80 204 Şahamettin Kuzucular .

Tlf: Ö 530 324 11 85

 


  • [1] . ( 1 ) KINAL, F., 1991. Eski Anadolu Tarihi, T.T.K., Ankara, 263 s.)
  • [2] 2 Dr. Özcan Tatar, XVIII. yüzyılın ilk yarısında Çukurova`da Aşiretlerin Eşkıyalık Olayları ve Aşiret İskânı, Fırat Ünv., SBE,, Elazığ, 2005 )
  • [3] . (3 Atalay, 2008: 22–23, -Akif Bilge Çelik,Fırka-ı İslâhiye, a.g.e.,shf, 5)
  • [4] (4 Kınal, a.g.e., 1998: 8–90;  shf..5
  • [5] (5 Bossert, 1948: 522; Ünal, 2006, 68).
  • [6] 6 Akif Bilge Çelik,Fırka-ı İslâhiye, Yüksek Lisans Tezi, Sütçü İmam Ünvr.; SBE, K.Maraş, shf,5-6)
  • [7] )  (7 Marie -Henriette GATES,  Kinet Höyük 2002, ANMED Sayı: 2003- 1).
  • [8] 8Dr. Fuat ŞANCI,HATAY İLİNDE TÜRK MİMARİSİ I.,Ankara Üniver., Sosyal bilimler Enst., Ank., 2006, s.7)
  • [9] ( 9 Marie-Henriette GATES,  Kinet Höyük 2002,ANMED Sayı: 2003–1
  • [10] (10 Erkan KONYAR, Kizzuvatna’nın Doğu Sınırları: Adana, Osmaniye ve Kahramanmaraş Höyükleri’nde 2006 Yılı Araştırmaları)


 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış